logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
stratejisiyaset

Kral Çıplak mı?

“Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok, nice elbiseler gördüm içinde insan yok!”

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 19.05.2022
  • Süre : 5 dk
  • 322 kez okundu

“Nice insanlar gördüm üzerinde elbise yok, nice elbiseler gördüm içinde insan yok!”

3N

Hayatta var olduğunuz ve nefes aldığınız müddetçe önce kendimize hep şu üç soruyu sormamız gerekir: Neden? Nasıl? ve Niçin? İnanın hayatınızdaki birçok doğru dediğiniz olguların yanlış olduğunu ya da başka bir boyuttan baktığınızda da size dayatılan doğruların aslında birçok eksikliğinin olduğunu ancak bu soruları sorarak tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarabiliyoruz. Bu yaklaşım bizlere, düşüncede derinlik sahibi olmamızı ve olaylar karşısında ikileme düştüğümüzde mümkün olduğunca en doğru yolu bulmamızda yardımcı olacaktır. Bir başkasının doğru diye sattığı hiçbir şeyin peşin alıcısı olmamalıyız. Kendi kendimize sorular sormalıyız, sorgulamalıyız, araştırmalıyız ve en önemlisi sazan gibi hemen her şeye balıklama atlamaktan kaçınmalıyız. Kendi hür irademizle vereceğimiz kararlarımızın ve kendi doğrularımızın peşinden gitmeyi temel düstur edinmeliyiz. Birey olarak hareket etmemizin, her birimizin atacağı doğru adımların millet olarak topluca doğru atabilmemizin ilk şartı olduğunu bilmeliyiz.

Bu temel görüş ve yaklaşım çerçevesinde, günlük hayatımızda da bir yeri olan "kral çıplak" deyiminden size bahsetmek istiyorum. Eski zamanlarda yaşanan bir hikâyede geçen bu deyimi anlatmadan önce, günümüzde çoğumuzun karşı karşıya geldiği bazı insan tiplemelerinden bahsetmek isterim.

İlk sorumuz şu: “İnsan, insan olmaktan çıkıyor mu?” Mevlana’nın; “Nice insanlar gördüm, üzerinde elbise yok, nice elbiseler gördüm, içinde insan yok” sözü ne kadar manidardır, değil mi? İnsanoğlu var olmasına var da insanlığı kalmamış mı acaba?

İnsanların çıplak olması, yani üstlerinde elbiselerinin olmaması bir kere hayra alamet değil. Elbiselerin içinde de insan olmaması, hepten bir felakettir. İnsanın değeri kılık, kıyafet ve üzerindeki elbiseyle elbette ölçülmez, ölçülemez. Bunda hepimiz şüphesiz hemfikiriz. Bir beşer, ancak kalbi, ahlâkı, edebî ve vicdanıyla ölçülür, sınıfı geçerse ‘insan’ olur, geçemezse ‘beşer’ yani ‘hayvanlar aleminde bir canlı’ olarak kalır. İnsanlığa yükselemez. Tabii böyle bir ölçüt devreye sokulmuş olsa, bu dediğimiz olabilirdi. Maalesef böyle bir şey olamadığından, biz kimlerin beşer kimlerin insan olduğunu anlamadan, herkesi insan olarak kabul etmek durumunda kalıyoruz. Bu arada beşerî davranışlar sergileyen ve dolayısıyla şaşan insanları görünce de haliyle bizler de şaşırıp kalıyoruz. Oysaki insan, kral olsa bile kötü havalara girmemelidir, değil mi? “Önce insan ol, insan” derdi büyüklerimiz.

Kral Çıplak Hikayesi:

Bir gün küçük bir çocuk çıkıp “kral çıplak” der… Bu nasıl olmuş, ona bakalım birlikte. Günlerden bir gün, uzak bir ülkede, giyimine kuşamına oldukça düşkün, kendini beğenmiş bir kral yaşarmış. Kendini dev aynasında gören bu kral kendi zekasını da çok beğenir, diğer insanları hiç mi hiç önemsemezmiş.

