logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
stratejisiyaset

Sağlıkta Şiddete Karşı Kamu Politikası Nasıl Olmalıdır?

Toplumsal yapılar, karmaşık sistemlerdir. Olgular ve unsurlar arasında karşılıklı bağımlılık vardır. Yapının herhangi bir parçasında oluşacak/oluşturulacak küçük değişiklikler, yapının genelinde beklenmedik büyük etkiler yaratabilir. Bu nedenle kamu politikası süreçlerinde kamusal sorun olarak kabul edilen olgunun bütün boyutları, hassasiyetle dikkate alınmalı ve değerlendirilmelidir.

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 12.07.2022
  • Süre : 5 dk
  • 92 kez okundu

 

 

Kamu Politikasını Oluşturma

Sevgili dostlar, kamu politikasının oluşturulmasında ilk adım, kamusal bir sorunun varlığının kabul edilmesidir. Bu gerçekten çok önemli bir aşamadır. Çünkü kamu politikası sürecini yöneten siyasi iktidar, eğer kamusal bir sorunun varlığını kabul etmiyorsa, bir kamu politikası oluşturma sürecini de başlatmayacaktır ve bu tutum ayrı bir politika tercihidir. Kamu politikası süreçlerine dahil olan sivil toplum örgütleri, üniversiteler, meslek örgütleri ve medya gibi farklı unsurlar, sorunun farklı boyutlarını bildiri, gösteri, açıklama, protesto vb. yollarla kamusal bir sorunu siyasi iktidara kabul ettirmeye çalışır.

Demokratik bir yapıda olması gereken, siyasi iktidarın bu tepkileri dikkate alıp değerlendirmesi ve toplumun farklı kesimlerinin taleplerine karşı duyarsız kalmamasıdır. Aksi tutum ve tercihler, iktidarları otoriterleşmeye götürür ve meşruiyetini sorgulanır hale getirir. Siyasi iktidarın çeşitli gerekçelerle kamusal sorunun varlığını kabul etmesi durumunda, bir kamu politikası oluşma süreci başlamış olur.

Toplumsal yapılar, karmaşık sistemlerdir. Olgular ve unsurlar arasında karşılıklı bağımlılık vardır. Yapının herhangi bir parçasında oluşacak/oluşturulacak küçük değişiklikler, yapının genelinde beklenmedik büyük etkiler yaratabilir. Bu nedenle kamu politikası süreçlerinde kamusal sorun olarak kabul edilen olgunun bütün boyutları, hassasiyetle dikkate alınmalı ve değerlendirilmelidir.

Bu süreçte toplumun farklı kesimlerinin yok sayılması, uygulanacak politikanın etkinliğini azaltacak etkiler yapabilir. Bu nedenle mümkün olan ve politikadan etkilenmesi muhtemel her kesimin süreçte temsil edilmesi, faydalı olmasının ötesinde zorunludur. İdeolojik ve dini reflekslerle hareket eden iktidarların belirli kesimleri özellikle sürecin dışında tutmaya gayret ettiği durumlarda toplumsal gerilim artar ve uygulanacak politikaların başarı şansı azalır. Bu çerçevede sağlıkta şiddet sorununa ilişkin politik değerlendirmemize başlayabiliriz.

Kamusal Bir Sorun Olarak Sağlıkta Şiddet

Uygulanan bir politikanın sonuçları yıllar içerisinde ortaya çıktıkça, bu sonuçların politikadan sorumlu olan siyasi iktidar tarafından değerlendirilmesi ve düzeltici/düzenleyici tedbirlerin alınması gerekir. Eğer bir iktidar, uyguladığı politikaları ilahi emir gibi kabullenip sıkı sıkıya bu politikalara bağlanırsa, bu bilimsel olmaktan çok ideolojik bir tutumdur ve çok daha büyük olumsuz sonuçların ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Çünkü kamu politikası süreçleri dinamik süreçlerdir. Sağlık çalışanlarına yönelen şiddet, reform olarak toplumun önüne konan sağlıkta dönüşüm programının politik sonucudur. Çünkü uygulanan politika ile yıllar içerisinde sağlık çalışanları mesleki itibar ve maddi kayıplara uğramışlardır (1).

Müşteri odaklı sağlık hizmeti anlayışının egemen kılındığı hizmet sunumu, toplumda sıradan hizmet alınan bir işletmedeki müşteri-işletme ilişkisine benzer şekilde algılanan bir kamu hizmeti algısı oluşturmuştur. Bir müteahhidin vergi borçları silinirken hakkını sorgulamayan vatandaş, kamu çalışanlarına karşı ölçüsüz ve haksız bir sorgulamaya girebilme hakkını kendinde görmeye başlamıştır. Oysa kamu hizmeti sunumu, koşulsuz, hesapsız, sınırsız sunulan bir hizmet değildir. Diğer bir ifadeyle herkesin su içebildiği sebil değildir. Çünkü kamu hizmetini sunanlar kamu görevlileridir, harcanan kamu kaynaklarıdır ve korunması gereken ilke kamu yararıdır.

