logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
stratejisiyaset

Kindarlık Yerine Ortak Akıl Gerekiyor

Ekranlarda sürekli boy gösterenler ise her zamanki gibi konuyu saptırıp, gezi bir kalkışmaydı, dış güçlerin oyunuydu falan diyerek ağızlarında bir şeyler geveleyip duruyorlar.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 06.06.2022
  • Süre : 5 dk
  • 213 kez okundu

Kin Nedir?

Kin, devede olur, filler de hiç unutmazmış, ama onlarınkine kin denmez herhalde. Başka kin tutan hayvan var mıdır bilmiyorum.

Sinsi olanlar bakışından belli eder kendini, en sinsi olan hayvan sanırım timsahtır. Gerçi bakışından bir şey anlamak mümkün değildir. Onlar daha çok gözyaşları ile ün salmışlar. Sırtlan, çakal, tilki de sırada sayılabilir sinsilikten bahsediyorsak. Böceklerden örümcekler ve sivrisinek de sinsi olarak adlandırılabilir.

Kediler nankördür derler. Bir zamanlar bizim de kedilerimiz vardı, ben bir nankörlüklerini görmedim, ama öyle derler. Sarı kızımızı özlüyorum aslında, akşam eve geldiğimde daha kapıyı açarken fark eder ve kapıdaki ayakkabı dolabının üstünde kapıyı açmamı beklerdi. Kapıyı açar açmaz da hemen omzuma atlar, mırmır sürtünürdü. Bir tek bana öyle davranırdı. Seviyordu herhalde. Hanımın sevgilisi ise sarı kızın yavrusu Baron efendiydi, o da annesi gibi sarman türü, ama daha uzun tüylüydü. Bize pas vermezdi, varsa yoksa hanım.

Bizim hiç köpeğimiz olmadı, sadık derler köpekler için. Sadakat ne güzel bir meziyet. Küçüklüğümden kapkara bir kurt köpeği hatırlıyorum, bir arkadaşın köpeğiydi, çok asildi, ciğer pişirirdik beraber, beslerdik. Sokakta gezdirirken çok havalı olurdu, hiç kimsenin siyah kurt köpeği yoktu, pek yanaşamazlardı, korkarlardı, ama ne güzel köpek derlerdi bir yandan da. Akrabalarda, köyde kapının önünde bir sürü köpek vardır, çeşit çeşit, gelene geçene havlarlar.

Bir de abim bir gün kangal yavrusu getirmişti, Tatvan'da çalışıyordu o zamanlar. Sonradan bir tanıdığına, çiftliğe göndermiş. İyi de yapmış, özgürce çayırlarda koşturmak kangallar için daha iyi. Büyüyünce çok irileşiyorlar. Evde bahçede bakılmaz.

Kızlar küçükken çok istediler eve fino tarzı küçük bir köpek alalım diye, bir ara az kalsın kabul edecektim, ama kediler öldükten sonra ben istemedim, bağlanıyorsun ve sonra yine aynı şekilde kaybetmeye dayanmak çok zor oluyor.

İnternette bir sürü video oluyor, yıllar sonra eski bakıcısına küçüklüğündeki aynı sevgi ile sarılan aslanlar mı ararsın, çiftlikte uzun süre görmediği genç kıza kanatlarını açarak sevgiyle sarılan kaz mı istersin, sahibine başını sürterek sevgi gösterisinde bulunan dana bile var. Sevgi her şeyin anahtarı galiba, hayvanlar bile gerçek sevgiye karşılık vermesini biliyorlar.

Türkiye’deki Günlük Siyasi Çekişmenin Dışarıdan Görünümü:

Bunlar nereden aklına geldi demeyin, sizlerden uzaklarda olsam da ülke gündeminden bir türlü sıyrılamıyorum, her gün bizde akıl almaz şeyler oluyor nedense. Gelişmeleri takip ettikçe de ne yapıyoruz biz, toplum olarak neye dönüştük, neye dönüştürmeye çalışıyorlar bizi diye düşünüp duruyorum. Bu yüzden de konuya girmeden önce biraz hayvan duygularından bahsedeyim istedim. Belki bize de bir faydası olur diye düşündüm.

Ne bitmez kinmiş ne büyük travma olmuş içlerinde meğerse, kitlelerin bir zamanlar yeter artık, hayat tarzımıza karışma diye birlikte sokaklara dökülmesi, taksim meydanındaki gösteriler, gezi haykırışları ne büyük travma yaratmış, akıl alır gibi değil.

Kendine hâkim olamayıp ekranlardan insanlara alenen hakaret etmek, ben yazıda bile kullanamam, insanın ağzından nasıl çıkar o sözler, yakışmıyor. Nedir bu hiddet, nasıl bir kindir bu, neyin kinidir? Ne yaşadınız siz zamanında?

