logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

EYTAM sandıklarının para arzı ve sandıklarda uygulanan faiz oranı (1851-1926)

Osmanlı Devleti’nde, Tanzimat ile başlayan batılılaşma hareketleri çerçevesinde yapılan idari teşkilatlanmadaki değişiklikler sonucunda 1851’de Emval-i Eytam Nezareti kurulmuştur.

Prof. Dr. Mehmet ÇANLI
Prof. Dr. Mehmet ÇANLI

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 17.10.2021
  • Süre : 6 dk
  • 172 kez okundu

Giriş

Osmanlı Devleti’nde, Tanzimat ile başlayan batılılaşma hareketleri çerçevesinde yapılan idari teşkilatlanmadaki değişiklikler sonucunda 1851’de Emval-i Eytam Nezareti kurulmuştur. Ancak bu Nezaret, bir yıl sonra 1852’de Şeyhülislamlığa bağlı olarak müdüriyet düzeyine düşürülmüştür. Nezaretin kuruluş amacı, genel olarak yetim mallarının kadılar ve vasileri tarafından gasp edilmesini önlemek ve memurların sistem içerisine alınmasını sağlamaktır. Bir diğer amacıysa yetim mallarını finansal bir sistemde değerlendirerek esnaf, tüccar, çiftçi ve memura destek olmaktır. Bu amaçları gerçekleştirmek amacıyla da Nezarete bağlı olarak aynı tarihte eytam sandığı kurulmuştur. Daha sonra da 1874 yılında Şeyhülislamlık bünyesinde Meclis-i İdare-i Emval-i Eytam kurulmuştur. Bu Meclis, bütün yetim idarelerinin ve sandıklarının denetimini yapan ve bir bakıma yetim idarelerinden gelen kararların temyizini yapan bir üst kurum olarak görev yapmıştır.

Eytam sandıklarını, eytam müdüriyetinden ve meclisinden ayrı tutmak mümkün değildir. İstanbul’da Şeyhülislamlığa bağlı olarak kurulan eytam müdüriyetinin uhdesindeki bulunan eytam sandıkları, her türlü işlemlerinden merkeze karşı sorumludur. Taşrada ise, uygun görülen kazalarda eytam idaresi kadı başkanlığında müftü, eytam müdürü ve diğer bazı kişilerden oluşturulmuştur. Eytam sandıkları da bu idarenin bünyesinde faaliyet göstermiştir. Bu üç müessese, birbirini tamamlayan unsurlar olmasına rağmen nizamnameleri ayrı ayrı yayınlanmıştır. Ancak nizamnamelerin muhtevasına bakıldığında, bu üç nizamnamenin maddeleri birbirine atıfta bulundukları görülmektedir. Eytam sandıkları yetimlerin ekonomik haklarının korunmasında ve finansal olarak işletilmesindeki temel dayanak eytam sandıkları olmuştur.

Sandığın adı, 1906 yılına kadar “Eytam Sandığı” şeklindeyken, bu tarihten itibaren “Eytam İdânât Sandığı” olarak değiştirilmiştir. Daha sonra, 9 Ekim 1915 tarihinde Eytam Sandıkları Nizamnamesinde yapılan bir değişiklikle sandıkların ismi, Dersaadet Emval-i Eytam ve Beytü’l-Mal Müdüriyeti veya İdaresi şeklinde değiştirilmiştir. Ancak eytam sandıklarının ismi genel olarak 1926’ya kadar Eytam İdanat Sandığı şeklinde anılmaya devam etmiştir.

1. Eytam Sandıklarının Müşteriye Para Arzı

Eytam sandıklarının müşterisi devlet, esnaf, tüccar, çiftçi ve memurdur. Biz bu yazıda esnaf, tüccar, çiftçi ve memurların sandıklardan faydalandırılmasını ele alacağız. Sandıktan borç alacak olan kişiler, başlangıçta yerel şer’i mahkemeye başvurmaktadır. Daha sonra eytam idareleri ve sandıkları taşrada yaygınlaştırılmasından sonra talipliler, eytam idaresine veya müdüriyetine müracaat etmeye başlamıştır. Borç talebinde bulunan kişi, alacağı borca karşılık ipotek göstermek zorundadır. İpotek, altın mücevherat olabileceği gibi, tarla veya herhangi bir gayrimenkul de olabilmektedir. İpoteğin, mutlaka borç alınacak paranın değerinde veya üzerinde olması gerekmektedir. Bununla ilgili eytam nizamname ve zeyillerinde detaylı bilgiler bulunmaktadır.

