logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
stratejisiyaset

Sağlık Politikasında Nereye Gidiyoruz?

Sağlık hizmetinin finansmanında ülkeden ülkeye farklı modeller uygulanabilmektedir. Ancak finansman, tek başına sistemin işleyişi üzerinde etkili olamaz. Örneğin tamamen özel sağlık sigortası üzerine kurulu ABD sisteminde sağlık harcamaları Avrupa ülkelerinin iki üç katı kadardır ve sağlık hizmetine erişimde büyük sorunlar yaşanmaktadır.

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 21.09.2022
  • Süre : 4 dk
  • 156 kez okundu

Sevgili dostlar, kamu politikasının bir süreç içerisinde oluştuğunu ve siyasi iktidarın politika tercihlerinin asla tesadüf olamayacağını yazılarımda belirtiyorum. Dolayısıyla idari nitelikte bir kamu hizmeti olan sağlık hizmeti konusunda oluşturulan politikalar asla tesadüfler sonucunda oluşmadığı gibi, politika çıktıları ve sonuçlarının da tesadüflerle açıklanamayacağını belirtmek gerekir. Elbette politika uygulandıkça istenmeyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Ancak bu istenmeyen sonuçlar yeni ortaya çıkan kamusal sorunlar olarak kabul edilmeli ve bunlara karşı politikada gerekli değişiklikler yapılmalıdır. Bu yönüyle kamu politikası süreçleri kesinlikle dinamik süreçlerdir. Yani bir politika oluşur ve oluşmaya devam eder. 

Eğer kamu politikası kamusal bir sorundan değil de, küresel akımlardan etkilenerek oluşturuluyorsa, burada ülke dışındaki farklı yapıların politika transferinden söz edilir. AKP'nin 2002 Kasım ayında iktidara gelmesinden sonra yayınladığı AEP (Acil Eylem Planı) ile başlayan süreçte, Japon Kalkınma Bankası ve Dünya Bankası tarafından sağlanan kaynakların, Sağlıkta Dönüşüm Programının alt yapısını oluşturmak maksadıyla kullanıldığı bilinmektedir (1). 

Elbette politika transferi yoluyla yeni bir politika süreci başladığında, kamuoyunun da bu sürece hazırlanması gerekir. Bu aşamada aslında nitelik yönünden çok iyi örnek olan ancak nicelik yönünden yetersiz kalan SSK Hastanelerindeki kuyruklar, basın aracılığı ile algı operasyonu için kullanılmıştır. Yurt dışından ithal edilen ilaç ve aşılarda normalden 20-30 kat daha ucuza ihale yapabilen bir kurum, örnek alınacağına ve nicelik yönünden geliştirileceğine, küresel sermayeye boyun eğen bir sistem tercih edilmiştir. 

Bunun yanında birinci basamağı önceleyen "Sağlığın Sosyalleştirilmesi Kanunu"yla oluşturulmuş sistem, bütün kurumları ve kültürüyle "kötü" ilan edilmiştir. Oysa bugün birinci basamağın güçlü olmasının en az maliyetli ve en etkili sistem olduğu kabul edilmektedir. Uygulanan politikanın en önemli çıktılarından biri olan "Şehir Hastaneleri", optimum büyüklüğün çok üzerindedir. İnsanların birinci basamak sağlık hizmetini kolaylıkla atlayarak ikinci ve üçüncü basamağa ulaştığı bu sistemde düzenli bir sevk zinciri de kurulamadığından hem devletin hem de sağlığa erişmek için çaba göstermek zorunda kalan halkın maliyetleri artmıştır. 2010 yılına gelindiğinde 10 yılda iki kat artarak 1 trilyon doları aşan dünya ilaç pazarı, yeni sistemin önceliklerini daha açık biçimde göstermektedir. 

Sağlık Sisteminin Bileşenleri Dönüşümden Nasıl Etkilendi?

Sağlık hizmetinin finansmanında ülkeden ülkeye farklı modeller uygulanabilmektedir. Ancak finansman, tek başına sistemin işleyişi üzerinde etkili olamaz. Örneğin tamamen özel sağlık sigortası üzerine kurulu ABD sisteminde sağlık harcamaları Avrupa ülkelerinin iki üç katı kadardır ve sağlık hizmetine erişimde büyük sorunlar yaşanmaktadır. Her sigorta temelli sistem bu kadar sorunlu değildir. Almanya'da farklı sigorta modelleriyle yüzde yüze yakın bir kapsayıcılık sağlanmıştır. Türkiye'de SDP ile ihdas edilen genel sağlık sigortası uygulamada çok başarılı olamamıştır. Uzun dönemde devletin sağlık harcamaları artmıştır (2). 

