logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
stratejisiyaset

Türk Toplumunun Kırılma Noktası Zorlanıyor

Yüklemeyi olumlu yönde değil de baskı olarak yaparsan toplum üzerinde bir aşamadan sonra yine kalıcı etkileri oluyor, aynı çelikte olduğu gibi akma noktasını geçince düzelmeyecek etkiler çıkmaya başlıyor.

K

Kırılma Noktası Testleri:

Üniversitede en önemli derslerimizdendir çelik ve beton. İnşaat Mühendisliği okudum ben, doğal olarak öncelikle beton ve demirin yük altında nasıl davrandığını öğrendik.

Bu derslerin temeli önce laboratuvarda malzeme özellerini incelememizle başlar.

Yüksek kapasiteli presler ile beton numunelerine yük uygularız ve kırılmasını inceleriz, yine aynı şekilde inşaat demirini de inceleriz, betonun tersine demire çekme kuvveti uygulayan aletler vardır. Ağır ağır yüklemeyi artırdıkça malzemelerde nasıl bir etki olduğunu grafik olarak çizer bu cihazlar. Uygulanan yüke karşı uzama-kısalma grafikleri.

Beton önceleri yük arttıkça dayanır, grafikte taşıma eğrisi yükselir, yükselir, tepe yapar ve sonra yavaştan içinde kılcal çatlaklar oluşmaya başlar ve taşıma kapasitesi düşmeye başlar, taşıyabildiği yük azalır, yani betonun yük altındaki direnci azalmaya başlar. Bir aşamada artık uygulanan yük epey azalmış olsa da beton daha fazla yük taşıyamaz, kırılır.

Demir betondan biraz daha farklı davranır. Önce yük arttıkça elastik olarak demir de uzar, yani yükü geriye azaltırsanız demir de tekrar geriye eski durumuna, ilk haline döner. Herhangi bir kalıcı uzama olmaz bu aşamada. Ama yük arttıkça akma noktası dediğimiz bir aşaması vardır, bu yükten sonra artık uzaması kalıcı olmaya başlar, biz bu aşamaya plastik davranış aşaması deriz, önce taşıyabildiği yük biraz düşer, yani grafikte akma noktası bir tepecik yapar, sonra tekrar yük taşıma kapasitesi artar, artık sert demir olmuştur, yük taşıma kapasitesi artmıştır ama artık kırılgandır. Yükleme akma yükünü aştıktan sonra, daha yukarılarda bir yerlerde yine bir tepe yapar, biz bu tepe noktasına maksimum taşıma kapasitesi deriz, daha fazla yüklerseniz artık fazlasını taşıyamaz, yorulmaya başlar, aynı beton gibi kılcal çatlaklar başlar, taşıyabildiği yük düşer ve biraz daha yüklerseniz kopar.

Çok teknik oldu, biliyorum. Ama biraz hayal gücümüzü çalıştıralım diye bu kadar detaylı anlattım.

Toplumlarında Kırılma Noktası Olur mu?

Ben toplumun baskı altında davranışları ile beton-demirin yük altında davranışlarını birbirine çok benzetirim. Çünkü toplum da aşırı baskı altında beton gibi, belki çelik gibi hemen hemen aynı davranışları gösteriyor.

Mesela toplum bir haddeye kadar baskılara boyun eğiyor, baskıyı kaldırırsanız da normale dönüyor, artık normalleşmemiz lazım diyoruz birçok durumda, sanki esneğiz bir anlamda, aynı çelik gibi. Ama yükü artırdıkça, zaman geçtikçe, bir haddede artık geri dönüşü olmayan etkiler göstermeye başlıyoruz, fay hatları oluşmaya başlıyor. Beton da aynı, kılcal çatlaklar taşıma kapasitesini azaltmaya başlar, fay hatları da toplumda aynı etkiyi yapıyor.

