Site İçi Arama

ekonomi

Seçimi Kazanmak mı Zor? Yoksa Sonrası mı?

Siyaset sahnesinden çekilmiş bir Kılıçdaroğlu birçokları için ilk tepki olarak büyük hayal kırıklığı olacaktır. Belki de çok kızacaklardır kendisine. Ama sayın Kılıçdaroğlu'nun buna hakkı yok mudur? Bekli gerçekten canı sıkılmıştır, ya da artık yorulmuştur. Arkasında da beklediği desteği bulamadığı için artık siyaseti bırakmasının zamanı geldiğine karar vermiş olamaz mı?

Gelin düşünelim:

Sayın Kılıçdaroğlu dese ki arkadaşlar, benim bir oyun planım var, ancak görüyorum ki benimle misiniz diye sorduğumda seninleyiz diyenler bile aslında doğruyu söylemiyormuş.

Öyleyse sizlere kolay gelsin, madem benimle değilsiniz, madem ben kazanacak aday olamıyorum, o zaman benim bu işi daha çok zorlamama gerek yok.

Bunca zaman bana destek verenlere ve güvenenlere teşekkür ederim, ancak benden bu kadar deyip istifa etse. Yani siyaseti bıraktığını ilan etse.

Daha önce bunu yapan olmadı mı? Oldu.

Böyle bir senaryoda sonrasında sizce ne olur?

Siyaset sahnesinden çekilmiş bir Kılıçdaroğlu birçokları için ilk tepki olarak büyük hayal kırıklığı olacaktır. Belki de çok kızacaklardır kendisine.

Ama sayın Kılıçdaroğlu'nun buna hakkı yok mudur?

Bekli gerçekten canı sıkılmıştır, ya da artık yorulmuştur.

Arkasında da beklediği desteği bulamadığı için artık siyaseti bırakmasının zamanı geldiğine karar vermiş olamaz mı?

Olmaz ya, ama böyle bir şey olsa devamında neler olabileceğini düşündünüz mü hiç?

CHP karışacaktır, bu kesin. Hemen yerine bir genel başkan seçmesi bile CHP içinde çok büyük tartışmalara sebep olacaktır.

Altılı masa da muhtemelen hemen dağılır. Ne sayın Akşener ne de bir başkası bu masayı tekrar toplayamayacaktır.

CHP kısa sürede partiye bir genel başkan seçebilse bile sayın Kılıçdaroğlu'nun şu anda yaptıklarını yapabilecek mi yeni genel başkanı?

Hiç sanmıyorum.

Bence siyasi bir deprem olur.

Karşı cephede, yani Ak Parti cephesinde muhtemelen bayram ilan edilir.

Muratlarına ererler. Tek seçenek olarak millete bakın işte biz demiştik, bunlar dağılacak demiştik, bizim bile beklemediğimiz bir gelişme oldu. CHP bile dağıldı diyeceklerdir.

Tek seçenek biziz, bunu milletimiz anlamıştır her halde diyerek seçimleri de büyük bir zaferle kazanırlar büyük ihtimal.

Böyle bir felaket senaryosu nereden aklıma geldi?

Sayın Kılıçdaroğlu üzerindeki her yönden gelen baskıyı yüreğimin derinlerinden hissediyorum da onun için böyle bir senaryo ile başladım yazıya.

Evet, sayın Erdoğan'a karşı girdiği hiçbir seçimde başarılı olamadı sayın Kılıçdaroğlu.

Son belediye seçimlerinde galibiyet Kılıçdaroğlu'nun deniyor, tabii ki büyük bir başarı yerel seçimler.

Ancak bahsettiğim şey ülke yönetimi. Yıllardır ülke yönetimi sayın Erdoğan'ın güdümünde yürütülüyor. Henüz bu durumu değiştirebilen çıkmadı. Bunca yıllık yönetim başarısıyla da devletin dönüştürüldüğü durum ortada.

Ancak bunca yenilgiye rağmen sayın Kılıçdaroğlu hiç pes etmedi. Her zaman bir gün iktidar olacağı umudunu hem kendisi kaybetmedi hem de kitlelere umut oldu.

Ben bu durumu çok değerli buluyorum.

Yazdığım felaket senaryosunu birazcık hissedebiliyorsanız, şu anda sayın Kılıçdaroğlu'nun siyaset sahnesinden çekilme kararı bile muhalefet açısından bir felaket olacaktır.

