logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
stratejisiyaset

Sağlıkta Şiddet Neden Bir Kamusal Sorundur?

Elbette burada politik bir değerlendirme yapmaya çalışırken, sağlık çalışanlarına yönelen vahşice şiddeti uygulayanların suçluluklarının tartışma götürmez bir gerçek olduğunu da kabul etmemiz gerekir. Ancak öncelikle gerçekleşmesi gereken, kamu görevlilerine yönelen bu şiddetin kamusal bir sorun olarak kabul edilmesidir.

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 07.07.2022
  • Süre : 4 dk
  • 224 kez okundu

Devletin Varlık Sebebi, Kamu Hizmetidir:

Sevgili dostlar, devletlerin varlık sebebi kamu hizmeti sunumudur. Devlet adını verdiğimiz siyasal örgüt, bütün faaliyetlerinde kamuya bir hizmet sunar. Kamu hizmetinin omurgasını oluşturan kavram ise, kamu yararıdır. Bir belediye işçisinin sokakları süpürmesi, polisin trafik denetimi yapması, doktorun hasta muayene etmesi, öğretmenin ders planı hazırlaması, büyükelçinin yurt dışında devleti temsil etmesi, askerin eğitim yapması, milletvekilinin yasama faaliyetine katılması, cumhurbaşkanının Anayasada yazılı görevleri ve sorumlulukları yerine getirmesi kamu hizmetidir. Dolayısıyla bu faaliyetlerin her birinde kamu yararı bulunması, kamu hizmetinin maddi şartını oluşturmaktadır (1).

Bazı kamu hizmetlerinin idari niteliği, bu hizmetlerin mutlaka devlet tarafından verilmesini zorunlu kılar ki, bu hizmetlere, eğitim, sağlık, güvenlik hizmetlerini örnek verebiliriz. Elbette idari nitelikte olması, bir kamu hizmetinin özel hukuk tüzel kişisi tarafından verilemeyeceği anlamına gelmez ama devletin mutlaka bu hizmeti vermesinin gerektiği anlamına gelir. Özel hukuk tüzel kişisi tarafından sunulmasına izin verilen kamu hizmetinin denetimi, sonuçları gibi konular, politik düzlemde tartışılabilir. Neticede kamu hizmetinin nasıl verileceği konusundaki kararlar, siyasi iktidarların kamu politikası tercihleridir. Bugün ele alacağımız konu, üzerinde çok şey yazılıp söylenmiş olan sağlıkta şiddet konusuna farklı bir perspektiften bakmak olacaktır.

Kamu Hizmeti Görevlileri

Kamu hizmeti sunumunda görevli olanlar hakkında çeşitli kanunlarda kapsam yönünden dar ya da geniş tanımlar bulunmaktadır. Anayasanın 128. Maddesinde; "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür." (2) ifadesi yer almaktadır. 

Bu tanım dar kapsamlıdır. 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu'nun 4. Maddesinde; "Kamu hizmetleri; memurlar, sözleşmeli personel, geçici personel ve işçiler eliyle gördürülür." (3) ifadesi yer alır ve kanunun ve tanımın kapsamı itibariyle Anayasaya göre daha geniş bir tanımdır. 

5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 6. Maddesinde "Kamu görevlisi deyiminden; kamusal faaliyetin yürütülmesine atama veya seçilme yoluyla ya da herhangi bir surette sürekli, süreli veya geçici olarak katılan kişi, " (4) tanımı ise, oldukça geniş bir tanımdır. 

Devlet zor kullanma tekeline sahip bir siyasi örgüttür. Tanımın bu kadar geniş tutulmasındaki amaç, suçun öznesi ya da nesnesinin kamusal nitelik taşıması halinde değerlendirmenin farklılaşmasıdır. Diğer bir ifadeyle kamu gücü ayrıcalıklarının kanun metninde yer almasıdır. Kamu görevlisine karşı işlenen suçlarda cezanın ağırlaştırılması, kamu yararını temsil eden kamu görevlisinin korunmasına yönelik bir düzenlemedir. Asıl korunan unsurun kamu yararı kavramı olduğunu söyleyebiliriz. Örneğin "hakaret" suçunu düzenleyen 125. Maddede 3 aydan iki yıla kadar hapis cezası öngörülmüştür. Ancak suçun "kamu görevlisine karşı, görevinden dolayı" işlenmesi halinde alt sınırın bir yıldan az olamayacağı belirtilmiştir. 131. Maddede de suçun kamu görevlisine karşı işlenmesi halinde, mağdurun şikayetine bağlı olmaksızın soruşturma ve kovuşturma yapılacağı vurgulanmıştır.

