stratejisiyaset

Erdoğan’a Benzetilen Otokrat Orbán, Avrupa ve ABD’ye Rağmen İktidarını Nasıl Koruyabildi?

Viktor Orbán liderliğindeki muhafazakâr Fidesz partisi ile Hıristiyan Demokrat Halk Partisi'nin (KDNP) oluşturduğu siyasi ittifak, 2010 seçimlerinde oyların üçte ikisini alarak, ilk defa iktidara geldi. Bu çoğunluk sonraki seçimlerde de korundu ve en son 2022 seçimlerinde de seçmenin ülke yönetimini emanet ettiği ittifak olmaya devam etti. Viktor Orbán, büyüyen ekonomisi, göç ve Ukrayna'daki savaş konusunda verdiği popüler mesajlar sayesinde ülke içindeki muhalefeti savuşturmaya devam ediyor.

Genel

Macaristan, Türkiye ve Türkler için önemli bir ülke. Macarlar için Avrupa’daki Türkler diyebiliriz. Macaristan, Macarların ülkesi demek. Ancak batılı ülkeler Macaristan için “Hunların Devleti” anlamına gelen “Hungary” ismini kullanmayı tercih ediyorlar. Macar Türkolog Rásonyi, Macarların, Türklerle akrabalık bağı olduğunu savunuyordu. Türkleri Macarların babası, Fin-Ugorları ise Macarların anası şeklinde getirdiği tanımlama dikkat çekiciydi. Bu yaklaşımın bir uzantısı olarak Macarlar kendilerini Türkistan’daki Türk topluluklarının bir parçası olarak da görmeye başladılar. Böylece, Orta Asya’daki Türk kökenli toplulukları bir araya getiren geleneksel kurultay kültürüne, 2008 yılından itibaren Macaristan da ev sahipliği yapmaya başladı. Her yıl Ağustos ayının ilk haftasında Macaristan'ın Bugac kentinde düzenlenen geleneksel bir Türk kültür etkinliğe dönüştü.

Türk Devletleri Teşkilatı Devlet Başkanları Konseyinin, 12 Kasım 2021 tarihinde İstanbul'da ve yine 11 Kasım 2022 tarihinde gerçekleştirdiği Semerkant zirvelerine, 'Yüzyıllarca Türk halklarıyla birlikte yaşadık, bundan gurur duyuyoruz' diyen Macaristan Başbakanı Viktor Orbán da katılım sağladı. 

Viktor Orbán liderliğindeki muhafazakâr Fidesz partisi ile Hıristiyan Demokrat Halk Partisi'nin (KDNP) oluşturduğu siyasi ittifak, 2010 seçimlerinde oyların üçte ikisini alarak, ilk defa iktidara geldi. Bu çoğunluk sonraki seçimlerde de korundu ve en son 2022 seçimlerinde de seçmenin ülke yönetimini emanet ettiği ittifak olmaya devam etti. Viktor Orbán, büyüyen ekonomisi, göç ve Ukrayna'daki savaş konusunda verdiği popüler mesajlar sayesinde ülke içindeki muhalefeti savuşturmaya devam ediyor.

Fidesz Lideri Orbán’ın Eski Düzene Meydan Okuyarak Seçimi Kazanması

Soğuk Savaş’ta Sovyetlerin peyklerinden biri olan Macaristan’da 1989 yılında yeni düzene geçildi. Ancak bu düzen, pek çok Doğu Avrupa ve Türkî Devletlerde görüldüğü üzere, eski yönetici elitin kök saldığı Komünist partilerin yeni sistemde türlü yollarla varlıklarını sürdürmeye devam etmelerinden başka bir sonuç doğurmamıştı.

Macaristan’da görünürde serbest seçimler yapıldı. Komünistlerin kalesi Macar Sosyalist İşçi Partisi, sadece kimlik değiştirerek Macar Sosyalist Partisi adını aldı. Adeta yeniden dirildi. Parti, eski düzende sahip olduğu varlıklarını ve mülklerini, yeni düzende de korumayı başardı. Özellikle yargı ve medya alanlarında devletteki pozisyonunu korudu, ekonomiyle ilgili kurumların yönetimlerinde söz sahibi olmaya devam ettiler. Kamuya ait şirketlerde özelleştirilmesiyle gidilmesi beklenirken, göstermelik özelleştirmeler hariç bir şey yapılmadı.