En azından seçimlere bu kadar az süre kalmışken böyle bir hamle normalde akla bile getirilmemelidir.

Ben bu durumu olacak diye yazmadım zaten, sayın Kılıçdaroğlu'nun şu anda yaptıklarının değerini biraz daha iyi hissedebilelim diye yazdım.

Kendisi de bu kadar motive olmuşken sanırım motivasyonunu kıracak davranışlar yerine onun etrafında birleşmek çok daha akıllıca olacaktır. Sonuçta o da duygulu bir insan ve bu kadar eleştiri bir gün onun da eleştirilere artık katlanamayıp patlamasına sebep olabilir.

O yüzden daha önceki bir yazımda şu seçilecek aday söylemini anlamsız bulduğumu yazmıştım. Seçilecek aday dendiği zaman anlaşılan sayın Kılıçdaroğlu, siz seçilemezsiniz, bu millet size teveccüh göstermez anlamına geliyor. Sanırım bunu sayın Kılıçdaroğlu da gayet iyi anlıyor.

Bana göre söylenmesi gereken seçilecek aday değildir, seçimi kazanması için herkesin destek vereceği, herkesin o aday etrafında birleştiği aday demek bence çok daha doğrudur.

O yüzden belki "seçtirilecek aday" denebilir, ya da "seçimi kazandıracağımız aday", belki de "seçilmesi için herkesin elinden geleni yapacağı bir aday" demek daha doğru bir söylem olacaktır.

Bu konumdaki tek doğru kişi ise şu anda sayın Kılıçdaroğlu gibi görünüyor. Çünkü diğer potansiyel aday adayları ya çok önemli görevler yapıyorlar ya da sayın Ekrem İmamoğlu özelinde de iktidarın kumpası ile son dakikada adaylığının iptal edilmesi riski içeriyorlar.

Ama iktidarın bu yaptığı hamle ile ilerisi için sayın İmamoğlu'nun bir lider yapıldığını daha önceki yazılarımdan birinde yazmıştım.

Sayın Kılıçdaroğlu tam doğru aday mı? Tam doğrusu olmasa da sanırım en uygunu.

Hiç hata yapmıyor mu? Yapıyor tabii ki, hem de oldukça çok hata yapıyor. Keşke biraz daha dikkatli olabilse.

Ama bence şu anda muhalefetin seçim taktiğinin oyun kurucusu konumunda olan kişi sayın Kılıçdaroğlu'dur.

Adeta muhalefeti etrafında birleştiren bir harç gibi, bir tutkal gibi, her türlü baskıya ve kaprise yeterince dirayetle göğüs geriyor. Siyasete de biraz alıştı sanırım.

Ancak itiraf etmeliyim ki, kimi çıkışları beni bile güldürüyor.

Geçen seçimde sayın Muharrem İnce'nin adaylığını açıklarken yaptığı o gel bakalım çıkışı mesela, açıkçası ben çok komik bulmuştum.

Şimdi de sayın Ekrem İmamoğlu'nu Ankara'ya kadar çağırıp salonda oturtarak yaptığı baba oğul çıkışı.

Hep bir biraz da sevimli, ama bir o kadar da anlamsız çıkışlar bence. Meral hanımın abla çıkışına tepki olarak mı, yoksa otorite bende demek için mi böyle bir şey yaptı, gerçekten ben anlamadım.

Dışarıdan bakıldığında pek o kadar siyaset hırsı yokmuş gibi görünüyor, ama galiba içten içe bir hırs da yapmış anlaşılan.

Evet, bunca itiraza rağmen aday olmak istediğini açıkça çok belli ediyor, hatta aslında davranışları ve söylemleri ile duymak isteyene ben adayım diyor.

Kimi zaman da bu uğurda çok sert eleştirileri bile duymazlıktan geliyor gibi görünebiliyor.

Gerçekten benim açımdan ilginç bir karakter yapısı var.

Dışarıdan içindeki fırtınaları hiç göstermiyor, ancak ben hiç öyle olmadığını anlıyorum. Kan kusup kızılcık şurubu diyor sanki çoğu zaman, yani renk vermiyor.

Hırsından mı bu şekilde davranıyor acaba?

Sanmıyorum. Tabii ki içinde bir hırs oluşmuş olabilir bunca yıl sonrasında. Aslında hırs değil de sanki bir gönül kırgınlığı yaşıyor gibi geliyor bana. Hem etrafındakilere hem de belki biraz da millete. Hafif bir gönül kırgınlığı olabilir. Bu yüzden de kendini ispat etme ihtiyacı duyuyor olabilir.

