logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

Roma İmparatorluğu’nun Hayaleti, Avrupa Üzerinde (Yeniden) Dolaşıyor (1)

Bu yazımızda, Roma İmparatorluğu’ndan günümüze kadar Avrupa’nın askeri ve siyasi yapısındaki değişimler incelenecektir. Konu oldukça uzun bir dönemi kapsadığından, uzun metinlerin okunmasının zorluğunu dikkate alarak Avrupa tarihi üç ayrı yazı halinde yayınlanacaktır. İnceleme sonucunda varılan sonuçlar ise dördüncü bir yazı ile okuyuculara sunulacaktır.

Dr. Mehmet ÇANLI
Dr. Mehmet ÇANLI

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 24.11.2021
  • Süre : 6 dk
  • 211 kez okundu

Bu yazımızda, Roma İmparatorluğu’ndan günümüze kadar Avrupa’nın askeri ve siyasi yapısındaki değişimler incelenecektir. Konu oldukça uzun bir dönemi kapsadığından, uzun metinlerin okunmasının zorluğunu dikkate alarak Avrupa tarihi üç ayrı yazı halinde yayınlanacaktır. İnceleme sonucunda varılan sonuçlar ise dördüncü bir yazı ile okuyuculara sunulacaktır. İyi okumalar…

I. Roma İmparatorluğu Dönemi 

Savaş, en basit tarifiyle karşılıklı taraflar arasında uygulanan bir silahlı şiddet hareketidir. Arkeolojik ve antropolojik buluntular, insanların tarihin en eski dönemlerinden itibaren birbirlerine karşı şiddet uyguladıklarını göstermektedir. Buradan hareketle, insanlık tarihinin aynı zamanda şiddetin tarihi olduğunu söylemek mümkündür. Fakat bu durum, insanların en eski dönemlerden beri savaştıkları anlamına gelmemektedir. Çünkü her şiddet hareketi, savaş değildir.

Örneğin tarih öncesi dönemlerde, oldukça nadir meydana gelen ve hem kapladığı alan hem de katılanların sayısı açısından çok küçük olan şiddet hareketleri, çoğu akademisyen tarafından savaş olarak kabul edilmemektedir. Çünkü savaş, büyük grupların belirli bir askeri teşkilat kurarak siyasi otoritenin belirlediği hedeflere ulaşmak için yaptıkları planlı, yoğun ve uzun süreli şiddet hareketleri olarak kabul edilmektedir. 

Buna göre; insanlar henüz avcı toplayıcı tarzı bir yaşam sürerlerken büyük ordular teşkil edemedikleri ve siyasi teşkilatlar kuramadıklarından, birbirlerine karşı uyguladıkları şiddet hareketleri savaş eşiğinin altındaki çatışmalardan ileri gidememiştir. Bu sebeple, savaşların tarım devriminin ardından insanların yerleşik hayata geçip büyük ordular ve geniş bir alanı kontrol eden siyasi teşkilatlar kurduktan sonra başladığı kabul edilmektedir. 

Tarım devriminden sonra dünyanın değişik bölgelerinde birçok siyasi organizasyon ve bu organizasyonların teşkil edip donattığı göreceli olarak büyük ordular ortaya çıkmış ve bu ordular savaş meydanlarında görülmeye başlanmıştır. Bu ilk devletler, yeni doğan her canlı gibi, hızla büyüme ve diğerlerinden üstün olma yolunda harekete geçmişlerdir. Bunun sonucunda, savaşlar yaygınlaşmış ve tarihin büyük bir bölümüne kaos ve çatışma ortamı hâkim olmuştur.

Bu savaşlar sonucunda zaman zaman bazı devletler hızla geniş bir bölgeye yayılmış ve bu devletlerin kurdukları imparatorluklar nispeten güvenli alanların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Fakat bu imparatorlukların çoğu kısa ömürlü olduklarından kalıcı bir istikrar ortamı yaratamamışlardır. Akdeniz çevresinde ortaya çıkan yeni bir güç, o zamana kadar hiç görülmemiş genişlikte sınırlara sahip bir imparatorluğun kurulmasını sağlayınca, bu durum değişmiştir. Bu güç, Roma İmparatorluğu’dur. 

Roma İmparatorluğu, Etrüskler tarafından birkaç köyün birleşmesi sonucunda küçük bir krallık olarak kurulmuştur. Bu devlet, kısa süre sonra cumhuriyet rejimine geçmiş ve bundan sonra askeri ve siyasi bir güç olarak hızla büyümüştür. Kendisinden önce Asya’da, Ortadoğu’da, Anadolu’da ve Avrupa kıyılarında ortaya çıkan; atın savaşlarda kullanılması, demirin silah yapımında kullanılması, asker alma sistemleri, lojistik sistemlerin gelişmesi, yeni doktrinler ve konseptlerin kullanılması gibi askeri gelişmeleri yeniden sentezleyerek disiplinli ve makine gibi hareket edebilen bir ordu kuran Roma, yaptığı birçok savaşın ardından sınırlarını üç kıtaya genişletmiş ve dünyanın (en azından batı dünyasının) ilk süper gücü haline gelmiştir.