O dönemde Macarların çoğunluğunun liberal bir düzene geçmeye korkuyordu. Sosyalist Parti karşısındaki muhalefetin güçlü sesi olması beklenen Hür Demokratlar İttifakının da piyasa ekonomisi konusunda kendine göre güçlü çekinceleri vardı. Bu şartlar altında, Macaristan’daki kamuya ait mülklerinin özelleştirilmesi, eski düzene çok benzeyen bir ekonomik düzenin devam etmesine yol açtı. Eski komünist elite benzer şekilde yeni sosyalist elit devlet mallarında söz sahibi oldu. Aslında hiçbir şey değişmemiş oldu. Eski devlet liderleri, politikacılar, yöneticiler ve özellikle de istihbarat teşkilatı elemanları güçlü pozisyonlarını korudular. Devletin varlıklarının çoğu onlara kaldı. Özelleştirmeye katılan yabancı şirketlerin ya doğrudan sahibi ya da yöneticisi yine onlar oldular. Özelleştirmede aynı durumun medya için de geçerli olması, ülkede geniş kitlelerde umutsuzluğa yol açtı. Eski düzenden beslenen yeni düzene de medyadaki güçlerini kullanarak halkı etkilemeye, yalandan bir dünyayı halka gerçekmiş gibi sunmaya devam ettiler.

Bu şartlar altında siyasete soyunan Orbán; eski komünistlerin hâkim olduğu bir devlet aygıtı ile onlara sadık medya kuruluşları ve bir oligarklar sınıfının, iktidardaki komünist-sol-liberal hükümetler için sağlam bir örgütsel ve mali destek tabanı oluşturduğuna inanıyordu. Orbán, bu katılaşmış yapının, ülkede beklenen siyasi değişim olanaklarını önemli ölçüde sınırlamakta olduğunun farkındaydı.

Macaristan’da Orbán’la Gelen Sistem Değişikliği

Sekiz yıllık sosyalist iktidarın ardından Macaristan neredeyse iflasın eşiğine gelmişti. Bu ekonomik şartlar altında iktidara gelen yeni Başbakan Orbán, ilk etapta ülkenin ekonomik çarklarının döndürebilmek için Avrupa Birliği'nden yardım bulmaya çalıştı. Ancak aradığı desteği AB’den bulamadı. Borç krizi hükümeti daha başlamadan yok etmekle tehdit ediyordu.

Orbán kendince “alışılmışın dışına” çıktı, ortodoks ekonomi anlayışı terk edildi. AB ve Uluslararası Para Fonu ile borçların yeniden yapılandırılması ve kemer sıkma önlemleri konusunda yürütülmekte olan müzakereleri kesti. IMF'nin talep ettiği yeni kemer sıkma programlarını da uygulamayı reddetti ve bunların zaten yoksullaşmış bir nüfusa ağır bir yük getireceğini savundu. 

Yeni bir yol denendi. Başbakan bu süreci, Macaristan’ın AB ve IMF’ye olan mali bağımlılığını azaltan bir “mali kurtuluş mücadelesi” olarak tanımladı. Orbán Hükümeti, gereken parayı iç piyasadan borçlanma ile temin etme yoluna gitti. Ülkedeki yabancı bankalara, sigorta şirketlerine, kamu hizmeti sağlayan kuruluşlara borçlanıldı. 

Hükümet aynı zamanda “emeğe değer veren, emek bazlı” bir toplum yaratma ilkesini benimsendi. Bu ilke bugün hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Kamunun planlamasına ve müdahalesine dayanan bir ekonomi ve sosyal politika modeline geçiş yapıldı. Hizmet sektöründen ziyade sanayi üretimine, endüstriyel yatırımlara öncelik verildi. Bu çerçevede ülkede yatırım yapmaları için yabancı yatırımlar teşvik edildi. Yatırım için Macaristan’ı tercih edenlere devlet yardımı yapıldı, vergi iadeleri ile teşviklerden yararlanmaları sağlandı.