Örneğin 1851 Eytam Nizamnamesine göre alınacak ipotek, borç alınacak meblağın bir buçuk katı kadar olması gerekmektedir. İpotek olarak gösterilen malın, tahminciler tarafından kıymet takdiri yapılırdı. İpotek konusunda 1906 Eytam Nizamnamesinde daha sıkı önlemler alınmıştır. Daha önce borç olarak alınan paraya karşılık ipotek bir buçuk katı mal gösterilirken, 1906 Eytam Nizamnamesinde bu oran iki katına yükseltilmiştir. I. Dünya Savaşı ve sonrasında ise, bu oran üç katına kadar çıkarılmıştır. 1906 Eytam Nizamnamesine göre, ipotek olarak gösterilen malın kıymet takdiri, maliye ve belediyelerce yapılmasına karar verilmiştir. Sandıklardan para çekme şartlarından bir diğeri de, kefil gösterilmesidir. Sandıklardan borç alacak kişi, alacağı borca karşı kefil göstermek zorundadır. Kefil olarak üç kişi gösterilmektedir. Kefil sayısı sonraki yıllarda ikiye düşürülmüştür. Kefillerin güvenilir olmasına dikkat edilmiştir. Gösterilen kefillerin, makam ve mevkilerine bakılmadan, parayı ödeyebilecek maddi durumunun olup olmadığına bakılmıştır. 1906 Eytam Nizamnamesi öncesinde sandığın müşteri ile yapmış olduğu borç sözleşmesinde kefiller yer alırken, 1906 sonrasında kefiller sözleşmede yer almamıştır. Kefillerle ilgili ayrı bir kefalet sözleşmesi yapılarak sandıklarda saklanmıştır. Aynı şekilde eski borç sözleşmelerinde ipotek gösterilen mallar yer almazken, 1906 sonrasında ipotekler ve değerleri sözleşmelerde gösterilmeye başlanmıştır.

Kefil ve ipotek belgeleri hazırlandıktan sonra talipli, evraklarla birlikte yerel şer’i mahkemeye başvururdu. Başvuru mahkemeden olumlu onaylandıktan sonra talipliye, eytam müdürünün huzurunda para en geç 15 gün içerisinde teslim edilirdi. Borç verme ile ilgili bütün evraklar, borcun tamamen ödenmesine kadar sandıkta saklanırdı. Para, teslim edilmeden önce sandık ile talipli arasında borç sözleşmesi imzalanmaktadır.

Eytam sandığından bir kişiye borç olarak verilecek paranın sınırı konusunda herhangi bir limit yoktur. Ancak 1851 Eytam Nizamnamesinde sandıkta biriken paranın miktarı yirmi beş bin kuruştan fazla ise para, sarraflar kumpanyasına verilerek değerlendirilmesi yapılır şeklinde bir ifade bulunmaktadır. Yine bu nizamnamede, sandıktan borç alacak kişiler konusunda yetimin vasisi ve yakınlarının sandıktan para çekmesi yasaklanırken, 1906 Eytam Nizamnamesinde yetimin velisi ve vasisi konusunda bazı ayrıcalıklar getirilmiştir. 1906 Eytam Nizamnamesinin kırk dördüncü maddesinde sandıktan borç para alacak olan yetimin velisi ve vasisine beş bin kuruşa kadar kefilsiz para verilebileceği belirtmektedir. Bu kişilere ipotek ve kefil göstermesi karşılığında ise en fazla on bin kuruşa kadar borç verilebileceği ifade edilmektedir.

1851 ve 1906 Eytam Nizamnamelerine göre, borçlanma süresi en fazla üç yıldır. Bu süre, 9 Ekim 1915 tarihinde çıkarılan bir kararname ile beş yıla çıkarılmıştır. Ancak uygulamada beş yıllık vade tercih edilmemiştir. Bu sürede, yetimin yaş durumu göz önünde bulundurulurdu. Süre tekrar yenilebilirdi.

Borcun bitmesine bir ay kala eytam müdürlüğünce, borçluya bir ihtarname gönderilirdi. İhtarnamede, kişinin borcu olduğu ve borcunu ödemesi gerektiği hatırlatılırdı. Aynı zamanda borçluya, borcunu ödeyip ödemeyeceği sorulurdu. Eğer kişi, borcunu ödemeyecek olursa, ipoteklerinin satılacağı kendisine bildirilirdi. Borçlu, kayıp veya başka bir yere gitmiş ise borcun son ödenme tarihine kadar beklenirdi. Eğer ödeme yapılmaz ise borçlunun ipoteği gazete ilanı ile satılırdı. Masrafları da borçluya ait olurdu. İpoteklerin satış işlemleri son ödeme tarihinden itibaren en geç bir ay sonrasında yapılırdı. 1915 tarihinden itibaren bu süre, beklenmeden hemen satılırdı. İpotekler iki ay süresince üç defa satışa çıkarılırdı. Ancak satışa çıkarılan rehinlere talip bulunmaz ise bu rehinler, eytam sandıklarına devredilirdi. Borçlu, borcuna karşılık tekrar senet yenilemek isterse, borcunu tamamen ödemesi gerekmektedir.

