Site İçi Arama

tarih

I. Dünya Savaşı'nda Kafkasya

I. Dünya Savaşı’ndan önce, Clausewitz’in savaş hakkındaki fikirleri tüm Avrupa’da genel kabul gören bir düşünce haline gelmişti.  

I. Dünya Savaşı’ndan önce, Clausewitz’in savaş hakkındaki fikirleri tüm Avrupa’da genel kabul gören bir düşünce haline gelmişti.  Bu sebeple, çoğu devlet adamı tarafından savaş, taarruzla kısa sürede sonuç alınacak bir eylem olarak kabul edilmekteydi. Buna göre savaşta yapılması gereken şey, düşmanı kuşatma manevraları ile mümkün olduğu kadar hızlı bir şekilde etkisiz hale getirmekti. Ülkelerin savaş planları da bu esasa göre hazırlanmıştı.  
Ruslar, Doğu Prusya’yı ele geçirmek için, taarruzu esas alan Plan 19’u hazırlamışlardı.  Osmanlı Devleti’ne karşı ise üç ayrı planları bulunuyordu. Birinci plan, Osmanlı Devleti ile tek başına savaşılacağı ihtimaline göre hazırlanmıştı. Buna göre; Kafkasya’dan sekiz kolordu ile taarruz edilecek ve bu taarruzla koordineli olarak Karadeniz’den İstanbul Boğazı’na çıkarma yapılacaktı. İkinci plan, Osmanlı Devleti’nin tarafsız kalması ihtimaline göre hazırlanmıştı. Bu durumda, Kafkasya’da iki kolordu bırakılması düşünülüyordu. Daha sonra, meydana gelecek gelişmelere göre, kolordulardan biri Avrupa Cephesi’ne çekilecekti. 
Üçüncü plan; Üçlü İttifak ve Osmanlı Devleti ile aynı anda savaşa girileceği ihtimaline göre hazırlanmıştı. Buna göre; Kafkasya’da iki kolordu ve Kazak birlikleri bırakılacak ve savunma yapılacaktı. Ruslar, 1914 Mart’ında Boğazları ele geçirmek için bir plan daha hazırlamışlardı. Buna göre Karadeniz’den bir ordu ile çıkarma harekâtı icra edilecek, Trakya ve boğazlar ele geçirilecekti. Fakat 10 Ağustos 1914’te Çanakkale Boğazı’na giren Alman Goeben ve Breslau savaş gemilerinin 11 Ağustos 1914’te Osmanlı Hükümeti tarafından satın alındığı ilan edilince, bu plan geçerliliğini kaybetti.   
Osmanlı Devleti’nin savaş planı ise, savunma esasına dayanıyordu. Bu plan, Enver Paşa’nın emriyle, Genelkurmay İkinci Başkanlığı görevinde bulunan Alman Albay Bronzart von Schellendorff tarafından 7 Haziran 1914’te hazırlanmıştı. Plan, Osmanlı Devleti’nin Balkan devletleri ve Rusya ile tek başına savaşacağı ve Rusların İstanbul ve civarına bir çıkarma yapacağı faraziyesine dayanıyordu. Bu nedenle, birliklerin çoğu ile İstanbul Boğazı’nın savunulması, hudutlarda ise zayıf örtme birlikleri bırakılması planlanmıştı. 
2 Ağustos 1914’te Almanya ile ittifak anlaşması imzalanınca, bu plan iptal edilmiş ve yeni bir plan hazırlanmıştır. Bu plana göre; boğazlar yeterli bir güçle tutulacak, Karadeniz’de Rus donanmasına baskın şeklinde taarruz edilecek ve Odesa’ya çıkarma yapılacaktır. Doğu Anadolu’da savunma yapılacak, Balkan devletlerinin durumuna göre Balkanlardan Rusya’ya ve Suriye’den Mısır’a taarruz edilecektir.       
Tarafların bu planlara göre hazırlandıkları I. Dünya Savaşı, 29 Temmuz 1914’te Avusturya Macaristan İmparatorluğu’nun Sırbistan’a savaş ilan etmesiyle başlamıştır.  Bunun ardından Alman ordusu, 4 Ağustos 1914’te Belçika’ya girmiştir.  Belçika ordusu, işgale direnip Anvers’e çekilince  Alman ordusu, Belçika ordusuna karşı emniyet için iki kolordu ayırarak Fransa’ya doğru ilerlemeye devam etmiştir.  21-22 Ağustos 1914’te Fransız ve İngiliz ordularına taarruz eden Alman ordusu, her iki orduyu da yenmiştir.  
Bunun üzerine Fransa, diğer bölgelerden bazı birlikleri Almanların karşısına kaydırmış  ve İngilizlerle birlikte karşı taarruza geçmiştir. 5-10 Eylül 1914 tarihlerinde meydana gelen Marne Muharebesi’nde, Alman ordusu yenilmiştir. Geri çekilen Almanlar, savunma için tertiplenmiş ve mevzi hazırlamaya başlamıştır. Bundan sonra, kuşatılmaya engel olmak için iki taraf da mevzi hazırlamaya devam edince, muharebe hattı İsviçre’den Manş Denizi’ne kadar genişlemiştir. Böylece, savaş öncesinde taarruzu esas alan düşüncenin aksine, çarpışmalar mevzi muharebelerine dönüşmüştür. 
Doğu Avrupa’daki muharebeler ise farklı bir seyir izlemiştir. Rusya, seferberliğini Almanların beklediğinden önce tamamlamış ve iki ordu ile Alman topraklarına girmiştir. Bu ordulardan biri, 19-20 Ağustos 1914’te Doğu Prusya’daki Alman birliklerini yenmiş ancak Polonya’da bulunan diğer ordudan çok uzaklaştığı için, durmuştur.  İki Rus ordusu arasında kalan Masuria Gölü Rus kuvvetlerini böldüğü için, bu duraklama Rusları askerî açıdan olumsuz bir duruma düşürmüştür. 
Almanlar ise, gölün güneyindeki demiryolu ağı sayesinde, hızlı ve emniyetli bir şekilde birlik kaydırma imkânı sebebiyle, avantajlı duruma gelmişlerdir.  Bu avantajdan faydalanan Almanlar, Doğu Prusya’daki birliklerini trenle Polonya’ya taşımış, buradaki Rus ordusuna taarruz etmiş ve 30 Ağustos 1914’e kadar bu orduyu imha etmişlerdir. Bundan sonra kuvvetlerini Doğu Prusya’ya taşımış ve diğer Rus ordusuna taarruz ederek Eylül ayı ortalarında Doğu Prusya’dan atmışlardır.  
Bu sırada Avusturya-Macaristan ordusunun muharebeleri de savaş öncesinde planlandığı şekilde gelişmemiştir. Avusturya-Macaristan ordusu, Sırp ordusunu yenememiş ve çarpışmalar mevzi muharebelerine dönüşmüştür.  Galiçya’daki Avusturya-Macaristan birlikleri ise, 26-30 Ağustos 1914 günleri arasında Ruslar karşısında ağır bir yenilgiye uğramış ve 11 Eylül 1914’te geri çekilmeye başlamıştır.     
Bu şiddetli çarpışmalara rağmen I. Dünya Savaşı, Ekim ayına kadar daha çok Avrupa kıtası ile sınırlı kalmıştır. Ekim ayı sonuna gelindiğinde ise, savaş Kafkasya’dan Hint Okyanusu’na kadar yayılmıştır. Çünkü Almanların Doğu Avrupa’da Ruslara karşı kazandığı başarılar, Osmanlı yöneticilerini savaşa katılmaya ikna etmiştir. Böylece Osmanlı donanması, 29 Ekim 1914’te  Rus limanlarına saldırmıştır.  
Bunun üzerine Rus ordusu, 31 Ekim 1914’te Doğubayazıt bölgesinden sınırı geçerek taarruz etmiştir.  İngilizler ise; 1 Kasım 1914’te Akabe’yi,  3 Kasım 1914’te Fao Adası’nı ve 6 Kasım 1914’te Basra’yı işgale başlamışlardır.  Osmanlı Devleti, 11 Kasım 1914’te İtilaf Devletlerine savaş ilan etmiş  ve 14 Kasım 1914’te de Cihad-ı Ekber  ilan etmiştir.  
Bu çalışmada, Osmanlı Devleti’nin Cihad-ı Ekber ilan ederek büyük beklentilerle girdiği I. Dünya Savaşı süresince Doğu Anadolu ve Kafkasya’da yaptığı askerî harekât stratejik açıdan incelenecektir. Bu harekât, savaş süresince ortaya çıkan siyasi ve askeri gelişmelerle birlikte ele alınacak ve yeri geldikçe bu gelişmelere de değinilecektir.  

