logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
stratejisiyaset

Muhafazakâr Devrimci Olur mu?

Devrimcilikten söz edebilmek için öncelikle mevcut düzeni yani statükoyu bozup, yeni radikal değişimler yapmak gerekiyor. İşte çelişki burada ortaya çıkıyor. Muhafazakâr, mevcut düzeni altüst eden radikal değişimlere karşıdır. Muhafazakârlık geçmişten gelen tüm öğretileri, gelenekleri, kültürü, mevcut kurumları muhafaza etmeye yönelik bir siyasi felsefedir. İlk bakışta devrimcilikle muhafazakârlık yan yana gelemeyecek iki kavram olarak görünüyor.

Serbest Yazar Eşref ÖZDEMİR
Serbest Yazar Eşref ÖZDEMİR

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 03.11.2022
  • Süre : 4 dk
  • 218 kez okundu

Öncelikle kavramların sözlük anlamına bakalım: TDK Sözlükte muhafazakâr “tutucu” demek, devrimci ise “belli bir alanda hızlı, köklü ve nitelikli değişiklik yapan kimse” olarak tanımlanıyor. Elbette kelime anlamları hemen bir fikir veriyor. Her iki kelime adeta birbirinin zıttı gibi görünüyor. Ancak biz bu kelimelerin sözlük anlamından ziyade siyaset bilimindeki anlamları üzerine bir değerlendirme yapacağız. 

Şimdi bu kelimelerle özdeşleşmiş isimlere bir bakalım. Che Guevera, Mao, Lenin, Cromwell, Robespierre birer devrimcidir. Che Küba’da, Mao Çin’de, Lenin Rusya’da Cromwell İngiltere’de, Robespierre Fransa’da hızlı, köklü ve nitelikli değişimler yapmışlardır. Nereden mi biliyoruz? Günümüzde bile onlardan ve yapmış oldukları değişikliklerden söz ediyorsak demek ki bu kişiler ciddi toplumsal etkiler yaratmıştır. 

Ülkemize gelelim. Tarihimizdeki devrimci isimlere bir göz atalım. Fatih Sultan Mehmet bana göre bir devrimcidir. Çünkü devlet düşüncesinin yerine vizyoner bir bakışla imparatorluk düşüncesini yerleştirmiştir. Sadece İstanbul’un fethi değil, kanunnameleri, idari düzenlemeleri, askerlik alanında uyguladığı yenilikleri, Osmanlı Devletinden Osmanlı İmparatorluğuna geçiş için önemli aşamalardır. Bir diğer devrimci ise II. Mahmut’tur diyebiliriz. Lakabı “Gavur Padişah”tı. Getirdiği yenilikler, çökmekte olan bir İmparatorluğu yeniden ayağa kaldırmak içindi. 

Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılmasıyla başlayan süreci; ilköğretimi zorunlu hale getirilerek, bugünkü ilkokula denk Rüşdiye okullarını kurulması, Batılı tarzda eğitim vermek amacıyla ilk modern tıp okulu olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’nin ve modern anlamda ilk harp okulu olan Mekteb-i Harbiye’nin kurulması takip etmiştir. Döneminde vezirlik müessesi kaldırılmış, modern anlamda bakanlık teşkilatına geçilmiştir. Pek çok idari düzenleme de bunları takip etmiştir ama biz II.Mahmut’u nedense ilk pantolon giyen padişah olarak biliyoruz. Peki Türk tarihindeki devrimcilerden bahsedip de Mustafa Kemal Atatürk’ten bahsetmemek olur mu? Elbette olmaz. Toplumsal değişim ve dönüşüm için neler yaptıklarından bahsetmeyeceğiz. Sadece en büyük eserim dediği Cumhuriyet bile onun devrimci karakterini anlatmak için yeterlidir. Toplumsal etkileri ve paradigma değişimi yönüyle Mustafa Kemal Atatürk Türk tarihinin en büyük devrimcisidir.

Devrimciliğin en belirgin özelliği eskiyi tamamen ortadan kaldırmasıdır. Bu değişikliklerin de köklü ve nitelikli olması gerekmektedir. Nitelikli değişimler yoksa Stalin ya da Hitler örneklerinde olduğu gibi devrimcilikten bahsedemeyiz. 