Sandığa borcunu ödemeyen kişi ve kefillerine, ceza olarak hapis cezası verilmiştir. İcra Kanununda 7 Ağustos 1907 tarihinde yapılan bir değişiklikle eytam sandığına borcu olan kişilere hapis cezası getirilmiştir. Borcunu ödemeyip hapis cezası alan kişilerin, bir daha sandıktan para çekmesi yasaklanmıştır. Sandıktan borç para alan kişi, eğer borcunu ödemeden vefat ederse, borcunun geri ödeme süresi beklenmeksizin terekesinden alınmıştır.

2. Eytam Sandıklarında İmzalanan Borç Sözleşmesi (Eytam Teminatlı İdane Defteri)

Eytam idaresi ve sandıklarında birçok defter tutulmaktadır. Bunlar Yevmiye Defteri, İcmal Defteri, Yetim Gelir Gider Defteri ve Eytam Teminatlı İdane defteri gibi defterlerdir. Konumuzu ilgilendiren defter grubu idane defterleridir. İdane kelimesi, borç veya ikraz anlamına gelmektedir. Eytam Teminatlı İdane Defteri, idane memuru tarafından tutulurdu. 1906 Eytam Nizamnamesinin otuz altıncı ve kırk altıncı maddelerine göre idane kâtibi, idanelerin kaydedilmesi işleriyle görevliydi. Yani borçlu ve kefiller tarafından verilecek senetleri rehin alarak, gönderilmesi gereken yerlere gönderilmesi, gelen ve giden evraklarını takibini yapıp evrakları, idane memurlarına teslim ederdi. Defter, gerekli işlemler yapıldıktan sonra saklanırdı.

İmzalanan borç sözleşmelerinin toplandığı deftere idane defteri adı verilmiştir. 1851-1906 yılları arasında sandıklardan borç alan kişilerle ilgili evraklar veya borç senetleri, (idane hüccetleri) şer’iye sicili defterlerinde karışık olarak düzenlenmiştir. Bu evraklar, düz metin şeklinde yazılmış olup, yazımı veya metni konusunda farklı yerel şer’i mahkemelerde standart bir metin bulunmamaktadır. 1906 Eytam Nizamnamesi ile borç senedi, kefalet senedi ve diğer birçok belgenin düzenlenmesi standart bir metin haline getirilmiştir. İdane defterleri, bazı bölgelerde matbu şeklinde bastırılırken, bazı bölgelerde de standart sözleşme metnine göre kâtipler tarafından yazılmıştır. Defterlerin sayfa sayısı, ortalama yüz-yüz elli sayfadan oluşmaktadır. Her sayfası onaylanmış ve her bir sayfa, bir borçluya tahsis edilmiştir. Borç senedi şeklinde düzenlenen sayfalar, tablo halinde gösterilmiştir.

Tablo halinde gösterilen her bir borç senedinin baş tarafında borçlunun kişisel bilgilerinin yanında borcu ile ilgili bilgiler bulunmaktadır. Tablonun birinci hanesinde sandıktan borç alan kişinin, ipoteği olan malın cinsini gösteren (bağ, bahçe, dükkân, ev, tarla, mağaza) kısım bulunmaktadır. İkinci hanede, borç alan kişinin yaşadığı semt, mahalle veya açık adresi olan sokak ve ev numarası gösterilmiştir. Daha sonra borç alan kişi veya kişilerin isimlerinin yazıldığı hane gelmektedir. Diğer hanelere sırasıyla baktığımızda, alınan borcun kaç yıllığına alındığını gösteren bir hane bulunmaktadır. Akabindeki hanede, kaç para borç alındığı ve buna karşın ne kadar faiz vereceği hesaplanarak toplam geri ödeyeceği para yazılmıştır. Rıbh-ı Mülzem adındaki hanede, eytam sandığına ödenecek paranın faiz tutarı gösterilmiştir. Bu hanede, iki rakam göze çarpmaktadır. Birincisi anaparanın gerçek faizidir. İkinci rakam ise, borçlunun beş yıl içerisinde sandıkla olan bütün işlemlerinde kullanılacak masraflar “ihtiyat” şeklinde alınan paradır. Bu para, faize eklenerek her ay tahsil edilmektedir.

