Site İçi Arama

strateji

Ukrayna Direnişi, Avrupa’nın Enerji Açmazı ve Türkiye

Gazprom Başkanı Aleksey Miller’in Türkiye ziyareti sonrasında Türkiye’de Moskova’nın Avrupa’ya yönelik büyük bir doğalgaz merkezi kurmak niyetinde olduğunu söylemesini, yakın vade için olumlu bulanlarımız olabilir.

24 Şubat’ta Rusya’nın Ukrayna’yı işgal teşebbüsüyle başlayan savaş başlayalı neredeyse 300 gün oldu. Rusya’nın ele geçirdiği Ukrayna toprakları, bu ülkenin % 27’sine karşılık geliyor. Büyük bir oran. Moskova halihazırda işgal altında tuttuğu Ukrayna toprakları (Kırım, Donetsk, Luhansk, Karkiv ve Herson) ile Ukrayna’nın Karadeniz’e çıkış noktalarına, kıyı şeritlerine (Odesa hariç) ve stratejik Azak Denizine, Kerç Boğazına zorla el koymuştur. Öte yandan Putin Rusya’sının bu savaşta ilerleme ekseninde bir hareketliliğinden ziyade ele geçirilen toprakları savunma telaşında olduğu gözlemlenmektedir. Savaşın genelinde savunmada kalan Ukrayna ordusu, artık zaman zaman geri aldığı toprak kazançlarıyla (Herson’da Dinyeper nehrinin batı tarafını Ruslardan temizlenmesi benzeri) moral ve motivasyonunu yüksek tutmaktadır. Bu durum, kış sonrasında Ukrayna Ordusunun Rusları Ukrayna’dan çıkarmak için karşı taarruza geçebileceği yönünde bir beklentiyi akla getirmektedir.

Rusya’nın Ukrayna işgal teşebbüsünün aslında, Batı’nın kontrolündeki uluslararası düzene ve Avrupa'nın güvenlik mimarisine karşı bir hamle olduğu değerlendirmeleri yaygın olarak yapılmaktadır. Geriye doğru baktığımızda, özellikle 2021 yılının Aralık ayında Kremlin’in açıklamalarını tekrar okuduğumuzda, NATO ve Avrupa Birliği'ne bir ültimatom verdiğini görüyoruz. Moskova, NATO'nun açık kapı politikasını sona erdirmesini istiyordu. Özellikle de 1997 yılından sonra ittifaka katılan ülkelere NATO’nun kuvvet ve silah konuşlandırmamalıydı. 

Belki sözünü dinletemediğinden belki de kafasında zaten tarihsel takıntılarına dayanarak kendi toprağı olarak gördüğü Ukrayna’ya saldırmak, Putin için ‘haklı savaş’ nedeni olarak görüldü. Ancak gelinen noktada Putin’i haklı görmek pek mümkün değil. Rus ordusu, açık bir şekilde, sivilleri hedef alıyor, sivil altyapıyı tahrip ediyor ve toplu katliamı bir silah olarak kullanabiliyor. Bazı değerlendirmelere göre, Rus savaş tarzı zaten budur: Acı ve Korku. 

Batılı kaynaklara göre, Ukrayna birliklerinin Rus işgalinden kurtardığı bölgelerde toplu katliamlar, işkence, tecavüz ve sürgünlere dair kanıtlar var. Kremlin, Avrupa'ya doğal gaz akışını keserek acı çektirmeyi Avrupa toplumlarına soğuk ve karanlıkla yüz yüze bırakarak acı çektirmeyi hesaplıyor olabilir. Ayrıca, nükleer savaş korkusunu körüklemeye devam ediyor. Putin yönetimi muhtemelen bu savaştaki hedeflerine ulaştı. Şimdi Ukrayna’yı ve bu ülkeye maddi ve manevi desteğini esirgemeyen Batı dünyasını barışa zorlamaya sıra gelmiş olmalı.

