Site İçi Arama

siyaset

Seçime Doğru Son Gelişmeler

Seçime kadar olan süreçte önümüzdeki bir ayda çok şaşırtıcı gelişmeler görme ihtimalimizi yüksek görüyorum. Ancak seçime kadar olan süreç kadar sonrası da önemlidir. Şahsi görüşüm, her halükarda toplumun farklı kesimlerinde, farklı siyasi çizgideki liyakatli insanlara ülkenin yeniden inşası için görev verilmesidir. Örneğin eski Devlet Planlama Teşkilatı, çok farklı siyasi görüşlerden insanların bir arada olduğu ama çok liyakatli bürokratların görev yaptığı bir kurumdu. Ülkenin daha fazla ayrışmaya değil, birleşemeye ihtiyacı bulunmaktadır. Bunu da ayrıştırıcı bir siyaset izleyen yöneticilerin gerçekleştirmesi mümkün değildir.

Sevgili dostlar, seçime neredeyse bir ay kadar kısa bir süre kaldı. Partiler 9 Nisan 2023 saat 17:00 itibariyle listelerini YSK’na teslim ettiler. Böylece seçime doğru süreçte önemli bir kilometre taşı geçilmiş oldu. Ancak bu gelişme tartışmaların sona erdiği değil, yeni tartışmaların başladığı bir sürecin başlangıcı da oldu. Bu konuda ortaya çıkacak tartışmalar, seçimin sonuçlarını ne kadar etkileme potansiyeline sahiptir? Listede yer alamadığı için partisiyle olan bağını sorgulayan, partisine küskünlük ya da kızgınlık duyan insanlar, elbette ki, seçimin kaderini tek başlarına etkileyemezler. Ancak bu konunun farklı boyutları olduğu dikkate alındığında seçim sonuçları üzerinde potansiyel bir etki gücünün ortaya çıktığını söylemek mümkündür. Şimdi bu farklı boyutları çeşitli açılardan ele almaya çalışalım.

Cumhur İttifakı’nın Yaklaşımı Nasıl Değerlendirilebilir?

Cumhur İttifakı’nın bileşenlerinden olan Büyük Birlik Partisi (BBP) ve Yeniden Refah Partisi (YRP) yanında HÜDAPAR ve DSP’nin de AKP listelerinden seçime girmeleri, İttifakın büyük ortağı MHP’nin seçime kendi listeleriyle girme kararı almasında etkili oldu. Cumhur İttifakı’nın Millet İttifakı’na yönelik propagandasının temelini oluşturan “teröre yakınlık” söyleminin, HÜDAPAR’ın AKP listelerinden seçime girmesiyle etkisini yitirdiğinin de kabul edilmesi gerekir. Buna rağmen gerek sosyal medyada, gerek yazılı ve görsel medyada bu konuda bir propaganda sürecinin devam ettiği görülmektedir. Burada en önemli etken, medyanın çok büyük bir bölümünün iktidardan yana bir yayın politikası takip etmesidir. 

Konunun bir diğer boyutu, kendisi farklı bir ittifakın parçası olan HDP’nin süreç içerisindeki tutumudur. Levent Gültekin’in mutlaka okunması gereken yazısında (1) sorduğu soru anlamlıdır; “HDP Kılıçdaroğlu’nu gerçekten destekliyor mu?” Bir önceki yazımda belirttiğim bir konuyu tekrar vurgulamak istiyorum. HDP ağırlıklı olarak belirli bir bölgenin ve belirli bir etnik kimliğin üzerinde konumlandırdığı siyaset tarzında yakın dönemde radikal bir değişiklik yapamaz. Mevcut durumda ise, bölgenin sosyolojik gerçekliğinin desteklemediği bir tutum içerisinde olamaz. Bununla birlikte HDP’yi PKK’nın temsilcisi gibi görmek, siyasetin ve örgütleri biçimlendiren unsurların tam olarak dikkate alınmadığını gösterir. Aslında var olan gerçek, HDP’nin bölgeden ve insanından bağımsız siyaset yapamadığı ve yakın zamanda da yapamayacağı gerçeğidir. Bu anlaşıldığı zaman, sorunun ne olduğunu tespit etmek de, bu sorunu çözmek için neler yapılması gerektiği de netleşmektedir.

