Site İçi Arama

tarih

I. Dünya Savaşı’na Nasıl ve Kimin Yüzünden Katıldık?

Savaşa katılmamızın suçlusu olarak Almanların oyunu veya İttihatçıların düşüncesizliği, en çok ileri sürülen iddialardır. Ancak İttihatçıların yazdıklarına bakıldığında, onların da tamamının bundan haberinin olmadığı, bunun için kendi aralarından bazı kişileri suçladığı veya bunu bir zorunluluktan kaynaklanan kaza olarak gösterdikleri anlaşılmaktadır. Bu konu hakkında doğru bir cevaba ulaşmak için dönemin karar mekanizmalarında bulunan kişilerin yazdıklarına bakmanın doğru olacağını değerlendiriyorum.

I. Dünya Savaşı’nın üzerinden 100 yıldan fazla bir süre geçmesine rağmen bu savaşa nasıl ve kimin yüzünden katıldığımız hala tartışılmaktadır. Bu tartışma, savaşın hemen ardından başlamış ve herkes kendi bakış açısına göre bir fikir ileri sürerek birilerini suçlamıştır. Savaşa katılmamızın suçlusu olarak Almanların oyunu veya İttihatçıların düşüncesizliği, en çok ileri sürülen iddialardır. Ancak İttihatçıların yazdıklarına bakıldığında, onların da tamamının bundan haberinin olmadığı, bunun için kendi aralarından bazı kişileri suçladığı veya bunu bir zorunluluktan kaynaklanan kaza olarak gösterdikleri anlaşılmaktadır.

Bu konu hakkında doğru bir cevaba ulaşmak için dönemin karar mekanizmalarında bulunan kişilerin yazdıklarına bakmanın doğru olacağını değerlendiriyorum. Savaş başlamadan önce hükümetin başındaki sadrazam Said Halim Paşa’dır. Said Halim Paşa, 1921 yılında Fransa’da bir Ermeni tarafından vurularak şehit edilmeden önce hatıratlarını kaleme almış ve savaşın nasıl başladığını anlatmıştır. 

O dönemde savaşı fiilen başlatabilecek kişi ise Harbiye Nazırı (Savunma Bakanı) olan Enver Paşa’dır. Ancak Enver Paşa’nın o döneme dair hatıratı yayınlanmamıştır. Bu yüzden, o sırada Enver Paşa’nın yakın çalışma arkadaşları ve karargahında görev yapan subayların hatıralarına başvurmak gerekmektedir. Bu kişilerden Cemal Paşa’nın, Talat Paşa’nın ve Hafız Hakkı Paşa’nın hatıratları yayınlanmıştır. Bu sebeple, konuyu fazla dallandırıp budaklandırmadan, bu şahısların hatıratlarını inceleyerek konuyu inceleyeceğim. 

Said Halim Paşa hatıralarında, aslında Osmanlı hükümetinin öncelikle İngiliz, Fransız ve Ruslarla yakınlaşmaya çalıştığından bahsetmektedir. Fakat Almanlar, Osmanlı’ya diğer devletlerden daha yakın davranmış ve bir ittifak teklif etmişler, böylece 2 Ağustos 1914’te Osmanlı-Alman ittifakı imzalanmış. Daha sonra, bu ittifaka Avusturya-Macaristan da katılmış. Ancak ittifak, Dünya Savaşı’na girmek değil Rusya’nın muhtemel saldırısında birlikte hareket için yapılmış. Bu sebeple I. Dünya Savaşı başladığında Osmanlı Devleti, seferberlik ilan ederek silahlı tarafsızlık politikası uygulayacağını duyurmuş.

Fakat Avusturya ve Almanya, Osmanlı’nın savaşa girmesi için bastırmaya başlamış. Sadrazam Said Halim Paşa, bu talebi her seferinde bir bahane ile kabul etmemiş. Almanlar, baskılarına devam etmişler. Hatta, eğer Osmanlı İmparatorluğu tarafsızlıkta ısrar ederse, orduyu ıslah eden Alman subayların geri çağrılacağını bile söylemişler. Buna rağmen Said Halim Paşa, savaşa girmemek için direnmiş.