Askeri bir güç olarak ortaya çıkıp büyük bir imparatorluk seviyesine yükseldikten sonra sadece sınırlarda; barbarlar dediği Kuzey Avrupa kavimleri, Türkistan coğrafyasından kopup gelen atlı göçebe orduları ve İran coğrafyasındaki güçlerle mücadele eden Roma, iç bölgelerde uzun süren bir barış ve istikrar ortamı yaratmayı başarmıştır. Öyle ki, Roma şehirlerinin etrafına yüzyıllar boyunca sur inşa etmeye ihtiyaç duyulmamıştır. Bu durum, refah ve gelişmenin de yolunu açmıştır. Böylece, birçoğu günümüzde de kullanılan sanat, siyasi teşkilat, ordu vb. alanlarda çok sayıda yenilik ortaya çıkmıştır. 

Fakat, her devlet gibi Roma da zamanla gücünü kaybetmeye başlamıştır. Bunun sonucunda, sınırlarında daha fazla ordu ile savaşmak zorunda kalmış ve karşılaştığı bir kısmı gayri nizami kuvvetlerden oluşan tehditlerle başa çıkmakta zorlandığından o zamana kadar hep taarruz eden taraf olan Roma ordusu yavaş yavaş bir savunma ordusuna dönüşmüştür. 

Bu değişime paralel olarak, Roma İmparatorluğu’nun kuzey sınırlarında bazı yapay engeller inşa edilmiştir. Bunlardan, Britanya Adası’nın batı kıyılarından başlayarak doğu kıyılarına kadar uzanan Adrian Duvarı günümüze kadar gelen en bilinen Roma savunma sistemidir. Roma, Avrupa anakarasında kuzeyden gelen göçebe kavimlerin saldırıları arttıkça, şehirlerinin etrafına da surlar inşa etmeye başlamıştır. 

Buna rağmen, 3. yüzyılın sonlarındaki Diokletian reformuna kadar Roma’nın devlet ve ordu sistemi büyük oranda değişmeden devam etmiştir. Fakat Diokletian reformunun kurduğu politik ve askeri sistem, kısa bir süre sonra imparatorluğun ikiye bölünmesiyle sonuçlanmıştır. Böylece Roma İmparatorluğu, iki yüzyıl boyunca Doğu ve Batı olarak ikiye bölünmüş bir şekilde yaşamıştır.
Bu iki devletten biri olan Doğu Roma İmparatorluğu, yeni tehditlere karşı yeni askeri sistemler, doktrinler ve konseptler geliştirirken Batı Roma İmparatorluğu ordusu klasik yapısında çok büyük bir değişim yapamamıştır. Bunun sonucunda, yeni tehditlere karşı mücadelede başarılı olamayan Batı Roma İmparatorluğu 4 Eylül 476'da yıkılmıştır.

Doğu Roma İmparatorluğu ise yaklaşık olarak bin yıl daha yaşamış ve 1453'te, Fatih Sultan Mehmet tarafından yıkılmıştır. Bundan sonra Osmanlı İmparatorluğu, hızla gelişerek üstün askeri gücü sayesinde Doğu Roma İmparatorluğu’nun boşluğunu doldurmayı başarmıştır. Hatta, Osmanlı İmparatorluğu’nun en geniş sınırları ile Doğu Roma İmparatorluğu’nun kurulduğu dönemdeki sınırları hemen hemen aynıdır. Fakat Avrupa’da, Batı Roma İmparatorluğu’nun yıkılmasının yarattığı boşluğu doldurabilecek büyük ve istikrarlı bir güç ortaya çıkmamıştır. 

Bu durum, 476 yılından sonra Avrupa’da uzun bir süre devam eden istikrarsızlığın da en temel sebebidir. Bu sorun, Batı Roma’nın yıkılmasının hemen ardından fark edilmiş olmalı ki, Avrupa’da ortaya çıkan güç boşluğunu doldurmak için bazı girişimler yapılmıştır. Bu girişimleri yapan ve destekleyenler, güç boşluğunu doldurmak maksadıyla oluşturulan yeni askeri ve siyasi sistemlere de Roma adını vermişlerdir. İlginç bir şekilde, Roma’yı yeniden kurmayı deneyenler, onu yıkanlar olmuştur. Bunlar Germen kökenli kavimlerdir. 