PKK’nın bölgede ABD çıkarlarından bağımsız hareket edebileceğini düşünmek mümkün değildir. Zira uzantısı olan PYD’ye karşı ABD’nin tutumu bellidir. O zaman sorulması gereken şudur; ABD gerçekten mevcut iktidarın değişmesini istiyor mu? Ben bu soru karşısında, ABD’nin hedeflerine yaklaştığı bir noktada iktidar değişikliği riskini göze alamayacağını düşünenlerdenim. Bunun için görünürde ABD’nin Türkiye’ye nasıl davrandığından çok, ABD dış politikasının nasıl hareket ettiğinin anlaşılması gerekir. 

Cumhur İttifakı’nın oy oranı düşük olmakla birlikte belirli bir zihniyeti temsil eden partilerle şekillenmesi, seçimi kazanması durumunda iç politikada yaşanacak değişikliklere ilişkin fikir vermektedir. Kadının toplumsal statüsünde açıkça bir gerileme yaşanacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. Bunun yanında tarikat tipi örgütlenmelerin daha fazla güç kazanacağını ve hali hazırda devlet içerisinde örgütlenmiş yapıların hareket kabiliyetinin daha da artacağını öngörmek zor değildir. Ancak AKP bu konuda İttifakın aşırı sağ kimliğini mümkün olduğu kadar gizlemeyi tercih etmektedir. Bunun yerine özellikle savunma sanayindeki başarıları öne çıkaran bir propaganda stratejisi izlemektedir. Aslında savunma sanayinde olumlu gelişmeler yaşanmakla birlikte, proje süreçlerinin iç yüzünü bilenler, gerçekleşenlerin gerçekleşmesi gerekenin çok daha azı olduğunu görmektedir. Proje bazında her biri 1990’lı yıllara dayanan hamlelerin hayata geçirilmesinde yaşanan aksamalar, ne yazık ki, toplumda çok fazla sorgulanmamaktadır. 

Cumhur İttifakı içerisinde AKP listelerinde yer verilen DSP için bir parantez açmak gerekmektedir. Türkiye’de sol gelenekten gelen bir parti olan DSP’nin ittifak içerisinde gösterilmesi, oy potansiyelinden ziyade sembolik bir anlam ifade etmektedir. Çünkü DSP seçmeninin tabanda böyle bir ittifaka tahmin edildiği gibi çok yakın durmayacağını, DSP geleneğini bilenler tahmin edebilmektedir. Peki, bu sembolik anlam ne olabilir? Her şeyden önce toplumdaki “aşırı sağ ittifak” algısını yumuşatmak isteyen AKP, Cumhurbaşkanı seçiminde merkez muhafazakâr seçmenin blok olarak kendisinden kopmasını istememektedir. Yani hamle daha çok cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik görünmektedir. Bunun yanında kendi seçmen kitlesindeki kadınların kopmalarını engellemek istemektedir. AKP’nin daha çok düşük eğitimli kadın seçmen kitlesinin bu seçimde takınacağı tutumun seçimin kaderindeki belirleyicilerden biri olacağını söylemek mümkündür. 

Cumhurbaşkanı’nın seçime yönelik vaatleri, muhalefetin halkta karşılık bulan her söyleminin yerine ikame tedbirler gibi durmaktadır. Oysa 21 yıldır ülkeyi yöneten bir iktidarın kendi yönetimine muhalefet yapar tarzda siyaset üretmesi, tam anlamıyla siyasi tutarsızlıktır. Burada daha çok ekonomik koşulların olumsuzluk düzeyindeki artıştan dolayı kendi seçmen kitlesindeki kopmaları önlemeye yönelik bir çaba gördüğümü belirtmeliyim. AKP’nin sorgusuz biat eden seçmen kitlesinde bunun karşılık bulacağını görmek zor değildir. Seçime yaklaşık bir ay kalmışken ve her türlü devlet olanaklarının asimetrik olarak bir taraf için kullanıldığı bir ortamda, son iki haftada propaganda boyutuyla ilginç gelişmeler görme olasılığımız bir hayli fazladır. 

Millet İttifakı’nın Tutumu Nasıldır?