Bunun yanında özel sağlık kuruluşlarının sayısı artarken, bu kuruluşlara halkın kolayca ulaşabilmesi etkin olamayan bir maliyet artışına sebep olmuştur. Aslında sağlık hizmetinin özelleşmesi ve özel sağlık sigortaları, bu sistemin bilinen ve planlanan sonuçlarından olmakla birlikte resmi politika dokümanlarında bu hedefler öne çıkarılmamıştır. Her kamu politikasının açıklanan hedefleri dışında farklı hedefleri olması mümkündür, ancak bu açıklanmayan hedeflerin belirlenmesinde kamu yararı ilkesi gözetilmiyorsa, bu durum siyasi iktidarlar açısından meşruiyet ve hukuka uygunluk tartışmaları yaratır. 

Devlet hastanelerinin "müşteri odaklı" sağlık hizmeti sunmaya başlaması ile birlikte, hastanelerde yöneticiler, maliyetleri kısmak, hasta devir hızını artırmak gibi sağlıkta ciddi olumsuz sonuçlara yol açabilecek uygulamalara gidilmesini görevlerinin bir gereği olarak algılamaya başlamıştır. Oysa sağlık hizmetinin en temel amacının insan hayatının korunması olduğu tamamen unutulmuştur. Bir yandan hastane yöneticileri üzerinde kâr baskısı, bir yandan bütçedeki kısıntıların artışı, yöneticileri sağlık açısından ölümcül sonuçları olabilecek tercihlere yöneltmektedir. Mesleğinin sorumluluğunun bilincinde olan çalışanların uyarıları ise, genellikle çalışma huzurunu bozacak çatışmalara dönüşmektedir. Bütün bu sorunların nereden kaynaklandığı görülmediği sürece insanlar birbirleriyle kavgalı olacak, hukuk sadece bu kavgaların taraflarının haklılığını/haksızlığını tartışacaktır. Doktorlar ve diğer sağlık personeli arasında çalışma barışını bozabilecek aşamaya gelen tartışmalar, parasallaştırılmış sağlık hizmetlerinin sonuçlarından başka bir şey değildir aslında. 

SDP'nin önemli sonuçlarından biri de, sağlık çalışanlarının emeklerinin piyasa kurallarına göre belirlendiği ve eğitimin, tecrübenin, bilginin değersizleştirildiği bir düzenin oluşma emarelerinin görünmesidir. Sermaye gurupları tarafından ticari olarak açılan ve devletle olan ilişkilerini kişisel bağlantılar üzerinden yürüten özel sağlık kurumları açısından sağlık çalışanları sadece ücretli bir çalışandır. Bunun adına beyaz yaka ya da mavi yaka demeniz hiçbir şeyi değiştirmez. Ülkenin genel ücret düzeyi düştüğünde sermaye sahipleri personel giderlerini nasıl buna göre ayarlıyorsa, sağlık sektöründe olan şey de farklı değildir. Ülkedeki genel ücret düzeyindeki düşüş, en büyük memnuniyetsizliği eğitimli ve kalifiye çalışanlarda yaratır. Bunun doğal sonucu, küresel işgücü pazarında her zaman geçerli olan alanlardaki işgücünün yurt dışına kaçışıdır (Burada kaçış kelimesi işgücünün yönünü anlatmak için kullanılmıştır. Herhangi bir yargı içermemektedir). Gidilen ülke açısından hiç bir eğitim masrafına katlanmadan sahip olunan işgücü, büyük bir hediye olsa da, gönderen ülke açısından hem maddi hem yaşam kalitesini değiştirecek boyutta manevi kayıptır. Devleti yöneten siyasi iktidarların amacı, yetişmiş insan gücünü başka ülkelerin hizmetine altın tepside sunmak değil, ülke insanının çıkarları ve refahı için ülkede tutabilmektir. Bu da hamasetle ve sanal gerçeklik inşası ile mümkün değildir.

