logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

Doğu Roma İmparatorluğunun Çöküşü ve Nedenleri

Justinianus (Justinyen), Roma İmparatorluğunu yeniden diriltmek, yeniden inşa etmek, canlandırmak isterken, hesapsız, kitapsız, plansız, programsız girişimleri ile Doğu Roma İmparatorluğu’nun da köküne kibrit suyu dökmüş, Doğu Roma İmparatorluğu’nun çökmesine sebep olmuştur. Bu yazımda Justinianus’un yanında zeki ve güzel karısı Theodora'yı da sizlere anlatacağım. Tabii ki anlatımımın arka planında hep İstanbul, o zamanki ismiyle Konstantinopolis olacak.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 29.06.2022
  • Süre : 6 dk
  • 257 kez okundu

Fatih nasıl bir İstanbul’u fethetti? Koskoca Doğu Roma İmparatorluğunun başkenti nasıl oldu da bir Türk Devleti tarafından kolaylıkla fethedilecek hale geldi?

Batı ve Doğu Roma İmparatorlukları:

Justianianus'tan önce çok kısa olarak Batı ve Doğu Roma İmparatorluklarına değinmek istiyorum.

MÖ 1. yüzyılda kurulan Roma İmparatorluğu, Akdeniz’de hüküm süren dünyanın en büyük imparatorlukları arasında yerini alır. Ancak bu imparatorluk, MS 375 yılında başlayan Kavimler Göçüyle birlikte yaşadığı büyük karmaşanın ardından MS 395 yılında Doğu Roma ve Batı Roma adı altında iki ayrı devlete bölünmek zorunda kalmıştır. Roma merkezli Batı Roma İmparatorluğu 476 yılındaki Germen saldırısı sonucu yıkılır. İstanbul merkezli Doğu Roma İmparatorluğu ise 1453 yılında Osmanlı Padişahı Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethiyle birlikte Doğu Roma İmparatorluğu da sona ermiştir. 

Justinianus, Doğu Roma İmparatorluğu’na yaptıkları ile tarihe damgasını vurmuş ve adından en çok söz ettiren bir imparator olarak tarihe geçmiştir. İmparator Justinianus, Theodora adlı gerçekten zeki ve güzel bir kadınla evlenir. Evlelik töreni, Ayasofya Kilisesi'nde Patrik tarafından yapılır. Theodora, Justinianus idaresinin en önemli destekçisi olmuştur. Justinianus, karısı Theodora ile birlikte ülkeye düzen ve birlik getirir. Justinianus, saltanat döneminde imparatorluğun eski büyüklüğünü tekrar geri getirmeye ve Antik Roma İmparatorluğu'nun elden çıkmış olan Batı kısımlarını da kendi topraklarına katmak için büyük gayret sarf etmeye başlar. Bir hükümdar olarak Justinianus çalışkanlığı, yüksek gayretleri nedeniyle halkı tarafından "hiçbir zaman uyumayan İmparator" olarak adlandırılır. Justinianus'un Roma tekrar eski ihtişamlı günlerine kavuşturma tutkusu, bir bakıma "imparatorluk restorasyonu" saplantısı tarihçilerin de gözünden kaçmamıştır. Modern tarihçiler Justinianus'u bu nedenle son Roma İmparatoru olarak yazmışlardır. 

İmparotor Justinianus devlet katındaki görev vereceği adamları seçmekte çok mahir olmasıyla ün salmıştır. Halkın arasından gerçekten yetenekli komutanları bulup çıkarmış ve ordularının başına geçirmiştir. Böylece batıda birçok yeri yeniden eline geçirmeyi başarmıştır.

Justinianus’un aldığı eğitimler arasında dinî eğitim de vardır. Justinianus aldığı bu dini eğitim nedeniyle Hıristiyanlığı imparatorluğunun dayandığı bir temel öğreti haline getirmiştir. Bu maksatla ibadet yanında dini eğitim de veren kiliselerin imparatorluk sınırları dahilinde açılmasına önayak olur. Hristiyanlık üzerine makaleler, ilahiler yazar, kilise toplantıları düzenler. Bütün Hristiyanları Ortodoks mezhebi çatısı altında toplamaya çalışır. Justinianus adam seçmek ve görevlendirmek konusunda sadece askerî alanda mahir değildir. Ünlü hukukçu Tribonianus’ü, Kapadokyalı Yuannis ve Peter Barsymes gibi maliyecileri de yanına alarak, her alanda atılım yapmaya gayret göstermiştir.