Millet İttifakı’nı oluşturan partilerden DP, DEVA Partisi, SP ve Gelecek Partisi seçimlere CHP listelerinden girmektedir. Ancak listelerin açıklanmasıyla birlikte, AKP’nin her anlamda rahatsız olduğu ittifak içerisinden farklı sesler yükselmeye başlamıştır. Bu durum AKP’nin arayıp da bulamayacağı bir propaganda malzemesine hiçbir çaba göstermeden sahip olmasını sağlamıştır. Başından beri ittifakı dağıtmak için çeşitli hamleler yapan ve bunda başarılı olamayan iktidar, bu kez tabanda bir ayrıştırma imkânını neredeyse altın tepside önünde bulmuştur. İtirazlar haklı mıdır, haksız mıdır tartışması gelinen aşamada oldukça anlamsız kalmaktadır. Bunun için İttifakın kuruluş nedenine ve felsefesine bakmak gerekmektedir. 

Millet İttifakı’nı bir araya getiren temel etken, ülkenin otokratik bir “tek adam” rejimi ile sürüklenmekte olduğu sorunların ortak kabulüdür. 150 yıllık parlamenter rejim tecrübesi olan ülkenin bir anda bu yoldan dönmesi, gelecekte yaşanması muhtemel sorunlar açısından bütün yurtseverleri endişeye düşürmüştür. Dolayısıyla ülkenin yeniden parlamenter sisteme dönmesi gerektiğini savunan siyasi partiler, bu hedef doğrultusunda bir araya gelmiştir. Sonrasında başlangıç için belirlenen hedef genişletilmiş, ortak mutabakat metni imzalanarak kamuoyuna duyurulmuştur. İşte tartışmaların asıl başladığı nokta, ortak mutabakat metnidir. 

Siyasi gelenek ve ideoloji olarak birbirinden belirgin şekilde ayrışan altı siyasi partiyi bir araya getiren hedef, taban tarafından tam anlaşılamadığından, herkes kendi düşüncesini ortak metinde görmek istemiştir. Oysa bu, müzakere tekniği açısından da, uzlaşma kültürü açısından da mümkün değildir. Örneğin metinde Atatürkçülük vurgusu yapılmıyor olması, metni anlamsız kılmaz. Çünkü tabanda büyük bir Atatürk hassasiyeti varken, hiç kimse böyle bir hassasiyeti siyaseten dikkate almadan hareket edemez. Bu her şeyden önce siyasetin doğasına aykırıdır. İttifak üyelerinin üzerinde net ve tartışmasız biçimde anlaşabildiği metin, farklı siyasi görüşlerin birbirinden rahatsız olmadan kabul edebildiği bir metin olmalıdır. Ortak mutabakat metni tam da böyle bir metindir. Yani herkesin bütün görüşlerini değil, sadece uzlaşabildikleri görüşleri bulabildiği bir metindir. Ülkenin Anayasasının temel felsefesi olan Atatürkçü görüşü silmek gibi bir düşünce olsa, “Anayasa Değişiklik Teklifi” gibi üzerinde uzlaşılmış bir metin ortada olmazdı. Metinde yer almayan hususlarda hassasiyetler kabul edilmiyor değildir, tam tersine hassasiyetler kabul edildiği için herkesin görüşü olduğu gibi metinde yer almamaktadır. Zaten müzakere ve uzlaşma başka nasıl olabilir ki?

Eğer İttifakın mantığı kavranabilirse bugün yapılan tartışmalar kendiliğinden yerini sükûnete bırakır. Millet İttifakı’nın kuruluş felsefesi ve hedefleri açıkça belirtilmiştir. Bu hedefler, gizli pazarlıklara değil açık müzakereye dayalı bir metinle kamuoyuna da duyurulmuştur. Bu hedeflerin gerçekleşebilmesinin de iki ayağı bulunmaktadır. Bunlardan birincisi, ortak aday Kemal Kılıçdaroğlu’nun cumhurbaşkanı seçilmesi; ikincisi de, mecliste en az 360 milletvekili sayısına ulaşılmasıdır. Listelerin belirlenmesinde de bu yaklaşım etkili olmuştur. Üzerinde çalışılan modellemelere göre azami sayıya ulaşılacağı tahmin edilen bir yöntem belirlenmiştir. 