SDP'nin başlangıcında özel hastanelerde kırmızı halıda karşılanan insanların, sonrasında sağlık hizmetlerine erişimde sorunlar yaşamaya başlaması karşısında sağlık çalışanlarına şiddete yönelmesi, uygulanan sağlık politikasının istenmeyen sonuçlarından biridir. Ancak bu kamusal sorun karşısında siyasi iktidarın iki seçeneği vardır; ya şiddete karşı gerekli tedbirleri alacaktır ya da sağlık çalışanlarını, kendisine iktidarda kalmayı sağlayan sağlık hizmetlerinin iyi olduğuna inanan halkla karşı karşıya bırakacaktır. Mevcut durumda iktidar, ikinci politika tercihini açıkça olmasa da zımnen yapmış görünmektedir. Sağlık çalışanlarının iş yükü dünya standartlarının çok üzerindeyken onlardan, hastaların tepkileri konusunda empati beklemek bile çok büyük haksızlıktır. Çünkü gerçekte olması gereken, devletin ve onu yönetme görevini üstlenen siyasi iktidarın sağlık hizmetleri konusundaki yetersizlikleri görmesi ve bunları kamusal bir sorun olarak kabul edip çözümleyici politikalar üretilmesine ortam sağlamasıdır. Sağlık çalışanlarına yönelen şiddetin karşısında, "bu işin sorumlusu benim çalışanlarım değil, benim" diyebilmesidir. Ama bunu diyebilmek ancak demokratik hukuk devletlerinde olur.

Sonuç

SDP, istenen ve istenmeyen sonuçlarıyla, Türk Milletinin gerçekleriyle uyuşmayan bir politika tercihidir. Bu politika tercihi sadece siyasi iktidarın tercihleriyle oluşmamıştır. Bu süreçten kazançlı çıkanları alt alta yazdığınızda, belki listenin en sonuna halkı yazabilirsiniz. İlk sırada ise, tartışmasız çok uluslu ilaç şirketlerini sayabiliriz. G. Mooney, "Küresel olarak DSÖ'nün etkisi azalmıştır, sağlık ve sağlık hizmeti finansmanında IMF ve Dünya Bankası'nın sağlık politikaları giderek daha fazla kendilerini göstermeye başlamıştır"(3) diyerek neo-liberal dönemin sağlık politikaları hakkında doğru bir kanaati aktarmaktadır. 

Sağlığın küresel boyutta nasıl bir kâr alanı yarattığını "Ulusların Sağlığı" kitabında anlatan Mooney'nin bu eserini sağlık alanında çalışan herkese tavsiye ederim. 

Toplumsal dönüşümler kısa zamanda gerçekleşmez. Değişim için birey açısından geçerli olan zaman, toplum için aynı ölçekle değerlendirilemez. Kolektivist bir toplumun politika transferi ile bireyci bir topluma dönüşmesi için gereken zaman, bu dönüşümü yaşayan bireylerce algılanamaz. SDP ile gidilmek istenen hedefin, sağlığın bütün boyutlarıyla özelleştirilmesi olduğunu söylesem, hemen çok şiddetli itirazlar gelecektir. Yazdığım bir makaleden yola çıkarak diyorum ki, yaşanan "devletin din üzerinden neo-liberal dönüşümü"dür (4). 

Bu dönüşümün sancıları uzun döneme yayılmakla katlanılabilir olmaz. Sadece halkın yurttaşlık bilincinden uzaklaştığını gösterir. Yoksa siz hala sorunun sağlık politikaları olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Dipnotlar:

(1) Nazan Savaş, (2020), "Dünya Bankası'nın Sağlık Reformları Üzerine Etkisi; Türkiye'de Sağlıkta Dönüşüm Örneği", ESTÜDAM Halk Sağlığı Dergisi, 2020; (5) 1.

(2) İclal Atilla, A. Gülay, (2020), "Türkiye’de Genel Sağlık Sigortası’nın Sürdürülebilirliği İçin Zorunlu Tamamlayıcı Sağlık Sigortası Modeli Önerisi", Uygulamalı Bilimler Fakültesi Dergisi, C.4, S.1, s.17-40

(3) Gavin Mooney, (2013), Ulusların Sağlığı Yeni Bir Ekonomi Politiğe Doğru, (Çev. Cem Terzi), Yordam Kitap, İstanbul, s. 52.

(4) Özkan Leblebici, “Devlet ve Din İlişkileri Bağlamında Devletin Din Üzerinden Neo-liberal Dönüşümü”, Memleket Siyaset Yönetim, Cilt: 9, Sayı: 22, Temmuz 2014, YAYED, Ankara, s. 349-376.


Google Ads