Osmanlı Ordusu ile Rus Ordusu Arasında Meydana Gelen Muharebeler  

Osmanlı Devleti savaşa girdiği zaman Almanlar, Batı Cephesi’nde Fransa’yı ve İngiltere’yi yenememiş ve çarpışmalar yıpratma muharebelerine dönüşmüş fakat Doğu Cephesi’nde önemli başarılar kazanmış durumdadır. Bu sebeple, 25 Kasım 1914’te Batı Cephesi’ndeki ordularına manevra savaşını bırakmalarını ve derinlikte savunma düzeni almalarını bildirmişlerdir.  Bu sayede tasarruf ettikleri dört kolorduyu Batı Cephesi’nden Doğu Cephesi’ne çekerek Ruslara taarruz etmişlerdir. 
Bu taarruz karşısında tutunamayan Ruslar, Aralık ayında Polonya’yı terk ederek Nida ve Dunajec Nehirleri gerisine çekilmişlerdir.  Almanların kazandığı bu başarılar, Rusya’nın Doğu Avrupa’dan İran ve Kafkasya’ya birlik kaydırmasını önlemiştir. Böylece, Osmanlı Devleti’ni Doğu Anadolu’dan Ruslara taarruz etmeye teşvik eden bir durum ortaya çıkmıştır. 
Nitekim Kafkasya’daki Rus ordusunun oldukça zayıf olduğunu değerlendiren Enver Paşa, Rusların Doğu Avrupa’dan Kafkasya’ya birlik kaydıramayacaklarını görünce, Rus ordusuna taarruz edilmesine karar vermiştir. Bunda, Bulgarların durumunun müphem olmasının da etkili olduğu anlaşılmaktadır. Çünkü Bulgaristan’ın İtilaf Devletleri tarafında savaşa katılması durumunda, tüm birlikler Bulgar sınırında toplanarak Bulgaristan’ın ezilmesi düşünülmektedir. Bunun için, önce Rus ordusunun imha edilmesi gerekmektedir. 
Rusların Doğu Avrupa’dan Kafkasya’ya birlik kaydıracaklarına dair haberler alınınca, bu birlikler Kafkasya’ya ulaşmadan önce taarruza geçilmesi kararlaştırılmıştır. Çünkü elde mevcut kuvvetlerle, Rusların Kafkasya’da bulunan zayıf birliklerini imha etmek mümkün görünmektedir. Bu yapılabilirse, Kafkasya ele geçirilecek ve Turan yolu açılmış olacaktır.  Ayrıca, Doğu Cephesi’nde Alman ordusunun ve Doğu Anadolu’da Osmanlı ordusunun baskısı altında kalan Rusya’nın yenilgiye uğratılarak savaştan çekilmesinin sağlanması mümkün olabilecektir.
Bu maksatla hazırlanan plana göre; Ruslar bir kolordu ile cepheden tespit edilecek, iki kolordu ise kuzeyden ilerleyerek Sarıkamış’ı ele geçirecek ve Rus kuvvetlerini kuşatarak imha edecektir. Birlikler, bu plana uygun olarak 21 Aralık 1914’te ilerlemeye başlamışlardır. Fakat kuşatma yapacak olan kolordular, karlarla kaplı dağları aşmaya çalışırlarken ağır zayiat vermişlerdir. Buna rağmen 26 Aralık 1914’te Sarıkamış’a taarruz edilmiş ama 2 Ocak 1915’e kadar devam eden muharebelerde şehir alınamamıştır. 3 Ocak 1915’te Ruslar karşı taarruza geçince, Osmanlı ordusu geri çekilmek zorunda kalmıştır.  Bu çekilmenin ardından, kâğıt üzerinde mükemmel bir planlamaya sahip olan harekât, 19 Ocak 1915’te başarısızlıkla sona ermiştir.   
Sarıkamış Harekâtı’nda uğranılan başarısızlık, Doğu Avrupa’nın düz arazilerinde, gelişmiş demiryolu ağının yardımıyla yapılan uzak mesafeli manevraların Doğu Anadolu’nun engebeli arazisinde ve soğuk iklim koşullarında yapılamayacağını ortaya çıkarmıştır. Bu sebeple Osmanlı ordusu, her karış toprağı savunmaya dayanan bir strateji uygulamaya başlamıştır. Yapılan muharebeler, arazinin dağlık yapısı sebebiyle daha çok vadilere ve yollara bağımlı kalmıştır.  
Sarıkamış Harekâtı’nın yapıldığı günlerde, I. Dünya Savaşı’nın ağırlık merkezi halâ Batı Cephesi’ndedir. Bu sebeple Almanlar, İngilizlerin Süveyş Kanalı vasıtasıyla sömürgelerinden Batı Cephesi’ne birlik getirmelerini engellemek için Osmanlı ordusunun Süveyş Kanalı’na taarruz etmesini istemişlerdir.  Bu talebe uygun olarak Osmanlı ordusu, 14 Ocak 1915’te harekâta başlamış ve 31 Ocak 1915’te Kanal’ı geçmeye çalışmış fakat İngilizler tarafından geri püskürtülmüştür.     
Bu muharebelerden sonra, savaşın başından itibaren yapılan taarruzi hareketlerle bir sonuç alınamadığını ve çarpışmaların yıpratma muharebelerine dönüştüğünü gören taraflar, rakiplerini zayıflatacak ve yıpratacak yöntemlere daha fazla ağırlık vermeye başlamışlardır. Bu maksatla, rakip ülkelerin topraklarında isyanlar çıkarmak için çalışmalarına hız vermişlerdir. Osmanlı Devleti ve Almanlar, İtilaf Devletleri yönetimindeki Müslümanları isyan etmeye teşvik ederken, İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti’ndeki Hristiyanları ve Arapları isyana kışkırtmışlardır.
Bu çabalar, etkileri günümüze kadar devam eden bazı sonuçlar doğurmuştur. Örneğin Ermeniler, Sarıkamış felaketinden hemen sonra Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde hareketlenmeye başlamışlardır. 1915 yılının Şubat ayında Bitlis’te Ermeni çeteleri faaliyete geçmiş ve Mart ayında Van’da Ermenilerin isyan edeceğine dair emareler ortaya çıkmıştır. Bunun üzerine Harput, Diyarbakır ve Bitlis Seyyar Jandarma Taburları Van’a gönderilmiş fakat isyan girişimleri bastırılamamıştır. 
Ermeni çetelerinin çıkardığı olaylar, Doğu Anadolu’da harekât icra eden Ruslar tarafından da yoğun bir şekilde desteklenmiştir. Bu maksatla gösterilen çabalar, Rus ordu komutanlarının harekât planlarına kadar yansımıştır.   Ruslar, sadece Ermenileri değil, Nasturileri de isyana teşvik etmişlerdir.  Ruslar ayrıca, Sarıkamış Harekâtı devam ederken iyice sıkıştıklarından, kendilerini rahatlatabilecek bir harekât için 2 Ocak 1915’te İngilizlere başvurmuşlardır.   İngiltere ve Fransa’nın bu talebi uygun görmesi üzerine,  Osmanlı Devleti’ne karşı yeni bir cephe açılması kararlaştırılmıştır. Fakat İtilaf Devletlerinin elinde yeterli kara birliği bulunmadığından, Çanakkale Boğazı’na yönelik bir deniz harekâtı yapılması planlanmıştır. 
Buna plana uygun olarak İtilaf Devletleri gemileri, 19 Şubat 1915’ten itibaren Çanakkale Boğazı girişindeki mevzileri bombalamaya başlamıştır.  Bombardımanın ardından gemiler, 18 Mart 1915’te Çanakkale Boğazı’na girmiş fakat ağır kayıplar vererek geri çekilmek zorunda kalmışlardır.  Bunun üzerine, 25 Nisan 1915’te asıl kuvvetlerle Gelibolu Yarımadası’na ve aldatma maksadıyla tali kuvvetlerle Anadolu yakasına çıkarma yapılmıştır. Fakat çıkarma birlikleri kıyı başını tutmalarına rağmen ilerleyememiş ve çatışmalar mevzi muharebelerine dönüşmüştür.  Çanakkale harekâtı ile aynı dönemde, Basra’daki İngiliz birlikleri de ileri harekâta başlamıştır.   
Bu iki cephede yoğun çatışmaların yaşandığı Nisan ayında; Bitlis ve Van’da Ermenilerin isyan hareketi daha da şiddetlenmiştir.  Van şehri jandarma ve aşiret kuvvetleri tarafından kuşatılmasına rağmen, isyan bastırılamamıştır. Bu fırsatı değerlendiren Rus ordusu, ileri harekete geçmiş ve 11 Mayıs 1915’te Malazgirt’i, 12 Mayıs 1915’te Patnos ve Erciş’i, 16 Mayıs 1915’te ise Van’ı işgal etmiştir. Van işgal edilince, Ermeniler şehirdeki Müslüman halka büyük bir katliam yapmıştır. Bu katliam üzerine Osmanlı Hükümeti, savaş bölgesindeki Ermenilerin göç ettirilmesine karar vermiştir. 
