logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
stratejisiyaset

Büyüklere Masallar

Tolstoy 1910 yılında 82 yaşındayken vefat etmiş, ama geride bir sürü roman, öykü, eğitim eserleri, din ve ahlak eserleri, sanat ve edebiyat eserleri, hikayeler, denemeler, oyunlar ve bence en güzeli de masallar bırakmıştır.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 02.08.2022
  • Süre : 4 dk
  • 171 kez okundu

Lev Nikolaeviç Tolstoy zengin bir ailenin çocuğu olarak 1828 yılında Rusya'da Tula şehrinde doğmuş meşhur bir Rus yazar, filozof, pasifist ve eğitim reformcusu. Tula'ya ben de bir zamanlar gitmiştim. Eski, kendince Rus karakterini halen daha koruyan güzel şehirdir.

Tolstoy 1910 yılında 82 yaşındayken vefat etmiş, ama geride bir sürü roman, öykü, eğitim eserleri, din ve ahlak eserleri, sanat ve edebiyat eserleri, hikayeler, denemeler, oyunlar ve bence en güzeli de masallar bırakmıştır. 

Gelin sizinle güzel bir masalını paylaşayım bu sefer:

Fakir bir köylü bir gün dara düşer ve köyün bilge kişisinden biraz ekmek ve para için yardım istemeye karar verir. Ancak eli boş gitse olmayacak. Bir kaz yakalar, güzelce pişirir ve öyle gider bilge kişiye. 

Bilge kişi hoş karşılar kendisini, teşekkür eder, ama bir yandan da ailesinin kalabalık olduğunu, bu tek bir kazı nasıl adil paylaştıracağını bilemediğini söyler. Kendisi, hanımı, iki erkek çocuğu ve iki kız çocuğu vardır. Eh, bir de misafir fakir köylü.

Köylü ben adil olarak paylaştırırım der. Önce kazın kafasını keser, bilge kişiye verir, bu senin hakkın der, sen bu ailenin başısın, baş sana düşer. Sonra kuyruk kısmını, yani gerisini keser, bilge kişinin hanımına uzatır, bu sizin hakkınız der, bu evi siz evirip çeviriyorsunuz, burada siz oturuyorsunuz, kazın bu kısmı sizin hakkınız. Daha sonra kazın ayaklarını keser, birer tane erkek çocuklara verir, siz der, babanızın yolundan gideceksiniz, ayaklar sizin hakkınız. Sonra da kanatlarını kesip kız çocuklara birer tane verir, siz kızlar yakında yuvadan uçacaksınız, kanatlar sizin hakkınız. Bu fakire de geriye ne kaldıysa artık deyip kazın bütününü kendine alır.

Fakir köylünün bu uyanıkça kazı paylaştırması bilge kişinin hoşuna gider ve köylüye hem altın hem de yiyecek verip uğurlar.

Gel zaman git zaman bu olay dilden dile dolaşır ve kibirli bir zenginin kulağına gider. Kibirli zengin fakir köylünün bilge kişiyi kandırdığını düşünüp beş büyük kaz hazırlatıp bilge kişiye götürür, bir yandan da kendi zenginliğini göstermek istemiştir. 

Bilge kişi yine aynı şekilde kibirli zengine de ailesinin kalabalık olduğunu, kendilerinin altı kişi olduklarını, ama kazların beş tane olduklarını söyler. Aralarında bu hediyeyi adil olarak nasıl paylaşacaklarını bilemediğini söyler.

Kibirli zengin öyle yapsa olmayacak, böyle yapsa olmayacak, bir cevap bulamaz ve bilge kişiden fakir köylüyü çağırmasını ister.

Fakir ve uyanık köylü gelir, beş kaz vardır, birini bilge kişiye uzatır, bu sizin hanımla payınız, kazla birlikte üç oldunuz. Birini erkek çocuklara uzatır. Bu da sizin payınız, siz de kazla birlikte üç oldunuz. Kızlara da bir tane uzatır, siz de der üç oldunuz. Kalan iki kazı da kendine alır ve kazlarla beraber biz de üç olduk. Böyle adil olur der. 

Bilge kişi yine fakir köylüyü altınla ödüllendirir ve kibirli zengini kovar.