Roma Kanunları:

Justinianus, sadece Çin’de üretilen ipeğin kozalarını kullanmak suretiyle, Suriye’de ve Anadolu’nun bazı bölgelerinde ipek üretiminin başlamasını sağlamıştır. Justinianus, tahta çıktığında ilk iş olarak tarihin gördüğü en kapsamlı yasama reformunu gerçekleştirmeye öncelik vermiştir. Yüzlerce yıldır yürürlükte olan tüm Roma Kanunlarını derletmiştir. Bunların on ciltlik bir eser haline getirilmesini sağlamıştır. 

Justinianus’un hukuk alanındaki bu reformları, günümüz Batı hukuk sisteminin ana omurgasının oluşmasına da hizmet etmiştir. Bugün tüm dünyada uygulanan lâik hukuk sisteminin bu topraklarda hazırlandığını ve Konstantinople'dan yani İstanbul’dan bütün dünyaya yayıldığını görürüz. 

Ayasofya’nın İnşası ve Ortodoksluk İçin Önemi:

Justinianus, hükümdar olduğu dönem zarfında Doğu Roma İmparatorluğunu birçok önemli mimari yapı, kiliseler, kaleler, köprüler ve hastanelerle donatmıştır. Hiç şüphesiz bunlardan en önemlisi birçok yüzyıl Konstantinopolis'e gelen herkesin güzelliğine, yüksek ve geniş kubbesinin haşmetli eşsizliğine hayran kaldığı Doğu Ortodoks Hristiyan mezhebinin merkez kilisesi olarak yapılan Ayasofya’dır. 

Ayasofya’nın tarihi aslında 4. yüzyıla kadar uzanır. Ayasofya’nın ilk versiyonu, I. Konstantinos zamanında yapılır. Ancak ahşap çatılı olan yapı, bir ayaklanma neticesinde yanar ve yapıdan geriye hiçbir kalıntı kalmaz. 

Ardından imparator II. Theododius Ayasofya’yı ikinci defa yaptırarak 415 yılında ibadete açar. Bazilika planlı bu yapı da 532’de Nika isyanı sırasında yanar. 

Bunun üzerine İmparator Justinianus ilk iki Ayasofya’dan daha büyük bir Kilise yaptırmaya karar verir. Çağın ünlü mimarları Miletli İsidoros ile Aydınlı Anthemios’un eseri Ayasofya’nın yapılmasına rivayete göre Justinianus’un gördüğü bir rüya sonucunda karar verilir. Rüyasında Hz. İsa, Justinianus’tan kendisi için bir mabet yapmasını istemiştir. Justinianus, önündeki ekmekten bir parça alarak uzaklara uçan arının yaptığı petekte Ayasofya’nın figürünü görür ve hemen anıtın yapımına başlanılır. 

532 yılında yapımına başlanan Ayasofya beş sene gibi kısa bir sürede bitirilerek şu an bile unvanını koruyan, dünyanın en hızlı inşa edilen katedrali unvanına sahip olur. Binanın adındaki "Sofya" kelimesi eski Yunancada "bilgelik" anlamındaki "Sophos" sözcüğünden gelmektedir. Dolayısıyla "Aya Sofya" adı "Kutsal Bilgelik" ya da "İlahi Bilgelik" anlamına gelmekte olup, Ortodoksluk mezhebinde Tanrı’nın üç niteliğinden biri sayılır. 

Sonrasında imparatorların taç giydiği ve Doğu Roma Kilisesi’nin merkezi haline gelen Ayasofya, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de önemini korumuştur. İstanbul’un fethinden sonra Ayasofya camiye dönüştürülür. İlk cuma hutbesini Fatih’in hocası Akşemseddin okur. Osmanlı padişahları tahta çıktıklarında ilk namazın burada kılınması gelenek haline gelmiştir.