Bir yandan Ermeni isyanlarını bastırmaya çalışan, bir yandan da birbirinden oldukça uzak bölgelerde muharebeler vermek zorunda kalan Osmanlı Devleti, ulaştırma imkânlarının kısıtlı olması sebebiyle, cepheler arasında kısa sürede kuvvet kaydıramamıştır. Bunun sonucunda, oldukça zayıf birliklerle tutulan Irak Cephesi’ndeki Şuaybiye Muharebesi’nde Osmanlı birlikleri yenilmiştir. 
14 Nisan 1915’te meydana gelen bu muharebenin ardından hızla ilerleyen İngilizler; 3 Haziran 1915’te Amarra’yı ve 25 Temmuz 1915’te Nasıriye’yi ele geçirmişlerdir.  Ele geçirilen bölge, hayati öneme sahip olan petrol yataklarını korumak için yeterli olmasına rağmen, İngiliz hükümeti bölgedeki birliklere Bağdat’ın alınması emrini vermiştir. Çünkü Batı Cephesi ve Çanakkale’de başarılı olamayan İngilizlerin, kazanılacak bir zafere ihtiyaçları vardır.  Ayrıca, İngiliz ordusu kuzeye doğru ilerlemeyi başarırsa Doğu Anadolu’daki Rus ordusu ile birleşmesi mümkün olacaktır. 
Bu emir üzerine ilerlemeye devam eden İngiliz birlikleri, 24 Kasım 1915’te Bağdat yakınlarındaki Selman-ı Pak’da yenilmiştir.  Yenilgiye uğrayan İngilizler, 3 Aralık 1915’te Kut’ül Amare’ye çekilerek burada savunma için tertiplenmiş ve Osmanlı birliklerince kuşatılmışlardır.  Böylece, İngiliz birlikleri ile Doğu Anadolu’dan güneye doğru ilerleyen Rus birliklerinin birleşmesi önlenmiştir.
İngilizler, kuşatılan birliklerinin rahatlatılması için Ruslardan İran’daki harekâtın genişletilmesini istemişlerdir. Fakat Rusya, İran’a büyük birlikler gönderememiştir. Çünkü Kafkasya’daki birliklerinin önemli bir kısmı Doğu Anadolu’daki muharebelere bağlanmış,  Doğu Avrupa’daki birlikleri ise sıkıntılı günler yaşamaktadır. Kuvvet ve alan oranının düşük olmasından yararlanan Almanlar, 2 Mayıs 1915’te başlattıkları taarruz sonucunda Rusları Galiçya’dan atmıştır.  14 Mayıs 1915’te Polonya’daki San Nehri’ne kadar ilerleyen Almanların karşısında alınan yenilgi, Rusya için felakete dönüşmüştür.  Ruslar, Almanlara lojistik kaynak bırakmamak için geri çekilirken her şeyi yaktıklarından, bundan etkilenen 3,3 milyon sivil insan Rusya’nın iç kesimlerine göç etmiştir. Bu göçmenler, Rusya’da iç huzursuzlukların başlamasına sebep olmuşlardır.  
Bu yenilginin bir sonucu da, Bulgaristan’ın İttifak Devletleri tarafında savaşa katılması olmuştur. Doğu Cephesi’nde Rusların aldığı yenilgiyi gören Bulgaristan, diğer İtilaf Devletlerinin de Çanakkale’de başarısız olması üzerine, 6 Eylül 1915’te İttifak Devletlerinin yanında savaşa katılmıştır.  Bunun ardından, Alman ve Avusturya orduları 6 Ekim 1915’te Sırbistan’a taarruz etmiştir.  14 Ekim 1915’te de Bulgarlar doğudan taarruz edince, Sırp ordusu yenilerek Arnavutluk üzerinden Adriyatik kıyılarına çekilmiştir. Sırbistan’ın işgali sonucunda, Osmanlı Devleti’nin Alman silah ve teçhizatı ile desteklenmesi kolaylaşmıştır.    
Almanlar, Sırbistan’ın işgali tamamlanınca, 1916 yılı başlarında dikkatlerini tekrar Batı Cephesi’ne çevirmişlerdir. Alman ordusu, 22 Şubat 1916’da, asıl hedef Verdun olacak şekilde, Fransızlara taarruz etmiş ve 25 Şubat 1916’da savunma sisteminin en önemli noktalarından biri olan Douaumont düşmüştür. Fakat Fransızlar Verdun’u savunmaya devam edince, çarpışmalar mevzi muharebelerine dönüşmüştür.   
Doğu Anadolu’da ise, Osmanlı ordusu savunmada kalırken Ruslar taarruzlarına devam etmişler ve ilerlemeyi başarmışlardır. Böylece, 16 Şubat 1916’da Erzurum’u  ve 17 Şubat 1916’da Muş’u işgal etmişlerdir.  Karadeniz sahil şeridinde ise 4 Mart 1916’da Pazar’a çıkarma yaparak ilçeyi ele geçirmişler ve 7 Mart 1916’da yapılan çıkarmanın ardından 8 Mart 1916’da Rize’yi işgal etmişlerdir.  18 Nisan 1916’da da Trabzon işgal edilmiş ve Ruslar 20-30 Nisan 1916 tarihleri arasında Trabzon’a iki tümen çıkarmışlardır.   
Bu başarılara rağmen Rusya, bundan sonra cephedeki askeri durumu doğrudan etkilecek olan bazı önemli gelişmeler yaşamaya başlamıştır. Çünkü Avrupa’daki askeri başarısızlık, ekonominin çökmesi, açlık ve göçlerin tetiklediği memnuniyetsizlik sonucunda iç istikrar iyice bozulmuş ve 9 Mart 1916’da Rusya’da ihtilal başlamıştır. Bunun sonucunda askeri birliklerde firarlar artmıştır.  
Osmanlı Devleti ise, İtilaf Devletleri Çanakkale Boğazı bölgesindeki askerlerini çekince buradaki birliklerin bir kısmını Irak’a , bir kısmını da Doğu ve Güneydoğu Anadolu’ya sevk etmiştir.  Bunun sonucunda Doğu Anadolu, İran ve Ortadoğu’da İtilaf Devletleri aleyhine bazı önemli gelişmeler ortaya çıkmıştır. Basra istikametinden dört kez taarruz eden İngilizler, takviye alan Osmanlı birlikleri karşısında başarılı olamamış  ve Kut’ül Amare’deki İngiliz birlikleri 29 Nisan 1916’da teslim olmuşlardır.  İran’daki Rus kuvvetleri ise, 3 Haziran 1916’da Irak’tan gönderilen Osmanlı birliklerine yenilmiş ve kuzeye doğru çekilmeye başlamışlardır.    
Ülke içinde ve cephelerde yaşanan bu olumsuz gelişmelere rağmen Rusya, Batı Cephesi’nde devam eden Verdun muharebeleri sebebiyle müttefiklerinin yükünü hafifletmeye karar vermiştir. Bu maksatla Rus ordusu, 4 Haziran 1916’da Avusturya-Macaristan ordusuna taarruz etmiş ve Avusturya-Macaristan savunması kısa süre içinde çözülmüştür.  Fakat Almanların 16-23 Haziran 1916 tarihleri arasında yaptığı karşı taarruzlar sonucunda, Rus birlikleri geri çekilmek zorunda kalmıştır.  Rusların Temmuz ayında yaptıkları karşı taarruz da başarısız olunca, Rus birliklerinde disiplin çökmüş ve Rusya’nın iç sorunları daha da artmıştır.     
Bunun üzerine İngilizler, Rusların üzerindeki baskıyı azaltmak için, 24 Haziran 1916’da Somme bölgesinde yoğun bir bombardıman başlatmıştır.  İngiliz ordusu, 1 Temmuz 1916’da taarruza geçmiş ama başarılı olamamıştır. İngilizler bu defa mahdut hedefli taarruzlara başlamış ve 14 Temmuz 1916’da Alman savunmasını yarmışlardır. Fakat ihtiyatlar muharebeye zamanında sokulamayınca, bu başarıdan faydalanamamışlardır.  15 Eylül 1916’da, Flers’e yapılan taarruz ise yoğun yağış sebebiyle başarısız olmuştur.  
Bu taarruzlar başarısız olsa da, Almanları oldukça sıkıştırmıştır. Bunun üzerine, Alman ordusunu rahatlatmak için Osmanlı ordusu harekete geçmiştir. İngilizlerin Batı Cephesi’ne sömürgelerden birlik göndermelerini önlemek için, 16 Temmuz 1916’da İkinci Kanal Harekâtı’na başlanmıştır.  Bu harekât başarısızlıkla sonuçlanınca, Osmanlı ordusu Gazze-Birüssebi hattında savunma mevzileri hazırlamaya başlamıştır.  Böylece, 1916 yılında da savaş, durağan yapısından kurtulamamıştır. 