Yine bir gün, başka bir ülkenin kralı kendisini ziyaret etmek istediğini söylemiş. Komşu ülkenin kralının geleceğini haber alan bizim kralın aklına gelen ilk şey; “acaba hangi elbisemi giysem” olmuş. Derhal tellalı çağırmış;

“Bütün terzilere haber gönderin” demiş. Öyle bir giysi istiyorum ki, dünyada bir eşi, benzeri olmasın. Bana eşsiz bir elbise dikecek terziyi ihya edeceğim. Kıymetli misafirlerimi karşılarken o giysileri giyeceğim” demiş. Bir müddet sonra, haber her tarafa ulaşmış. En iyi terziler, kralın huzuruna gelmişler, yapabilecekleri tüm modelleri kral hazretlerine tek tek anlatmışlar. Fakat kral anlatılanlardan hiçbirini beğenmemiş; “daha iyisi, daha güzeli olmalı” diyerek, tüm terzilere bağırıp, çağırıyormuş.

Durumu anlayan bilge bir terzi kraldan söz istemiş. Sevgili kralım, ben size çok özel bir elbise dikeceğim demiş. Kral nasıl olacak diye sormuş. Bilge terzi her defasında “sizin için çok özel bir elbise dikeceğim” demiş. “Öyle bir elbise dikeceğim ki eşsiz olacak. Ne sizden önce ne de sonra kimse bu elbiseyi giyemeyecek” demiş. Kral sevinçle terziye gülümseyerek tamam demiş. Bu işi sana veriyorum!

Bilge terzi: “Fakat bir şartım var” demiş. “Elbisenin dikimi bitene kadar hiç kimse işime karışmayacak, odama girmeyecek” demiş. Kral aradığını bulmanın sevinciyle, bu teklifi kabul etmiş. Hemen birkaç kese altın verip; “haydi o zaman derhal dikmeye başla” diye emretmiş. Bilge terzi hemen başlamış çalışmaya. Odasına çekilip, her gün kraldan iki kese altın geliyormuş kendisine. Aradan günler, haftalar geçtikçe kralın merakı artmaya başlamış. Nihayet bilge terzinin hangi kumaşı diktiğini görmek için odaya girmiş. Bilge terzi, dikiş tezgahının üstünde harıl harıl çalışıyormuş. Kral sessizce bir süre terziyi izlemiş, bir şey göremeyince, “Demek günlerdir boş oturuyorsun ha!” diye esip, kükremeye başlamış. “Günlerdir seni besliyorum, her gün kese kese altınlar gönderiyorum bunun için mi demiş?”

Bilge terzi sakin ve kendinden emin bir şekilde; “Sevgili kralım, bu kumaş çok özel bir kumaş. Bunu sadece akıllı insanlar görebilir.” demiş. Bakın ne kadar da güzel oluyor, öyle değil mi?” Kral, aptal durumuna düşmemek için; “evet, çok güzel” demek zorunda kalmış ve hızlıca çıkmış odadan. Çok geçmeden bu söylenti şehrin her tarafına yayılmış. Kralın yeni elbisesi için herkes; “sadece bu elbiseyi akıllılar görebilir” diyormuş.

Nihayet insanlar meraktan çatlamadan merasim günü gelmiş, çatmış. Halk alana toplanmış, meraklı gözlerle kralı beliyormuş. Terzi kralı giyim odasına almış, eski elbiselerini indirerek ona gerçekten varmış gibi üzerine diktiği elbiseleri giydirmiş. Sonra da kralın karşısına geçip; “muhteşem oldunuz sevgili kralım, gerçekten çok şıksınız” demiş. Kral, bilge terzinin bu iltifatları karşısında, aynadaki çıplak bedenine hiç aldırmadan; “teşekkürler, çok güzel olmuş, çok beğendim” demiş.

Kral yeni elbiseleri ile gelmiş merasim alanına. Toplanan halk kralı çıplak görünce çok şaşırmışlar ama kimse cesaret edip de krala çıplak olduğunu söyleyememiş. İşte o anda, birden kalabalığın içinden genç bir çocuk haykırmış;

“Kral çıplak!”

Bunu duyan halk gülmeye başlamış. Nihayet kral, geç olsa da gerçeği anlamış. Kıssadan hisse, her bireyin kibirden arınması, etrafındaki çıkarcı ve sahtekâr dalkavuklardan uzak durması gerekir. Hele siyaset ve/veya devlet katında büyük makamlarda oturan kişiler için bu tutum daha da fazla önem arz eder. Değilse, bir gün halktan birilerinin içindeki çocuklar ortaya çıkar, hiç ummadık bir şekilde “kral çıplak” der. Bu hallere düşmemek için, içindeki çocuğu öldürmemiş aklı başında olan yetişkinlere bugünden kulak kabartmamız gerekmez mi?


Google Ads