Kitlelerin asıl vermek istediği gayet masum bir mesajı manipüle ederek, üstelik yalan olduğu en sağlam kaynaktan teyit edilmiş, olay yerinde o anları, o günleri yaşamış olan ve gerçekten kalbinde Allah inancı ve sevgisi olduğuna emin olduğum, ahlakından en ufak bir şüphe duyamayacağım biri tarafından, cami imamının kendisi tarafından hayır olmadı öyle bir şey denmesine rağmen, ısrarla aynı yalana sarılıp, alenen ekranlardan halka kin kusmak, olacak şey değil. Gerçekten hiç anlamıyorum. Nasıl bir ruh halidir bu, anlamak mümkün değil. Yine kutuplaştırmak için bilinçli olarak yapılıyor desem bile bu kadarı haddin çok çok üstünde.

Haydi yine olumlu tarafından yaklaşayım, olayı yanlış biliyor herhalde diyeyim, yine birileri kandırmış desem mesela, saf ya, o da inanmış. Yine de ekranlardan halka kin kusmayı masum göstermenin bir çaresi olmazdı herhalde yapılanı bu şekilde anlamlandırmaya çalışmak. Tek bir şey geliyor aklıma, o da "kin", bitmek tükenmek bilmeyen bir kin! Bu kadar mı kindar olur insan. Hiç mi sevgi olmaz yüreğinde. Allah korkusu da mı olmaz? Nedir bu büyük kinin asıl sebebi?

Yanlış Yapanlara Kimse ‘Neden Yanlış Yapıyorsunuz’ Diyemiyor?

İşin ilginci herkes sus pus, yapılan yanlışın herkes farkında, ama kimse ağzını açıp bir şey diyemiyor. Korkuyorlar her halde, belki de kendileri de şaşkınlık içinde. Kral çıplak hikayesindeki gibi, akil sayılabilecekler bile konuya yorum yapmamak için telefonlara dahi çıkmıyorlarmış. Ne kadar yazık, ya utanıyorlar, söyleyecek bir şey bulamıyorlar ya da korkuyorlar. Başka bir açıklama gelmiyor aklıma.

Ekranlarda sürekli boy gösterenler ise her zamanki gibi konuyu saptırıp, gezi bir kalkışmaydı, dış güçlerin oyunuydu falan diyerek ağızlarında bir şeyler geveleyip duruyorlar. Yapılan hakareti insani açıdan bile yorumlamaktan acizler, zavallı bir görüntü sergiliyorlar. İnsanoğlu gerçekten çiğ süt emmiş demek ki. Bu kadar kör olunabiliyormuş demek ki. Hallerine söyleyecek söz bulamıyorum.

Hayır! Bin kere hayır, gezi kesinlikle bir kalkışma değildi. Ben katılamamıştım, yurtdışındaydım, ama mümkün olduğunca televizyondan takip etmiştim. Bazı kanalları o günlerde defterimden silmiştim, o gün bu gündür penguen belgeseli de seyretmem.

Gezi iktidara bir tehdit hiç değildi, sadece bir haykırıştı, milyonların haykırışı, ülkesini çok sevenlerin haykırışı ve bu haykırış gayet masumdu, yaşam tarzına yapılan baskılara itiraz eden kitlelerin anayasal hakları ile iktidara duyurmaya çalıştıkları seslerinden başka bir şey değildi. Onca hayatlar yitti gitti gezide, gencecik hayatlar, onca insan sakat kaldı, kör oldu. O ses halen daha o günlerde ulaşması istenen kulaklara ulaşmamış görünüyor. Halen daha o günlerde de duymak istemeyenler duymuyor demek ki.

Marjinal Grupların Masum Eylemleri Gölgelemesine İzin Verilmemeliydi:

Baştan yapılan kışkırtmalar, çadırların yakılması, olayların büyümesine sebep oldu, bu yanlış tutum sonradan olayın marjinal guruplar tarafından manipüle edilmesinin de yolunu açtı, ama tüm bu olanlar gezinin masumiyetine bir halel getirmez. Devletimiz büyüktür, güçlüdür, suçu olan varsa mutlaka bulur ve cezası neyse verir.

Ama olayın aslı, masumiyeti şahsi siyasi emellere alet edilemeyecek kadar değerlidir. Gezi masum bir halk hareketidir, tarih sayfalarına da aynen böyle geçecektir. Bu ülkenin tüm vatandaşları tarafından, özünde bu halkın sahip çıkması gereken bir olgudur. Tanzimat’tan başlayan demokrasi yolculuğumuzda önemli bir kilometre taşıdır. Şahsi travmalara ve şahsi hesaplara asla alet edilemez, edilmesine müsaade edilmemelidir.