Kıymet-i muhammine adı altındaki gösterilen hanede, ipotek olarak gösterilen malların (dükkân, ev, bahçe, mağaza, tarla) parasal olarak o dönemdeki kıymet takdirini göstermektedir. Kıymet takdiri, belediye ve maliye tarafından yapılmakta ve belgesi verilmektedir. Burada gösterilen gayrimenkullerin rayiç bedelleri, her bölgenin ekonomik ve sosyal hayatını yansıtması bakımından önemli ipuçları vermektedir. Son hane ise, ikrazat numarası adını taşımaktadır. Bu numara, ilk bakışta kronolojik bir sıra gibi algılansa da, değildir. Bu hane, sandıktan borç olarak verilen paranın hangi yetimin malından verildiğini göstermektedir. Eytam idaresi veya sandıklarında, her yetimin malını gösteren bir defter veya kayıt bulunmaktadır. Bu defterde, her yetime bir numara verilmiştir. Bu numara, bu haneye yazılmıştır.

Borç senedinin ana metni, tablonun ortasında yer almıştır. Ana metin standart bir metindir. İçerisinde borçlunun adı, adresi, kaç para aldığı, ne işle uğraştığı, gösterilen ipoteğin kıymet takdiri belgesini alıp almadığı ve hangi yetimin parasından borç almak istediği belirtilmiştir.  Bununla birlikte hangi vasi ve eytam müdürü vasıtasıyla işlem yapılacağı, alacağı paradan kendisine ne kadar ödenebileceği ve kendisinin de ne kadar geri ödeyeceği belirtilmiştir. Borcunu ödeyemez ise gösterilen ipotek ve ferağın satılacağını ve bunun için de eytam müdürü, kadı ve müftüyü vekil tayin ettiğini, mahkeme durumunda mahkeme harçları ve vergilerini kendisinin ödeyeceğine dair belge imzaladığına dair bilgiler bulunmaktadır. Bu bilgiler, standart metin içerisinde boşluklara el yazısı ile yazılmıştır.

Sözleşme metninin altında, iki ya da üç tane şahidin adı bulunmaktadır. Şahitler, taliplinin yakını olabildiği gibi, mahkemedeki görevliler de olabilmektedir. Şahitlerin adının yanında borçlunun adı, eytam müdürü ve kadı’nın (naib ya da kadıya vekil olan başkatip) adı ve imzaları, parmak izi veya mührü bulunmaktadır. Metnin en altında boş kalan kısmında, alınan idane harcı ile kaydiye harcı yazılmıştır. Bununla birlikte mahkeme-i şer’iye muamelatına mahsus ilmühaber pulu bulunmaktadır. Bu pul, devletin adına alınan vergidir.

3. Eytam Sandıklarında Uygulanan Faiz Sistemi ve Uygulamaları

19. ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde Osmanlı Devletindeki bankacılık ve faiz konusunda birçok çalışma yapılmıştır. Yapılan çalışmaların büyük bir kısmında yalnızca genel bir değerlendirme ve tarihsel süreç incelenmiştir. Faiz konusunda yapılan çalışmalarda, genel olarak ayet ve hadislere dayalı dönemin din ulemasının içtihatları ön plana çıkarılırken, bazı çalışmalarda aylık, yıllık faiz oranları üzerinde durulmuştur. Özellikle 19. Ve 20. yüzyılın ilk çeyreğinde hem faiz sisteminin özü hakkında hem de eytam idanat sandıklarında uygulanan para arzı veya faiz sistemi konusunda detaylı çalışmalar bulunmamaktadır.

Eytam sandıkları, para vakıflarının kuruluş mantığına ve işletim sistemine göre kurulmuştur. Bu mantıkta, paranın arzında faiz ifadesi yerine rıbh kelimesi kullanılmıştır. Osmanlı Devletinde özellikle Tanzimat öncesi dönemi ile ilgili para vakıfları hakkında birçok çalışma yapılmıştır. Bu çalışmalarda, sistemin nasıl işlediği konusunda dönemin din ulemasının fetvaları ön plana çıkmaktadır. Ancak fiili uygulamalara pek girilmediği görülmektedir. Bu çalışmada para vakıflarının uyguladığı sistem yerine Osmanlı son dönemi idane defterlerinde uygulanan sistem üzerinde duracağız. Yine idane defterlerinde ve para vakıflarında kullanılan rıbh kelimesi yerine faiz terimini kullanacağız. Eytam sandıklarında uygulanan faiz sisteminin nasıl işlediğini anlayabilmek için günümüz faiz sisteminin özü hakkında küçük bir karşılaştırma yapılmasında fayda bulunmaktadır.

