Site İçi Arama

siyaset

1687 Yılı: Neden Tarihte Bir Dönüm Noktasıdır?

Calculus’u ilk kez kimin yazdığı önemli değil, zaten birtakım sembol farklılıkları olsa da her iki eser de birbirine çok benziyor. Önemli olan o tarihlerde biz Türkler nelerle uğraşıyormuşuz?

1687, nedir bu? 

Bir sayı! Ya da bir tarih?

Evet, bu bir tarih.

Ne olmuş bu tarihte?

Gelin bu tarihte ne olmuştan önce biz Türkler ne yapıyormuşuz bu tarihte ona bakalım.

Evet, bu tarihte Osmanlı tahtında bir değişiklik olmuş.

IV.Mehmet (Avcı Mehmet) tahttan indirilir ve saray zindanlarına kapatılır, yerine de II.Süleyman getirilir.

Kösem Sultanla birlikte artık şehzadeler katledilmediği gibi tahttan indirilen padişahlar da öldürülmüyordur. Ancak yine de kapalı bir yerde tutulmaları taht için daha hayırlı kabul edilmiş.

Osmanlı o günlerde bir kargaşa içindedir. Mohaç’ta alınan yenilgi ile Orta Avrupa’nın kapıları Osmanlı’ya tamamen kapanmıştır.

Üstelik Kösem Sultanın 1651 yılında saray ağaları tarafından öldürülmesi ile başlayan bu Hatice Turhan Sultan dönemi her türlü entrikanın sürdüğü ve devletin ekonomik olarak da zor durumda olduğu dönemdir.

Üstelik bir yandan da her yerde isyanlar vardır, kaybedilen savaşlar Osmanlı’nın oldukça çok toprak kaybetmesine ve gerileme dönemine iyiden iyiye girmesine sebep olmuştur.

***

Peki nedir bu 1687 tarihinin önemi? 

Bu tarihte Isaac Newton “Philosophiæ Naturalis Principia Mathematica” adlı eserini, yani bilinen adı ile “Calculus”u yayınlamış.

Calculus bir matematik kitabıdır ve Avrupa’da modern bilimin başlangıcı sayılabilecek bu eser ile Newton daha sonra ortaya koyacağı ve bugün “Newton Fiziği” diye bildiğimiz günlük yaşamımızdaki her türlü hareket, kuvvet ve ivme formüllerinin matematiksel olarak altyapısını oluşturmak üzere önce bu muhteşem matematik eserini yazma ihtiyacı duymuştur.

Doğa felsefesi üzerine matematiğin prensipleri!

Gerçi nasıl olmuşsa aynı tarihlerde bir başkası da çok benzer bir eser yazarak Newton’un çalışmalarına rakip olmuş. Tarihin bu gizli kısmı pek bilinmiyor. 

Bu diğer ünlü bilim insanı da Gottfried Wilhelm Leibniz’dir.

Newton üniversitedeki gücünü kullanarak Leibniz’i etkisiz hale getirmeye çalışsa da, bilim dünyası her ikisinin de çalışmalarını değerli bulup her iki eseri de kabullenmiş. 

***

Bu yazı açısından Calculus’u ilk kez kimin yazdığı önemli değil, zaten birtakım sembol farklılıkları olsa da her iki eser de birbirine çok benziyor. 

Önemli olan o tarihlerde biz Türkler nelerle uğraşıyormuşuz, Avrupa ise neler yapıyormuş! Farkı anlayabiliyor musunuz?

Calculus matematik dünyasında bir çığır açar, çünkü artık kitapta yazılı yeni yöntemlerle o güne kadar hesabını yapmanın çok zor olduğu, hatta belki de imkansız olduğu bir çok şeyin hesabı artık Calculus yardımıyla rahatlıkla yapılabilir olur.

Aslında mantık basittir. 

Newton yazdığı Calculus ile prensipte yüksekliği eğri formülünden çıkarılan ve kalınlığı da “dx” ile sembolize edilen noktasal uzunluk olan çubuk şeklindeki dikdörtgenleri yan yana getirerek eğri altındaki alanı hesaplamaya yarayan “integral formülleri”ni geliştirmiştir.