Bu metaforu iki yönlü düşünebiliriz. Yani toplumu çekerek, sürükleyerek olumlu bir değişime de uğratabiliriz. Bu değişim aynı çelikte olduğu gibi akma noktasını aşınca kalıcı oluyor. Yani toplum bir konuda değişim göstermişse, bazen öyle olumlu bir konu oluyor ki, değişim göstermeye başlamışsa, artık geriye dönüş olmuyor. O yüzden ben bazen şu kadar geri gittik, bu kadar geriye döndük diyenlere sadece gülüyorum. Bazı şeylerin geriye döndürülmesi mümkün değildir.

Örnek mi? Okuma yazmanın faydasını öğrenen bir topluma artık sen okuma desen de fayda etmez, okur.

Toplumsal Değişim Bir Kere Başladı mı, Durdurulamaz:

Teknolojiyi ve faydalarını tatmış bir toplumu istesen de teknolojiden koparamazsın. Sünnet diye hayatını peygamberin yaşadığı gibi yaşadığını iddia edenler bile elinde cep telefonu ile haberleşiyor. Evinde elektrikli aletleri kullanıyor. Minareye hoparlör takmışız, hem ses daha yüksek çıkıyor, bazen haddinden fazla hatta, hem de kolaylık, kim çıkacak günde beş kere minare tepesine, mikrofonla aşağıdan da ezan sesini insanlara ulaştırabilirken. Deve yerine modern arabalarla geziyoruz, hatta paramız varsa en pahalısına biniyoruz. Örnekler çok, kısacası teknoloji kullanılır, durduramazsın insanları.

Hanımları da durduramazsınız, toplum hayatında kendine bir yer edinmiş hanımı tekrar eve kapatamazsınız. Evet, dini inanışına uygun olarak başını kapatır, namazında niyazındadır, ama voleybol maçına da gider, kafeye de sinemaya da. Hatta tiyatroya da.

Bu arada yeri gelmişken fikrimi paylaşayım, son yılların modası "kadın" kelimesi, "bayan" kelimesi yerine biraz da tepki olarak kullanılır oldu, hanımlar kendileri kullanılmasını istiyorlar, ama ben yine de "hanım" demeyi tercih ediyorum. Bir kere "kadın" çok eskiden dilimize girmiş olsa da Türkçe kökenli bir kelime değil, Farsçanın bir kolu olan Soğdca'dan girmiş dilimize, hatta aynı kökten farklı şekilde evrilmiş bir kelimemiz daha var, "hatun". Her ikisi de bana nedense biraz sert, belki kaba geliyor. Ben "hanım" demeyi yeğliyorum. En azından "hanım" öz Türkçe, hanım hanımcık bir kelime. Kadınlar ligi yerine hanımlar ligi kulağa çok daha hoş geliyor. Kadın kuruluşları yerine hanım kuruluşları da öyle. Not olarak düşeyim istedim.

Kırılma Öncesindeki Kritik Eşiğe Dikkat Edilmeli:

Konumuza dönecek olursak, işte yüklemeyi olumlu yönde değil de baskı olarak yaparsan toplum üzerinde bir aşamadan sonra yine kalıcı etkileri oluyor, aynı çelikte olduğu gibi akma noktasını geçince düzelmeyecek etkiler çıkmaya başlıyor.

Bunlardan en önemlisi istismar edilen din, özellikle gençleri dinden soğutuyor son yıllardaki din istismarları, bugün birçok genç kendisini çeşitli akımlara kaptırmış durumda, birçoğu deist olduğunu söylüyor. Deizm kötü bir şey değil tabii ki, ama görebildiğim kadarıyla mevcut politikalar toplumu dönüştürülmek istenen yönün tam aksine, deistliğe yöneltiyor, deist nesiller yetişiyor. Umarım bir gün durum tüm çıplaklığıyla anlaşılır da bu hatadan tez zamanda dönülür.