Kamu görevlisine yönelen şiddet, bir şekilde kamu hizmeti sunumunu engeller, kamu yararının korunmasına zarar verir, kuvvetle muhtemel kamu malına da zarar verir. Özetle sağlıkta şiddet, kamu politikalarının uygulama sonucu olarak artış göstermiş bir olgudur ve bu boyutuyla kesinlikle bir kamusal sorundur. Siyasi iktidarın bütün şiddet olaylarını münferit olgular olarak görmesi ise, uyguladığı politikaya ideolojik gerekçelerle sıkı sıkıya bağlılık olgusuyla açıklanabilir. Dolayısıyla olması gereken, bu kamusal sorunun kabul edilip, bu konuda kamu politikası sürecinin başlatılmasıdır. Kamu yararının ve kamu barışının gereği budur. Aksi halde bir süre sonra kamu hizmeti sunumunda yaşanacak aksaklıkların boyutu, bu kamusal sorunu görmezden gelenlerin altından kalkamayacağı başka sorunları doğurabilir.

Sağlıkta Şiddet Olgusunun Farklı Boyutları

Sağlıkta şiddeti kamusal bir sorun olarak kabul ettikten sonra siyasi iktidarın yapması gereken, kabul edilen soruna yönelik politika formülasyonunu oluşturmaktır. Ancak bunu sadece sağlık boyutuyla değerlendirerek çözüm üretmeye çalışmak, birçok etkenin göz ardı edilmesi sonucunu doğuracak ve uygulanacak politikanın istenen sonuçları vermemesine yol açacaktır. Şimdi olası bir politika formülasyonunda nelerin dikkate alınması gerektiğini gerekçeleriyle düşünmeye çalışalım;

1. Şiddet olgusu, başlı başına bir kamusal sorundur. Bunun en köklü çözüm yollarından biri, eğitim sisteminde şiddeti oluşturan olgulara yönelik bir düzenlemeye gidilmesi gerekir. Yani eğitim politikasının pedagoji, psikoloji ve sosyoloji ışığında yeniden değerlendirilmesi gerekir. Bu da yeterli değildir. Meslek örgütlerinin sürece dahi olması ve onların çözüm önerilerinin tartışılması ya da çözüm önerilerine yaptıkları eleştirilerin değerlendirilmesi gerekir. Bu konuda bürokrasi içerisinde oluşmuş Talim Terbiye Kurulu gibi yapıların bilgi birikimi ve tecrübelerinin de sürece yansıtılması mutlaka gereklidir. Elbette siyasi iktidarın kuvvetler ayrılığı ilkesinden uzaklaşma eğilimi, bu tür bürokratik yapıların sürece yapabileceği katkıların önündeki en önemli engeldir.

2. Kamu görevlilerine yönelen şiddet, suç olmanın ötesinde suçun niteliğini ağırlaştıran bir etkendir. Bu kapsamda, Türk Ceza Kanunu (TCK) ve Ceza Muhakemesi Kanunu içerisinde eksik görülen hususlarda düzenleme yapılması için çalışma başlatılmalıdır. Örneğin TCK 265. Maddesinin 1. fıkrasında, "Kamu görevlisine karşı görevini yapmasını engellemek amacıyla, cebir veya tehdit kullanan kişi, altı aydan üç yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır." hükmü yer almaktadır.

Bunun dışında kamu görevlilerine karşı saldırı ve yaralamayı ayrıca düzenleyen bir hüküm bulunmamaktadır. Kamu görevlisine saldıran kişi, "ben görevini yapmasını engellemek amacıyla yapmadım" der ve bunu ispat ederse, saldırı eyleminin kamu görevlisine yapılmış olması ağırlaştırıcı bir neden olmayabilecektir. Yaralama suçunda kamu görevlisine yönelik olması, cezayı ağırlaştırıcı bir unsur olarak görülmemektedir. Bu konuda yapılacak çalışmada, üniversitelerin hukuk fakülteleri, meslek örgütleri ve güvenlikten sorumlu birimler sürece aktif olarak dahil edilmelidir. Gerekirse kamu görevlisine yönelen şiddet, TCK’nın üçüncü ve dördüncü bölümleri kapsamında değerlendirilmeli ve düzenlenmelidir. Cezada caydırıcılık unsuru hukukun genel ilkeleri korunarak oluşturulmalıdır.

