Site İçi Arama

siyaset

Seçim Sürecine Girilirken Türkiye'nin Gündemi

Seçime nasıl bir ortamda gidiyoruz? Önümüzde iki aylık bir süre var, bu süre nasıl geçecek? Seçimde sadece Cumhurbaşkanı ve milletvekillerini mi seçeceğiz, yoksa bütün geleceğimizin akışına mı karar vereceğiz? Bilinçli bir vatandaş olarak hangi değerlendirme ve hangi motivasyonla oy vermeliyiz? Nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz? Bu sorulara verilecek cevaplar, seçimin sonucunu belirleyecek. Bu iki ay boyunca daha çok bunları düşüneceğiz.

Sevgili dostlar, ülkemizi derinden sarsan afetin üzerinden bir ay geçti. Bu büyüklükteki bir afetin ardından bu sürede yaraların sarılmasını beklemiyoruz. Ancak aradan geçen bu kadar süreye rağmen halen bazı konularda ihtiyaç maddelerinin temininde yaşanan aksaklıklar, barınma ve su ihtiyacının tam olarak çözümlememiş olması, örgütlenmemizin afetlere hazırlık bağlamında yetersiz olduğunu gösteriyor. Daha sorunlu olan yaklaşım ise, devleti yönetme sorumluluğu olanların sanki hiçbir aksaklık yaşanmamış, her şey çok normalmiş gibi davranmaya gayret göstererek, eleştiride ve uyarılarda bulunanları kriminalize etme çabalarıdır. İşin daha endişe verici boyutu ise, yaklaşan seçimlerde bu başarısızlıkların oy oranları üzerindeki etkisi nedeniyle böyle bir tutumun benimsenmiş olabileceği ihtimalidir. 

Cumhurbaşkanı, uzunca bir süredir tahmin edildiği şekilde 10 Mart 2023 tarihinde Anayasanın 116. Maddesinin ikinci fıkrasında belirtilen yetkisini kullanarak seçimlerin yenilenmesine karar verdi. Yüksek Seçim Kurulu’nun 2023/96 sayılı Kararıyla Cumhurbaşkanlığı ve milletvekili seçimlerinin 14 Mayıs 2023 tarihinde yapılmasına, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ikinci tura kalması halinde ikinci tur seçiminin 28 Mayıs 2023 tarihinde yapılmasına karar verildi. Peki, seçime nasıl bir ortamda gidiyoruz? Önümüzde iki aylık bir süre var, bu süre nasıl geçecek? Seçimde sadece Cumhurbaşkanı ve milletvekillerini mi seçeceğiz, yoksa bütün geleceğimizin akışına mı karar vereceğiz? Bilinçli bir vatandaş olarak hangi değerlendirme ve hangi motivasyonla oy vermeliyiz? Nasıl bir ülkede yaşamak istiyoruz? Bu sorulara verilecek cevaplar, seçimin sonucunu belirleyecek. Bu iki ay boyunca daha çok bunları düşüneceğiz. Bunun yanında ülkece yaşadığımız felaketin etkilerinin kısa sürede ortadan kalkmayacağının bilinci içerisinde olacağız, vatandaşlarımızın hayata tutunması için elimizden ne geliyorsa yapıp toplumsal farkındalığın devamını sağlayacağız. 

İttifakların Yapıları Bize Neler Söylüyor?

Cumhurbaşkanlığı seçimi öncelikle iki büyük ittifak arasında geçecek görünmektedir. Halen iktidarda olan AKP’nin Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı R.Tayyip Erdoğan, Cumhur İttifakı’nın ortak adayıdır. Karşısında Millet İttifakı’nın ortak adayı ise, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu olacak. Millet İttifakı, açıkladıkları ortak mutabakat metinleri ve Anayasa değişiklik teklifi ile seçim sürecinde daha derli toplu bir görüntü vermektedir. Her ne kadar geçtiğimiz hafta aday açıklanması konusundaki anlaşmazlık bir krize dönüşse de, bu kriz en azından şu an için aşılmış görünmektedir. Krizin aşılmasında oluşan kamuoyu baskısı, seçime kadar olacak süreçte yeni bir kriz ihtimalini aşağıya çekmektedir. Diğer bir ifadeyle, kriz yaratacak olan lider, adeta siyaseten intihar etmiş olacaktır. Çok temel konular dışındaki küçük anlaşmazlıkların Millet İttifakı içerisinde büyük bir kriz çıkarmasını beklemiyorum. Zaten temel konulardaki uzlaşma da ortak metinler olarak imza altına alınmış durumda. Hepsinden önemlisi, kamuoyunda ittifakın devamından yana güçlü bir isteğin varlığıdır. 

Cumhur İttifakı’nın son dönemdeki katılımlarla genişlemesi, bazı eleştirileri de beraberinde getirmiştir. Bu katılımlardan en çok konuşulanı şüphesiz HÜDA-PAR’ın resmen ittifaka katılmış olmasıdır. Cumhur İttifakı açıkça terörist bir örgüt olan Hizbullah’ın siyasi kanadı olan bir partiyi ittifaka alarak Kürt kökenli vatandaşların bir kısmının oyunu hedeflemiş olabilir. Ancak yasal zeminde TBMM çatısı altında yer alan HDP’yi “Millet İttifakı’nın ortağı” olmakla suçlayan Cumhur İttifakı oldukça sorunlu bir tercih yapmış görünmektedir. 