Bununla birlikte, Ruslar Karadeniz sahil kesimi ve Doğu Anadolu’da Osmanlı ordusuna karşı yaptıkları taarruzi harekâtlarda bazı başarılar elde etmişlerdir. Rusların sahil kesiminde elde ettiği başarılar, Pontus Cemiyeti taraftarlarını cesaretlendirmiş ve 1916’da Canik (Samsun) bölgesindeki Rum çeteleri harekete geçmiştir. Öte yandan, Erzurum üzerinden ilerlemeye devam eden Rus birliklerinin teşviki ile de Tunceli’nin kuzeyindeki bazı aşiretler ayaklanmıştır. 
Hem cephe gerisindeki isyanları önlemeye çalışan, hem de Rus ordusu ile mücadele eden Osmanlı ordusu, Anadolu içlerine doğru çekilmeye devam etmek zorunda kalmıştır. Bunun sonucunda, 16 Temmuz 1916’da Bayburt düşmüş ve 3. Ordu Gümüşhane-Kelkit hattına kadar çekilmiştir.  22 Temmuz 1916’da Kelkit ve 25 Temmuz 1916’da Erzincan da düşmüştür.  Fakat çok fazla ilerleyen Rus ordusu, Diyarbakır’daki 2. Ordu’ya karşı açık yan vermiştir. Bunu değerlendiren 2. Ordu, 2 Ağustos 1916’da taarruza geçerek 6 Ağustos 1916’da Muş’u  ve 7 Ağustos 1916’da Bitlis’i geri almıştır. 
Bundan sonra Ruslar, sadece cephelerde değil ülke içinde de büyük sıkıntılarla yüz yüze gelmeye başlamışlardır. Bu nedenle Rusya, tamamen iç sorunları ile meşgul olmak zorunda kalmıştır. Çünkü 1917 yılı başında Rusya’da yeni bir devrimci dalga ortaya çıkmıştır.  23 Şubat 1917’de Petersburg’ta büyük bir işçi ayaklanması başlamış ve askerler de ayaklanmaya katılmıştır. Bunun sonucunda, 2 Mart 1917’de çarlık rejimi yıkılmış ve 3 Mart 1917’de Duma’da bir Geçici Komite kurulmuştur. Petersburg’ta bir Asker ve İşçi Sovyeti de kurulunca, Rusya’da iki hükümet ortaya çıkmıştır.  
İsviçre’de bulunan Lenin, devrim haberlerini duyunca, planladığı sosyalist devrimi gerçekleştirmek için sovyetleri kullanabileceğini düşünmüştür.  Bu sebeple, Petrograd Sovyeti’nin 14 Mart 1917’de teşkil ettiği komiteyi tek otorite olarak ilan etmesinin ardından, Nisan ayında Rusya’ya dönmüştür.   
Bu devrim hareketleri ile ilgili bilgiler, Osmanlı Devleti’ne de ulaşmıştır.  Devrimden haberdar olan Rus ordusunda disiplin çökmüş ve firarlar artmıştır. Böylece, Doğu Anadolu bölgesindeki Rus tehdidi azalmaya başlamış ve Osmanlı ordusunun dikkati Irak ve Suriye-Filistin bölgelerine yönelmiştir. 
Bu sebeple, bazı teşkilat ve görev değişiklikleri yapılmıştır. 2. Ordu Komutanı Vekili Mustafa Kemal Paşa, kurulması düşünülen Hicaz Kuvve-i Seferiyesi’ne komuta etmek üzere Halep’e gönderilmiştir. Bu ordunun kurulmasından vazgeçilince, 5 Mart 1917’de 2. Ordu Komutanlığı’na asaleten atanmıştır.  8 Mart 1917’de ise Kafkas Ordular Grubu kurulmuş ve komutanlığına Ahmet İzzet Paşa getirilmiştir.  
Bu gelişmelerin ardından İngilizler, 25 Şubat 1917’de Kut’ül Amare’yi, 11 Mart 1917’de Bağdat’ı ve 24 Nisan 1917’de Samarra’yı almışlardır.  Kut’ül Amare’nin işgalinden sonra Hemedan’a kadar ilerlemiş olan İran’daki Osmanlı birliklerine Irak’a dönmeleri emredilmiş ancak bu birlikler Bağdat düşmeden önce cepheye yetişememişlerdir.  Suriye Cephesi’nde ise İngilizler 26 Mart 1917’de Gazze-Birüssebe savunma hattındaki Türk kuvvetlerine taarruz etmişler fakat başarısız olarak geri çekilmişlerdir. 17 Nisan 1917’de aynı hatta yeniden taarruz etmişler ve yine başarısız olmuşlardır.  Fakat yaptıkları üçüncü taarruzda Bisüssebe’yi almışlar ve Türk ordusunu Kudüs’e kadar geri sürmüşlerdir.   
İngilizlerin Anadolu’daki Rus ordularına yaklaşması anlamına gelen bu başarılar, Ruslara bir fayda sağlamamıştır. Çünkü Rusya, tam bir çöküş halindedir ve bu durum cephelerdeki ordulara da yansımıştır. Bu sebeple, Doğu Anadolu’daki askeri durum Rusların aleyhine dönmeye başlamıştır. 1917 kışında 100.000 kayıp veren ve geniş bir bölgeye yayılmış olan Rus ordusunda 190.000 asker kalmıştır. İkmal personeli ile bu sayı 250.000’e çıkarılmış ama disiplin bozulduğundan Ruslar taarruz kabiliyetini kaybetmişlerdir. 
Rusların Doğu Avrupa’daki orduları da oldukça zayıflamış durumdadır. Buna rağmen hükümet, savaşa devam kararı almıştır. Bu karara uygun olarak Rus ordusu, Temmuz ayında Doğu Avrupa’da taarruza geçmiş fakat büyük bir yenilgiye uğramıştır. Bundan sonra, Rusya’dan geriye politik ve askeri bir enkaz kalmıştır. Lenin, bu durumu fırsat bilerek, Bolşevik devrimini ilan etmiş fakat hükümet askeri birlikleri de kullanarak duruma hâkim olmuştur. 
Bu başarısızlığa rağmen Bolşevikler, çalışmalarına devam etmişler ve 10 Ekim 2927’de aldıkları bir kararla 24-25 Ekim 1917 gecesi, 10-12 bin Kızıl Muhafızla Başkent’te bütün kritik yerleri ele geçirmişlerdir. Lenin, ertesi gün işçi ve köylü devriminin zaferini ilan etmiş, bir gün sonra da savaşa son verilmesini ve ilhaksız, tazminatsız ve adil bir barış yapılmasını isteyen bir bildiri yayımlamıştır.  Rusya’nın 2 Aralık 1917’de de İttifak Devletleri ile ateşkes anlaşması imzalayarak  savaştan çekilmesi, Kafkasya’nın İttifak Devletleri etkisine açılmasına sebep olacak gelişmeleri beraberinde getirmiştir.  
Bu sırada Kafkasya’daki durum da buna müsait bir hale gelmiştir. Çünkü Rusya’da meydana gelen gelişmeler, daha ilk günlerden itibaren Kafkasya’da etkisini göstermiştir. Çarlığı sona erdiren ilk devrimden sonra 17 Mart 1917’de Tiflis’te bir İşçi Temsilcileri Sovyeti, 19 Mart 1917’de Tiflis ve Bakü’de birer Asker Temsilcileri Sovyeti kurulmuştur. Geçici Hükümet ise, Çarlık rejiminin Kafkasya Genel Valiliği’ni lağvederek yerine 22 Mart 1917’de Maverai Kafkasya Özel Komitesi’ni (Özokom) kurmuştur.  
Bunun üzerine bölgedeki halklar, bir yandan kendi milli teşkilatlarını kurmaya ve bir yandan da kendilerini destekleyecek devletler aramaya başlamışlardır. Ermeniler Rusya ve İtilaf Devletlerine, Gürcüler Almanya’ya, Azerbaycan Türkleri ise Osmanlı Devleti’ne yanaşmıştır. Bununla birlikte, 26-28 Kasım 1917 günlerinde yapılan seçimlerin ardından Ermeniler, Gürcüler ve Azerbaycan Türkleri ortak bir meclis oluşturmuş ve Maverai Kafkasya Komiserliği adıyla bir yürütme organı kurmuşlardır. 
Bu uluslar; kendi idari, siyasi ve askeri yapılarını da geliştirmeye başlamışlardır. Ermeni kökenli Kafkas Orduları Komutanı Yudeniç, Ermenilerden oluşan bir ordu kurmuştur. Gürcüler de bir ordu teşkil etmiş ve 3 Aralık 1917’de Tiflis’te Gürcü Milli Meclisi’ni kurmuşlardır. Bu meclis, bir yürütme organı seçmiş ve 20 ila 40 yaşları arasındaki erkeklerin askere alınmasına karar vermiştir.   
Kafkasya’da bu gelişmeler yaşanırken, Osmanlı ordusunun karşısında hala Çarlık ordusu bulunmaktadır. Bu ordunun komuta kademesi ile 15 Aralık 1917’de Erzincan’da başlayan görüşmeler sonucunda, 18 Aralık 1917’de bir mütareke imzalanmış ve Rus ordusu Anadolu’yu boşaltmaya başlamıştır.  Bu gelişmeler üzerine Osmanlı Devleti, 16 Aralık 1917’de Kafkas Ordular Grubunu lağvetmiştir.  Bundan kısa süre sonra, Doğu Anadolu’daki Rus ordusu tamamen dağılmıştır.  

