logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
stratejisiyaset

Antik Yunan’da Yasa Kavramı Nedir? (2)

Demokrasiyi oluşturan siyasal yapıların ve kurumların işleyişi ise şu şekildedir: Toplumdaki tüm sınıfları kapsayan bir halk meclisi (ekklesia) mevcuttu. Ekklesia’da siyasi sorunlar konuşulur, diğer devletlerle anlaşmalar görüşülürdü.

Serbest Yazar Nergis TAN
Serbest Yazar Nergis TAN

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 08.02.2022
  • Süre : 6 dk
  • 262 kez okundu

Demokrasiyi oluşturan siyasal yapıların ve kurumların işleyişi ise şu şekildedir: Toplumdaki tüm sınıfları kapsayan bir halk meclisi (ekklesia) mevcuttu. Ekklesia’da siyasi sorunlar konuşulur, diğer devletlerle anlaşmalar görüşülürdü. Kent-devletlerin askeri yöneticisine Polemarkhos denirdi. Görev süresini tamamlayan arkhonlara (yüksek rütbeli memurlar) Areopagus denilmekteydi. Bunların yanı sıra ilerleyen süre zarfında sayıca beş yüz kişiye yükselecek olan Dörtyüzler Meclisi (bule) bulunmaktaydı. Üyeleri kurayla belirlenen bu meclis, yürütme işlevini üstlenmişti. Bünyesindeki beş yüz temsilci, Atina'nın gönderdiği on demesten (kabile) oluşuyordu. Yerel düzeyde yönetimle ilgilenen kimselere “demes” denirdi. Her bir kabileden kurayla seçilmiş temsilciler Halk Meclisinin gündemini belirler ve idari işleri yürütürdü. Kura sistemiyle her yurttaşın ancak bir seferliğine seçilmesi sağlanırdı ve böylece yurttaşların neredeyse tamamı bu mecliste bulunmuş olabiliyordu. Yüksek kamu görevlileri, dokuz arkhon ve diğer önem arz eden memurluklardan oluşmaktaydı. Halk meclisi (ekklesia), Halk Mahkemeleri (heliaia) ve buna ek olarak yılda bir kez de Çanak Çömlek Mahkemesi ile yargılama hakkına sahip oluyordu.

Polislerin arasında Atina, özellikle demokrasi kültürüyle diğerlerinden ayrı bir yerde tutulmaktadır. Atina İ.Ö. 7. yüzyıla kadar monarşi yani kral hükümdarlığı ile yönetiliyordu. Daha sonra aristokratlardan meydana gelen bir zümre tarafından yönetilmeye başladı. Atina’da aristokratların yönetimi sırasında üretimle birlikte ticaret gelişmiştir ancak bu durumla toplumsal eşitsizlikler ve ekonomik çatışmalar ortaya çıkmıştır. Öyle ki bu dönemde borçlarını ödeyemeyen kimseler köle konumuna düşmüşlerdir. Hal böyle olunca insanlar mal mülklerini her an kaybedecekleri ve köle olacakları endişesiyle yaşamaya başlamışlardır. Atina’daki sınıf çatışmaları beraberinde bir darbe girişimini getirmiştir. Aristoteles Politika adlı eserinde darbelerin beş temel sebebini açıklamıştır:

  • Eşitsizlik. Toplumda adaleti ve eşitliği sağlayacak olan niteliksel eşitliktir. Durumu kabullenmeyenler, daha küçükler eşit olmak, eşitler ise daha büyük olmak için ayaklanırlar. Bu durum sosyal eşitsizliğe neden olur ve isyanlar ve darbeler meydana gelir.
  • Toplumda belirli bir kesimin ekonomik veya siyasi bakımından fazla güç elde etmesidir. Belirli bir kesimin güç elde etmesi devletin de güç elde etmesidir. Ancak bu kesimin elde ettiği güçle devletinki aynı oranda büyümeli veya küçülmelidir ki ortada bir denge olsun. Zira bu orantısız durum da isyan ve darbelere neden olacaktır.
  • Kişisel çıkarlar ve saygınlık hırsının sebep olmasıyla iktidarın kötüye kullanımı. Bireyler güçlü bir konum elde ettiklerinde devlete daha fazla hakim olmak, onu ele geçirmek adına çeşitli darbe teşebbüslerinde bulunabilirler.
  • Toplumu oluşturan çeşitli ırk ve uluslar ile coğrafi etkenlerdir. Nüfusta yabancı bir kitlenin varlığı olası bir isyanın başlangıcı ve nedeni için yeterlidir.
  • Bir hükümet ya da hükümetin bir kesiminin diğerlerine nazaran daha fazla güç elde etmesi ya da halk tarafından daha çok tutulmaya başlamasıyla bölücü nitelikli faaliyetler meydana gelir ve bu da kitleleri ayaklandırır.