Günümüz faiz sisteminde, bankalardan alınan borç paranın öncelikle faizi alınmaktadır. Eytam idânât sandıklarındaki uygulamada ise, bu durumun tam tersi öncelikle anaparanın tahsil edilmesi esas alınmıştır. Bu durum idâne defterlerinde açıkça görülmektedir. Dönemin faiz mantığını veya eytam sandıklarında uygulanan faiz sistemini anlamak için eytam idâne defterlerinde gösterilen borç senedindeki sözleşmeyi iyi anlamak ve incelemek gerekmektedir.

Sözleşme metnine göre sandıktan borç alan kişi, kendisine para teslim edildikten sonra anaparayı altışar aylık eşit taksitlerle ödemesi gerekmektedir. Örneğin sandıktan para çeken bir kişi borcu bir yıl vade ile alacaksa iki taksitte, iki yıl vade ile alacaksa dört taksitte, üç yıl vade ile alacaksa altı taksitte ödemektedir. Borçlu, ödemeyi bu şekilde yapacağını dair sözleşme metninde taahhüt etmektedir.

Faiz ve ihtiyatın ödeme işlemi, borcun alındığı tarihi müteakip aydan itibaren başlatılmaktadır. Eytam sandıklarından borç alan kişilerin aylık ödemeleri 1881’den sonra Rumi takvim yerine miladi takvimin aybaşı ödeme tarihi kabul edilmiştir. Bu durum, 19 Aralık 1881 tarihinde “Bî Kudret Medyûnların Bin Sekiz Yüz Altmış Altı Sene-i Milâdiyesinden Mukaddem Eytâm Sandıklarına Olan Duyûnât-ı Atikalarına Dâirdir.” adlı bir irade ile gerçekleşmiştir.

Faiz ve ihtiyat (masrafları) tutarı, altmış aya veya beş seneye taksim edilmektedir. Borçlu, taksitlerden biri ödenmediği takdirde imzaladığı sözleşmede, ipotek olarak gösterdiği malların satılacağına dair taahhütte bulunmaktadır. Bunun için de borçlu, ipotek malının satılmasına dair eytam müdürüne yetki vermektedir. Ayrıca borçlu sözleşmede, borcun bitimine kadar ipotek gösterdiği malı başkasına satamayacağı veya devredemeyeceğine dair taahhütte bulunmaktadır. Borçlu, sözleşme imzalarken herhangi bir doğal afet sonucunda bile olsa ipotek gösterilen mallarda bir zarar oluşursa, bu zararın masraflarının ihtiyat veya masraflar akçesi olarak belirlenen bir miktar paradan karşılanacağına dair taahhütte bulunmaktadır. İhtiyat akçesi şeklinde alınan para, borçluyu korumamaktadır Bilakis sandığın menfalarını korumaktadır. Bunun için borçlu eytam müdürünü, kadıyı ve müftüyü vekil tayin etmektedir. Sözleşme metninin sonunda, yukarıda taahhüt edilen şartlarda sözleşmenin kabul edildiğine dair genel bir ifade kullanılmıştır.

Eytam sandıklarında para arzı kaime (kağıt para) ve para/kuruş üzerinden yapılmaktadır. Bu çerçevede yukarıdaki sözleşme metnini örneklemek gerekirse, eytam sandıklarından borç verilen paranın faiz uygulamasını şu şekilde izah edebiliriz. Örneğin, 1922-1926 tarihleri arasında Antalya ve Çanakkale eytam idane defterlerine göre, sandıktan bir yıllığına on beş bin kuruş borç alan bir kişi, ilk altı ayda borcun yarısını yani yedi bin beş yüz kuruşunu ödemiştir. Geri kalan yedi bin beş yüz kuruşunu da ikinci altı ayda vermiştir. Faizini ise, sözleşmeyi imzaladığı tarihten itibaren altmış ayda veya beş yılda her ay eşit taksitlerle ödemiştir.