Ben her inanca eşit mesafede olan biriyim, inanç meselesi bence kişiye özeldir. Bir aralar bu konuda da bir şeyler yazmıştım. Belki yazılarımı takip eden okuyucularım hatırlar.

Ama toplum farklı, hepimiz bu toplumun bireyleriyiz. O yüzden yapılan hatalar hepimizi etkiliyor. Hepimiz bu toplum içinde yaşıyoruz. Kendi açımdan da durum aynı, yurtdışında yaşıyor olmam bu gerçeği değiştirmiyor. Kendimi hiçbir zaman ayrı hissetmedim. O yüzden toplumda kalıcı olumsuz etkiler bırakan her türlü baskıya, ya da yanlış karara ben de en az bunun bilincinde olanlar kadar karşı çıkıyorum. En azından elimden geldiğince doğru bildiğimi söylüyorum. Birilerine faydam oluyorsa ne mutlu bana.

Türk Toplumu Üzerindeki Basınç Hayra Alamet Değil:

Bugün gelinen noktada toplum üzerinde büyük basınç var, sadece ekonomik baskı değil bu, toplumsal kodlarımız değişmeye başladı. İnsanların birbirine güveni kalmadı, birbirimize saygımız kalmadı, iyice kutuplara ayrıldık, bu durum zaten yeterince vahim. Farklı kutuplar diğerlerini neredeyse düşman olarak görmeye başladı. Halbuki birlikte yaşıyoruz, komşuyuz, kız alıp kız vermişiz, akrabayız, biriz, aynı toplumuz.

Önceden en azından okumuş insanlara da saygı duyulurdu, şimdi sadece parası olana saygı gösteriliyor, ama o da göstermelik, köprüyü geçene kadar. Çok çıkarcı bir toplum olduk.

Gerçek sevgi ve saygı kimdedir, anlamak mümkün değil, algı her şeyin önüne geçmiş, algısal gerçeklik tehlikeli bir silah gibi, sayesinde beyni yıkanmış bir sürü insan var etrafımızda.

İnsanların çoğu artık mantıklı olarak analiz yapabilme yetilerini kaybetmiş durumda, her gün basın yoluyla, medya yoluyla beyinler yıkanıyor, hepsi yapıyor bunu, sadece ana akım medyada değil. Bu durum sadece iktidar destekçileri için geçerli değil, muhalefet için de geçerli. Körü körüne taraftargirlik her iki tarafta da var. Çeşit çeşit tarikat sarmış her yanı, devleti bile paylaşmışlar aralarında, insanımızın saf dini duygularını sömürüyorlar, artık insanları kamplara ayırmışlar, kimse farkında değil ya da farkında olma sorumluluğunu üstlenmek istemiyor.

Sosyolojik yönden hiç sağlıklı bir durum değil bu gidişat.

Bu gidişle toplumun maksimum yük taşıma kapasitesini aşacağız, ardında kırılma noktası var, kırılma noktasına gelirsek artık kopar, kimse tutamaz, o aşamadan sonra nasıl tepki verir bu toplum kimse bilemez.

Sonuç:

Ne olursunuz kırılma noktasına zorlamayın şu toplumu. Ne etnik ne de inanç fay hatlarını kaşımayın artık, hepimiz biriz, bu toplum bunu çok iyi biliyor aslında, ama kırılma noktasına gelirse iyi bitmez bu işin sonu, geriye dönüşü olmaz. Zorlamayın artık.

Beton da olsa, çelik de olsa kırılıyor işte, üniversitede bizzat testini yaptım, fazla zorlayınca çelik bile dayanamıyor.

Türk toplumu olarak kırılma noktasına çok yaklaştık, bunu görebiliyorum, çok geç olmadan bu toplumu yine birleştirmenin, bir araya getirmenin hep birlikte yollarını arayalım.

Anahtar kelime insan sevgisi sanırım.

Moskova'dan herkese sevgiler.


Reklam

reklam