Ayasofya’nın dışında, Aya İrini gibi büyük kiliseler, Yerebatan Sarnıcı gibi şehrin en büyük sarnıcı Justinianus döneminde inşa edilmiştir. Bu arada Justinianus’un başarılarla dolu gözüken hükümdarlık yılları, yaşı ilerledikçe felaketlerle sarsılmaya başlar. 

Nika Ayaklanması:

532 yılında at yarışı için taraf tutucu iki grup olarak görünen ama gerçekte iki siyasi parti olan Maviler ve Yeşillerin Konstantinopolis’te Hipodrom’da İmparatora ve devlete karşı birleşip "Nika! Nika!" (Bu kelimenin Yunanca anlamı "Belki kazanırsın" şeklindedir. Ancak burada bir mecaz vardır, bu kelimeyle imparatora, "Hiç şansın yok!" denilmektedir) diye bağırıp, alkış tutmuşlardır. Böylece tarihe Nika ayaklanması olarak geçen bu ayaklanma sırasında, isyancı halk şehri yakıp yıkar. Bu ayaklanma, Doğu Roma devletini kökünden sarsar. Buna rağmen isyan kanlı bir şekilde bastırılır. 

532 yılında çıkan, şehrin gördüğü bu en büyük ayaklanmayı Justinianus hipodromun hemen yanında bulunan büyük saraydan izler. Günler boyunca süren bu ayaklanmada isyancılar kısmen saraya girmiş olsa da amaçlarına yani Justinianus’a ulaşamazlar. Birçok tarihçi Justinianus’un tüm ayaklanma boyunca gayet rahat ve sakin olduğunu yazar. İsyancıları, generalleri Belisarius ve Narses’in yardımıyla, hipodromda tuzağa düşüren Justinianus kırk bine yakın isyancıyı hipodromda yani şimdiki Sultanahmet Meydanı’nda toplatıp hepsini acımasızca katlettirir.

Daha sonra ülkede başlayan ve Justinianus Veba Salgını adı verilen büyük veba salgını ortaya çıkar. 542 yılının ilkbaharında Etiyopya’dan çıkan bir veba salgını, Mısır üzerinden gelen ticaret gemileri ile Konstantinopolis’e de sıçrar. Bu veba salgını başkent Konstantinopolis'in ve ülkenin tümünün nüfusunu kırıp geçirir. Justinianus da vebaya yakalananlar arasındadır fakat güzel karısı Teodora sayesinde ölümden kurtulur. Devlet arşivine giren kayıtlara göre, o dönemde toplamda 500 bin olan Konstantinople’un nüfusunun neredeyse yarısı (230 bin) bu veba salgınında yok olur.

Bütün imparatorlukta kaybın birkaç milyonu aştığı tahmin edilir. Bu, o zamana kadar vebanın yaptığı en büyük tahribattır. Şehir nüfusu kontrolsüz bir şekilde azalınca kaynaklar da doğal olarak tükenir. Bu salgından nüfusun önemli bir kısmını kaybeden Doğu Roma İmparatorluğu’nun ekonomisi ve sosyal hayatı büyük bir gerileme içine girer. Felaketler 550 yılında Theodora’nın da ölümüyle doruğa çıkar. Bu arada 551 yılında Beyrut’ta 30 bin kişinin ölümüne neden olan bir deprem gerçekleşir. Veba ve deprem kaynaklı yaşanan bu gerileme döneminde, imparatorluk arazileri de küçülmeye yüz tutar.

Kraliçe Theodora:

Justinianus kendisinden 14 yaş küçük Theodora ile evlendiğinde aristokratların nefretini ve öfkesini kazanır. Çünkü artık törenlerde, hor gördükleri bu aşağı tabakadan gelen ve imparatorun sevgisini istismar ederek saraya girmeyi başaran bu kadının ayaklarını öpmeleri gerekecektir. Theodora ise alt sınıf bir insanın aksine çok kısa sürede saray hayatına uyum sağlamıştır. Asilzadelerden farksız bir şekilde saray protokolünü benimser ve asilzadelerin arasına katılır.