Orbán Hükümeti, yatırımları, endüstri teşvik etmek, kayıt dışı ekonomiyi engellemek için kurumlar ve gelir vergileri oranlarını radikal bir şekilde düşürdü. İşsizlere istihdam yaratan uygulamalar benimsendi. Bu kapsamda, “toplum yararına çalışma” sistemi teşkil edildi. Aynı zamanda, uzun süreli işsizliği önlemek için, yardımlarla bağımlılığa neden olmamak için işsizlik ve sosyal yardımların süresi ve seviyesi de düşürüldü. Sonuçta, istihdamda görülmedik oranda iyileşme yakalandı. Ülkede sürekli artan ekonomik büyümelere imza atıldı. Toplumun tüm katmanları için mütevazı bir refah seviyesine erişildi. Gerçekten özel mülkiyete ait bir servetin birikmesinin öne açıldı.

Fidesz'in bugüne kadar sürdürdüğü ekonomi politikalarına baktığımızda, genelde ekonominin kötüye gittiği zamanlarda ülkedeki büyük işletmelerden katkı talep edildi. Düşük ücret alan çalışan kesimi (şu anda toplumun yaklaşık yüzde 12,2'sini oluşturuyorlar) gözetildi. Örneğin, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrasında Batı Dünyasında Ruslara yönelik yaptırımların bir uzantısı olarak bozulan ekonomik düzende, Macar Hükümeti düşük ücretli çalışan kesimin yükünü hafifletmek için yakıt, temel gıda maddeleri, elektrik ve gaz fiyatlarında sınırlamaya gitti. Ekonomiye yük getiren bu ekstra önlemler, büyük şirketlere uygulanan özel vergiler ve devlet borçlarıyla (halihazırda tehlikeli boyutlara ulaştığı iddia ediliyor) finanse edildi.

Otokratlığa Kayan Orbán’ın Ülkesinde Hukukun Üstünlüğü İlkesi Geçerli mi?

Komünist diktatörlüğün yıkıntıları üzerine büyük demokratik gelenekler olmaksızın inşa edilmiş bir sistem olan Macaristan'da, 2010 yılına kadar devlet kurumlarına sosyalist partilerin yandaşları hakimdi. Orbán’ın iktidarı ele geçirmesiyle birlikte, bu durum Fidesz taraftarları lehine kademeli olarak değişiklik göstermeye başladı.

Günümüzde Macarlar; ifade, toplanma ve örgütlenme özgürlüğünün yanı sıra serbest seçimlerden de yararlanmaktadırlar. Eski bir hukukçu olan ve sonradan ülkenin cumhurbaşkanı da olan Laszlo Solyom tarafından kurulan ve işleyen bir anayasa mahkemesi ülkede hukukun üstünlüğünün garantisi olarak görülmektedir. Siyasi partiler, en soldan yeşillere, sağa ve milliyetçilere kadar özgürce faaliyet göstermektedir.

Otokrat olmakla itham edilen Orbán’ın ülkesinde ciddi bir sansür politikasının varlığından söz edilemiyor. Aşırı görüşler bile ifade edilebilmekte ve serbestçe kitaplar, dergiler basılabilmektedir. Buna rağmen, mevcut medya ortamının, büyük oranda Orbán’ın kontrolü altında olduğu bir gerçektir. Orbán'ın sadık muhafazakâr destekçileri ile solcu, sosyalist ve yeşillerden oluşan muhalif sesler, medyada da mücadele etmekte, medya taraflar arasındaki keskin bir çatışmayı yansıtmaktadır. 2010 yılına kadar medya sosyalist, sol-yeşil ve AB yanlısı kesimlerin hakimiyetindeydi ve bazı yayın organları Alman ve İsviçrelilere aitti. 2010'dan sonra Orbán liderliğindeki Fidesz kendi muhafazakâr medyasını kurdu ve genişletti. Hükümet, muhafazakâr yayın organlarını mali olarak desteklerken, hükümete daha şüpheci yaklaşan AB yanlısı medya Avrupa'dan ve özellikle de Amerika Birleşik Devletleri'nden destek buluyor. Her şeye rağmen ülkenin önde gelen yazılı basını hükümeti eleştirmeye devam edebiliyor. Bunda özellikle dış sermayenin basında kendine yer bulmasının payı büyük. Yabancı sermayenin pay sahibi olduğu medya organlarına Orbán diş geçiremiyor. Bu da ülkede göreceli bir özgür medya ortamı sağlıyor.