Rus Ordusu’nun Geri Çekilmesinden Sonra Meydana Gelen Gelişmeler 

Cephelerdeki Rus orduları dağılırken, Bolşevikler henüz ülkeye tam olarak hâkim olamadıklarından, Rusya hızla bir kaos içine sürüklenmiştir. Bolşevikler, Başkent’te bile iktidarlarını mutlaklaştıramamışlardır. Bunun en önemli sebeplerinden biri, Rus parlementosu Duma’dan kaynaklanan muhalefet olmuştur. Çünkü Bolşevikler, Duma’da azınlıktadır. 
Bu sebeple, Ocak 1918’de Duma’dan devrimi ve hükümet programını kabul etmesini istemişlerdir. Meclis bunu reddedince, meclisi dağıtmış ve iktidara tek başına hâkim olmuşlardır.  Fakat bu durum, ülkenin birçok yerinde isyanların ve ayrılıkçı hareketlerin ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Zaten Brest-Litovsk görüşmeleri sırasında Ukrayna, Estonya, Finlandiya, Moldova ve Letonya bağımsızlıklarını ilan etmiştir. Duma zorla dağıtılınca, Orta Asya ve Kafkasya’da da bağımsızlık hareketleri ortaya çıkmıştır.  
Bu sırada Rusya ile İttifak Devletleri arasında Brest-Litovsk’ta yapılan barış görüşmelerinden henüz bir sonuç alınamadığından; Almanlar, 18 Şubat 1918’de Doğu Avrupa’dan ileri harekete geçmişlerdir.  Doğu Anadolu’da ise, Osmanlı topraklarını boşaltan Rus askerlerinin, silah ve mühimmatlarını Ermenilere vermeye başlamaları  sebebiyle Enver Paşa, 12 Şubat 1918’de 3. Ordu Komutanı’na Erzincan istikametinde ilerlenmesini emretmiştir.  Böylece, 13 Şubat 1918’de Erzincan,  19 Şubat 1918’de Bayburt, 24 Şubat 1918’de Trabzon ve Of ele geçirilmiştir.   
Osmanlı ordusunun bu ileri harekâtı üzerine, 23 Şubat 1918’de Mavera-yı Kafkasya Seym’i ismiyle Tiflis’te faaliyete başlamış olan yasama meclisi, Osmanlı Devleti’ne barış görüşmeleri için Trabzon’da toplanmayı teklif etmiştir.  Doğu Avrupa’daki Alman taarruzlarını durduramayan Bolşevikler de aynı günlerde İttifak Devletlerine başvurarak görüşme masasına oturmuşlardır. Rusya ile yapılan görüşmeler sonucunda, 3 Mart 1918’de Brest Litovsk Anlaşması imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre; Batum, Kars ve Ardahan Osmanlı Devleti’ne verilmiştir.  
Brest Litovsk Anlaşması’nın ardından Osmanlı ordusu Batum, Kars ve Ardahan’ı ele geçirmek için derhal ileri harekâta başlamış ve 12 Mart 1918’de Erzurum’a girmiştir.  Bundan iki gün sonra, Mavera-yı Kafkasya Seym’i ile Osmanlı Devleti delegeleri arasında Trabzon’da görüşmelere başlanmış fakat bu görüşmelerden bir sonuç alınamamıştır.  
Bunun üzerine Osmanlı ordusu, ileri harekâta devam etmiştir. 25 Mart 1918’de Oltu, Adilcevaz, Malazgirt ve Varto’yu, 3 Nisan 1918’de Ardahan’ı, 8 Nisan 1918’de Van’ı ve 14 Nisan 1918’de Batum’u ele geçirmiştir.  Bu gelişmeler karşısında Mavera-yı Kafkasya Seym’i, 22 Nisan 1918 gecesi Mavera-yı Kafkasya’nın bağımsızlığını ilan etmiş ve Brest Litovsk Anlaşması’nı kabul etmiştir. Bağımsızlık kararı, 23 Nisan 1918’de bir beyanname ile duyurulmuştur. Osmanlı Devleti, 25 Nisan 1918’de bu devleti tanımıştır.  
Osmanlı ordusunun 25 Nisan 1918’de Kars’ı ve 26 Nisan 1918’de Arpaçay’a kadar olan araziyi ele geçirmesi üzerine  Mavera-yı Kafkasya Hükümeti, görüşmeler yapmak için Osmanlı Devleti’ne tekrar başvurmuştur. 11 Mayıs 1918’de, Batum’da görüşmelere başlanmış fakat bu görüşmelerden de bir sonuç alınamamıştır. 
Osmanlı ordusunun, 1877 sınırına kadar olan tüm toprakları ele geçirmesi ve Batum’da yapılan görüşmeler sırasında kendi aralarında ortaya çıkan anlaşmazlıklar, Mavera-yı Kafkasya Hükümeti’nde temsil edilen her ulusu kendi bağımsızlığını ilan etmeye sevk etmiştir. İlk olarak Gürcüler, 22 Mayıs 1918’de yaptıkları bir toplantıda bağımsızlıklarını ilan etmeye karar vermişlerdir. Bunun üzerine Almanlar, Gürcülere destek vermek için 25 Mayıs 1918’de Poti’ye 3000 kişilik askeri birlik çıkarmışlardır.  28 Mayıs 1918’de ise Gürcüler ile bir anlaşma imzalamış ve Gürcistan sınırlarının korunması için güvence vermişlerdir.
Bu sırada Azerbaycan Hükûmeti de Bolşevik ve Ermeni kuvvetlerinin Türklere ve diğer Müslüman halklara yaptıkları katliamları durdurmak için Osmanlı Devleti’nden yardım istemiştir.  Bu çağrıyı olumlu karşılayan Osmanlı Devleti, Kafkas İslam Ordusu adıyla yeni bir ordu kurmaya karar vermiştir. Ordu komutanlığına görevlendirilen Nuri Paşa, 25 Mayıs 1918’de ve ordunun teşkilinde kullanılacak olan 5. Kafkas Tümeni 9 Haziran 1918’de Gence’ye varmıştır.  
Bu gelişmeler üzerine Mavera-yı Kafkas Seym’i, 26 Mayıs 1918’de yapılan bir toplantıda kendisini feshetmiş ve Gürcü Milli Meclisi Yürütme Komitesi, Gürcistan’ın bağımsızlığını ilan etmiştir. Bunu, 28 Mayıs 1918’de Azerbaycan’ın ve 29 Mayıs 1918’de Ermenistan’ın bağımsızlık ilanları takip etmiştir. Bu üç devlet, 4 Haziran 1918’de Osmanlı Devleti ile birer anlaşma imzalamışlardır. Osmanlı Devleti, 8 Haziran 1918’de Şimali Kafkas Hükümeti ile de bir anlaşma imzalamıştır.  
Osmanlı Devleti’nin Kafkasya’daki devletlerle kendi başına yaptığı bu anlaşmalar, Almanları rahatsız etmiştir. Bu sebeple Almanlar, 8 Haziran 1918’de Osmanlı Devleti’ni Brest-litovsk Anlaşması ile belirlenen sınırlara saygı göstermeye çağırmışlardır. Ayrıca, Osmanlı Devleti’nin Kafkasya’da ilerlemesinin Türk-Alman ittifakına zarar verdiğini ve Osmanlı Devleti’nin imzaladığı anlaşmaları tanımadıklarını belirtmişlerdir. Böylece, savaşın başından beri devam eden Türk-Alman ittifakı, ilk defa kopma noktasına gelmiştir.
Almanlar, 9 Haziran 1918’de de, Osmanlı ordusunun Bakü’ye doğru ilerlemesini durdurmasını, Brest-Litovsk’ta belirlenen sınıra çekilmesini ve bütün gücüyle Kuzey İran ve Mezopotamya’daki İngilizlere yönelmesini istemişlerdir. Fakat Enver Paşa, bu talepleri reddetmiştir. Ayrıca, Almanya’nın tutumunda ısrar etmesi durumunda istifa edeceğini söylemiştir. İstifa tehdidi, Almanları temkinli davranmak zorunda bırakmış ve anlaşma zemini arayışına sokmuştur. Bu çabaların sonucunda, Tiflis’e doğru ilerleyen Osmanlı birlikleri doğuya dönmüş ve 20 Haziran 1918’de Gence’ye ulaşmıştır. 
Osmanlı ordusunun bu ileri harekâtı karşısında Rusya, Türkler Bakü’ye taarruz ederlerse bunu savaş sebebi sayacağını Almanya’ya bildirmiştir. Almanlar Rusya’ya olumsuz bir tepki göstermemişlerdir. Çünkü kendileri de Bakü petrollerini ele geçirmeyi ve Kafkasya’dan İran, Türkistan, Afganistan ve Hindistan’a giden yolu açmayı planlamaktadırlar. Ancak ellerinde bunun için yeterli kuvvet bulunmamaktadır.  
Bu sebeple Almanya, Gürcistan’daki varlığını kullanarak diplomatik manevralarla Kafkasya’daki Türk planlarını boşa çıkarmaya karar vermiştir. Bir yandan da, Bakü sorununa diplomatik çözüm bulmak üzere Rusya ile görüşmelere başlamıştır. Bu görüşmelerde Ruslar, Türk ordusunu Almanya aracılığıyla durdurmak maksadıyla, Bakü petrolleri konusunda Almanya ile uzlaşabileceklerini belirtmişlerdir.   
Tüm bu engelleme çabalarına rağmen ilerlemeye devam eden Türk birlikleri, Temmuz ayı ortalarına doğru Gence ile Bakü arasında bulunan Kurdemir’e ulaşmıştır. Bunun üzerine Almanya, 13 Temmuz 1918’de bir kez daha Osmanlı ordusunun Bakü’ye doğru ilerlemesini durdurmasını ve bütün gücüyle Suriye, Irak ve İran’daki İngilizlere karşı koymasını istemiştir. Buna göre, Kafkasya’daki Osmanlı ordusu Culfa-Tebriz yolu ile İran’a ve oradan Irak’a gönderilecektir. 
Osmanlı ordusu, Almanların bu uyarılarına aldırmamış ve Bakü’ye yönelik harekâta devam etmiştir. Bunun üzerine Almanlar, Gürcistan’daki kuvvetlerini takviye etmek için Kırım’dan bazı piyade taburlarını bölgeye nakletmişlerdir. Öte yandan Ruslarla da, Bakü’yü onlara vermeyi garanti etme karşılığında Almanya’ya petrol kaynaklarını kullanma hakkının tanınacağı bir anlaşma için görüşmelere devam etmişlerdir. 
Bu sırada Bakü’de, Nisan 1918’de yönetimi ele geçiren Bolşeviklerden ve Menşeviklerden oluşan Bakü Halk Komiserleri Sovyeti bulunmaktadır. 25 Temmuz 1918’de yapılan bir toplantıda, Osmanlı ordusuna karşı İngilizlerden destek istenmesi yönünde bir karar alınınca, Bolşevikler bu karara karşı çıkmışlar ve itirazlarından herhangi bir sonuç alamayınca Bakü Halk Komiserleri Sovyeti’nden çekilmişlerdir. Bunun üzerine, Ruslar ve Ermenilerden oluşan Sosyal Devrimcilerin denetimindeki bir koalisyon yönetimi devralmış ve Orta-Hazar Diktatörlüğü’nü ilan etmiştir.  