Kamu görevlisine şiddet söz konusu olduğunda TCK 265. Maddede; "Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır" hükmü yer almaktadır. 89. Maddede yer alan "taksirle yaralama" suçu hakkında fiilin kamu görevlisine yönelmesi konusunda bir ayrım yapılmamış, 265. Madde kapsamında aynı anda 89. Maddeden de ceza verileceği belirtilmiştir. Sağlıkta şiddet olaylarına bakıldığında, burada yeni düzenlemelerin yapılması gerekliliği kendini göstermektedir. Sadece TCK'da değil, CMK (Ceza Muhakemesi Kanunu)'da ya da diğer mevzuatta da değişiklikler yapılabilir. Ancak caydırıcılığın sağlanması için sonuçların görülmesi de gerekmektedir. Kanunlar kamu politikasının vücut bulmuş halidir. Bu açıdan bakıldığında hangi kanunlarda ne değişiklik yapılacağını tartışmak yerine politika süreçlerine odaklanmak yerinde olacaktır. Çünkü politika süreçleri anlaşıldığında, neyin kamusal sorun olarak görüldüğü/görülmediği belli olacaktır. Bu durumda kamu politikası süreçlerinden sorumlu siyasi iktidarın halka vermek zorunda kalacağı bir hesap ortaya çıkacaktır.

Sağlıkta Şiddet

Sağlıkta dönüşüm programı, Türkiye'de sağlık politikasında radikal bir dönüşüm olarak görülebilir. Bu politika değişikliği için gerekçe olarak kapsayıcılığın artırılması, maliyetlerin düşürülmesi ve finansman sorunlarının çözülmesi öne sürülmüştür (5). 

Ancak politika sonuçlarına bakıldığında maliyetlerin arttığı, kapsayıcılık konusunda beklenen iyileşmenin olmadığı görülmektedir. Bunun yanında özel hastanelerin sağlık sisteminin önemli bir parçası haline geldiği, sevk zincirinin kurulamadığı ve bu nedenle insanların en küçük rahatsızlıkta hastanelere gidebildiği bir yapı ortaya çıkmıştır. Niceliksel yetersizliğin yarattığı mutsuzluktan sonra bu yapı, nitelikte büyük bir iyileşme sağlamasa da halk tarafından büyük kabul görmüştür. Siyasal iktidarın seçim başarılarında oldukça önemli yeri olan bu politika değişikliği, sağlık çalışanlarının iş yükünü artırmasının yanında mesleki itibarını da azaltmış görünmektedir. Zira nitelikli çalışanların adeta bir üretim bandında seri üretim yapar gibi performans göstermeleri istenmiş, bunun için havuç-sopa tekniği kullanılmıştır.  

Sağlık çalışanlarının iş yükünün pandemiyle birlikte katlanarak artmasına karşın, yeteri kadar personel sisteme dahil olmayınca, kamu hizmetinde yaşanan aksamalarda belirgin artışlar meydana gelmiştir. Bu aşamada yaşanan aksaklıklar kamusal bir sorun olarak görülüp çözümü için politika üretilmesi gerekirken, adeta sorunlar görmezden gelinmiştir. Bu yaklaşım, kamu hizmeti sunanla hizmet alanı karşı karşıya getirmiştir. Zaten sağlık üzerinden seçimlerde görece başarı sağlamış olan iktidar ise, bu noktada kamu görevlilerinin değil, kendilerini verilen kamu hizmetinin sahibi sanan (kendilerinde politik söylemle bu kanaat oluşturulmuş olan) halkın tutumunu meşrulaştırmayı tercih etmiştir ki, bu tamamen bir politika tercihidir. Bu tercihle şiddet arasında birbirini besleyen ve üreten bir ilişki mevcuttur. Yani sağlık çalışanlarına yönelen şiddet bir sorun olarak görülmedikçe çözüm için politika üretilmesi mümkün olmamakta, suça karşı oluşan kamusal atalet, yeni suçları ve suçluları yaratmaktadır. 