Öte yanda Avrupa’da bazı kesimler Orbán Macaristan’ında hukukun üstünlüğünün geçerli olduğuna pek inanmıyor. Macaristan hükümetine karşı Avrupa Adalet Divanı nezdinde hukukun üstünlüğüne uymadığı gerekçesiyle çeşitli suçlamalarda bulunuluyor. Macar Hükümeti; medya özgürlüğünü engellediği, LGBT haklarına ket vurduğu, kendi taraftarlarını kayıran bir yolsuzluk ağını beslediği ve düzensiz göçmenlerin kabulü ile ilgili konularda uyguladığı katı tedbirleri nedeniyle eleştiriliyor. Orbán, bu eleştirilere kulak tıkıyor, durumu geçiştirmeyi tercih ediyor.

Orbán’la Yapısal Hale Gelen Yaygın Yolsuzluk ve Kayırmacılık Düzeni

Orbán iktidarıyla birlikte ülkeye hâkim olan şey yaygın yolsuzluk ve kayırmacılık düzeninin varlığı. Macaristan’da yolsuzluğun yaygınlığı çoğu post-komünist ülkedekiyle hemen hemen aynı oranda görülüyor. Aslında yolsuzluk iddiaları Macaristan’da kronik bir sorun. 1989 yılından günümüze geçerliliğini koruyan bir gerçeklik. AB ülkelerinin çoğu tarafından garipsenen bir durum. Avrupa’dan ziyade Doğu Avrupa’ya özgün bir durum diyebiliriz. Önceki sosyalist hükümetler döneminde de yolsuzluktan halk şikayetçiydi. Halk Orbán’ı yolsuzluğu bitirmek için iktidara talip olması nedeniyle tercih etmişti. Ama Orbán döneminde yolsuzluğun bitmesi bir yana katlanarak devam etti. Uluslararası Şeffaflık Örgütü'ne göre Macaristan, 27 üyeli Avrupa Birliği'nde (AB) rüşvetin en yoğun olduğu ülke durumunda. Slovakya ve Romanya gibi komşularından çok daha kötü durumda.  

Ortalama bir Macara göre artık Macaristan gerçek bir Avrupa ülkesine dönüşemeyecek kadar bozuldu. Yolsuzluktan ve kayırmacılıktan kurtulmak her geçen gün zorlaşıyor. Ülkede bu konuda genel bir umutsuzluk ve kabullenmişlik var.

Komünizmin çöküşünden sonra güçlü bir piyasa ekonomisi "yaratma" çabaları, kaçınılmaz olarak devlet, siyaset ve ekonominin tek elde toplanmasına, birleşmesine yol açtı. Bu durum ilk başta Sosyalistlerin işine yaradı, bugün ise Fidesz yandaşlarının işine yarıyor. Hükümet, destekçilerini ihaleler ve devlet sözleşmeleri ile ödüllendirmeye devam ediyor. Güçlü bir ulusal ekonomik temel inşa etme programları yanında hükümetin daha önce yabancılara satılan şirketleri geri alma politikası, beraberinde yapısal yolsuzluğu besleyen mekanizmaların hayat bulmasına yol açıyor.

Orbán ve ailesinin çevresinde yer alan bazı “olağanüstü başarılı iş adamları”, servetlerini açıkça bu yakınlığa borçlular. Bunlar arasında başbakanın babası Gyozo Orbán başta geliyor. Macaristan'ın en zengin adamı ve başbakanın doğduğu Felcsut'un eski belediye başkanı Lorinc Meszaros da önemli bir figür. Yine Orbán'ın damadı Istvan Tiborcz, çok kısa sürede çok sayıda şüphe uyandıran miktarda devletten ihale kazandı ve ülkede koca bir yatırım imparatorluğu kurdu. Başbakanın çevresindeki bu servet birikimi halk arasında büyük bir kızgınlığa yol açsa da muhalefet bunu iktidarı yıpratmak için yeterince kullanamadı.