Türev ve integral! 

Bir çoğumuzun lise yıllarındaki belalı matematik konuları.

Ancak modern bilimin önünü açan önemli kavramlar bunlar. Bugün bir çok bilimsel hesapta bu kavramlar kullanıldığı gibi Newton sonrasında diğer bilim insanları tarafından da bir çok şeyin keşfedilmesi türev ve integral formülleri sayesinde olmuş.

***

Peki Osmanlı sarayı o yıllarda bir kargaşa içindeydi de, o yıllarda hiç mi bilim insanı diyebileceğimiz kimse yaşamıyordu Osmanlı topraklarında?

Vardı tabii ki, mesela 1609-1657 yılları arasında yaşamış olan Kâtip Çelebi bunlardan biri olarak sayılabilir. 

Kâtip Çelebi tarih, coğrafya ve bibliyografya üzerine çalışmalar yapmış. 

Tarih ve coğrafya tamam da bibliyografya da neyin nesi?

Bibliyografya işte, İslam dünyasının en değerli eserlerini içeren 15.000 kitabı ve 10.000 müellifi (yazar) alfabetik dizin sistemine göre tanıtan Keşf ez-zunûn 'an esâmî el-kutub ve-l-fünûn eserlerini yazmış.

Bunun yanında coğrafya üzerine de eserleri mevcut.

Tamam da, bilim insanlarından bahsediyoruz, en azından matematik konusunda çalışmaları olan yok muymuş o zamanlar Osmanlı topraklarında?

Doğrusunu isterseniz tıp konusunda çalışmalar yapan Marko Paşa, Rupen Sevag, Sabuncuoğlu Şerafettin gibi bilim insanı sayılabilecek insanlar olmuş, bir de Fatih Sultan Mehmet zamanında yalamış Ali Kuşçu var, ya da hemen ardından saray müneccimbaşılığına atanan Takiyyüddin gibi, bir de belki Hezarfen Ahmet Çelebi’yi de bunların arasında sayabiliriz sanırım, gökbilimciler diyebileceğimiz bilim insanları var. 

Tabii bir de belki Piri Reis’i de koymamız gerekli bu listeye.

Bunların dışındakiler genellikle tarih, dil ve İslam üzerine eserler yazan değerli büyüklerimiz.

Konu matematik ise 1450-1525 yılları arasında yaşamış olan ve Ali Kuşçu’nun torunu Mirim Çelebi belki ünlü matematikçilerimizden biri olarak sayılabilir, ancak o da bence daha çok gökbilimci olarak düşünülmeli. 

***

Bu kadar çok gökbilimcinin ne işi var saray çehresinde demeyin. 

O zamanlar müneccimbaşılığı önemli bir vazife!

Gökyüzündeki yıldızların hareketlerinden faydalanarak geleceğe dair bir takım bilgiler edinmek önemli. 

Bakalım yıldızlar ne diyor?

Yarın savaş yapacağız, savaşta başarılı olabilecek miyiz, yıldızlara sormak gerekli. 

Eğer yıldızlar savaşta başarı müjdesi veriyorsa sefere çıkılabilir! 

Her şey yıldızlara bağlı!

O yüzden de müneccimbaşılığı çok önemli bir vazife!

Ama resmen fal bakmak bu! Yıldız falı! Öyle değil mi?

O da yıldız değil aslında, gezegen! 

Çünkü gökyüzünde yıldızlar o kadar da çok yer değiştirmiyorlar! Günlük dönüş periyotları genellikle sabit oluyor. Hava karardığında aynı noktadan ortaya çıkıp, aynı doğrultuda gece boyunca ilerleyip hava aydınlanmaya başladığında da her zamanki aynı noktadan gökyüzünde kayboluyorlar.

Belki yıl içerisinde dünyanın güneş etrafındaki yeri değiştiği için yıldızlar yıl boyunca yer değiştiriyorlar, ancak bu yer değiştirme gezegenler gibi değil.

