logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

Vecihi Hürkuş'un Halkı Uçuran Anadolu Seyahati: Bölüm-2

Kara altın yurdu, Karadeniz sahilinde böylesine modern anlayışı ve uygarlığı benimsemiş güzel bir şehri görmek vatandaş ruhuna ne güzel ferahlık veriyor. Ne yazık ki inişe elverişli tek noktası yok, olsa hava sporları, yelken uçuşları için biçilmiş kaftan. İnsan azmi ve iradesi nelere muktedir değil? İşte kara yolları idaresinin dağları deviren eserleri ortada ama, o tarihte bugünün imkanlarından yoksunduk.

Araştırmacı Yazar ve Kaptan Pilot  Celal UZAR
Araştırmacı Yazar ve Kaptan Pilot Celal UZAR

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 31.07.2022
  • Süre : 5 dk
  • 80 kez okundu

 

 

3 Eylül 1931. Bolu’dan Ayrılıyoruz

Sabah erken Bolu halkına teşekkürlerimizi sunduk, içten uğurlamaları arasında veda ederek havalandık. Bolu üzerinde dolaşarak yükselmek için yaptığım turlarla rotamızdaki dağları aşmaya gelince, uçağı kuzeye döndürdüm, 2.500 metre yükseklikte uçmaya başladım. Zemin koyu yeşil, çok dalgalı, doğa adına güzel bir manzara, ciğerlerimizi şişiren havada hoş bir çam kokusu var. Altımız, koyu renklere bürünmüş bir büyük bir alan. Karadeniz’e kadar 120 kilometre boyunca hep aynı manzara, toprak ve taş adına tek nokta görülmeyen deniz gibi bir orman.

İtiraf edeyim ki, duygularıma heyecan musallat oldu. Uçuşlarımda daima yedek bir önlem olarak inişe uygun yerleri dikkatlerimden uzak tutmamayı alışkanlık etmiş bir pilot olarak bu heyecanı hissetmekte haklı idim. Çünkü bu uçsuz alan içinde dereler dahil inişe uygun tek nokta göremiyordum. Gerçi altım deniz değil, ormandı ve motor arızasında tehlikesizce herhangi bir ağacın dalları üzerinde oturtabilirdim, ama balta girmemiş bu ormandan nasıl çıkacaktım?

İşte heyecanım bu hayal kabusundan doğuyordu. İnleyen motorumun sesine kulaklarım daha çok hassas olmuştu. Devamlı olarak yükseliyor, yaklaşık 3.000 metreden Karadeniz’in mavi sularını görmeye arzuluyordum.

Ereğli

Bolu’dan hareketimden bir saat sonra Ereğli üzerindeydik, mavi suların dövdüğü bu şirin yurt parçası duygularıma huzur vermişti, limanda birkaç gemi, sahili döven dalgaların beyaz köpükleri bu güzelliğe renk katıyordu.

Ereğli halkı ziyaretimiz hakkında önceden haberli oldukları için sokaklarda ve sahilde yığınlar halinde toplanmışlardı. İnebileceğimizi sanan halk ellerinde bayraklarla törene hazırlanıyor, saçtığımız konfetileri kapışıyorlardı. İnişe uygun bir yer bulabilmek için burada da çok dolaştım, baştan başa dalgalı ve ağaçlık olan yerlerde düzlüğe benzer tek nokta yoktu. Sahil tamamen iri çakıllarla örtülü, dar ve dikti. Ereğli programda zaten havadan ziyaret yeri idi, alçaktan birkaç dönüşle halkı selamlayarak, veda edip doğu yönünde sahili takibe başladım. Hırçın dalgaların oyduğu sahil yarıkları, bazı yerlerde o kadar derin oyuklar açmış ki, yamaçlar altında kalan sahil oyuntularını görmeye imkân yok. Bu doğa kudretini hayranlıkla seyrede, seyrede ve yolumuz üzerinde rastlayan bütün köyleri, hatta sahilde gördüğümüz küçük balıkçı kulübelerini bile selamlayarak Zonguldak’a yaklaşmıştık.

Zonguldak

Kara altın yurdu, Karadeniz sahilinde böylesine modern anlayışı ve uygarlığı benimsemiş güzel bir şehri görmek vatandaş ruhuna ne güzel ferahlık veriyor. Ne yazık ki inişe elverişli tek noktası yok, olsa hava sporları, yelken uçuşları için biçilmiş kaftan. İnsan azmi ve iradesi nelere muktedir değil? İşte kara yolları idaresinin dağları deviren eserleri ortada ama, o tarihte bugünün imkanlarından yoksunduk.