Borçlu, on beş bin kuruş için beş yıl boyunca her ay yüz on iki buçuk kuruş ödemiştir. Beş yıl içerisinde ödenecek anapara faizi ve ihtiyatı ise; 112.5*60=6750 kuruş tutmuştur. Sandıktan on beş bin kuruş borç alan bir kişi geriye 15 000 kuruşa karşılık, 21 750 kuruş ödemiştir. Sandıktan alınan on beş bin kuruşa karşılık bir yıllığına anapara faiz tutarı, 1350 kuruştur. Bu tutar, anaparanın yıllık faizi olarak % 9’dır. Bu tutar, sandığın bu dönemde uyguladığı yıllık faiz oranıdır. Başka bir ifade ile söylemek gerekirse, 1922 yılında Antalya Eytam Sandığı, arz talep doğrultusunda sandık, parayı yıllık yüzde dokuz ile satmıştır. Masraf olarak gösterilen 4500 kuruşun ise, borcun bitimine kadar beş yılda harcanacak masraflar için ihtiyat parası şeklinde alınmıştır. Bu da, anaparanın % 36’na tekabül etmektedir. Toplam faiz olarak görünen 6750 kuruş ise, anaparanın % 45’ni ifade etmektedir.

Sandıktan iki yıllığına yirmi bin kuruş alan bir kişiden, anapara dört taksitle altışar aylık dilimler halinde 5000*4=20 000 kuruş tahsil edilmiştir. Faizi ise, aylık 150 kuruştan 150*60=9000 kuruş ödenmiştir. Borçlu, aldığı 20 000 kuruşa karşılık toplam 29 000 kuruş olarak sandığa iade etmiştir. Sandığa ödeyeceği anaparanın faizi, 3600 kuruştur. Bu tutar, iki yıllığına faiz oranı %18’dir. İhtiyat olarak gösterilen 5400 kuruşun ise, alınan anaparanın %27’ni oluşturmaktadır. Toplam faiz olarak görünen 9000 kuruş ise, anaparanın %45’ni ifade etmektedir.

Yukarıda verilen örneklerde de görüleceği gibi vade oranı kaç yıl olursa olsun, yıllık faiz oranı yüzde dokuzdur. İhtiyat veya masraflar için alınan paranın oranı bir yıllık vadede anaparada yıllık %36, iki yıllıkta %27 ve üç yıllıkta ise, yüzde 18’dir. Üç örnekten hareketle genel bir değerlendirme yapmak gerekirse, yetime verilecek olan anaparanın faizi yüzde dokuz sabit kalmaktadır. İhtiyat olarak alınan para, sandığın kârıdır. Bu durumda sandıkların tercihi, para arzında kâr payı yüksek olduğu için genel olarak bir yıllık vade tercih edilmiştir. Nitekim Antalya ve Çanakkale Eytam İdane defterlerinde bu durum açıkça görülmektedir.

Antalya ve Çanakkale eytam idane sandıkları örneğine bakarak sandıklarda uygulanan sistemi genelleyemeyiz. Verilen örnekler, eytam sandıklarının 1906 Nizamnamesine göre yapılan bir uygulamasıdır. Ancak, yetimin eline geçen anaparanın gerçek faizi, arz-talep doğrultusunda yıllık yüzde dokuz ila on beş arasında değişmiştir. İhtiyat olarak alınan paranın oranı ise sabit kalmamakta ve anaparanın faizi oranında değişmektedir. Örneklemek gerekirse, Antalya ve Çanakkale eytam idane sandığında 1922-23’te anaparanın yıllık faizi yüzde dokuz olarak gerçekleşmiştir. Buna karşılık sandık, ihtiyat olarak bir yıllığına yüzde otuz altı, iki yıllığına yüzde yirmi yedi ve üç yıllığına ise yüzde on sekiz oranında para tahsil etmiştir.

1924 yılına gelindiğinde, Antalya ve Çanakkale bölgesindeki sandıklarda arz/talep doğrultusunda yıllık yüzde on iki üzerinden para arzı yapılmıştır. Buna karşılık ihtiyat olarak ise, bir yıllık vadede sandığın kârı yüzde kırk sekize yükselmiştir. Toplamda yıllık faiz oranı yüzde altmışa çıkmıştır.

4. Eytam Sandıklarında Uygulanan Faiz Oranları

Sandıklarda uygulanan faiz oranları ile ilgili bilgileri, eytam sandığı nizamnamelerinde, iradelerde ve kararnamelerde bulmaktayız. Konuyla ilgili ilk bilgiler, 1851 Eytam Nizamnamesinde yer almıştır. 1851 Eytam Nizamnamesine göre, sandıktan alınan paranın kesesinden, altı kuruş on para faiz alınması kararlaştırılmıştır. Yani yıllık yüzde on beş faiz oranıyla para verilirdi. Eğer bu şartlarda yetimin parası kullandırılamaz ve sandıkta kalır ise, paranın sandıkta bekletilmesi yerine, yetime menfaat temin etmek için kesesi beş kuruş faizle esnafa, tüccara, sarrafa vb. kişilere borç olarak verilebilirdi. Bu da yüzde on iki faiz oranına tekabül etmektedir.