3. Kamu hizmeti sunan kamu görevlilerinin mesleki saygınlığının korunması ve bu saygınlığın kamuoyunda kabul görmesi için, ilk iki maddede belirtilen hususlardan ayrı bir sürecin işletilmesi gerekmektedir. Çünkü bu başlık bile sadece kendi içerisinde ekonomik, sosyal, psikolojik ve etik birçok alt başlıkta çalışılmasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle meslek örgütleri, maliye bakanlığı, üniversiteler, hizmet sunan kurumların temsilcileri, medya ve sivil toplum örgütleri sürece aktif olarak katılmalıdır.

4. Şiddete özendiren yayın, beyan ve politik söylemlerin mutlaka suç kapsamına alınması konusunda çalışma yapılmalı ve bu çalışma hukuk alanında yapılacak çalışmalarla koordineli olarak yürütülmelidir.

5. Mesleki eğitimin bir bölümü, hizmet sunumunda karşılaşılan şiddet ortamında gerekli psikolojik ve etik yaklaşımları içerecek şekilde planlanmalı ve geliştirilmelidir. Bu konuda üniversiteler ve meslek örgütleri sürece aktif olarak katılmalıdır. Bu konuda yapılacak çalışmalar, eğitim alt başlığı ile koordineli yürütülmelidir.

6. Kamu görevlisine karşı şiddet suçunu işlemiş olan kişilerin cezalandırılması sorunun çözümü için yeterli değildir. Bu suça iştirak edenlerin mahkumiyetleri içerisinde psikolojik eğitim, zorunlu kamu hizmeti gibi uygulamalarla kişinin yaptığı fiilin yanlışlığını anlaması sağlanmalıdır. Bu konuda belirlenecek cezaların boyutu ve içeriği konusunda ilgili disiplinler sürece dahil olmalıdır. Elbette bu çalışma da hukuk boyutunda yürütülen çalışmalarla koordineli olarak sürdürülmelidir.

Sonuç

Elbette herkesin konuya ilişkin farklı görüş ve çözüm önerileri bulunabilir. Burada söz konusu çözüm önerilerine odaklanmak yerine, çözüm alanlarını belirleyip, bu alanlardaki çalışmaların nasıl yürütülmesi gerektiğini açıklamaya çalıştım. Acil alınması gereken önlemler kapsamında hukuk boyutunda çalışmaların başlatılıp cezaların caydırıcı hale getirilmesi, diğer çalışmaların sağlıklı şekilde yürütülmesi için de bir fırsat yaratabilir. Çünkü bir taraftan şiddet hız kesmeden devam ediyor. Ben bu satırları yazarken, Adana'da Çukurova Devlet Hastanesi Acil Servisi'ni basan 50 kişilik gurup, çalışanları tehdit etmiş, hizmeti engellemiş, kamu malına zarar vermiştir. Söz konusu gurup,  polis gözetiminde Acil Servis'ten dışarı çıkarılabilmiştir (2).

Bir taraftan sürekli her yerden gelen şiddet haberleri, bir taraftan görevini yapmaktan korkar hale getirilen kamu görevlileri ve olayları halen kamusal sorun olarak görmeyen bir zihniyet, sağlık hizmet sunumunun geleceği hakkında endişe yaratmaktadır.

Eğitim, hukuk ve mesleki saygınlık üç temel alandır. Bu alanlarda gerekli çalışmalara zaman kaybetmeden başlanması, birçok istenmeyen olumsuz sonuçların önüne geçebilecektir. Bu konu ideolojik arka planında ajandası olan insanlar için gereksiz görülebilir. Ancak ülkesini ve halkını seven bütün insanlar için bir zorunluluk olduğunu değerlendiriyorum. Çünkü şiddetin yarattığı kaos ortamı, hem sağlık hizmetinin düzenli şekilde verilmesini engellemekte hem de halkta yılgınlık ve ümitsizliğe neden olmaktadır. Sorumsuz bir gurup siyasetçi ve medya organlarınca meslek mensuplarının suçlanması, ateşe benzin dökmekten farksızdır ve bunun iyi niyetle yapıldığına inanmak imkansızdır. Mesele sadece sağlık hizmeti olarak da görülmemelidir.

Kamu hizmeti devletin temel varlık sebebidir. Devleti yönetmekle görevli olan siyasi iktidarın sorumluluğu, kamu hizmetlerinin kesintisiz, etkili ve sağlıklı bir şekilde devamının sağlanmasıdır. Bugüne kadar dünyada bunu kamu görevlilerini sürekli azarlayıp aşağılayarak başarabilmiş bir devlet yoktur. Çünkü kamu görevlisi, hizmet sunumunda devletin temsilcisi olarak algılanır. Herkesin aklını başına alıp bilimle ve akılla düşündüğü bir ülke özlemi, hayal olmamalıdır.

Kaynaklar:

(1) https://strasam.org/analiz-ve-raporlar/analiz/saglikta-donusum-programi-nedir-580

(2) https://www.gazeteduvar.com.tr/acil-servis-50-kisi-tarafindan-basildi-hizmetler-kesildi-haber-1572904


Google Ads