Her şeyden önce HDP ile PKK arasında kurulmak istenen organik ilişki algısı, tutarlı değildir. HDP mevcut konumu itibariyle Millet İttifakı’nın bir parçası da değildir. Yasal olarak Meclis’te grubu olan bir partiyi terör örgütüyle ilişkili olmakla suçluyorsanız, bunun yargı kararıyla tescil edilmesi gerekir. Ortada böyle bir yargı kararı yoktur. Bu bağlamda Anayasa Mahkemesi’nde devam eden HDP kapatma davasının sonuçlanmasının seçim sonrasına kaldığı değerlendirilmektedir. Bugüne kadar hiçbir yasal dayanağı olmadan HDP’ye yönelik olarak sistemli biçimde yürütülen kriminalize etme çabaları, bugünlerde Millet İttifakı ortağı olmayan bir partiyi, İttifakın bir ortağı gibi gösterme propagandasına dönüşmüş görünmektedir. Buradan amaçlanan oy kaymasının Cumhur İttifakı’na ne kadar katkı sağlayacağı bilinmez ama toplumun bir arada yaşama arzusuna vurulmuş bir darbe olduğunu söylemek abartılı olmayacaktır. 

Mevcut bileşenleri ile değerlendirildiğinde, Cumhur İttifakı, merkezden bir hayli uzak, din eksenli bir aşırı sağ ittifak olarak görünmektedir. İttifakın iki büyük ortağı AKP ve MHP’nin siyasi çizgileri diğer partilerden bağımsız olarak bu kanaati güçlendirmektedir. Dışarıdan destek veren partiler sayılmazsa İttifak’ın diğer iki bileşeni, BBP ve HÜDA-PAR’dır. Dört partinin de aşırı siyasi tercihleri bulunduğunu ve siyasi yelpazede merkezin çok uzağında bir sağ siyaseti öncelediklerini söyleyebiliriz. Bu yönüyle Millet İttifakı, daha merkezde olan siyasi partilerden oluşmaktadır. Partilerin hepsi net olarak aynı siyasi çizgide olmasa da, genel olarak Cumhuriyetçi ve üniter yapıdan yana olduklarını söylemek mümkündür. Özellikle İttifak’ın iki büyük Partisi olan CHP ve İYİ Parti’nin ağırlıklı olarak merkez partileri olduğu görünmektedir. Söylem olarak Cumhur İttifakı, daha çok inanca ve duygulara yönelik bir siyasi söylemi tercih etmektedir. Millet İttifakı’nın siyasi söylemleri ise olgu temelli ve liyakati önemseyen biçimdedir. Seçim sürecinde bu söylem tercihlerinde büyük değişiklikler beklemek çok doğru olmayabilir. Ama yine de seçim tarihi yaklaştıkça, söylemlerin şiddeti ve dozu değişebilecektir. 

Nasıl Bir Cumhurbaşkanı Olmalı?

Bir ülkeyi yönetme sorumluluğuna aday olan insanların bazı nitelikleri taşıması gerekir. Bu niteliklerden şekil şartı olanlar zaten yasalarda belirtilmiştir. Örneğin Cumhurbaşkanı olabilmek için üniversite diplomanızın olması gerekir. Şekil şartları yerine gelmeden zaten bir kişinin o makama oturması mümkün olamaz, olmamalıdır. Zaten böyle bir şey gerçekleşiyorsa, şekil şartını incelemek ve karar vermekten sorumlu olan herkes suç işlemiş, görevini yapmamış demektir. Bunun yargının alanına girdiği unutulmamalıdır. Yine de şekil şartına ilişkin hususların kamuoyu gündemine taşınması, kişisel bir konu olarak tanımlanamaz. Ülkeyi yönetecek kişinin akıl ve ruh sağlığının yerinde olduğuna dair rapor, diploma vb. şartların bilgi edinme kanunu kapsamında her vatandaşın denetimine açık olması demokrasinin gereğidir. Ancak şekil şartının göz ardı edildiği olaylar, kurumsallaşmasını tamamlamış hukuk devletlerinde görülmesi beklenen bir durum değildir. 

Bununla birlikte aday olan kişinin dürüstlüğü, halkına doğruları söyleyip söylemediği, liyakate önem verip vermediği, halka hitabındaki üslubu, kriz durumlarında sakin kalıp kalamadığı, görev yaptığı süre içerisinde mal beyanlarında anormal artışlar gözlenip gözlenmediği, gizli gündeminin olup olmadığı gibi konular, uzun dönemde ortaya çıkabilir. Bunlar anlaşıldığı zaman ise, gerek kurumsal tedbirlerin, gerekse halk desteğinin azalmasının toplumsal akışı düzenlemesi beklenir. Kurumsal tedbirlerden kasıt, yürütmenin yargı ve yasama denetimi olarak anlaşılabilir. Güçlü bir demokratik sistemde bu denetim mekanizmaları da güçlü olur. Sistemin parlamenter ya da başkanlık olması eğer bu denetimleri engelliyorsa, o zaman demokrasinin varlığından söz edilemez.