Evet, Zonguldak her tarafı dağ ve engebelerle dolu bir yöre, sarp kayalar üzerine inşa edilmiş bir şehir. Şehir içi ulaşım yolları bile kademeli bir merdiven halinde, hele yukarı kesimlerde tek araba görülemiyordu. Ben bu zengin yurt parçasının imkansızlığına üzülerek çırpına, çırpına havacılık davamızı duyurmak için şehir ve civarında inebilecek bir yer ararken halkı selamlayarak konfetilerimizi saçıyorduk.

O günkü programımızda dört kasaba halkı havadan ziyaret edilecek ve Cide’ye inilerek orada konaklanacaktı. Buna göre daha iki kasaba, Bartın ve Amasra ziyareti var, oralarda da iniş alanları yok. Bunu düşünerek yolumuza devam ediyor ve her meskûn yerde yaptığımız gibi bütün vatandaşlarımıza konfetilerimizi atarak selamlarımızı sunuyorduk.

Cide

Sonunda konaklayacağımız Cide’ye varıyoruz. Karadeniz’in bu turistik güzel goncası, üzerlerine köpürerek yığılan büyük dalgalardan korkmuş gibi, güneyde yükselen yeşil dağların arasına saklanan bir hali var. Küçük fakat doğanın zenginliklerini kucaklamış bu sahil yuvasının halkı ve okul yavruları neşe içinde kaynaşıyordu. Bu mutlu varlığı selamladıktan sonra meydan diye hazırlanmış küçük bir düzlüğün üzerine geldik, sahil kumsalı ile ağaçlar arasındaki bu düzlük harman meydanı gibi bir şeydi.

Uçağın bir kuş gibi, istediği zaman her noktaya konabileceğini sanan kasabalılar, ellerinde yönergeleri bulunmasına rağmen bu düzlüğü, uçağın uçuş emniyeti için değil, gelecek uçağın halk tarafından daha iyi görülmesi için seçmişlermiş. Böyle bir yere inmek için olağanüstü dikkat gerek. Uçağımı kırmaktansa daha başka bir yer bulmak istedim, ama uçuşa devam için yeterli yakıtım yok, mecburen meydanı ve etrafını iyice inceledikten sonra çok dikkatli davranarak ancak inebildim.

Cidelilerle tanıştık ve çabucak anlaştık, havacılık konusu konuşulan tek şey. Ben bildiklerimden bir şeyler anlatırken dinleyenlerin hassasiyeti çok dikkat çekici idi. Küçük çocuklar bile günlük gazetelerden haberdardılar. Bu olgunluğa hayran kalmıştım. Hele milliyetçilik konularındaki konuşmalarda derinlere inme eğilimleri anılarıma önemle geçen notlardı. Konuşmalar boşa gitmemişti, havacılık davası ve millî savunma kaygısı Cidelilerin kurum şubesinin veznesi önünde yığılmalarına neden olmuştu. O geceyi aynı samimi hava içinde geçirmiştik.

4 Eylül 1931 Ayancık Semalarına Doğru

Sabah meydana geldiğimiz zaman, uçağı ilk defa gören vatandaşlarımızın sabahın karanlığından itibaren meydanı doldurmaya başladıklarını öğrendik, bunlar arasında civar kasabalılar ve köylüler de bulunuyordu. Bu derin ilgiye candan teşekkür ettikten sonra meydanın çok küçük olması sebebi ile halk uçuşları yapamadan havalandık. O günkü uçuşa başladık.

Hava çok sakindi, yaprak bile kımıldamıyordu. Programımızda birinci durak Ayancık ve konaklayacağımız yer Sinop olacaktı. Aynı şartlar içinde uçarak Ayancık üzerine vardık, bu güzel sahil kasabamız halkını ziyarete başladık, sahilde halk futbol sahasının tribün kısmında toplanmışlardı. Her taraf bayraklarla süslenmiş, bir bayram havası vardı.

Uçağın inmesi için gerekli hazırlıklar yapılmış ve talimat gereği oyun sahası ortasında duman çıkaran maddeler de yakılmıştı, ana bu hazırlık boşa giden bir emek olmuştu. Çünkü hem saha çok küçük hem de etrafı duvarla örülü, inişe ve kalkışa imkân vermeyen bir halde idi. Bu durumu görünce sahilde, o civarda başka bir yer bulmak ümidi ile etrafı iyice araştırdım, maalesef bir saha bulamadım. İniş imkansızlığını bir kâğıda sebepleri ile yazarak topluluğa attım ve uçağımı gösterememekten doğan üzüntülerimi de bildirdim. Ben bu araştırmaları topluluk üzerinde çok yakın uçuşlarla yaparken arkadaşım Hamid de konfetileri saçarak, selam ve teşekkürlerimizi sunuyordu. Yönümü Sinop’a çevirip uçuşa devam ettik.