Ortak listeyle girilen seçim oy kayıplarını en aza indirecektir. Ancak burada farklı siyasi görüşlerin hassasiyetlerini tartışmaya açmak, tam da iktidarın yapmaya çalıştığı şeydir. Aksi halde iktidarın muhalefet tabanını ayrıştırması mümkün değildir. Bu da iktidar açısından seçimin kaybedilmesi demektir. Burada herkesin realist ve duygulardan mümkün olduğunca arınmış hareket etmesi gerekmektedir. Elbette kimse bunun kolay olduğunu iddia edemez. Ortak listeyle girilen bir seçimde kendi görüşleriyle uyuşmayan bir adaya oy vermek gibi bir çelişki ortaya çıkmaktadır. Ama bu çelişkiyi aşmanın yolu, farklı parti tabanlarının da aynı şekilde bir çelişkiyle karşı karşıya olduğunu, önemli olanın ittifakı bir araya getiren düşüncede birleşmek olduğunu hatırlamaktan geçer. Asıl ilkesizlik, yıllarca farklı görüşten insanların desteğini arkasına alıp, o insanların tasvip etmediği bir siyasi hareketin içerisinde menfaat beklentisi ile bulunmaktır. 

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ise, daha farklı bir tablo vardır. Muharrem İnce’nin ısrarlı adaylığı sonrası neredeyse seçimin ikinci tura kalacağına kesin gözüyle bakılmaktadır. Elbette herkes verdiği kararların tarihsel sorumluluğu ile yüzleşecektir. Önemli olan, etik dışı yollara sapmadan adil bir seçim ortamında yarışmak ve kazanana saygı duymaktır. Kılıçdaroğlu, daha önceki yazılarımda belirttiğim gibi, AKP’nin algıya dayalı stratejisine olguya dayalı strateji ile karşılık vermektedir. Bu yaklaşım şu an için doğru görünmektedir. Burada Muharrem İnce faktörü ve devlet olanaklarının propaganda amaçlı asimetrik kullanımı, seçim sonucunu etkileme potansiyeli olan hususlardır. 

Sonuç

Seçime kadar olan süreçte önümüzdeki bir ayda çok şaşırtıcı gelişmeler görme ihtimalimizi yüksek görüyorum. Ancak seçime kadar olan süreç kadar sonrası da önemlidir. Şahsi görüşüm, her halükarda toplumun farklı kesimlerinde, farklı siyasi çizgideki liyakatli insanlara ülkenin yeniden inşası için görev verilmesidir. Örneğin eski Devlet Planlama Teşkilatı, çok farklı siyasi görüşlerden insanların bir arada olduğu ama çok liyakatli bürokratların görev yaptığı bir kurumdu. Ülkenin daha fazla ayrışmaya değil, birleşemeye ihtiyacı bulunmaktadır. Bunu da ayrıştırıcı bir siyaset izleyen yöneticilerin gerçekleştirmesi mümkün değildir.  

Sorunlara diyalektik düşünce ile bakıldığında çözüm yollarının sizlere dayatılandan çok farklı olabileceğini görürsünüz. Toplumsal denklemlerde eşitlikten ziyade, çok parametreli denklikler söz konusudur. “A=B” dediğinizde o toplumu bir arada tutmanız zorlaşır. Asıl bölücülük, toplumu matematiksel bir kesinlikle kamplara ayırmaktır. Ülkeye herkesin faydası olabilir. Herkesin faydalı olabileceği bir alan mutlaka vardır. Görevler buna göre dağıtılmalıdır. Önemli olan, bu görev dağılımının ülkenin menfaatlerinin gerektirdiği şekilde gerçekleştirilmesidir. Kime oy verirse versin, ülkenin bütün vatandaşlarının yurttaşlık temelinde bir arada görülmesi, muhtemel bir iktidar değişikliğinin başarısını doğrudan belirleyecek bir unsurdur. 

(1) https://www.diken.com.tr/hdp-kilicdaroglunu-gercekten-destekliyor-mu/

Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Dr. Özkan LEBLEBİCİ
Tüm Makaleler

  • 13.04.2023
  • Süre : 6 dk
  • 1035 kez okundu

Google Ads