Örneğin ülkenin menfaatlerini yakından ilgilendiren bir konuda yargı devreye girebilmeli ve bu durumlarda makamlar kişilere kalkan olmamalıdır. Elbette devleti yöneten makam açısından yargı alanına giren konuların çok sınırlı olması beklenir. Yani o kişinin görev süresi boyunca, sadece belirli konularda yargı denetimine tabi olması esastır. Bu konular da, Anayasa ile düzenlenmiştir. Bunun yanında bazı konular, görev süresi sona erdiğinde yargı denetimine tabi tutulur, tutulmalıdır. Görev süresi bitiminde, bütün kanunlara tabi bir vatandaş olarak, eğer işlediği ve görevinden dolayı yargı denetimi dışında kaldığı suçlar varsa, hukuk devleti ilkesinin gereği olarak yargı denetimi sağlanmalıdır. 

Siyasal iktidarlar, devleti yönetirken çeşitli alanlarda politikalar oluşturur ve bunu uygularlar. Belki de siyasal iktidarların en büyük özgürlük alanı, kamu politikaları konusundaki tercih haklarıdır. Ancak elbette tercih edilen politikalar Anayasaya ve yasalara aykırı bir tutumu temsil edemez, etmemelidir. Bu konudaki yargısal denetim, ülkede yargının ne kadar bağımsız ve güçlü olabildiği ile alakalıdır. Yani Anayasada laiklik devletin niteliği olarak tanımlanmışken, laikliğe aykırı uygulamaların Anayasa ihlali olduğu konusunda resen harekete geçebilecek bir yargının varlığı gerekmektedir. Ya da “hukuk devleti” devletin niteliği olarak belirtilmişken, hukuk devletine aykırı uygulamaların denetiminin yapılabilmesi beklenir. Bunun dışında, uygulanan politikaların ne kadar halkın yararına olduğuna karar verecek olan, seçimde oy kullanma hakkına sahip olan vatandaştır. Neticede her politika tercihi, kamu kaynağının bir yerden alınıp, başka bir tarafa verilmesine dayanır. Doğru tercihler yapılırsa, halkın refahı ve mutluluğu artar, yanlış tercihler yapılırsa yoksulluk ve memnuniyetsizlik artar. 

Baharda herkes mutludur. Ülke yönetimine talip olandan beklenen, vatandaşa yazın gölge, kışın güneş olabilmesidir. Yağmurda, fırtınada şemsiye olamayan devlet, eksiktir. Devleti yöneten mekanizmaların ve bu mekanizmaların başındaki kişilerin, kamu politikası önceliklerini bu eksikliklere göre belirlemesi gerekir. Kışın gölgeye yazın güneşe ihtiyaç yoktur. Bir devletin yönetiminin ne kadar güçlü olduğu, bahar aylarında değil, yazlarda ve kışlarda, fırtınalarda ve depremlerde belli olur. Eğer bir iktidarı tanımak için yeteri kadar zaman geçmişse ve yine de gerçekten tanınamamışsa, o zaman “her halk layık olduğu şekilde yönetilir” demekten başka bir şey elimizden gelmez.

Sonuç

Kahramanmaraş Depremi ile birlikte hükümetin yıpranmışlığı, kamuoyu nezdinde daha da belirginleşmiştir. Tarım, eğitim ve ekonomi alanlarında uygulanan politikaların olumsuz sonuçları kendini göstermektedir. Gıda enflasyonunda üretim kaybı kaynaklı yükseliş, alım gücünü aşağıya çekmektedir. Kadın hakları ve bununla bağlantılı olarak bireysel hak ve özgürlüklerde yaşanan sorunlar da iktidar açısından algı yönetimi ile idare edilebilir boyutun çok ilerisine geçmiştir. Türkiye’nin geleceği açısından, hukuk devletinden uzaklaşıldığı algısının hem içeride hem de dışarıda geri çevrilmesi gerekmektedir. Ancak bir sorunu onu yaratan bakış açısıyla çözmek çok mümkün görünmemektedir. 

Seçim sonucunda bir değişim olsa bile, kısa sürede her şeyin iyiye gideceğini beklemek aşırı iyimserlik olur. Ama yine de tutarlı bir programla halkın karşısına çıkmış olan Millet İttifakı’nın başta hak ve özgürlükler olmak üzere, ekonomi ve (tarımsal ve sanayi alanında) üretim konularında olumlu bir süreç yaratması ihtimali yüksektir. Ama bunlardan daha önemli olan husus, halkın bilinçli ve rasyonel bir tercih yapabilme kapasitesine duyulan ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç, siyasi tercihlerden bağımsız, net ve tutarlı bir ahlak anlayışının ihtiyacıdır. Eğer ahlak topluma hâkim olmazsa, kötülük iktidarını ilan eder. 

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Tüm Makaleler

  • 13.03.2023
  • Süre : 6 dk
  • 792 kez okundu

Google Ads