Ama bence hiçbiri değil, o da son bir kez bu ülke için yapabileceğinin en iyisini yapmaya çalışıyor muhtemelen.

Sonuçta bunca yıldır uğraşıyor, ama bunca uğraşıya rağmen CHP'nin oy oranlarında da öyle görünür bir yükseliş yok. Tabii bu durum da ayrıca bizim toplumumuz açısından ilginç bir durum.

Ecevit mesela sol görüşlü olduğu halde bu milletin gözünde çok büyük bir değere sahipti. Yani olay sağ sol olayı değil bence. Başka bir sebebi olmalı.

Sebebini anlamak için toplum bilimcilerin bu konudaki görüşlerini incelemek daha doğru olacak sanırım.

Buraya kadar şu andaki durum için samimi bir değerlendirme yaptım diyelim.

Şahsen Kılıçdaroğlu'nun değerini biraz daha iyi özümsememiz gerekli diye düşünüyorum.

Çünkü eldeki en iyi seçenek şu anda o gibi görünüyor.

Bunca yılın tecrübesiyle sanırım adaylık konusunda en doğru seçeneği kendisi ortaya koyabilecektir. Gönlünden Türkiye için en sağlıklısı neyse onu yapmayı geçirdiğine ben eminim.

Ya kendisi ya bir başkası, biraz sakin olalım ve bırakalım seçimi kendisi yapsın.

Bunca zaman adeta bir teknik direktör gibi takımı doğru yönlendirdiğine göre bundan sonra da doğrusunu yapacağına benim ümidim var doğrusu.

O yüzden ben sayın Akşener'in de biraz daha sakin olmasını tercih ederdim. En azından sayın Kılıçdaroğlu'nu ajite edecek çıkışlarına artık bir son verip, siyaset yapmak yerine ülkenin yönetimini nasıl yapacaklarına odaklanmasında ben büyük fayda görüyorum.

Karşılarındaki güç öyle şeyler yapabilecek bir güç ki, seçimi kazanmak için yapabileceği şeyler bu güne kadar görülmüş şeyler olmayacaktır. Bunun ibarelerini de şimdiye kadar yeterince gösterdiler sanırım. Bizans oyunlarını hep birlikte izliyoruz.

O yüzden muhalefetin kendi içindeki çekişmelere bir son verip iktidarın yapabileceklerine odaklanması ve tehlikeler için zamanında önlem alması çok daha önemli olacaktır.  

Bu bağlamda bir başka konuya daha parmak basma ihtiyacı duyuyorum.

Oldu ya, Kılıçdaroğlu aday oldu ve seçildi. Peki gerisi kolay mı? 

Yirmi yılda bu devlet kurumları yeterince tahrip olmadı mı?

Hem de nasıl tahrip oldu!

Sayın Kılıçdaroğlu'nun kendisi bile YSK'ya güvenmiyorum diyor. Güvenebildiği bir kurum kaldı mı acaba?

Önüne gidip de konuşma yapmadığı kurum kaldı mı? Arada yaptığı böyle çıkışları da ben doğru buluyorum. İktidar hemen bir polemik konusu yapsa da bu tarz çıkışlarını, bence toplum gözünde takdir görüyor.

Tüm devlet kurumları iktidarın bunca yıl başta kalması sayesinde iktidar yanlısı kadrolarla dolduruldu.

Muhalefetinin olası bir seçim başarısında bile bu devleti olması gerektiği gibi mevcut kurumlarla yönetebilmek o kadar da kolay olacak gibi gelmiyor bana.

Ne yani, kadroları ayıklamak için yeni bir OHAL mi ilan edecek sayın Kılıçdaroğlu? Bu mümkün mü? Tabii ki mümkün değil.

İktidara gelirse mevcut kadrolarla çalışmak zorunda ve bu kadroların çoğunluğu ise seçim yenilgisi yüzünden kuyruk acısı olan kadrolar olacak. Ya da belli bir korku içinde olacaklar.

Devleti yönetmek belki de şu anki iktidar yanlılarının aralarından bazılarının kumpasları ile neredeyse imkânsız olacak.

En azından bu risk hiç de azımsanacak bir risk değil.

Tüm bu kadroların normalleşmesi ne kadar zaman alacak kim bilir. Bir yıl, iki yıl? Belki de daha uzun. Sonuçta kadrolar yirmi yıllık kadrolar.

