logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
stratejisiyaset

Senfoni Orkestrasının Yapısı Bir Yönetim Modeli Olabilir mi?

Evet, bir şef orkestraya çok şey katar. Her şeyden önce eserin çalınmaya başlanacağı anı belirler ve çalınan eserin temposunu ayarlar, mimikleriyle ve jestleriyle çalınan esere kendi yorumunu kattığı için bir anlamda esere can katar. Ancak çalınan eseri tüm orkestra birlikte icra ederler.

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 29.07.2022
  • Süre : 4 dk
  • 170 kez okundu

Bana göre Türk müziği ile batı müziği arasındaki en önemli fark birinin tek sesli, diğerinin çok sesli olmasıdır. Batı müziği derken senfonilerden bahsediyorum.

Ben her türlü müziği severim aslında, pek müzik ayırmam. Yeter ki güzel olsun. Güzellik göreceli bir kavram, onu anlıyorum, ama buradaki güzellik kavramı müziğin sizi alıp bir yerlere götürmesi, içinizdeki tınılarla uyumlu olması, belki o anki hislerinize uygun olarak başkalarına çok hoş görünmese de, bazen gıcırtı bile güzel gelebilir. Ancak seslerin kulak tırmalamaması asıl olmalı sanırım.  

Batıda meşhur klasik müzikler çok sesli olsa da sonuçta onlar da tek şefli. Yani tüm enstrümanları yöneten bir şef mutlaka oluyor. Elinde bir çubuk, şef orkestrayı yönetir, uzaktan çok bir şey yapıyormuş gibi görünmese de, şef her şeydir mi acaba?

Evet, bir şef orkestraya çok şey katar. Her şeyden önce eserin çalınmaya başlanacağı anı belirler ve çalınan eserin temposunu ayarlar, mimikleriyle ve jestleriyle çalınan esere kendi yorumunu kattığı için bir anlamda esere can katar. Ancak çalınan eseri tüm orkestra birlikte icra ederler. Her enstrüman için müzisyenler kim bilir ne kadar ön hazırlık yapmışlardır. Kim bilir ne kadar o enstrümanla çalışmışlardır. Hem o an icrası yapılan parça, hem de başka parçalar kaç defa kendi başına çalışılmıştır. 

Evet, konservatuarda notaları okumak, ilk defa gördüğü notaları bile anında bir kitap okuyormuş gibi algılamak ve yorumlamak mümkündür, ancak bu ilk yorum ile çalışılmış bir eserin yorumu arasında büyük fark olacağını herkes biliyordur sanırım.

Demek istediğim eğer bir senfoni orkestrasının bir parçasıysanız, liyakat sahibi olduğunuz için oradasınızdır, işinizi iyi yaptığınız için oradasınızdır, bu işin eğitimini aldığınız için ve icrası yapılan eseri daha önce yeterince çalıştığınız için oradasınızdır.  

Orkestra şefi ne kadar iyi yorumcu olursa olsun, ne kadar tecrübeli olursa olsun, kendi başına o eseri icra edemez. Aslında bir eser yorumlamak ortak yapılan bir şeydir, bir anlamda ortak akılla yapılan bir eylemdir. Herkesin işini bilmesi ve işini şefin temposuna göre, şefin yorumuna göre uyum içinde icra etmesiyle büyük keyifle o güzelim klasik müzikleri dinleme şansına sahip oluyoruz. Aynı eseri hazırlıksız bir orkestradan dinlediğinizde aynı keyfi hissetmezsiniz.

Tabii şimdi kimileri nedir bu batı hayranlığı diyecek. Ben hiç sevmiyorum klasik müzik diyenler de olabilir. Benim bahsettiğim klasik müzik değil ki, sevmiyorsanız dinlemezsiniz olur biter, benim dediğim çok sesli müzik. Her bir enstrümandan ayrı bir ses çıksa da eserin kalitesine, bestecisinin müzik dehasına ve farklı enstrümanları uyum içerisinde kullanma becerisine bağlı olarak her türlü müzik çok sesli yapılabilir. Aşık Veysel elinde tek bir sazı, öyle güzel eserler bırakmış ki, bugün o eserler çok sesli olarak bir senfoni orkestrası ile yorumlandığında muhteşem bir müzik zevki ile dinliyorsunuz.

Çok uzatmayacağım, tartışma programlarında kimileri tek sesli müzik taraftarı gibi mevcut sistemin faydalarını, kimileri de çok sesli müzik taraftarı gibi ortak aklı öne çıkartan parlamenter sistemi övüyor. Benim görüşüm ortak akıldan yana, bunu birçok yazımda belirttim zaten. Ancak her iki sistemde de öncelikli olan liyakattir. Mevcut sistemin tek handikabı tek bir kişinin aklına uygun olarak her şeyin bağlanmış olmasıdır. O tek kişinin dünya görüşü, hayata bakış açısı, bilgisi, görgüsü nasılsa, tüm Türkiye'yi etkiliyor. Belki o tek kişi ben her şeyi bilirim demese, görevinin sadece orkestra şefliği olduğunun bilincinde olsa, şu anda yaşanan sıkıntılar yaşanmayabilir. Ancak güç tek elde toplanınca işte sonuç, bilmiyorum ülkenin ne kadarı durumdan memnun. O eldeki çubuk ne kadar sallarsan salla, sadece sözünü dinleyenlerden oluşan bir orkestranız olunca bir işe yaramıyor işte, evet, sizin sözünüzü dinleyecek orkestra, ama aynı zamanda eseri önceden çalışmış olanlardan kurulu olacak, liyakat sahibi olanlarla orkestra kuracaksınız. Sadece söz dinleyenlerden bir orkestra kurarsanız, liyakate önem vermezseniz, ortaya çıkan eser kulak gıcırtısından öte bir eser olmaz. 

O yüzden orkestranın altyapısı çok sesliliğe uygun olmalı, çok sesli, ama uyum içinde tıkır tıkır çalışan bir sistemi olmalı orkestranın. Yorumlanan eseri enstrüman çalanların hepsinin liyakatı ile icra ettiği ve şefin de nüanslarda kendi yorumunu kattığı bir eser icra edilmeli. Yani yapılanlar ortak icraat olmalı, ortak akılla üretilmeli.

İşte bunu becerebilirsek arzu edilen çağdaş medeniyet seviyesine ulaşabiliriz. Farklı sesler, ama uyum içinde icraat, bir de uyumu sağlayacak bir orkestra şefi. Ama ben bilirim diyen değil, orkestra şefi olduğunun bilincinde olan bir şef. 

Sonuçta konu sadece müzik değil, müzik olsa herkes zevkine göre ister çok sesli, ister tek sesli dinlesin. Konu ülke yönetimi, o yüzden çok sesli olmak zorunda, ama uyum içinde. İhtiyacımız ortak akıldır, ortak icraattır. Bence işte olay bu kadar basittir! 

Moskova'dan sevgiler.


Google Ads