İ.Ö. 632 yılında yoksul kesimi arkasına kalan Kylon, tiran olma girişiminde bulunmuştur. Aristokratlar bu darbe girişimini güçlükle bastırabilmişlerdir. Darbe girişiminde bulunan kimseler, hukuken korunmak için o zaman değin aristokratların elinde olan hukukun yazılı hale getirilmesini istiyorlardı. Çünkü aristokrat sınıfın yazılı olmayan yasalarla yürüttüğü hukuk, zenginleşen soyluların istediklerini yerine getirmede araç olmaktaydı. Yasaların yazılı hale getirilecek olması, aristokratların tanrının buyruğu şeklinde gösterdiği ancak uygulamada soylu ve zengin kesimin faydası gözetilen sözlü yasaların (thesmoi) etkisini yitirmesi ve bunun yerine toplumdaki her kesimin siyasal ve sosyal yaşamını eşit kılacaktı. Bu durum Atina haricinde de pek çok Yunan polisinde isyanlar sonrası elde edilmişti. Kanunların saptanması görevi İyonya’da aisimnetes, diğer yerlerde de nomotetes adı verilen diktatör yetkilerine sahip birtakım kişiler tarafınca yürütülürken zamanla birtakım komisyonlarca yürütülmüştür. Kanun koyucuların en ünlüleri arasında Sparta’da Lykurgos, Lokroi’da Zalevkos, Katana’da Kharondas, Lesbos’ta Pittakos, Atina’da da Drakon ve Solon vardır.