Orta-Hazar Diktatörlüğü’nün ilk girişimi, İran’daki İngilizleri Bakü’ye çağırmak olmuştur.    Bu çağrı üzerine, İngiliz birlikleri 4 Ağustos 1918’de Bakü’ye ulaşmıştır. Bu birlikler; üç piyade taburu, bir sahra bataryası ve bazı zırhlı araçlardan oluşmaktadır. Pesonel mevcudu ise toplam 1000 kişi kadardır. İngilizler, Bakü’ye gelir gelmez Taşnak, Sosyal Devrimci ve Menşevik güçleri de emir ve komutaları altına alarak kentin savunmasını güçlendirmeye başlamışlardır. 
İngiliz birliklerinin Bakü’ye girişi, Almanya’yı Bakü konusundaki tutumunu yeniden değerlendirmeye zorlamıştır. Bu arada Almanya ile Rusya arasında devam eden görüşmeler sonuçlanmış ve 27 Ağustos 1918’de Brest-Litovsk’a ek bir anlaşma imzalanmıştır. Bu anlaşmaya göre Rusya, Almanya’nın Gürcistan’ı tanımasına itiraz etmeyecek ve Bakü petrollerinden Almanya’ya pay verecektir. Bunun karşılığında Almanya, Gürcistan dışındaki yerlerde herhangi bir devletin harekâtına destek olmayacak ve Bakü’ye herhangi bir gücün girmesini engellemek için çaba gösterecektir. 
Bölgedeki Alman kuvvetleri Osmanlı ordusunu durdurmak veya Bakü’deki İngiliz birliklerini uzaklaştırmak için yeterli olmadığından, bu anlaşmadaki taahhütler fiiliyatta bir anlam taşımamaktadır.  Ayrıca, bölgedeki Rus orduları dağılmış ve yeni kurulan Ermeni ve Gürcü Devletlerinin orduları oldukça zayıftır.  Bakü’deki ve İran’daki İngiliz birlikleri de Osmanlı ordusuna müdahale edebilecek güçte değildir.  
Bu durumu gören İngilizler, Osmanlı ordusunun Kafkasya’dan sonraki hedefinin Türkistan olacağını düşünmüşlerdir. O sırada Türkistan’daki koşullar da böyle bir harekâta müsaittir. Taşkent’te bir Bolşevik Sovyeti şehrin yönetimine hâkim olmuş durumdadır. Buhara ve Hive’de ise, bu bölgelerin yerli halkı olan Türkler bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir. Bu Türkler Osmanlı Devleti ile ittifak kurabileceği için, İngilizler oldukça tedirgin bir şekilde gelişmeleri takip etmeye başlamışlardır. Çünkü Afganistan’ın da desteği sağlanarak buradan Hindistan’a saldırılar yapılabileceğini ve ortaya çıkacak çatışmaların etkisiyle İran ve Mezopotamya’da karışıklıklar çıkabileceğini değerlendirmektedirler. 
İngilizleri endişeye sevk eden diğer bir tehlike ise, Almanların Bolşeviklerle işbirliği içine girerek Kuzey Asya üzerinden Orta Asya’yı ele geçirmeleri ve buradan Güney Asya istikametinde taarruz etmeleri ihtimalidir. Bu sebeple, bağımsızlığını ilan eden Türkistan Hükümeti yardım isteyince, Meşhed bölgesinde bulunan General Malleson derhal Türkistan’a gönderilmiştir. Malleson’un birlikleri Türkistan’a ulaşır ulaşmaz, bölgede yaşayan Türklerin silahlı gruplarıyla birlikte Duşak, Kaakha ve Merv’de Bolşeviklerle çatışmalara tutuşmuştur.  
Bu sırada Çarlık orduları tamamen dağılmış ve bazı generaller rejime karşı harekete geçmek için Beyaz Ordu adında düzenli birlikler oluşturmaya başlamışlardır. Bolşeviklerin elindeki tek güvenilir askeri güç, 1917’de Petrograt’ta kurulan ve silahlandırılmış işçilerden oluşan Kızıl Muhafızlar’dır. Kızıl Muhafızlar bir ordu değil, bir milis birliğidir. Çünkü Marksist teori, klasik ordulara karşıdır. Fakat ortaya çıkan tehditler, düzenli bir ordu kurulmasını zorunlu hale getirmiştir.  
Bu sebeple Rusya, Ocak 1918’de Kızılordu’nun kurulmasına karar vermiş ve 22 Şubat 1918’de yayınlanan bir bildiriyle asker toplanmaya başlamıştır.  Böylece, Nisan ayında Kızılordu’nun personel mevcudu 196 bin kişiye ulaşmıştır.  Fakat İtilaf Devletleri, Kızılordu’nun hızla güçlendiğini görünce, bu orduyu dağıtmak için derhal harekete geçmişlerdir. 
İlk olarak Japonlar, Nisan 1918’de Vladivostok’a çıkarma yapmışlardır.  Mayıs ayında, Rusya’da bulunan 40.000 kişilik Çekoslovak Lejyonu, Fransa’ya giderken isyan etmiş ve Trans Sibirya demiryolunu ele geçirmiştir.  Haziran ayı sonlarında İngilizler Murmansk’a ve Ağustos başlarında İngilizler ile Fransızlar Arhangelsk’e asker çıkarmışlardır. ABD birlikleri ise, Ağustos ayında Kuzey Rusya’da İngiliz ve Fransızlara, Viladivostok’ta da Japonlara katılmıştır.  Böylece I. Dünya Savaşı süresince meydana gelen çatışmalar, en geniş sınırlarına ulaşmıştır.
Bu sırada, ABD’nin 1918 yılında İtilaf Devletlerinin yanında savaşa katılması, İtilaf ve İttifak Devletleri arasındaki güç dengesini de değiştirmeye başlamıştır. Bunun sonuçlarının Batı Cephesi’nde kendini göstermeye başladığını fark eden Almanya, çok sayıda ABD askeri Avrupa’ya gelmeden önce kesin sonuçlu bir muharebeyle İngiliz ve Fransızları etkisiz hale getirmeye karar vermiştir. 
Bu maksatla Alman ordusu, 21 Mart 1918’de Fransa’daki İngiliz birliklerine taarruz etmiş fakat İngilizler ve onlara destek birlikleri gönderen Fransızlar, Alman taarruzunu durdurmuşlardır. Bunun üzerine Almanlar, 27 Mayıs 1918’de Aisne’deki Fransız mevzilerine taarruz etmiş ve kısa sürede Paris’e 65 km mesafedeki Marne’a kadar ulaşmışlardır. Fakat bu taarruz da, ABD birlikleri ile desteklenen Fransızlar tarafından burada durdurulmuştur. Bundan sonra çok sayıda ABD askerinin katılmasıyla Almanlara karşı üstünlük sağlayan müttefikler, 8 Ağustos 1918’de karşı taarruza geçmişlerdir. Amiens önlerinde başlayan bu taarruz, Alman hatlarını yarmayı başarmıştır.  
İtilaf Devletleri, Eylül ayında Makedonya Cephesi’nde de taarruza geçmiş ve 15 Eylül 1918’de cephe yarılmıştır. Bulgaristan, İtilaf Devletleri ordularının ilerlemesini durduramayınca, 29 Eylül 1918’de ateşkes anlaşması imzalayarak savaştan çekilmiştir. 24 Ekim 1918’de ise İtalyanlar, Avusturya ordusuna taarruz etmiş ve Avusturya ordusu İtalyanlara karşı mukavemet edemeyerek çekilmeye başlamıştır. 
1918 yılının Eylül ayında, Irak’taki Osmanlı ordusu da İngiliz ordusunun baskısı altında geri çekilmektedir. Suriye’de ise İngilizler, 19 Eylül 1918’de bir baskınla sahil kesiminde cepheyi yarmışlardır.  Bunda Rus ordusunun dağılmaya başlamasının ardından ortaya çıkan fırsattan istifade etmek isteyen Enver Paşa’nın Suriye Cephesi’nden bazı birlikleri çekerek Kafkasya’ya göndermesi de etkili olmuştur. Ayrıca, Romanya’dan çekilen 15. Tümen zayıf durumdaki Suriye Cephesi yerine Kafkasya Cephesi’ne gönderilmiştir.
Bunun üzerine Almanlar da Suriye’de bulunan bazı birliklerini Gürcistan’a göndermişlerdir. Böylece, zaten zayıf durumda olan Suriye’deki Osmanlı ordusu, daha da zayıflamıştır. Cephenin yarılması üzerine geri çekilmeye başlayan zayıf Osmanlı birliklerinden geriye kalanlar, zorlukla Halep’e ulaşabilmişlerdir. Bununla birlikte, geri çekilmeyi başaran az sayıdaki Osmanlı birliği, 25 Ekim 1918’de Halep’in kuzeyinde düşman taarruzunu durdurmuştur. 
Üçlü İttifak’a mensup diğer devletlerin Avrupa’da ve Osmanlı Devleti’nin Ortadoğu’da karşı karşıya kaldığı sıkıntılı duruma rağmen, Kafkasya’daki Osmanlı ordusu savaşın bu son döneminde başarıdan başarıya koşmaktadır. 9. Ordu, 23 Ağustos 1918’de Tebriz’i ele geçirmiştir.  Kafkas İslam Ordusu 15 Eylül 1918’de Bakü’yü ve 22 Eylül 1918’de Bakü’den gönderilen bir Tümen 6 Ekim 1918’de Derbent’i ele geçirmiştir. 12 Ağustos 1918’de komutanlığına Yusuf İzzet (Met) Paşa’nın atandığı, 15. Tümen ve Dağıstan gönüllülerinden oluşan Şimali Kafkas Kolordusu ise Petrovsk’a taarruz etmeye başlamıştır.  Fakat Osmanlı Devleti 30 Ekim 1918’de Mondros Mütarekesi’ni imzalamak zorunda kalınca, bu durum Kafkasya’daki harekâtın sonunu getirmiştir.  
Mütareke imzalandığı sırada, Osmanlı birlikleri İran’ın kuzeyinden Dağıstan’a kadar çok geniş bir bölgeye yayılmış durumdadır. Sadrazam ve Harbiye Nazırı Ahmet İzzet Paşa 21 Ekim 1918’de Kafkasya ve İran’daki birliklerin geri çekilmesi emrini verdiğinden, bu emri alan bazı birlikler Anadolu topraklarına doğru çekilmeye başlamıştır. Uzak bölgelerde bulunan ve emirden haberi olmayan birlikler ise 30 Ekim 1918 tarihinde halâ muharebelere devam etmektedir.  