Ayancık’a İnemedik, Sinop’a Devam Ettik

Doğuya doğru uzanan toprağın genel manzarası, denizi at nalı şeklinde sararak doğal bir liman halinde görülüyor. Şehrin merkezi, bu dilin en dar yerinde, kuzey ve güney sahil kıyıları yalılarla süslü, tarihi eserlerle efsanevi bir manzara göze çarpıyor.

Tarihi, evet kalın duvarlarla örülmüş Sinop zindanları. Tarihin acı anılarını dile getiren bir yapı! Bu manzara karşısında çocukluğum ve bu zindanlarda ciğerleri çürüyen akrabam Mehmet ağabeyimin büyük acısı beynimde canlanıyor. Çok genç, yaş on dokuz, Harp Okulu mezunu bir teğmen, jön Türklere katılma damgası ile bu zindanlara atılmıştı. Bu zindanlardan sağ çıkan insan yok deniyor, iste zavallı ağabeyim için de öyle olmuştu.

Şimdi düşünüyorum, artık geçmişin acı anılarından başka eser yok. Osmanlı İmparatorluğu yerine ulusal egemenliğe dayanan bir devlet, zindan ve sürgün yerine hürriyet ve çalışmak var. Büyük Türk İnkılabının bu kutsal başarısı geçmişi ve acılarını unutturacak kadar büyük ve şerefli.

İşte nitekim o tarihi zindanlar üzerinde ben o gün hürriyet içinde ve huzurla uçarak tarihin o hazin masallarını maskeleyebiliyordum. Ben bu düşüncelerle Sinoplu vatandaşlarımı selamlıyor ve arkadaşım Hamid de Türk Hava Kurumu’nun konfetilerini saçıyordu.

Bu uzun gösteri uçuşundan sonra şehrin doğusundaki tepe üzerinde hazırlanan çukur bir düzlüğe indik. Kışın bir göl, yazın da kuruyarak stadyum halinde yararlanılan bu saha itina ile bayraklarımızla süslenmiş olarak uçağımızı karşılayan Sinoplularla dolmuştu.

Burada da büyük coşkuyla karşılaştık. Bu ziyaretlerde halkın havacılık davasına ilgisini görmek gerçekten büyük mutluluk. Bu samimi hava içinde yaptığımız toplantılar ve konuşmalarım yürekten takdirler topluyor ve her yerde olduğu gibi kurum amacı yararına bağışlar hararetle devam ediyordu. Bu geceyi de Sinoplu vatandaşlarımız arasında çok iyi gözlemlerle geçirmiştik.

Bundan sonra devam eden ziyaret seyahatimiz, programımızın genel çizgilerine uygun olarak hep başarılarla ilerliyor, her yerde halkımızın büyük coşkusu ile karşılanıyorduk. Anılarımdaki notlarıma göre Türk vatandaşının havacılık davasına karşı sevgi ve ilgi duygularını tahminimin çok üstünde bulmuştum. Bunun için şehirler, kasabalar ve köyler, hatta ıssız dağlarda küçük evcikler ve sürü peşindeki çobanlar bile yolumuz üstündeyseler selamlayarak yolumuza devam ediyorduk.

Bafra, Samsun ve bu yörede Lâdik, Havza, Merzifon, Vezirköprü gibi zengin ilçelerimiz ve civar köyler halkımız her uygun imkândan yararlanılarak ya inilerek ya da havadan ziyaret edilerek, cemiyetin konfetilerini saçarak uçuyor ve indiğimiz yerlerde halkın uçuş arzularını tatmin etmeye çalışıyorduk.

Samsun ve Fatsa

Samsun ziyaretimiz pek renkli, kardeş birliği halinde kendini göstermişti. Şehrin doğusundaki hava meydanı olarak karar alınan çayır, gerçek bir bayram yeri gibi Samsunlularla dolmuştu. Bu aydın insanlar havacılığı candan özlüyorlarmış. Onların uçuş isteklerini tatmin kolay bir şey değilmiş, çok uçurdum, sonra çok konuştum, vardığım sonuç benim için olduğu kadar kurumumuz için de çok verimli olmuştu.

Samsun’dan sonra Çarşamba, Terme, Ünye ve Fatsa aynı tempo ile ziyaret ettiğimiz ve aynı şekilde konfetilerimizle sevgi ve şükranlarımızı sunduğumuz yerlerdi. Fatsa konaklama yerimiz, sahilde hazırlanan inişe uygun geniş bir alandı, rahatça inmiştim. Tören çok ilginç olmuş, halkın uçma istekleri daha geniş imkanlar içinde işlenmiş ve kurum veznesi halk bağışları ile zenginleşmişti.

(Devam edecek)


Google Ads