Goeben ve Breslau isimli iki savaş gemisi boğazlardan geçtikten sonra bu gemilerle Karadeniz’de deniz hakimiyeti kurulacağını öne süren Almanlar bir an önce Ruslara taarruz edilmesi konusundaki ısrarlarını artırmışlar. Bu gemilerin boğazlara girmesine Enver Paşa kimseye danışmadan izin vermiş. Said Halim Paşa ise, Alman elçisini çağırarak bu oldubittiye karşı tepkisini göstermiş.

Büyükelçi, Almanya’nın ittifak anlaşması iptal edilmeden gemilerin tarafsızlık hukukuna göre silahsızlandırılmasını kabul etmeyeceği bildirmiş. Bunun üzerine büyükelçiye; gemilerin Osmanlı Devleti tarafından satın alındığını açıklayacağını, bunu inkâr etmemesini söylemiş. Büyükelçi bu teklifi kabul etmiş. Böylece Goeben ve Breslau gemilerinin Osmanlı Devleti tarafından satın alındığı ve isimlerinin Yavuz ve Midilli olarak değiştirildiği ilan edilmiş.

Bu iki geminin mürettebatına Osmanlı üniforması giydirilerek görevlerine devam etmeleri sağlanmış. Fakat bu gemiler, Osmanlı Devleti’nin savaşa girmesi için tehlike oluşturacak davranışlar sergilemeye başlamışlar. Alman gemilerinin komutanı Amiral Souchon, Osmanlı donanmasını Marmara Denizi’nde eğitiyormuş. Bir süre sonra, dalgalı denizlerde atış eğitimi için donanmanın Karadeniz’e çıkarılmasını talep etmiş. Amiral’in Rus gemileriyle çatışmaya girerek Osmanlı Devleti’ni savaşa girmek zorunda bırakmasından korkan hükümet, bu talebi kısmen kabul etmiş. Buna göre Yavuz ve Midilli Karadeniz’e çıkmayacak, diğer gemiler ise birer birer çıkacak ve akşam olmadan geri dönecekmiş.

Buna rağmen Yavuz’un Karadeniz’e çıktığını gören Sadrazam, Enver Paşa’yı uyarmış. Bunun üzerine Enver Paşa, bir daha böyle bir şey olmayacağına söz vermiş. Fakat Enver Paşa, bayramdan bir gün önce Sadrazam’a, İstanbul Boğazı’nın birkaç mil açığında Osmanlı ve Rus gemileri arasında bir hadise olduğunu ancak henüz ayrıntılı bilgi alamadığını bildirmiş.

Bir saat sonra da Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın olayla ilgili raporu gelmiş. Raporda; Yavuz ve Midilli’den oluşan Osmanlı filosunun Boğazın girişine mayın döşemekle meşgul bir Rus filosu ile karşılaştığı yazıyormuş. Rus filosu, mayın döşemeyi bırakarak çekilmesini isteyen gemilerimize ateşle karşılık vermiş. Yavuz ve Midilli mukabele etmiş ve Rus gemilerini Sivastopol’e kadar kovalayıp bu limanı bombalamak zorunda kalmış. 

Sadrazam, 30 Ekim 1914’te meydana gelen bu olayın Cemal ve Enver Paşa’nın hükümetin kararına saygı göstermemesinden kaynaklandığını söylüyor. Ayrıca, olayın, Enver, Cemal ve Talat Paşa’dan habersiz gerçekleştirildiğini sanmadığını ifade ediyor. Zaten Enver Paşa’nın Almanların yanında savaşa girilmesini istediğini başından beri biliyormuş. Talat Paşa da Enver Paşa kadar savaş taraftarı olmamakla birlikte, tarafsızlığın bozulmasına alkış tutmuş. Cemal Paşa ise, başlangıçta Almanlarla ittifak yapılmasına karşı olsa da sonradan diğerleri gibi bir savaş taraftarı kesilmiş. 