Sonuç

I. Dünya Savaşı’nda Doğu Anadolu ve Kafkasya’daki askerî harekât, Doğu Avrupa’daki askerî harekât ile Rusya’daki siyasi gelişmelerden doğrudan etkilenmiş ve bu gelişmeler çerçevesinde şekillenmiştir. Ayrıca Çanakkale, Batı Avrupa, Balkanlar, Irak, Suriye ve İran’daki askerî harekât ile de karşılıklı etkileşim içinde olmuştur. 
Bunun bir sonucu olarak Doğu Anadolu ve Kafkasya’daki muharebeler, birbirinden farklı özellikler taşıyan iki dönem halinde meydana gelmiştir. Bunlardan birincisi; Osmanlı Devleti’nin fiili olarak savaşa girdiği 29 Ekim 1914 tarihinden Rus ordusunun geri çekilmeye başladığı 18 Aralık 1917 tarihli Erzincan Mütarekesi’ne kadar olan dönemdir. İkincisi ise Erzincan Mütarekesi’nden 30 Ekim 1918 tarihli Mondros Mütarekesi’ne kadar olan dönemdir.
Birinci dönemdeki muharebeler, Anadolu topraklarında meydana gelmiş ve Osmanlı ordusu ile Rus ordusu araşında yaşanmıştır. Bu muharebelerde, Osmanlı Devleti ile Almanya işbirliği içinde hareket etmiş ve harekât Almanlar tarafından da desteklenmiştir. Muharebelerin başlangıçtaki hedefi, Rusları Doğu Avrupa ve Kafkasya’da iki cepheden birden sıkıştırarak kısa süre içinde savaş dışı bırakmaktır. 
Osmanlı Devleti açısından diğer hedef ise; Rus ordusunu imha ederek Türkistan ve Hindistan’a giden yolu açmaktır. Sarıkamış Harekâtı başarısızlıkla sonuçlanınca, bu hedef ertelenmiş ve derinlikte savunma yapılarak mümkün olduğu kadar çok Rus birliği bu cephede tutulmaya çalışılmıştır.
Sarıkamış Harekâtı hariç birinci dönemdeki harekât, genel olarak doğu-batı istikametinde gelişmiş ve Ruslar taarruz ederken Osmanlı ordusu birbiri gerisindeki hatlarda savunma muharebeleri icra etmiştir. Bu sayede, Rus ordusu Kafkasya’dan Doğu Avrupa’ya birlik kaydıramamış, İran harekâtına yeterli birlik tahsis edememiş, Suriye ve Irak’tan ilerleyen İngiliz birlikleri ile birleşememiştir. Bununla birlikte, muharebelerin nihai sonucunu silahlı çarpışmalar değil, Rusya’da meydana gelen iç siyasi gelirmeler belirlemiştir. Böylece Rus ordusu, hiçbir muharebeye girişmeden dağılmış ve Anadolu topraklarından çekilmiştir.
Rus ordusunun dağılmasından sonraki harekât, Rusların çekilmesinin bölgede yarattığı güç boşluğunun bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Bu güç boşluğunu doldurmak maksadıyla ileri harekâta başlayan Osmanlı ordusu; o zamana kadar kaybettiği toprakları hızla geri almıştır. Bundan sonra da, savaş süresince ilk defa sınırları dışına çıkmış ve Tebriz’den Bakü’ye ve Dağıstan’a kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. 
Bu dönemdeki muharebeler daha çok Kafkasya’da meydana gelmiştir. Muharebeler batı-doğu istikametinde gelişmiş ve Osmanlı ordusu taarruz ederken İngiliz, Gürcü ve Ermeni orduları ile Menşevik ve Bolşevik silahlı güçleri savunma muharebeleri vermişlerdir. Birinci dönemin aksine, bu dönemdeki harekât Osmanlı Devleti’nin insiyatifinde gerçekleşmiş ve yaşanan çıkar çatışmaları sebebiyle Osmanlı Devleti ile Almanya karşı karşıya gelmiştir. 
Almanya Kafkasya’yı ve özellikle de Bakü petrollerini kendi kontrolü altına almak istediği için, harekâtın durdurulmasını istemiş fakat bu isteği kabul edilmemiştir. Bunun üzerine Almanya, amaçlarına ulaşmak için Rusya ile işbirliği içine girmiştir. Osmanlı ordusunun harekâtı İngiltere için de tehdit teşkil ettiğinden, Osmanlı Devleti Kafkasya ve özellikle de Bakü için biri müttefiki olan üç büyük devletle mücadele etmek zorunda kalmıştır. 
Bu mücadelede Osmanlı Devleti’nin temel hedefi, birinci dönemde ertelemek zorunda kaldığı Kafkasya’ya hâkim olarak Türkistan ve Hindistan yolunun açılması olmuştur. Nitekim Osmanlı ordusunun elde ettiği başarılar sonucunda bu yollar açılmıştır. Fakat diğer cephelerdeki yenilgiler sebebiyle Osmanlı Devleti savaştan çekilmek zorunda kalmış ve büyük ümitlerle Kafkasya içlerine gönderilen birliklerin elde ettiği başarılardan yararlanmak mümkün olmamıştır.  
Bu sonuç, savaşın başlangıcında somut bir hedef belirlenerek elde mevcut gücün bu hedefi ele geçirmek için uygun bir strateji ile kullanılmamasından kaynaklanmıştır.  Nihai hedefin belirsizliği ve stratejik vizyondan yoksun hareket tarzları sebebiyle muharebelerin birinci döneminde, elde mevcut güç bütün cephelere dağıtılmıştır. Böylece, İran, Irak ve Suriye’deki başarı vadetmeyen harekâtlar sebebiyle Doğu Anadolu’da Rusların karşısında yeteri kadar birlik toplanamamıştır. Bu durum, Rusların Anadolu içlerine kadar ilerlemelerine sebep olmuştur. 
İkinci dönemde ise bunun tam tersine, diğer cephelerden birlikler çekilerek Kafkasya’ya gönderildiği için Suriye ve Irak Cephesi’ndeki ordular zayıflamış ve İngilizlerin taarruzları sebebiyle bu cepheler çözülmüştür. Bu durum, Kafkasya Cephesi’nde zafer kazanmak uğruna diğer cephelerdeki muharebelerin kaybedilmesine sebep olmuştur. 