Batı Roma’nın yıkılması Germenlerin elinden olsa da zayıflamasına en büyük katkıyı yapan Türk toplulukları olmuştur. Bu Türk topluluklarından en önemlisi Hunlardır. Hunları Romalıların karşısına çıkaran sebep ise Avrupa’dan çok uzaklarda meydana gelen askeri ve siyasi gelişmelerdir. “Kaos Teorisi’ni” destekler şekilde, Asya’nın en doğusunda kelebeklerin kanat çırpması Avrupa’da fırtınaya sebep olmamıştır ama Çinlilerin siyasi oyunları Avrasya’nın batı kesiminde bu olaylarla hiç alakası olmayan büyük bir imparatorluğun sonunu getirmiştir. 

Çin’in baskı ve siyasi oyunları neticesinde devletleri yıkılan Kuzey Hunları batıya doğru göç etmiş ve yaklaşık 200 yıl sonra Avrupa Hun İmparatorluğu’nu kurmuşlardır. Henüz Roma ile doğrudan sınırları olmadan önce onların baskısıyla batıya doğru göç eden Germen kavimleri Roma’ya ilk darbeleri vurmaya başlamış ve imparatorluğu zayıflatmıştır. Kısa bir süre sonra da Hunlar, Roma sınırlarına ulaşmış ve yanlarına çektikleri Germen kabileleri ile birlikte Batı Roma’ya yüklenmişlerdir. 
Hunlar, yüzyıllar boyunca Çin ile savaşmışlar fakat hiçbir zaman Çin’i yıkmayı veya Çin’i kendileri yönetmeyi düşünmemişlerdir. Belki de bu tarihi altyapı sebebiyle, Roma İmparatorluğu’nu da yıkmayı düşünmedikleri anlaşılmaktadır. Örneğin Attila, Roma İmparatorluğu’nun başkentini ele geçirmesi işten bile değilken Papa ile yaptığı baş başa görüşmeden sonra geri dönmüştür. Atilla ile Papa’nın ne konuştuklarına ve bu konuşmanın ardından Atilla’nın neden geriye döndüğüne dair birçok spekülasyon olsa da gerçek durum bilinmemektedir.

Belki de Papa, Roma yıkılırsa neler olacağını anlatarak onu geri dönmeye ikna etmiştir. Roma yıkılırsa Avrupa’nın istikrarsızlığa sürükleneceğini, bunun Hun İmparatorluğu’nu da zayıflatacağını ve hatta yıkacağını söylemiştir. Çünkü Roma, Hunların karşıtı olarak aynı zamanda onların varlık sebebidir. Eğer Roma yıkılırsa, karşılarında güçlü bir rakip kalmayan Germen kabileleri, muhtemelen Hunlardan daha kalabalık olan askerlerini Hun ordusundan çekip kendi devletlerini kurma yoluna gideceklerdir. Yani, önemli bir kısmı Germen kabilelerine mensup askerlerden oluşan çok uluslu Hun ordusunun, dolayısıyla da bu orduya dayanan Hun İmparatorluğu’nun yaşaması, Roma’nın yaşamasına bağlıdır. 

Ya da asıl sebep, Çin’i işgal etmemeleriyle aynıydı. Göçebe hayvancılıkla geçinen ve nüfus olarak yerleşik tarım toplumlarına göre oldukça az olan Hunların, yerleşik hayata geçip atlı göçebe kültürlerini kaybetmemek ve yoğun Çinli nüfusu arasında asimile olup yok olmamak için Çin’i işgal etmeyi düşünmedikleri gibi Roma’yı da aynı sebeple işgal etmeyi düşünmemiş olmaları olasıdır. Bunun yerine Hunlar, her iki Roma üzerinde sürekli bir baskı kurarak Romalıların (hem doğu hem batı Romalıların) yok olma korkusuna kapılmalarını sağlamış ve yıllık vergiye bağlamışlardır. Yani Roma’nın varlığı, Hunlar için geçinme ve hatta zenginleşme kaynağı olmuştur.

Ama Atilla’nın vakitsiz ölümüyle, her şey hızla değişmiştir. Hunlar iktidar kavgası sebebiyle dağılmış ve onların yokluğunun yarattığı boşluğu dolduran Germenler, güçlenerek orta Avrupa’ya hâkim bir güç haline gelmişlerdir. Bu beklenmedik başarıları sonucunda büyüklük kompleksine kapılmış olmalılar ki Hunların aksine Batı Roma İmparatorluğu’nu yıkmaktan çekinmemişlerdir. Fakat kısa süre sonra yaptıkları hatayı fark etmiş ve Roma’yı yeniden ama bu sefer kendi yönetimleri altında kurmaya çalışmışlardır. 

(Devam edecek)

Kaynakça
Bu makalede, tarihler, yer isimleri, şahıs isimleri ve antlaşma isimleri, herhangi bir yanlışlığa sebep olmamak için Wikipedia’dan kontrol edilerek yazılmıştır. 
Wikipedia’dan alınanlar hariç tüm bilgiler irticalen yazılmıştır.


Google Ads