Bunun üzerine Said Halim Paşa, sadrazamlıktan istifa etmiş. Talat, Enver ve Cemal Paşa, kararından vazgeçmesi için Sadrazam’ın evine gelmiş ve Souchon’un yaptıkları ve Karadeniz’de donanmayı Ruslara saldırtmasından haberlerinin olmadığını söylemişler. Tüm bunlardan anlaşıldığı gibi Said Halim Paşa, savaşa girilmesinde birinci derecede Enver Paşa’yı sorumlu görmekte, Talat ve Cemal Paşa’nın da bundan haberdar olduğunu, öyle olmasa bile olaya sevindiğini iddia etmektedir. 

Talat Paşa’nın anılarında ise olaylar biraz farklı anlatılmaktadır. Goeben ve Breslau’nun silahsızlandırılmasının Sadrazam ve Alman büyükelçisi arasında tartışıldığı sırada Talat Paşa, Halil Bey ile birlikte yanlarına gelmiş. Halil Bey ve Talat Paşa Alman elçisinin odasına girmiş ve gemilerin silahsızlandırılması konusunu Büyükelçinin şiddetle reddettiğini görmüşler. Halil Bey, o anda aklına gelen bir çözüm olarak gemilerin satın alınmasını teklif etmiş ve Büyükelçi de bunu kabul etmiş.

Bundan sonra Yunanlılar, Bulgarlar ve Romanyalılarla ittifak anlaşması yapabilmek için bu ülkelere heyetler gönderilmiş. Savaşa günü geldiğinde girileceğini ve bunun için çok ısrar edilmemesini istemek için bir heyet de Almanya’ya gönderilmiş. Fakat arife günü, Karadeniz Donanması ile Amiral Souchon arasında bir muhabere olduğu ve Goeben’in Rus sahillerini bombardıman ettiği haberini almışlar. Sadrazam bu haberden çok heyecanlanmış.

Daha önceden bu olayı hiç biri bilmiyormuş. Fakat herkes gibi Talat Paşa da Enver Paşa’nın haberi olduğuna inanıyormuş. Bayram günü, Meclis-i Mebusan Reisi Halil Bey’in evinde toplanmışlar. Talat Paşa Enver Paşa’ya epeyce hücum ettiyse de olayın olacağından hiç haberi olmadığına dair yemin etmiş. Bayramın üçüncü günü ise Sadrazam’ın evinde toplanmışlar. Nazırlardan çoğu hemen savaşa girilmesi taraftarı değilmiş. 

İtilaf Devletleri büyükelçileri, savaşa başlamamak için Alman askeri heyetinin ve bütün personeli ile birlikte Goeben’in sınır dışına çıkarılmasını şart koşmuş. Bu şartı yerine getirebilmek, hükümetin gücü ve iktidarı içinde değilmiş. Bazı nazırlar ise müttefiklerin ısrar etmesi durumunda hemen savaşa girilmesi taraftarıymış. Bunun üzerine Sadrazam, savaş durumuna geçilmesine karar vermiş. 

Cemal Paşa da benzer hususlardan bahsetmektedir. Başlangıçta tüm kabine tarafsız kalmak taraftarıymış. Fakat bir gün Fransız büyükelçisi Cemal Paşa’ya; Enver Paşa’nın Almanlar tarafından tamamen kazanılmış olduğuna emin olduğunu ve pek yakında Alman subayları ve bilhassa Goeben ve Breslau vasıtasıyla harp ilanını gerektirecek bir vaka çıkaracaklarını söylemiş.

Cemal Paşa buna itiraz edince büyükelçi; “Hayır Cemal Paşa, aldanıyorsunuz! Ben eminim ki bu Almanlar, maksatlarına ulaşmak için bir hükümet darbesi bile yapmaktan çekinmezler.” demiş. O sırada hükümet, Bulgarlar ittifaka katılmadan savaşa girilmemesi taraftarıymış fakat Almanlar, bir an önce savaşa girilmesi için baskı yapıyorlarmış. Alman subayların bir iş çevirmesi ihtimaline karşı Goeben ve Breslau’nun Karadeniz’e çıkmaması için Enver Paşa tarafından emir verilmiş.