Yazımızın konusu muhafazakâr devrimci olur mu sorusuydu. Örneklerden de gördüğümüz üzere; devrimcilikten söz edebilmek için öncelikle mevcut düzeni yani statükoyu bozup, yeni radikal değişimler yapmak gerekiyor. İşte çelişki burada ortaya çıkıyor. Muhafazakâr, mevcut düzeni altüst eden radikal değişimlere  karşıdır. Muhafazakârlık geçmişten gelen tüm öğretileri, gelenekleri, kültürü, mevcut kurumları muhafaza etmeye yönelik bir siyasi felsefedir. İlk bakışta devrimcilikle muhafazakârlık yan yana gelemeyecek iki kavram olarak görünüyor.

Fransız İhtilalinin baş döndürücü ve yıkıcı etkisinden korunmak amacından kaynaklanan muhafazakârlık Batı pratiğinde, özellikle 70’li yıllardan sonra liberalizmle harmanlanarak yeni muhafazakârlık (neo-conservatism) denilen bir akım halini almıştır. Otoriteyi, devleti, müdahaleciliği ve toplumsal düzeni esas alan yeni muhafazakârlık Batı’da Reagan, Thatcher, oğul Bush dönemlerinde uygulama alanı bulmuştur. Yani bahsettiğimiz kavram klasik muhafazakarlık değil.

Gelelim günümüze; 2000’li yıllardan sonra dünya siyasetine popülizm egemen olmuştur. Liberal ekonomi uygulamaların geniş halk kitlelerine getirdiği gelir dağılımı adaletsizliğine bağlı dışlanmışlık duygusunu fark eden kimi liderler, mevcut düzenleri seçkinci ve ayrımcı olarak nitelemişler, değişim önermişlerdir. Bu değişimin anahtarı da demokrasinin temsil aygıtı olan bireysel oylar, yani sayısal çoğunluktur. Popülizm bir ideolojiyle ilişkili değil, bir uygulamadır, söylemdir. Vurguladığı hususlar; dini değerler, gelenekler, milliyetçilik ve seçkinci karşıtlığıdır. Popülizm sağ ya da sol da uygulama alanı bulabilir. Yani muhafazakâr birisi popülist olabileceği gibi devrimci birisi de popülist olabilir. Bu kavramları karıştırmamak lazım. Popülist bir siyaseti devrimci olarak tanımlayıp buradan da muhafazakâr devrimci tanımına ulaşmak ancak zorlamayla olur. 

Bir diğer tartışma konusu ise devrimin ne türlü değişimleri kapsadığıdır. Devrim paradigmik yani değerler dizisinde meydana gelen bir değişimdir. Bu değişimleri birey, toplum ve devlet başlıklarında ele almak gerekir. Birey tutum ve davranışları ile alışkanlıklarını değiştirir, toplum sosyolojik ve kültürel olarak yeniden formatlanır, devlet ise yeni bir siyasi düzene geçer. Mevcut bir düzende yapılan yenilikler ise devrimcilik değil dönüşümcülüktür. 

Son olarak muhafazakârlık ve din arasındaki ilişkiye göz atalım. Muhafazakârlığın kökenlerinde tutuculuk olduğundan bahsetmiştik. Tutuculuğun da mevcut düzeni korumayı amaçladığını söylemiş, güçlü bir devlet, toplum ve düzen önerdiğini de belirtmiştik. Aslında bu önerinin temelinde günümüzde toplum düzeninin bozulduğu, devletin yozlaştığı, toplumun değerlerinden ve geleneklerinden uzaklaştığı duygusu yatmaktadır. Bu yönüyle günümüzün muhafazakâr insanının geçmişten gelen değerlere sahip çıktığını görüyoruz. Geçmişten taşınan değerler arasında ise en belirgin olanları inançlar, gelenekler ve milli söylemlerdir. Yani dini değerlere ve geleneklerine bağlı bir kişinin muhafazakâr olması beklenen bir sonuçtur. Buradan hareketle muhafazakârlığın devrimciliğe evrilmesi mümkün müdür? Başlangıç noktası itibariyle buna evet diyebiliriz. Bozulan, yozlaşan Kureyş’e yeni bir düzen öneren Hz. Muhammet de çağına göre elbette bir devrimciydi. Ancak onun düşüncelerini ve uygulamalarını bugünkü devlet ve toplum düzeni için önermek sadece popülist bir muhafazakârlık olabilir. 


Google Ads