Oysa kamu hizmeti, hiç kimseye koşulsuz verilen bir hizmet olarak düşünülmemelidir. Örneğin bir vergi dairesine gittiğinizde, sıranızı bekler ve belirlenmiş prosedürler çerçevesinde hizmet alırsınız. Bu durum karakolda da, nüfus müdürlüğünde de, belediyede de, bankada da, herhangi bir bakanlıkta da aynıdır. Kimse kendi önceliğini verilen kamu hizmetinin düzenini bozacak şekilde öne çıkaramaz. Kaldı ki, yapıldığı düşünülen bir haksızlık varsa yargı yolu açıktır. Peki bir sağlık kuruluşunda farklı olan nedir? Ülke aynı ülke, yasa aynı yasa ve iktidar aynı iktidarsa, polise yönelen şiddetle sağlık çalışanına yönelen şiddet arasında fark olmamalıdır. Bu nedenle salında sağlıkta şiddet sorununu tek etkene bağlamak mümkün değildir. Ancak burada konunun kamusal sorun boyutunda ele alındığını vurgulamakta fayda vardır.

Sonuç

Şiddet bir bütün olarak ele alınması gereken bir olgudur. Ancak sağlık çalışanlarına yönelen şiddet, bireysel olmaktan çıkmış ve kamusal bir sorun halini almıştır. Çünkü sonuçları itibariyle bu olgu, kamu hizmetinin gerektiği gibi sunumunu engelleyecek düzeyi geçmiştir. Yani başlıkta kullandığımız sorunun cevabı ortaya çıkmıştır. Bir kamu politikası süreci, kamusal olan bir sorunun varlığının kabul edilmesiyle başlar. Bu süreci başlatmak siyasal iktidarın sorumluluğu ve görevidir. Medyanın bu konudaki işlevi, meslek örgütleri, üniversiteler ve sivil toplum örgütlerinin de desteği ile kamuoyu oluşturup kamusal soruna siyasal iktidarın dikkatini çekmektir. Ancak Konya'da yaşanan saldırıda hayatını kaybeden doktor ve sekreter hakkında yayın yasağı getirilmesi, sorunun kamusal bir sorun olarak kabulünü engelleyici bir tutum olarak görülebilir. Ayrıca burada üniversitelerin ve bazı sivil toplum örgütlerinin (sendika ve dernekler) konuya duyarsız kalan tutum ve tavırları eleştirilebilir/eleştirilmelidir.

Elbette burada politik bir değerlendirme yapmaya çalışırken, sağlık çalışanlarına yönelen vahşice şiddeti uygulayanların suçluluklarının tartışma götürmez bir gerçek olduğunu da kabul etmemiz gerekir. Ancak öncelikle gerçekleşmesi gereken, kamu görevlilerine yönelen bu şiddetin kamusal bir sorun olarak kabul edilmesidir. Aksi halde suçun "cezasız/yetersiz cezalı" kalması gibi bir durum ortaya çıkacaktır. Bütün meslek örgütleri, üniversiteler, sivil toplum örgütleri ve medyanın önceliği, siyasi iktidar üzerinde baskı oluşturmak ve bu konudaki politika sürecine katkı sunmak olmalıdır. İstenildiğinde bir gecede ülkenin milli eğitim politikasını belirleyecek ve hiçbir bilimsel dayanağı olmayan bir kanunu çıkarabilecek kadar muktedir bir siyasi iktidarın, sonuçları itibariyle kamu hizmeti sunumunu olumsuz etkileyen bir sorunu kamusal bir sorun olarak kabul etmemesi doğrudan bir politika tercihidir. Soruna bu açıdan bakılmadıkça kamu yararı hasar görmeye devam edecektir.

Bir sonraki yazımda, sağlıkta şiddet sorununun kamusal bir sorun olarak siyasi iktidar tarafından kabul edilmesi durumunda somut olarak neler yapılabileceğini tartışmaya çalışacağım.

Kaynaklar:

(1) Kemal Gözler, İdare Hukukuna Giriş, Ekin Kitabevi, (7. Basım), Bursa, 2007.

(2) Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Madde 128.

(3) 657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu

(4) 5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu

(5) Sağlık Bakanlığı, Sağlıkta Dönüşüm, Aralık 2003, https://www.saglik.gov.tr/TR,11415/saglikta-donusum-programi.html


Google Ads