Lykurgos

Antikçağın günümüze kadar adlarını duyurmuş olan birçok tarihçisi -Platon, Ksenophon, Herodotos, Aristoteles, Polybios, Plutarkos, Diogenes Laertius, Diodorus Siculus ve Cicero- Sparta kralı Lykurgos’tan ve onun yasalarından söz etmişlerdir. Öyle ki Platon’un Devlet adlı eserini yazarken Lykurgos’tan esinlendiği yönünde birtakım kanılar mevcuttur. Lykurgos ve yasaları hakkında bilgileri derleyen Plutarkhos olmuştur zira “Lykurgos’un Yaşamı” adlı eserinde onun yaşamını, gezilerini, siyasi kariyerini ve kendisinin ölüm orucu ile hayatını sonlandırması gibi çeşitli bilgiler yer almaktadır. Lykurgos, ağabeyi Polydektes’in vefatının ardından isteksizce yönetime geçtiği bilinmektedir. Daha sonra ağabeyinin eşinin bir çocuk dünyaya getireceği öğrenilir ve çocuk doğduğunda Lykurgos tahtı ona bırakmıştır. Sekiz ay kadar süren krallığının ardından kent kent dolaşmış ve bu süreçte çeşitli yönetim sistemlerini incelemiştir. Gezilerine Girit’ten başlamış orada hem Minos hukukuyla ilgilenmiş hem de bilge filozof Thales ile tanışmıştır. Sonrasında Thales, Sparta’ya gitmiş ve halkı yetiştirmekle uğraşmıştır. Girit ziyareti sonrası Küçükasya’ya, Anadolu’ya geçmiştir. Burada Homeros destanlarıyla tanışmış, destanları kendi memleketine götürmüştür. Anadolu’dan Mısır’a geçmiş ve ardından da Libya, İberya ve Hindistan’ı ziyaret etmiştir. Sparta’dan ülkesine geri dönmesi için çağırılınca edindiği bilgileri ülkesinde uygulamak için Sparta’ya dönmüştür. Sparta’ya geldikten sonra ilk işi Delphi tapınağına gidip tanrılara kurban kesmek olmuştur. Delphi tapınağındaki devlet hazinesini ele geçirerek isyan başlatıp yirmi sekiz kişiden oluşan ekibiyle ordu ve devleti yeniden inşa etmiştir. Ardından yurttaşlarını biçimlendirmek için toplumun alışkın olduğundan farklı bir eğitim sistemi getirmiş, mülkiyet yasasını koymuş, evlilik hayatı ve yaşam tarzı üzerine reformlar yapmıştır. Lykurgos’un senato reformu, yirmi sekiz kişiden oluşan senatonun halk ile kral arasında iletişimi sağlamasıydı. Bu sayede senato bir nevi denge unsuru konumundaydı. Bir süre sonra senato tarafından birer yıl süre için seçilen ephoros (gözcü) kurumu oluşturuldu. Ephoros kurumu çok geniş yetkilere sahipti, öyle ki gerektiği takdirde yöneticiyi tutuklatabilirdi. Lykurgos, toprak reformuyla varolan toprakları eşit biçimde pay etmiştir. Bu eşitlikteki temal esas herkesin eşit biçimde geçinmesi ve aralarında erdemden başka bir üstünlüğün olmamasıydı. Toprak dağıtımının yalnızca erkekler arasında değil de kadınların da pay sahibi olması, diğer Yunan toplumlarından ayırt edici bir husus olarak öne çıkmaktadır. Para birimi olarak altın ve gümüş paraları ortadan kaldırarak yerine demir para getirmiştir. O dönemde altın ve gümüş paraları taşımak ve saklamak çok zordu zira ağırlık ve kapladıkları yer bakımından oldukça büyüktüler. Paranın değişimiyle birlikte mahkemelere duyulan ihtiyaç azaldı ve zarafet ile şıklık gibi aşırılıklar da ortadan kalkmıştır. Hatta öyle ki bu durum yemeklere de yansımıştır. İnsanlar evlerinde gösterişli sofralar kuramıyor, uzanarak yiyemiyorlardı, zira yasaklanmıştı. On beş kişilik ortak sofralarda sade bir şekilde yemekler yenirdi. Toplu yemeklerde devletle ilgili konular dile getiriliyordu ve her yaştan insan bunları dinliyor, öğreniyordu. Sofrada bulunan en yaşlı birey, sofrada konuşulanların sofrada kalacağını, kapıdan dışarıya herhangi bir bilginin çıkmayacağını tembihliyordu. Lykurgos yasaların yazıya dökülmesine izin vermemiştir. Yasaların zamanla gelenekleşmesini, insanların hayat tarzı olmasını ümit ediyordu zira zorunlu olsalar bu kadar kalıcı olmayabilirler diye düşünüyordu. Lykurgos, kadınlara ve genç kızlara yönelik eğitimler başlatmıştır. Kadının değerini arttıracak, onu da topluma adapte edecek türde çeşitli girişimleri olmuştur. Evlilik kurumu, sadeliği simgelemkteydi, aşırıya kaçacak her şeyden sakınılıyordu. Öyle ki eşler birlikte yaşamıyor, hatta kaçamak buluşuyorlardı. Evlilik kurumu günümüze nazaran daha pek çok farklılığı barındırmaktaydı. Örneğin bir erkek, evli kadının kocasının da izni olması dahilinde ondan çocuk yapabilirdi çünkü çocuklar ülkenin çocukları sayılırdı. Toprağı işleyenler kölelerdi ve vergi vermekle yükümlüydüler. Diğer yandan Sparta’daki insanların ülke dışına çıkmaları da yasaktı çünkü eğitimli halleri yabancılar tarafından bozulabilirdi.