Teodora, gençliğinde yaşadığı zorluklar nedeniyle, imparatorluk sınırları içinde yaşayan kadınlara ve yoksullara her daim sahip çıkar. Kadınlara ayrıcalıklar tanır, yetim çocuklara sahip çıkar, yoksulları doyurması için kocası Justinianus’u sürekli sıkıştırır, teşvik eder. Hatta Justinianus’un kendisine verdiği bir malikâneyi bir manastıra çevirir ve kötü yola düşmüş kadınlara burada barınma imkânı sunar, onlara sahip çıkar. Ülkede, zor duruma düşen kadınlara zorla fahişelik yaptırılmasını yasaklayan bir yasanın çıkartılmasına önayak olur. Hatta fahişelik yapmaları için satılan kızları satın alır, sonrasında onları özgür bırakır ve böylelikle onlara yeni bir hayat sunar. Genelevlerini kapatarak, kadın pazarlamayı yasaklar, tecavüz edenlerin ölüm cezası ile cezalandırılması kuralını getirtir. Aynı zamanda boşanma ve mülk sahibi olma konularında kadın haklarını geliştirir. Bu şekilde Theodora, Doğu Roma’da kadın haklarının geliştirilmesinde büyük rol oynar. 

Theodora devlet işlerinde her zaman Justinianus’un yanında olur, devlet konseylerine katılır. Bu nedenle Justinianus da karısı Theodora’dan “müzakere ortağım” diye bahseder.

Theodora’nın Ölümü ve Etkileri:

Theodora 548 yılında 48 yaşında iken vefat eder. Justinianus, Theodora’nın ölümünden sonra bir daha kimseyle evlenmez. 

Theodora’nın naaşı Havariyyun Kilisesi'ne gömülür. İstanbul'un Fethi'nden sonra kilise yıkılarak yerine Fatih Camisi yapılır. Fatih Camisi inşasından önce Havariyyun Kilisesi'nden çıkarılan lahitler bugün İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenmektedir. Ancak bu lahitler içinde Theodora'nın lahitti yoktur. Theodora'nın lahitti kayıptır. 

Theodora, kimi Romalı tarihçiler tarafından cinselliğin ve ihtirasın simgesi olarak görülürken; kimileri tarafından da muhteşem bir var olma mücadelesinin güçlü simgesi olarak tanımlanır. 

Theodora, kocası Justinianus ile birlikte hüküm sürerken tarihteki en güçlü, en akıllı ve bunun yanında her güçlü ve akıllı kadına yapılageldiği gibi en çok iftira edilen kadınlarından biri haline gelir. 

Justinianus’un Ölümü ve İmparatorluğun Çökmesi:

İmparator Justinianus, 565 yılının 14 Kasım’ında, 83 yaşında iken hayata gözlerini yumar. Doğu Ortodoks Hristiyan Kilisesi tarafından bir "Aziz (Saint)" olarak kabul edilen Justinianus'un bu ölüm günü “Aziz Yortu Günü” olarak ilan edilir. Justinianus Doğu Roma İmparatorluğu’nu görünüşte tüm Akdeniz’e hâkim dev bir imparatorluk haline getirir. Ancak öldüğünde arkasında uçsuz bucaksız, fakat bir o kadar da parçalanmaya hazır bir imparatorluk bırakmıştır. Justinianus’un diriltmek istediği Roma İmparatorluk projesi gerçekleşmediği gibi ondan sonra Doğu Roma İmparatorluğu İspanya, İtalya ve Sicilya’daki topraklarını da hızla kaybeder.

Justinianus Antik Roma İmparatorluğu'nun yeniden diriltilmesi maksadı doğrultusunda halkından ağır vergiler alır. Bu nedenle, Justinianus öldüğünde geriye görünüşte gücünün doruğunda ancak gerçekte ise tüm kaynakları tükenmiş, bitmiş, çöküşe hazır, yoksul ve aç bir imparatorluk kalır.