Genel olarak eytam sandıklarında uygulanan faiz oranı, yıllık yüzde on beştir. Bu oran, sandıkların kuruluşundan 1876’ya kadar devam etmiştir. 1876 yılında I. Meşrutiyetin ilan edilmesinden sonra ortaya çıkan ekonomik kriz nedeniyle faiz oranı devletin müdahalesiyle üç yıl süre ile yüzde dokuz olarak uygulanmıştır. Bu oran Girit Adasında ise, yüzde on iki olarak sabitlenmiştir.

1906 Eytam Nizamnamesinde faiz oranı ile ilgili kısa ve net bir madde bulunmaktadır. Nizamnamenin kırk üçüncü maddesinde, “yetim mallarına uygulanacak nemalarda halen mevcut olan genel borç nemalarına uygulanan tutar üzerinden yapılacaktır” denilmektedir. Aynı zamanda bu maddede, faiz oranlarının mevcut durumda kararlaştırılmış veya gelecekte kararlaştırılacak miktara göre tespit edilmesi istenilmektedir. Bu maddeye göre, faiz oranı arz/talebe göre belirlenmiştir.

Osmanlı coğrafyasının farklı bölgelerindeki şer’iye sicili defterlerindeki borç senetlerine veya idane defterlerine bakıldığında sandıkların uyguladığı faiz oranı, genelde % 15 civarındadır. Para talebinin fazla olduğu dönemlerde bu oranın yüzde on altıya kadar çıkmıştır. Talebin az olduğu dönemlerde ise, yüzde dokuz ila yüzde on civarında borç verilmiştir. Düşük faizle para arzı, daha çok Balkan Savaşları, I. Dünya Savaşı ve Milli Mücadele dönemlerinde yapılmıştır. Devletin sandıklardan aldığı borç paranın faiz oranı ise genel olarak her dönemde, yüzde on iki olmuştur.

Eytam Sandıkları, I. Meşrutiyet döneminde büyük zarar etmiştir. Bu dönemde devam eden sosyal ve ekonomik sıkıntılara karşı alınan tedbirlere rağmen, eytam sandıklarının zararı gün geçtikçe artmıştır. Bu sıkıntıların yanında sandık yöneticilerinin usulsüzlük ve kayırmacılıkları da, sandıkların zararını artmıştır. Bu sebeple Şeyhülislamlık idaresi, 1890 yılından itibaren sandıklarda denetimlerini sıklaştırmıştır. Taşra eytam sandıkları ile ilgili gelen denetim raporlardan biri de Adana bölgesinden gelen rapordur. Adana Vilayetinin 10 Nisan 1906 tarihli raporunda, faiz ve paraların işletilmesi konusunda yapılan teklifler dikkat çekmektedir. Raporda, sandıklardaki paraların Ziraat Bankası’na yatırılması istenmiştir. Bu konuda detaylı bilgiler verilmiştir. Paraların Ziraat Bankası’na yatırılması halinde ülkenin ziraatının kalkınmasına yardımcı olacağı ifade edilmiştir. Bu dönemde Ziraat Bankası’nın yıllık faiz oranı yüzde dörttür.  Eytam Sandıklarında ise, yıllık faiz yüzde on ikidir. Faizin yüksek olması sebebiyle sandıklar tercih edilmemiştir. Konu ile ilgili vilayetin teklifi, bankanın sandıklardan parayı yüzde dört faiz ile alıp yüzde altı ile faiz ile vermesi şeklinde olmuştur. Vilayetin bu teklifi, başlangıçta kabul görmemiştir. Ancak 14 Mart 1914 tarihinde Şeyhülislamlık makamı ve Ziraat Bankası arasında yapılan bir sözleşme ile yıllık yüzde altı faiz oranı kabul edilmiştir.

1914 yılında böyle bir karar alınmış olmasına rağmen, I. Dünya Savaşı ve Mütareke döneminde, taşradaki sandık yöneticilerinin büyük bir kısmı paraları, Ziraat Bankasına yatırmadığı gibi eski usul sandıktan faizle para satmaya devam etmiştir. Milli Mücadele ve sonrası dönemde Ankara Hükümeti, eytam sandıklarına bir süre müdahale etmemiştir. Ankara Hükümeti, eytam idaresi ve sandıklarına nizamnamesine göre işlem yapmasına müsaade etmiştir. Cumhuriyet döneminde eytam sandıkları, yıllık yüzde dokuz ila on iki arasında para satmağa devam etmiştir.