İşte böyledir Lev Tolstoy'un masalı. Masaldan uyanık olmanın iyi bir şey olduğu fikri çıkıyor ama zamanın Rusya'sında halkın çok fakirleştiğine bir vurgudur bu masal, hem kibirli zenginlere karşı alaycı bir dili vardır, hem de fakirlere sahip çıkılmasını öğütler bir yandan. Çocuk masalıdır, ama aslında büyüklere masaldır.

Ben Rusçasından kendi tercümemle aktardım. Bekli daha önce birileri daha iyi sözcüklerle çevirmiştir, orasını bilmiyorum. Ama sevdiğim bir masal, akıl dolu.

Gerçi bizde de böyle hikayeler çoktur, Nasrettin Hoca hikayeleri, Karadeniz fıkraları hep bir yandan güldürüp bir yandan düşündürür. Bazen ne kadar benziyoruz Ruslarla diye düşünmüyor değilim.

Bu masala benzer bir Karadeniz fıkrası ile bitireyim bugün. Çoğumuz biliyordur zaten.

Temel ile Dursun balık yakalamış, pişirmişle, afiyetle yiyecekler. Dursun uyanıklık yapıyor, balığın kafasını Temel'e veriyor, akıllanırsın diyor, gerisini, yani etli kısmını da kendi yiyor. Bir süre sonra bunda hiç et yok ki diye itiraz eden Temel'e ben demedim mi akıllanırsın diye, bak şimdiden balığın kafası etkisini göstermeye başladı diyor.

Neticede ülke yönetiminde gelirin adil dağıtımı esas olmalı, bugünkülerin yaptığı bence kazları masaldaki uyanık köylünün paylaştırmasına benziyor. Yapılan gelir paylaşımı belki kanunlara uygun gibi görünüyor, kanunen adil paylaşım, ama gerçekte asla adil değil. Bugüne kadar başa geçen her yönetim kendi zenginini yaratmış, bu bir gerçek. İktidara yakın olanlar bal tutan parmağını yalar misali sürekli zenginliklerine zenginlik katmışlar. Ama şu anda yapılanlar adeta kör göze parmak sokmak. Hem de bunlar göstere göstere yapıyorlar. Üstelik bir de ülke yönetiminde ciddi hatalar yapıyorlar. Yapılan hatalar bazılarının artık her konuda uyanıklık yapmasına fırsat yaratıyor ve gelir dağılımındaki makas gün geçtikçe açılıyor. İşler sarpa sarınca da devlet kademelerinden iş insanlarına ellerindeki dövizleri bozdursunlar diye özel ricalar geliyor, ama bu ricaların bile durumu kotarmak için nereye kadar faydası oluyor belli değil. Daha yeni haberlere düştü, iş insanları kredi kullanımı konusunda şikâyet ediyor, yönetimdekiler uygun kredi olunca paranın amacı dışında değerlendirildiğinden şikayet ediyor. Sanayicisinden sade vatandaşına, iş insanından hatta yönetimdekisine herkes dertli. Ülkedeki ekonomik çöküş bir yana, herkes her konuda ülkenin getirildiği duruma adeta ağlaşıyor. Yarınları görememenin verdiği endişeyle parası olanlar bile yatırım planları yapamıyor, parası olmayanlar zaten günü kurtarma, bir anlamda yaşam derdinde. Enflasyon azmış, hayat pahalılığı had safhada, ülkede bir kuruş döviz kalmamış, bir zamanlar olduğu gibi hazine adeta yetmiş sente muhtaç.

Yönetimdekilerce güya durumu kontrol altına almak için alınmaya çalışılan önlemler tersine sürekli bir yerlerde yeni açıklar üretiyor ve bu durumdan sadece uyanıklar faydalanıyor. Bunu bilerek yapıyorlar demiyorum, aksine liyakat problemi yüzünden ellerine yüzlerine bulaştırdıklarını düşünüyorum. Sanırım bu dediklerimin yanlış olduğunu söyleyecek, hayır sen yanlış biliyorsun, durum senin dediğin gibi değil diyecek olan yoktur.

Yakındaki seçimlerde netice ne olur bilmiyorum ama görünen o ki bunca sorun yaşandığına göre artık bir süredir tecrübe ettiğimiz tek adam rejimi ülke yönetimi için çok yetersiz, en azından çok sorunlu. Bu konuda artık kimsenin şüphesi kalmamıştır ve ülkece akıllanmışızdır umarım. 

Moskova'dan sevgiler


Google Ads