12 Ekim 1914’te bakanlar kurulu toplanmış. Savaş konusunda iki fikir ortaya çıkmış. Birinci fikir, savaşa hemen girmek, ikinci fikir ise daha 6 ay tarafsızlığı korumak için Almanya’ya bir heyet göndermekmiş. İkinci fikri Cavit Bey, birinci fikri diğer nazırlar savunuyormuş. Sadrazam ise kararsızmış. O sırada Enver Paşa, Goeben ve Breslau’nun Karadeniz’e çıkmalarını engellemeye artık devam edemeyeceğini, zira Amiral’in birçok haklı askeri sebep ileri sürdüğünü bildirmiş. Cemal Paşa da artık donanmanın Karadeniz’e çıkmasının önündeki yasağın kaldırılması gerektiğini söyleyerek Enver Paşa’yı desteklemiş. Cemal Paşa hatıralarında, savaşa girilmesini Karadeniz’deki bombardımana değinerek kısaca anlatmış fakat emri kimin verdiği veya saldırıdan kimin sorumlu olduğundan bahsetmemiş.

Hafız Hakkı Paşa’nın hatıralarında ise savaşa girilmesinin sorumlusu olarak Enver Paşa işaret edilmektedir. Kendisi karargâhta çalıştığı için, hatıralarında olayın nasıl meydana geldiği hakkında daha somut ifadeler kullanmıştır. Hafız Hakkı Paşa’nın anlattığına göre o sırada, ihtiyaç duyulduğunda hızla hareket edebilmek için Donanma Komutanı için Almanca yazılmış bir emir hazırlanmış. Emir bir zarfa konulmuş ve Hafız Hakkı Paşa’ya teslim edilmiş. O da zarfı odasındaki bir kasaya koymuş. Bu emirde “Rus donanmasını mahvederek Karadeniz hakimiyetinin kazanılması” ifadesi yer alıyormuş.

Hafız Hakkı Paşa, görüşmeler yapmak üzere Berlin’e giden heyetle birlikte yola çıkmadan önce Enver Paşa zarfı istemiş. Emri kapalı bir zarf içinde Souchon’a teslim edeceğini ve lazım olduğunda sadece zarfı aç diye emir vereceğini söylemiş. Hafız Hakkı Paşa, bundan şüphelenmiş. Zarfı vermemesini rica etmiş ama Enver Paşa onu dinlememiş. Zarfı almış ve Souchon’a vermiş.

Hafız Hakkı Paşa, emri amirale vermekten Enver Paşa’yı sorumlu tutmasına rağmen suçu doğrudan ona yüklememekte ve Alman kafasına bağlamaktadır. Onun ifadesine göre Souchon, Alman kafasıyla zarfı açmış, yapmış, etmiş ve Osmanlı Devleti’ni zamansız savaşa sokmuş.

Görüldüğü gibi konuya en hâkim kişilerin tamamı, olayın sorumluluğu konusunda Enver Paşa’yı işaret etmektedir. Hiç kimse onu doğrudan suçlamasa da Amiral Souchon veya Alman hükümeti ile Enver Paşa’nın hükümetin savaşa girmekteki isteksizliğini görerek bir oldu bitti ile ülkeyi savaşa soktuğu söylenebilir. Ancak, bundan Bahriye Nazırı Cemal Paşa’nın bilgisi olmadığını söylemek pek mümkün değildir. Çünkü donanma ona bağlıdır. Cemal Paşa da hatıralarında, Enver Paşa’yı gemilerin Karadeniz’e çıkması konusunda desteklediğini itiraf etmektedir.

KAYNAKÇA: 

BARDAKÇI, Murat (Yayınlayan), Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2018.

Cemal Paşa, Hatıralar, Haz. Alpay Kabacalı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2017. 

Talat Paşa’nın Anıları, Haz. Alpay Kabacalı, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2021. 

Said Halim Paşa, Osmanlı İmparatorluğu ve Dünya Savaşı, Çev. Fatih Yücel, Kronik Yayınları, 2019.

Dr. Mehmet ÇANLI
Dr. Mehmet ÇANLI
Tüm Makaleler

  • 02.05.2023
  • Süre : 7 dk
  • 848 kez okundu

Google Ads