Sonuç

Kuruluş amacı, dul-yetim, deli ve bakıma muhtaç kişilerin sosyal ve ekonomik haklarını korumak ve değerlendirmek olan eytam idaresi ve sandıkları, yetimlerin daha çok parasal ya da ekonomik işleri ile ilgilenmiştir. Eytam idaresi, yetimlerin tereke yazımından başlayıp, bütün işlemlerinde öncelikle nakit para getirebilecek konulara öncelik vermiştir. Yetimlerin taşınabilir her türlü mal ve mücevherat gibi mirasları nakit paraya çevirerek sandığa aktarma yoluna gidilmiştir. Bu uygulama her ne kadar yetimin haklarını koruma adına yapıldıysa da eytam idaresi, tarihi süreç içerisinde sandık veya çalışanlara gelir elde etme yoluna gitmiştir. Bundan dolayı da her dönemde şikâyetlerin arkası kesilmemiştir.

Sandık nizamnamelerinde yetim paralarının değerlendirilmesi konusunda esnaf, tüccar ve ziraatın geliştirilmesi amacıyla kullanılması ifade edilirken, başlangıçtan itibaren sandıkların baş müşterisi devlet olmuştur. Hatırlanacağı üzere Osmanlı toplumunda özel mülkiyet hakkı Tanzimat ile birlikte getirilmişti. Bu hakkın yaygınlaşması uzun süre almıştır. Halk, vergi vermemek için özel mülkiyete sürekli uzak durmuştur. Sandıklardan para çekme kefil ve ipotek karşılığı yapıldığı için esnaf ve çiftçinin bundan faydalanması çok sınırlı kalmıştır. Bu ve buna benzer nedenlerden dolayı başlangıçtan itibaren sandıkların esnafa ve çiftçiye para satması düşük seviyede kalmıştır. Bunun doğal sonucu olarak da sandıkların baş müşterisi devlet olmuştur.

Sandıklarda uygulanan faiz sistemi günümüz sisteminden farklıdır. Uygulanan sisteme göre sandıklarda, öncelikle anaparanın tahsili söz konusudur. Anapara, kaç yıllığına verilirse verilsin geri ödenmesi altışar ay dilimler halinde tahsil edilmiştir. Faizi ise yine para, kaç yıllığına verilirse verilsin beş yıl içerisinde her ay taksitler halinde ödenmiştir. Eytam sandıkları nizamnamelerine göre faiz oranı, arz talep doğrusunda şekillenmiştir. Ancak genel uygulamalara bakıldığında sandıkların yıllık uyguladığı faiz oranı yüzde on beş olsa da, yıllık yüzde dokuz ila on beş arasında değişmiştir. Faizlerin düşük olduğu zamanlar, ülkenin siyasi, sosyal ve ekonomik sıkıntılarının olduğu dönemlerdir. Her ne kadar faiz oranı, arz talep dengesi çerçevesinde tespit edilse de sıkıntılı dönemlerde devlet, faiz oranına müdahale etmiştir. Sandıkların devlete verdiği borçta ise, her dönemde yıllık yüzde on iki oranında faiz uygulanmıştır.

Eytam sandıklarında işlem gören parasal ve faiz hesaplamalarında kâğıt/kaime para kullanılmıştır. Bankalarda ise hesaplamalar, altın lira üzerinden işlem yapılmış olup faiz oranı yıllık yüzde dört olarak uygulanmıştır. Sürekli fiyat artışlarından dolayı paranın değeri düşmüştür. Eytam idaresi, sandıkların çıkarlarını korumak için paranın değerinin düşmesinden dolayı yıllık faiz oranının yanında borçludan, ihtiyat adı altında başka bir ücrette almıştır. Bu ücret, sandıkta kullanılacak masraflar şeklinde alınmakta ve faiz tutarından fazla tutmaktadır. Bu ücret, yetimlere yansıtılmamaktadır. Bu ücretle birlikte borçlu, sandığın uyguladığı normal faizin çok üstünde ortalama yüzde kırk beş ila altmış arasında faiz ödemiştir. Bu uygulama, sandıklardan para talebini azaltmıştır. Aynı şekilde sandıklar, kendi hakkını korumak amacıyla sandıklarda bekletilen paraları altın ve gümüşe çevirmiştir. Ancak yetime ödeme yapılırken normal faiz ve kaime üzerinden hesaplama yapılarak ödenmiştir.


Google Ads