Devletin yeni sahibinin bambaşka bir kadro olmasına bürokrasinin alışması bence çok kolay olmayacaktır ve durumu kabul etmeleri yeterince vakit alacaktır.

Bu sürede de mevcut iktidara kimi aşırı bağlı kadrolar muhalefete düşmüş bugünün iktidarının tekrar iktidarı ele almak için çeşitli kumpaslar kurması açısından fazlasıyla yeterli olacaktır. Sonuçta bu konularda yeterince eğitimli kadrolar mevcut bugün. Düne kadar birlikte oldukları benzer kadrolardan çok şey öğrenmiş oldukları göz önündeki olaylardan anlaşılıyor.

Yarın da aynı aklın Kılıçdaroğlu iktidarına da kumpas kurmayacağının bir garantisi yok. Hatta böyle gelişmeleri ileride izleyeceğimize ben eminim.

Diyelim ki sayın Erdoğan da seçimin sonucunu kabullenmiş ve muhalefete geçmiş olsun. Sizce sayın Erdoğan gibi bir karakter bu durumu gerçekten kabullenip klasik muhalefet yapar mı? Oturduğu yerde rahat durur mu?

Kendine gönülden bağlı devlet kadrolarına sessiz grev dedikleri tipte işleri yavaşlatma talimatı bile verse, devlet paralize olur.

Bırakın siz sessiz grevi, bu kadrolar kim bilir ne kötülükler yapacaktır yeni iktidara. Tam bir topal ördek sendromu yaşayabilir Kılıçdaroğlu iktidarı.

İş yapmayanı cezalandıracağım desen dinleyen olur mu? Cezalandıran ne olacak? Bu kadar çok kadroda zaten hangi birini cezalandıracaksın?

Sonra nasıl karar vereceksin kim gerçekten çalışıyor, kim sessiz grevde? Bu işin oluru bu deseler, ancak bu kadar sürede yapabiliyoruz deseler tersini ispat edebilme şansınız var mı?

Hem bahsettiğim kadrolar aralarında farklı ses barındırmayan, kitleler halinde aynı görüşte olan kadrolar.

Bu işler gönül işidir, gönülden devletine bağlı olmayı gerektirir. Devlete bağlılığı içtenselleştirmiş olmayı gerektirir.

Bugünkü devlet kadrolarının çoğunun gönül bağlılığı ise sayın Erdoğan'a yönelmiş durumda, devlete değil.

Sonuçta bunca yıl artık nasıl bir düzen kurulmuşsa, çalışanların çoğu kurulu düzenin içinde bir şekilde kendi düzenlerini de kurmuş durumdalar. Doğal olarak kurulu düzenden memnunlar ve aynı düzenin tekrar geri gelmesi için gönülden sayın Erdoğan'ın talimatına uyacaklardır.

Sanırım olayın bu yüzünü kimse düşünmüyor.

Hiç meraklanmayın, halkın iktidarını tekrar kuracağız!

Böyle diyor sayın Kılıçdaroğlu. Kürsüden coşkuyu vermek kolay, gerçekten halkın iktidarı olabilecek mi başa geçse?

Bahsettiğim sorunlar için hazırlığı var mı bakalım. Kendisinin olsa altılı masa hazır mı? Sonuçta devleti hep beraber yöneteceğiz demiyorlar mı?

Kısacası işleri çok zor.

O yüzden bırakın artık şu tartışmayı kendi aranızda. Birbirinize çelme takmanın anlamı yok. Paniği de bırakın, biraz sakin olun.

Bence iktidara geldiğinizde yazdığım senaryonun benzeri zor bir süreçten geçeceksiniz, oturun şimdiden buna benzer sorunlar için hazırlığınızı yapın. Kim nerede ne yapacak, nasıl yapacak her şeyin kararını şimdiden alın. Başka şeyle uğraşmaya gerek var mı?

Yarın bu günler gibi rahat olmayacak. Henüz üniversiteden mezun olmaya çalışıyorsunuz. Hayat çok daha karmaşık zorluklar içeriyor.

Okuldan mezun olabilseniz bile daha hayata atılacaksınız.

Aklınızı başınıza alın ve sadece finallere değil, bir yandan da hayata hazırlanın.

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımla

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 22.12.2022
  • Süre : 7 dk
  • 772 kez okundu

Google Ads