2022’de Önce Özgürlük Gelir Diyen Muhalefet, Güvenlikçi Orbán Söylemine Yenildi

Macar muhalefeti sosyalistlerden, yeşillerden, muhafazakâr milliyetçilere ve aşırı sağcılara kadar çeşitli partilerden oluşuyor. En büyük güç, ülkenin en zengin siyasetçileri arasında yer alan eski komünist gençlik yetkilisi Ferenc Gyurcsany ve eşi Klara Dobrev liderliğindeki Sosyalistlerden ayrılan Demokratik Koalisyon. Gyurcsany, 2004-2009 yılları arasında Sosyalistlerin başbakanı olarak ülkede görev yapmıştı. Bu görev süresinde, hakkında sızdırılan kasetle iktidarı sarsılmıştı. Gyurcsany’nin kendisine yönelik protesto gösterilerine katılan halkı bastırmak için polisin sert müdahalesine izin vermesi, halen de Macar halkının hafızalarında yer etmeye devam ediyor. 

2022 yılının Nisan ayındaki son seçimde muhalefetin tek ortak hedefi Orbán’ı devirmekti. Sol-yeşil partiler, bu uğurda sağcı Jobbik partisi ile güçlerini birleştirdiler ancak muhalefet yine başarısız oldu. Çünkü muhalif kanat hem içerik hem de liderlik açısından güvenilirlikten yoksundu. Parlamentodaki sandalyelerin üçte ikisinden fazlasını kazanan Fidesz, daha önce hiç olmadığı kadar büyük bir çoğunluk elde ederek iktidarını ve konumunu korudu.

Jobbik hariç, muhalif kanat özellikle kırsal kesimde yaşayan muhafazakâr seçmenler tarafından kolaylıkla kabul edilemeyecek görüşlerin temsilcileri olarak görülüyordu. Birçok alanda özgürlük vurgusu yapılıyordu. Ancak ortalama bir Macar için muhalefet; radikal Avrupa federalizmini, aile ahlakını bozmayı hedefleyen LGBT’yi hoş görmeyi, iklim konusunda solcu görüşleri öne çıkarmayı, göçmenlere kucak açmayı ve Budapeşte ile ihtilafta AB yanlısı bir duruşu benimsemeyi kendine ilke edinmiş anti-Macar bir duruşu temsil ediyordu.

Başbakan Orbán ve Fidesz’in yolsuzluğa batan kayırmacı iktidarı, yine de halkı ikna edecek argümanları elinde tutmayı sürdürdü etti. Ülkenin artan ve toplumun geneline farklı derecelerde fayda sağlayan refah artışın vadetmeye devam etti. Vatandaşların özel hayatlarından uzak durmayı tercih eden bir iktidar görüntüsü verdiler. Ailelerin ve düşük gelirli insanların zorluklarını hafifletmeye öncelik verildi. Geniş halk kitlelerinin kendilerine muhalif olmalarının önüne böylece ‘parayla’ geçmeyi becerdiler. Orbán'ın göç ve Ukrayna savaşı konularındaki tutumu birçok muhalifi arasında bile popüler destek buldu. Özgürlük diyen muhalefete karşı Orbán önce Güvenlik gelir dedi. “Yanı başımızda Ukrayna karışıyor. Savaş Macaristan’a da sıçrayabilir. Sizin güvenliğinizi ancak ben sağlayabilirim” tarzında bir propagandayı başarıyla yaptı. Orbán otokrat olduğu kadar karizmatik de olan bir liderlik sergilemekteydi. Muhalefet ise benzer bir liderlikten yoksundu. Bu nedenle halk yanlışları ve doğrularıyla “Orbán” demeye devam etti.