Yarım yüzyıl boyunca Sovyet işgaline maruz kalmış bir NATO ülkesi olan Estonya'nın 26 Ocak 2021 tarihinden beri başbakanı olan Kaja Kallas’a göre, “Rus barışı acıların sona ermesi değil, aksine daha fazla zulüm anlamına gelecektir. Barışa giden tek yol Rusya'yı Ukrayna'dan çıkarmaktır. Elli yıllık işgalin ardından 1991 yılında Estonya bağımsızlığımızı yeniden kazandığımızda, Ruslara karşı kendimize müttefik bulmamız gerektiğine karar verdik. Birçok orta ve doğu Avrupa ülkesinin yaptığına benzer şekilde, Rus saldırganlığına karşı güvenlik arayışıyla NATO’ya katıldık. İsveç ve Finlandiya da Rusya'nın Ukrayna'yı işgaline doğrudan bir yanıt olarak kendilerini ittifaka katılmak zorunda hissediyorlar. NATO'yu "genişleme" ya da "tırmanma" yoluyla Rusya'yı kışkırtmakla suçlayanlar Kremlin'in emperyal ideolojisinin propagandasını yapmaktadırlar.”

Benzer değerlendirmelerin Avrupa’nın çoğu başkentinde yapıldığı anlaşılmaktadır. Avrupalılara göre Kremlin; yüksek enerji fiyatları ve mülteci akınlarının Avrupa'da Ukrayna'ya yönelik kamuoyu desteğini zayıflatacağını ve Avrupa ülkelerini Ukrayna'ya gönderecek daha az kaynağa sahip bırakacağını umuyor. Oysaki AB ülkeleri, Rus doğal gazına mahkûm olmama yönünde adımlar attılar. Çünkü Rusların enerjiyi bir silah olarak kullanma politikalarından hoşlanmadılar. Ukrayna'nın zaferi, Rusya'nın Ukrayna'dan çekilmesi anlamına gelmektedir. Ukrayna'da söz konusu olan sadece Ukrayna değil şüphesiz. Avrupa'nın güvenlik mimarisinin “toprak bütünlüğü, egemenlik ve güç kullanma yasağı vb.” temel ilkeleri de Rusların hedefi oldu. Avrupalılar, Avrupa güvenlik mimarisi için de tehdit olarak gördükleri Rus ordusunun yenilmesini, Ukrayna'nın mutlaka savaşı kazanmasını istiyorlar. Ukraynalıların işgalci Rusları topraklarından kovabileceklerine inanıyorlar. 

Ukrayna'nın savaş sonrası tam anlamıyla Avrupa-Atlantik entegrasyonu öngörülüyor. Ukrayna’nın savaşı kazanması halinde AB’ye üye olmasına ve NATO’ya katılmasına kesin gözüyle bakılıyor. Bu arada, Avrupa ülkeleri de kendi öz savunma yeteneklerini artırmak için harekete geçmeyi gerekli görüyorlar. Milli bütçelerindeki savunma harcamaları paylarını artırma politikasını güdüyorlar. H2MED benzeri yeşil hidrojen projeleriyle, Avrupa gelecekte Rusya’ya olan enerji bağımlılığını aşabileceğini hesaplıyor. Zira, Rusya diğer ülkelerin kendi doğal kaynaklarına olan bağımlılığını silah olarak kullanmaktadır. Rusya'ya bağımlılıktan kurtulmak, bugün olduğu gibi gelecekte de Rus şantajından kurtulmak demektir. Bu bakış açısına Türkiye’nin de sahip olmasına, Ukrayna’daki savaştan ve AB ülkelerinin enerji politikalarını değiştirmeye yönelik arayışlarından gereken dersler çıkarılmalıdır. 

Gazprom Başkanı Aleksey Miller’in Türkiye ziyareti sonrasında Türkiye’de Moskova’nın Avrupa’ya yönelik büyük bir doğalgaz merkezi kurmak niyetinde olduğunu söylemesini, yakın vade için olumlu bulanlarımız olabilir. Ancak zaten yüksek enerji bağımlılığı içinde olduğumuz Rusya karşısında bizi gelecekte tam bağımlılığa sürükleyecek bu tür son anda akla gelen ‘parlak’ açılımları doğru bulmadığımı, enerji stratejimizde kaynak çeşitliliğine gitmemiz gerektiğini, Rusya gazına bağımlılık durumumuzun %25’in altına, yani bir kriz durumunda yönetilebilir seviyelere indirgenmesi gerektiğini değerlendiriyorum. Savaş öncesinde %40 oranında Rus doğalgazını kullanan Avrupa’nın bugün düştüğü durumdan bizim de çıkarmamız gereken dersler ve almamız gereken önlemler olmayacak mı?

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 12.12.2022
  • Süre : 5 dk
  • 894 kez okundu

Google Ads