Gezegenler ise dünya gibi güneş etrafında döndükleri için evet, onlar gökyüzünde her seferinde farklı yerlerde görünüyorlar. Gezegenlerin hareketleri yıldızlardan farklı oluyor.

Ancak bu astronomi! 

Astronominin fal bakmakla ne ilgisi olabilir ki?

Doğrusunu istiyorsanız bugün bile yıldız falına inanan çok insan var. 

O zamanlar da durum farklı değilmiş. Bir de padişah olduğunuzda, müneccimler ordusu barındırma imkânınız olduğunda neden olmasın? Bir de yıldızlara soralım, bakalım yıldızlar yarınki savaş hakkında ne diyecekler?

Osmanlı Padişahları kararlarını fala baktırarak mı alıyorlarmış yani?

Evet, maalesef o zamanlarda da yıldız falı önemli bir yer teşkil ediyormuş hükümdarların aldıkları kararlarda.

Ya da en azından fala inanma, ama falsız da kalma!

Önemli olan müneccimbaşılar sana fal bakarken merak etmişler mi gökyüzünde gerçekte ne oluyor diye! Merak etmemişler. 

Merak etselermiş biz de Avrupa devletleri gibi daha o günlerde bilim konusunda bir ilerleme gösterebilirmişiz. 

Çünkü Avrupa’da her şey gezegen hareketlerinin yıldız hareketleri ile farklılık göstermesinin sebebini araştırmayla başlamış!

***

Peki Mirim Çelebi diyorduk, matematikçi sayılabilir demiştik. Onun matematik üzerine yazdığı bir şey var mı?

Aslında hayır. 

O da dedesi Ali Kuşçu’nun yazdığı eserler üzerine bir iki yorum ve gökyüzü gözlemleri konusunda bir iki konuda yazdığı şerhler dışında matematik anlamında önemli bir esere sahip değil.

Yani bizim tarihimizde, hadi daha geniş kapsamda bakalım, Müslümanlar tarihinde diyelim, El Harezmi (Cebir) dışında matematiğe bir katkısı olan var mıdır bilmiyorum. 

Müslüman dünyasının bu kadar bilime uzak durmasını sebebi bir zamanlar birilerinin Allah’ın buyurduklarına itiraz edilmez, onun söyledikleri irdelenemez diyerek bilim konusunda Müslüman dünyasında birtakım adımlar atılmasını engellemiş olması olabilir.

Halbuki bilim sadece etrafımızda olup biteni anlamamız için yapılan çalışmaların bir bütünüdür, hiçbir kutsal kitapta bunu engelleyen bir emir bulunmamaktadır.

Ancak konu yoruma bırakılınca işte birileri çıkıyor ve olmaz diyor, irdelemeyeceksiniz!

Tabii yorum diyoruz ya, Müslüman alimler Allah’ın emirlerini yorumlaya yorumlaya bu kadar mezhep ortaya çıkarmışlar, ama doğru dürüst bir bilimsel eser ortaya koyamamışlar.

Varsa yoksa hadis kitapları, onların da çoğu sonradan uydurulmuş şeyler. İlim irfan adına ise ortada hiçbir şey yok!

***

Evet, sanırım 1687 yılının önemini artık biliyorsunuz. Bu yıl bir dönüm yılı. Çok daha önceden başlamış olan bilimsel çalışmaların çok daha hızla ilerlemesi için ortaya konan muhteşem bir eserin yayın yılı.

Ancak bugün artık Newton’un Calculus’u da bazı şeyler için yeterli olmuyor.

Bilim dünyası ilerleme için yeni bir matematik ortaya konulması gerekiyor diye düşünüyor.

Bakalım önümüzdeki yıllar neler gösterecek?

Newton gibi bir matematik ustası daha çıkıp da yeni bir matematik kitabı yazabilecek mi belki biz de göreceğiz.

Onca matematik profesörü var dünyada, belki birileri çıkar ve matematiğe yeni bir bakış açısı ortaya koyabilir.

Bilimle kalın diyerek bitireyim yazıyı.

Moskova’dan herkese sevgi ve saygılarımla.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 09.11.2023
  • Süre : 4 dk
  • 822 kez okundu

Google Ads