Sonuç

Tarihin çöplüğü, Roma İmparatorluğu gibi ölmüş, bitmiş, tarih sahnesinden silinip gitmiş bir imparatorluğu; Justinianus gibi kifayetsiz ama muhteris bir imparatorun yeniden canlandırması mümkün olamamıştır. Zira, sahip olduğu yetenekleri ile arzuları orantısızdı. İhtiraslarını karşılayacak üstün meziyetleri bulunmayan Justinianus’un elinde Roma’yı yeniden diriltmek, yeniden inşa etmek, yeniden canlandırmak mümkün olamamıştır. İmparator bu hülya peşinde koşarken; hesapsız, kitapsız, plansız, programsız girişimleriyle Doğu Roma İmparatorluğunu adeta tüketmiş, yormuş ve çökmesine neden olmuştur. Doğu Roma da, tarihte görülen benzerleri gibi yok olmaya yüz tutmuştur. Yani, Anadolu’da hüküm süren Justinianous ve benzeri imparatorlar, krallar, bu toprakların, binlerce yıllık tarihinin imbiğinden süzülen dersleri, bu topraklarda çok bilinen atasözünde de ifade edildiği üzere; “Dimyat'a pirince giderken evdeki bulgurdan olmuşlardır.”

Justinianus zamanında Kafkasya’dan Balkanlara, Ortadoğu’dan Kuzey Afrika’ya uzanan Doğu Roma İmparatorluğu, bir böğürtlen çalısı gibi yıllar içinde kuruya kuruya, Fatih’in 1453’de fethettiği, tarihi yarımadaya, surların ardına hapsolmuş bir şehir devleti haline gelmiştir. Justinianus’u ve kısmen mirasına sahip olduğumuz Doğu Roma İmparatorluğunu bilmeden, tanımadan ve anlamadan günümüz dünyasını tanımak ve anlamak mümkün değildir. Gittikçe vahşileşen bu dünyada var olmak ve hayatta kalmak, biraz da geçmişten ders çıkarmakla mümkündür. 

Tarihi anlamaz isek günümüzü de anlamayız. Hayat ileriye doğru yaşanır, ancak geriye doğru anlaşılır. Geleceğe ilişkin öngörüler kökleri tarihte olan ve buradan beslenen bitkiler gibidir. Tarih sadece geçmişte ne olduğunu değil, aynı zamanda gelecekte de ne olacağını hepimize anlatır. İbn-i Haldun; “Geçmişler geleceğe, suyun suya benzemesinden daha çok benzer” sözleriyle bu gerçeği ne güzel ifade etmiştir. Mehmet Akif de “Hiç ibret alınsaydı, tarih tekerrür mü ederdi?” sorusuyla tarih bilgisine ve tarihten ders çıkarılmasına verdiği ehemmiyeti şiirsel bir ifadeyle bizlere hatırlatmıştır.

Tabii ki, tarihi dizilerden, geçmişini masallardan okuyanlara, geleceğini ise falcıların uydurmalarına havale edenlere diyecek bir lafımız olamaz.

Not:

Justinianus ve Theodara hakkında yazılan kitaplar konusunda ilginç bir durum vardır. Gerek Türkiye’de ve gerekse de Avrupa’da Theodora hakkında yazılan kitap sayısı Justinianus hakkında yazılanlardan çok daha fazladır. Bunun nedeni herhalde Theodora’nın halkın arasından gelmesi, kadınlara ve düşkünlere sahip çıkması, hukuk kurallarının kadınları koruyacak şekilde düzenlenmesini sağlaması, en önemlisi de sıradan bir hayat hikâyesinin olmamasıdır.

Kaynaklar:

Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, 2017, Çev. Orhan Duru)

"Bizans İmparatorluğu Tarihi’’ (Remzi Kitabevi, 2013) 

“Theodora” (Remzi Kitabevi, 2016) 

Edward Gibbon "Roma İmparatorluğu'nun Gerileyiş ve Çöküş Tarihi" 


Google Ads