Orban’ın ABD ve AB Ülkeleriyle Başı Derde Girebilir

Son seçimlerdeki başarısızlıkla birlikte Orbán'ın yok edilemeyen popülaritesi, sol-yeşil muhalefetin radikalleşmesine yol açtı. Muhalefetin önde gelen siyasetçileri ve entelektüelleri Fidesz seçmenlerini, ülkeyi bataklığa sürükleyen Orbán’a destek vermeleri nedeniyle ağır şekilde eleştiriyorlar. DK lideri Gyurcsany, Fidesz'in sadece bir rakip değil Macaristan için bir düşman olduğunu ve onu desteklemenin utanç verici bir durum olduğunu ilan etti. Muhalefetin, radikalleşme yoluyla ülkeyi germe ve partizanlığı köpürterek mevcut rejimi yıkmayı hedeflediğine dair iddialar gündeme gelmeye başladı.

Fidesz-Orbán hükümetinin 13 yıllık iktidarı boyunca yolsuzluk geçerli ve hassas bir nokta olarak varlığını sürdürmeye devam ediyor. Ancak halk arasında çok fazla homurdanma olsa bile, muhalefet bundan faydalanamıyor gibi görünüyor. İşin garibi, çoğu Macar bu durumu kabullenmiş durumda. Ayrıca muhalefet de en az Fidesz kadar bu bozuk sistemin bir parçası olduğu algısı, ülkenin en büyük açmazı. Muhalefetin sesi durumundaki Gyurcsany ve eşi Dobrev’in şüpheli yollarla sahip oldukları zenginlik eleştiri konusu. Yine muhalefet ittifakının önde gelen adayı Peter Marki-Zay'ın yurtdışından seçim fonu aldığına dair iddiaların gerçekliği ise sıradan muhalif seçmenin umutsuzluğa düşmesine neden oluyor.

Macaristan’da genel kanı, bundan böyle iktidarın seçimlerle gitmeyeceği yönündedir. Daha doğrusu klasik muhalif söylemlerin Orbán’ı devirmek için yeterli olamayacağıdır. Fidesz hükümetinin yenilgiye uğraması için muhalefetin mutlaka dışarıdan destek alması gerektiği algısı her geçen gün kuvvet kazanıyor. Özellikle ABD ve AB'de bunu yapmaya hevesli olanların bulunduğuna yönelik yorumlar yapılıyor. 

Yakın zamanda sızan gizli bilgiler arasında Macaristan başbakanının meslektaşlarına ABD'nin ülkesi için "en büyük üç düşmandan biri" olduğunu bilgisi yer aldı. Orbán, 13 yıllık iktidarının büyük bölümünde kendisine yönelik dış siyasi tepkilere burun kıvırdı. Ancak ekonomi konusunda rasyonel davranan Orbán; ABD’nin 12 Nisan'da Budapeşte'deki Rus kontrolündeki Uluslararası Yatırım Bankası'na (IBB) yaptırım uygulama kararından bir gün önce IBB'den çekildi. Pek çok kişi IIB'nin Rus istihbaratı tarafından kullanıldığına ve Budapeşte büyükelçiliğindeki yaklaşık 50 Rus yetkilinin çalışmalarını desteklediğine inanıyordu. Orbán, "ABD bizim dostumuz ve aynı zamanda önemli bir müttefikimizdir" diyerek, zamanlamayı doğru kullanabildiğini, sızan bilgilere rağmen gerektiğinde Amerikan yanlısı bir tutum sergileme esnekliğini gösterebileceğini ispatlamış oldu. Her şeye rağmen Başkan Joe Biden uzun zamandır Orbán hükümetini eleştiriyor, Budapeşte'nin demokratik gerilemesini ve hukukun üstünlüğünün bozulmasını kınıyor. Biden, küçümsediğini göstermek için Macaristan'ı 2022 ve 2023 Demokrasi Zirvelerinden dışlamayı tercih ediyor.