 
KAYNAKÇA

        Süreli Yayınlar
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 86, Gnkur. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bşk. (ATASE) Yayını, Ankara, Nisan 1987.
        Belge No: 2048, s. 1-4.
        Belge No: 2049, s. 5-8.
        Belge No: 2050, s. 9-12.
        Belge No: 2051, s. 13-16.
        Belge No: 2052, s. 17-22.
        Belge No: 2054, s. 29-31.
        Belge No: 2061, s. 55-61.
        Belge No: 2062. s. 63-65.
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 90, Gnkur. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bşk. (ATASE) Yayını, Ankara, Eylül 1990.
        Belge No: 2228, s. 44-45.
        Belge No: 2234, s. 60-62.
        Belge No: 2235, s. 63-65.
        Belge No: 2236, s. 66-67.
        Belge No: 2237, s. 68-71.
        Belge No: 2238, s. 72-73.
        Belge No: 2239, s. 74-76.
        Belge No: 2240, s. 77-80.
        Belge No: 2241, s. 81-83.
        Belge No: 2242, s. 84-85.
        Belge No: 2243, s. 86-91.
        Belge No: 2244, s. 92-95.
        Belge No: 2245, s. 97-99.
        Belge No: 2248, 105-107.
        Belge No: 2250, s. 113-116.
        Belge No: 2251, s. 117-119.
        Belge No: 2252, s. 120-122.
        Belge No:2253, s. 123-125.
        Belge No: 2254, s. 126-127.
Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Sayı: 118, Gnkur. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bşk. (ATASE) Yayını, Ankara, Temmuz 2004.
        Belge No: 31, s. 101-106. 

Telif Eserler
        AKAD, Mehmet Tanju; 20. Yüzyıl Savaşları ve 21. Yüzyılın Başında Yakın Tarihin     Savaşlarına Bakış, Kastaş Yayınevi, İstanbul, 2011.
        AKBAY, Cemal; Birinci Dünya Harbi’nde Türk Harbi, I, Osmanlı İmparatorluğu’nun Siyasi ve Askerî Hazırlıkları ve Harbe Girişi, Gnkur. Askeri     Tarih ve Stratejik Etüt Bşk. (ATASE) Yayını,     Ankara, 1991. 
        AYDEMİR, Şevket Süreyya; Tek Adam, Mustafa Kemal, 1881-1919, I, Remzi Kitabevi, İstanbul, 1991.
AYDIN, Mithat; “Birinci Dünya Savaşında Mısır, Suriye ve Filistin Cepheleri”, (Ed:     Ümit Özdağ), 100. Yılında Birinci Dünya Savaşı, Kripto Yayınları, Ankara, 2014, s. 257-296.
    BELEN, Fahri; 20. Yüzyılda Osmanlı Devleti, Yeditepe Yayınevi, İstanbul, 2016.
    Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi (Haziran 1914-25 Nisan 1915), V/1, Gnkur. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bşk. (ATASE) Yayını, Ankara, 2012.
    Birinci Dünya Savaşı’nda Çanakkale Cephesi (Haziran 1914-25 Nisan 1915), V/2, Gnkur. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bşk. (ATASE) Yayını, Ankara, 2012, s. 8-9.
    BLACK, Jeremy; Savaş ve Dünya, Askerî Güç ve Dünyanın Kaderi, 1450-2000, (Çev:     Yeliz Özkan), İstanbul, 1998.
    CAŞIN, Mesut Hakkı; Novgorod Knezliği’nden XXI. Yüzyıla Rus İmparatorluk Stratejisi, Okumuş Adam Yayınları, İstanbul, 2006.
    CARR, E.H.; Sovyet Rusya Tarihi, Bolşevik Devrimi, III, 1917-19, (Çev: Tuncay Birkan), Metis Yayınları, İstanbul, 2015.
    CEBESOY, Ali Fuat; Millî Mücadele Hatıraları, Temel Yayınları, İstanbul,     2010.
    ÇAKMAK, Fevzi; Birinci Dünya Savaşı’nda Doğu Cephesi, Gnkur. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bşk. (ATASE) Yayını, Ankara, 2005. 
    ÇEVİK, Mehmet; “Büyük Devletlerin Doğu Anadolu ve Kuzey Irak Politikalarında Bir     Başka Unsur: Nasturiler”, Beşinci Askeri Tarih Semineri Bildirileri I, Değişen     Dünya Dengeleri İçinde Askeri ve Stratejik Açıdan Türkiye (22-23 Ekim 1995-İstanbul), Gnkur. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bşk. (ATASE) Yayını, Ankara,     1996, s. 88-100.
    FREEDMAN, Lawrence; Strateji, Bir Tarih, (Çev: Belkıs Çorakçı Dişbudak), Alfa     Basım Yayım, İstanbul, 2015.
    FROMKİN, David; Barışa Son Veren Barış, Modern Ortadoğu Nasıl Yaratıldı?, 1914-    1922, (Çev: Mehmet Harmancı), Epsilon Yayınevi, İstanbul, t.y.
    GÜLBOY, Burak; Mutlak Savaş, Birinci Dünya Savaşı’nın Kökenleri Üzerine Clausewitzyen Bir Çözümleme, Röle Akademik Yayıncılık, İstanbul, 2014. 
    Hafız Hakkı Paşa, Hafız Hakkı Paşa’nın Sarıkamış Günlüğü, (Yay: Murat Bardakçı),     Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2018.
HART, Basill Lidell; Strateji, Dolaylı Tutum, (Çev: Selma Koçak), Doruk Yayımcılık,     İstanbul, 2003.  
        …….    : Birinci Dünya Savaşı Tarihi, (Çev: Kerim Bağrıaçık), Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2016.
        İĞDEMİR, Uluğ; Atatürk’ün Yaşamı, I, 1881-1918, TTK Basımevi, Ankara, 1988. 
İNÖNÜ, İsmet; Hatıralar, (Yay. Haz: Sebahattin Selek), Bilgi Yayınevi, Ankara, 2009.
        KAYMAZ, İhsan Şerif; “Birinci Dünya Savaşı’nda Irak”, (Ed: Ümit Özdağ), 100.     Yılında Birinci Dünya Savaşı, Kripto Yayınları, Ankara, 2014, s. 245-256. 
        KEEGAN, John; Savaş Sanatı Tarihi, (Çev: Selma Koçak), Doruk Yayınları, İstanbul,     2007.
        KILIÇ, Selami; “Türk-Alman Kaynakları Işığında Sovyet İhtilali Sonrası Kafkasya”, I.     Dünya Savaşı’nda Karadeniz ve Kafkasya, Askerî, Siyasî ve Sosyal Gelişmeler,     (Ed: Mehmet Okur-Bahadır Güneş-Ülkü Köksal), Karadeniz Teknik Üniversitesi Yayınları, Trabzon, 2017, s. 173-201.
        KURAT, Akdes Nimet; Türkiye ve Rusya, XVIII. Yüzyıl Sonundan Kurtuluş Savaşı’na     Kadar Türk-Rus İlişkileri (1789-1919), TTK Basımevi, Ankara, 2011.
        KÜSMEZ, Abdullah Cüneyt; Türk İstiklal Harbi’nde Askeri Talimnamelerin Uygulanması (1918-1923), Atatürk Üniversitesi, Yayınlanmamış Doktora Tezi, Erzurum, 2016.
        NEIBERG, Michael S.; “To end all wars? A case Study of Conflict Termination İn     World War I”, U.S. Army War College Guide to National Security Issues, Volume II: National Security Policy and Strategy, (Ed: J. Boone Bartholomees,     Jr.), US Army War College, Carlisle Barracks, PA, 2012, s. 337-347.
        PARKER, Geoffrey; Cambridge Savaş Tarihi, (Çev: Füsun Tayanç-Tunç Tayanç),     Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul, 2014.
        ROBBİNS, Keith; I. Dünya Savaşı, (Çev: Müfit Günay), Dost Kitabevi, Ankara, 2005.
        ROSENBERG, Arthur; Bolşevizm Tarihi, (Çev: Levent Konca), Habitus Yayıncılık,     İstanbul, 2014.
        SANDERS, Limon von; Türkiye’de Beş Yıl, III, (Çev: Ergün Uğurlu), Cumhuriyet     Yayınları, İstanbul, 1999. 
        SARI, Mustafa; Türkiye-Kafkasya İlişkilerinde Batum (1917-1921), TTK Yayınları,     2014.
        STRACHAN, Hew; Birinci Dünya Savaşı, (Çev: Ümit Hüsrev Yolsal), Say Yayınları,     İstanbul, 2014.
        Türk İstiklal Harbi, I, Mondros Mütarekesi ve Tatbikatı, (Yay. Haz: Tevfik Bıyıklıoğlu     ve Diğerleri), Gnkur. Basımevi, Ankara, 1962. 
        UYAR, Mesut-Edward J. Erickson; Osmanlı Askerî Tarihi, Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, (Çev: Mesut Uyar), İstanbul, 2014. 
        YÜCEER, Nasır; Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı Ordusunun Azerbaycan ve Dağıstan Harekâtı, Azerbaycan ve Dağıstan’ın Bağımsızlığını Kazanması, 1918, Gnkur. Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Bşk. (ATASE) Yayını, Ankara, 2002.

Dr. Mehmet ÇANLI
Dr. Mehmet ÇANLI
Tüm Makaleler

  • 07.11.2021
  • Süre : 5 dk
  • 1818 kez okundu

Google Ads