İ.Ö. 640 yılındaki Megara ayaklanmasında Lykurgos’un büyüt etkisi olduğu bilinmekle birlikte altıncı yüzyıldaki Milet ayaklanmasında da yine Lykurgos Yasaları’nın etkili olduğu görülmektedir. Öyleki ki Solon ve Perikles dönemi dahi bu durumun tezahürünü taşımıştır. Lykurgos yaşadığı süreçte Sparta’da üç önemli devrim gerçekleştirmişti. Bunların ilki kölelik kurumuna ilişkin devrimdir. İkincisi ordunun ile devletin örgütlenmesine yönelik devrimdir. Üçüncüsü de kültür, sanat ve bilim alanlarına kattığı yeniliktir. Yaşamı boyunca birçok devrim yaptığı bilinmektedir. Lykurgos, ölümün de siyasi bir amaca hizmet etmesi gerektiğini düşünmüş ve ölümüne yakın bir zamanda Delphi tapınağına gidip yeni bir yasa getirinceye kadar varolan yasaların değişmemesi için halka yemin ettirmiş. Böylece yasaların dört yüz yıl kadar daha yürürlükte kalmasını sağlamıştır. Herodotos: “Eskiden Spartalılar çok kötü yasalara sahiplerdi. Onlar ne kendi aralarında barış sağlayabilmişlerdi ne de diğer komşu halklarla huzur içinde yaşayabiliyorlardı ama Lykurgos denen birinin ortaya çıkmasıyla, hem ülke içinde huzur baş göstermiş, hem de Sparta’nın komşularıyla ilişkileri düzelmişti.” demiştir.

Drakon

Onuncu yüzyıl Bizans ansiklopedisi olan Suda’dan edinilen bilgiye göre Drakon, Yunanistan’ın Yedi Bilge olarak adlandırılan döneminden önce yaşamış Attika kökenli Yunan soylusudur. Yine ansiklopediden edinilen bilgiye göre hayatının bir kısmını komşu Aegina adasında geçirmiştir. İdari görevi bakımından altı yargıçtan (arkhon) biridir. Aynı zamanda Atina’da İ.Ö. 507 yılında kurulan demokrasiden tam iki yüz yıl sonra 621 yılında ilk yazılı yasaları hazırlayan toplumda düzeni sağlamak için görevlendirilmiştir. Drakon’un bu göreve getirilişi Kylon’un darbe girişiminden sonraya tekabül etmektedir. Drakon’un yasaları dikte ettiği ve hakkında “yasaların mürekkeple değil kanla yazıldığı” söylenmektedir. Drakon’un zamanında toplumda zengin ve soylu kesimin zorbalığına karşı bir korku hakimdi. Çünkü bu kesim, topluma çok ağır ve korkunç cezalar veriyorlardı, ayrıca bu cezalar yazılı olmadığından çoğu zaman yönetimdeki kişilerin insafına kalıyordu. Cezaların ağırlığı nedeniyle ortamda oluşan baskıyı azaltmak adına kısasa kısas mevzusu hususunda öldürme suçunu üzerine kasıtlı öldürme ve istemsizce öldürme şeklinde ikiye ayırmıştır. Böylece kasıtlı adam öldürmenin cezası ölüm iken, istemsizce adam öldüren kişiye sürgün cezası verilmeye başlanmıştır. Öyle ki Sparta, Drakon’un Atina’da tesis ettiği hukukun sistematik hale gelmesini örnek almış ve siyasal ve toplumsal yaşama dair yeni düzenlemeler içeren bir yasa yapmıştır. Ancak bunun yanı sıra Drakon’un yasalarının çok katı olduğu bilinmektedir. Öyle ki en küçük hırsızlığın cezası dahi ölümdür. Aristoteles, Drakon yasaları hakkında: “Cezaların ağırlığı ve büyüklüğü dışında kayda değer bir özelliği yoktur.” demiştir.

Drakon yasaları temelde aile, inanç ve gelenek hukukunun zenginleşen kitleyle uyum haline getirilmesine dayalıdır böylece fakir kesimin, zengin kesime karşı olan kinini azaltmıştır. Yazılı yasalar sayesinde herkes yasaları (nomos) bilir hale gelmiştir. Ancak yine de bu düzenlemeler de fakir kesime tam manasıyla çözüm olamamıştır. Çünkü ekonomik sıkıntılar halen devam etmektedir ve Atina toplumu bu konuda yeniden ayaklanmalara şahit olmuştur. İsyanlar baş gösterince bu defa bir başka yasa yapıcı olan Solon’a görev verilmiştir. Drakon’un adam öldürmeye dair koyduğu yasa da Demosthenes dönemine kadar yürürlükte kalmıştır. Kalan yasalar da Solon’un hukuk reformuyla yürürlükten kaldırılmıştı.

(devam edecek)


Google Ads