ABD’nin aksine Batı Avrupa ülkelerinin endişeleri çok daha geniş kapsamda Macaristan’ı hedef alıyor. Batılı müttefikler, Orbán'ın “liberal olmayan demokrasisini” yıllardır eleştiriyorlardı. Batılı ülkeler, Macaristan demokrasinin, diğer şeylerin yanı sıra baskıcı yasalarla farklı cinsel kimlikleri hedef aldığını, ülkede muhalefet partilerinin, gazetecilerin ve sivil toplumun diğer unsurlarının faaliyet göstermesini zorlaştığını iddia ediyorlar. Hükümet yanlısı medyanın ABD, Ukrayna ve AB'yi hedef alan düşmanca yorumlara vermesinden duyulan rahatsızlık saklanmıyor. Orbán kontrolündeki medyanın Rusya hakkında olumlu yorumlarla yer vermesi, Ukrayna karşısında Putin yönetiminin haklı olduğunu savunması da Batı dünyasında rahatsızlığa neden oluyor.

Orbán ABD’nin ve AB ülkelerinin çoğunluğunun eleştiri oklarını üzerine çekmesine rağmen, buna pek aldırmadığını gösteren bir siyaset izlemekten geri kalmıyor. Kremlin’i hâlâ yakın bir ortak olarak görüyor. Batı dünyasının Rusya’ya uygulamaya başladığı topyekûn yaptırımlardan önce, Macaristan Dışişleri Bakanı Peter Szijjarto, Rusya'dan petrol ve gaz ithal etmeye devam edeceklerini açıkladı ve enerji görüşmeleri için Moskova'yı ziyaret etti. Bu durum Batı’nın tepkisini çekince Orbán, Ruslarla enerji alanında işbirliğine gitmeyi askıya almak zorunda kaldı. Yine Orbán'ın bakanları, ülkede görev yapmakta NATO askeri varlığını istemedikleri yönünde beyanlar verdiler ancak sonunda geri adım atmak durumunda kaldılar. Yine Macaristan’ın Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyelik sürecinde Türkiye ile paralel bir politika izlemesini, örneğin Mart ayında Türkiye gibi Finlandiya’ya ‘evet’ derken, Ankara’nın izinde giderek İsveç'in ittifaka üyeliğini yavaşlattığı iddia ediliyor. Bu yüzden de Orbán eleştiriliyor.

Sonuç

Muhalefet için iktidar karşıtı kesimin durumunun kötüleşmesi ve güçlü bir muhalefet için ezilen kesimlerin muhalif partilere destek vermeleri bekleniyor. Bu çerçevede, Ukrayna'daki savaşın uzaması halinde, Macar muhalefetinin iktidar karşısında kullanabileceği problemlerin de o derece artacağı hesaplanıyor. Macaristan'ın orta sınıfı ve yoksul kesimi için koşullar ne kadar zorlaşırsa, muhalif kanadın iktidara gelme şansı da o kadar artar değerlendirmeleri yapılıyor. 

Son tahlilde Macaristan’daki iktidar mücadelesi, muhalefet için yeni bir umut yaratmak yerine umutsuzluktan beslenmek üzerine kurgulanıyor. Herhalde Macar muhalefetinin içine düştüğü en büyük tarihi yanılgı da bu noktada düğümleniyor.

Kaynakça:

SaraJane Rzegocki, “US to Hungary: Behave Like a Proper Ally”, CEPA Center for European Policy Analysis, April 20, 2023, https://cepa.org/article/us-to-hungary-behave-like-a-proper-ally/

Krisztina Koenen, “Understanding Orban’s political hold on Hungary”, GIS Geopolitical Intelligence Services, April 14, 2023, https://www.gisreportsonline.com/r/hungary-orban-political/

Türk Devletleri Teşkilatı Resmi İnternet Sitesi, Organizasyonun Tarihçesi Bölümü, https://www.turkicstates.org/tr/organizasyon-tarihcesi

Tarık Demirkan, “Macaristan Başbakanı Orban: 'Yüzyıllarca Türk halklarıyla birlikte yaşadık, bundan gurur duyuyoruz”, BBC News Türkçe, 13 Kasım 2021, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-59276998

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 25.04.2023
  • Süre : 9 dk
  • 254 kez okundu

Google Ads