Toplum, yönetenler tarafından belli bir yöne sürüklenmek isteniyor olabilir, bunun için başta olanlar ellerindeki devlet aygıtlarını kullanmak, belki hayat görüşlerine uygun olarak, belki de iyi niyetle, doğru bildikleri şekilde toplumu bir şekle sokmak isteyebilirler. Toplum isterse bu emellerine ulaşmaları da mümkün olabilir.

Yaşam Tarzı Dayatması Olmamalı:

Ama bu istek yaşam tarzı dayatması ile olmaz. İyilikle, sevgiyle doğru yol diye bildiğinizi gösterirsiniz, olanakları sunarsınız. Gerisi bireylere kalmıştır. Her bireyin kendine ait bir bilinci var, Allah bile özgür bırakmış kendi yarattığı kulunu. İyisi kötüsü neyse herkes kendi benliği ile ayırt edebilir, dışarıdan baskı sadece travma yaratır.

Bireyler kişisel gelişimlerini gerek ailesi içinde yetiştirilme tarzından gerek aldıkları eğitimden ve gerekse kendi kendilerini yetiştirmeleri ile elde ederler, sonra da her şeye kendileri karar verirler.

Devlet bu süreçte sadece ihtiyaç duyulan olanakları ve kurumları bireylerin hizmetine sunmakla yükümlüdür. Hiçbir konuda dayatma yapamaz, yapmamalıdır. Kişinin kendi kararı esastır, yaptıkları bir suç teşkil ediyorsa kanunlar önünde hesabını kendi vermek zorunda kalır. Ama yaşam tarzı ne giyip ne giymeyeceği, ne yiyip ne içeceği, ne yapıp ne yapmayacağı, neye inanıp neye inanmayacağı kendine kalmıştır. Neticesinde övgüyü de kendi alır, eleştiriye de kendi göğüs gerer. Bir suçu varsa da her koyun kendi bacağından asılır.

Devlet olarak doğru eğitimi vermek, doğru bilgiyi öğretmek, eğitim için olanak sağlamak, ihtiyaç duyulan ibadet ortamlarını hazırlamak ya da planlamasını yapmak, düzenlemek, kontrol altında tutmak, ama her türlü inanç için, tek bir inanç için değil, devlet desteği vermek belki bir görevdir, ama o kadar. Gerisi bireylerin kendi kararına kalmıştır. Bunları ve toplum düzenini sağlayacak diğer ihtiyaçları karşılamak yeterlidir. Ülkenin geleceği ve ilelebet payidar kalması için gerekenlerin yapılması, ekonomik ve siyasal bağımsızlığının garantiye alınması devletin asli görevidir. Ama bireylerin yaşam tarzını yönlendirmek, bireyleri belli bir yaşam tarzına zorlamak devletin görevleri arasında yoktur.

Hele de toplum ahlakının bekçiliğini yapmak devlet görevleri içerisinde hiç yoktur. Merak etmeyin, toplum kendi ahlakının bekçiliğini kendi yapar, köklerini binlerce yıllık birlikte yaşamamızdan ve oluşturduğumuz ortak kültürümüzden alan gayet iyi bir toplumsal ahlakımız var zaten, misafirperver, sevgi dolu bir toplumuz, başka bir kültüre ya da ayrıca ahlak dersine ihtiyacımız yok.

Yaklaşan seçimlerin neticesi ne olur bilmiyorum, ama ben bu yapılanları tüm kalbimle kınıyorum.

Ortak Akla ve Sağduyuya Davet Ediyorum:

Çıkar yolun her zaman söylediğim gibi ortak bir akılda olduğunu düşünüyorum. Bunca yıl yapılan yanlışlardan anlaşılan o ki, birileri halen daha kin besliyor.

Benim için ya da bilenlere kin duygusunun ne kadar kötü bir duygu olduğunu tekrar etmeme gerek yok. Kin sözcüğü Farsçadan geçmiş dilimize, Arapçası hıkddır. Ancak İslami anlamıyla anlayabilenler için yazmış olayım:

"Hıkddan hasıl olan kötülükler çoktur. Hıkd eden kimse, iftira, yalan ve yalancı şahitlik ve gıybet ve sır ifşa etmek ve alay etmek ve haksız olarak incitmek ve hakkını yemek ve ziyareti kesmek günahlarına yakalanır."

İçinde daha çok sevginin dolu olduğu bir gelecek dileklerimle.

Moskova'dan sevgi ve saygılar


Google Ads