logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

23 Nisan’ı ve Gazi Paşa’yı Anlamak

Ne olmuş da çocuklara adamış bugünü Gazi Paşa? Adamış güzel, peki neden 1929'a kadar beklemiş? Çocuklara sevgisi malum, o masum, hazır cevap çocuk aklı hoşuna gidiyor herhalde, etrafındaki aman paşam, canım paşamcılar gibi değil onlarla sohbetleri. Ama yine de insan merak ediyor, niye daha önce ilan etmemiş?

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 23.04.2022
  • Süre : 5 dk
  • 172 kez okundu

Beş duyumuzun hayatımızı nasıl etkilediğini, günlük yaşamımızda neye nasıl tepki verdiğimizden bahsetmiştim biraz "Su Yolunu Bulur" yazımda.

Okumayanlar için linkini veriyorum:

https://strasam.org/dinfelsefe/felsefe/su-yolunu-bulur-722

Günlük Yaşam Döngülerimiz:

Günlük yaşam döngüsünün düşüncelerimizi nasıl yönlendirdiğini hepimiz biliyoruz. Yaşıyoruz ne de olsa hepimiz. Ama yaşam bir birikim, düşüncelerimiz aslında sadece bize ait değil. Tabii ki, her öğrendiğimizi kendimiz analiz ediyoruz beynimizin derinliklerinde. Bu süzgeçten geçerken düşüncelerimiz farklı farklı şekilleniyor, bize öğretilenler, korkularımız, daha önce toplayıp biriktirdiğimiz çeşitli bilgiler, anılar, bazılarımız için töre, bazılarımız için toplumun dayatmaları, bazen yasaklar, bazen büyüklerimizden duyduğumuz ve doğru olarak kabullendiğimiz olaylar, bazen hurafeler mesela, bazen de genlerimizden gelen karakterimiz, duygularımız şekillendiriyor düşüncelerimizi.

Aslında çoğumuz meraklıyız, olmadık şeylere takılıyoruz, bazen kulak kabartıyoruz yanımızdaki bir sohbete, gözümüz kayıveriyor yanımızdakinin telefonuna, gelen mesaja, bencilliğimiz de devreye giriyor çoğunlukla, bir şey işimize gelmiyorsa bazen sonuna kadar karşı çıkıyoruz, inkâr bile edebiliyoruz. Hepsi önce süzgeçten geçiyor, sonra eyleme dönüşüyor.

Sonuçta bir şekilde biz biz oluyoruz yaşam döngüsünde. Dışarıdan bakılınca Ahmet amca diyoruz, iyi insandır. Hafize yenge, çok aksidir, Ebru diyoruz, çok kibirli. Hep bir yargı çevremizdeki insanlara.

Peki düşüncelerimiz gerçekte ne kadar doğru, aldığımız kararlar ne kadar tutarlı? Gerçekte ne kadar düşünüyoruz, yargılarımız ne kadar tutarlı, tam bir bilgiyle mi yargılıyoruz, yoksa sadece duyduklarımız yeterli mi oluyor bize, daha fazla irdelemeye gerek duymadan kafamızda yargılayıp kararımızı veriyoruz sanki çoğunlukla. Nereye kadar merak içindeyiz? Doğru soru nereye kadar merak etmeliyiz aslında.

İçinde yetiştiği toplum gurubunun yanlış öğretileri ile, belki de tarihten gelen hınçlarla, kaç bayramda hasta olan yöneticiler gördük, hatırlıyoruzdur çoğumuz. Halen daha türlü türlü yönetici var başta. Birçoğu kendince bir yönlendirme derdinde toplumu. Taraftarları da eksilmiyor nedense. Nasıl bu şekilde davranabiliyorlar diye anlamaya zorluyorum kendimi, içinden çıkamıyorum inanın.

Ama gelmek istediğim konu bu değil aslında.

Atatürk’ü Ben Nasıl Öğrenmiştim:

Ben nasıl öğrenmiştim diye kendime dönüyorum, ben niye bu eleştirdiklerim gibi değilim diye kendimi analiz etmeye çalışıyorum.

Sonra fark ediyorum, ben de aslında öyle derinlemesine irdelememişim daha önce sebebini. Şu anda nasılsam öyle oluvermişim sanki farkında olmadan.

Aslında sadece eğitimim, içinde büyüdüğüm toplum kesimi, ailem, özellikle öğretmenlerim böyle öğretmiş, Atatürk'e derin bir sevgi ile büyümüşüm, onun yaptıklarını, yapabildiklerini öğretmişler bana bir şekilde, aslında sevgi tohumu zamanında ekilince büyüyor, filizleniyor o tohum sende, istesen de istemesen de. Galiba ben şanslı çocukmuşum.

Aslında çocukken bayram coşkusunu hatırlıyorum, hepimize ailelerimiz bir örnek giysi alırdı 23 Nisan'da, tören için. Okuldan ayarlıyorlardı muhtemelen, ben farkında değildim gerçi, bir mağazaya gidip üstüme uygun kıyafet aldığımızı hatırlıyorum sadece.

Bir de soğuk olduğunu hatırlıyorum bayram gününün, sırada beklerken üşümüştüm. Geçit gösterisinde çekilmiş fotoğraf vardı eski albümde, abim koymuş, gururla yürürken çekmiş, tatlı bir gülümseme yüzümde.

Bunları düşünürken aklıma bir soru takıldı, merak ettim, niye Atatürk 23 Nisan'ı çocuk bayramı olarak ilan etmiş diye. İnternete baktım, YouTube'da aradım, var mı bir bilgi diye. Merak ettim işte kendimce.

Egemenlik Bayramı:

Aslında 1921 yılında, meclisin açılışının yıldönümünde kanun teklifi veriliyor, iki maddelik bir kanun, meclisin açılmasının milli bayram olarak kabul edilmesi için, her yıl kutlansın isteniyor, meclisin sorumluluğuna veriliyor takibi ikinci maddede. Mayıs ayı başında o zamanın resmî gazetesinde yayımlanıyor ve yürürlüğe giriyor. İlk milli bayramımız oluyor.

Henüz çocuk bayramı değil, meclisin açılışı, milli egemenlik bayramı.

1929 Yılında Çocuk Bayramı Kutlama Kararı Alınıyor:

1929 yılında Atatürk aynı zamanda çocuklara bayram olarak kutlanmasını öneriyor.

Atatürk çocuklara armağan etti diye biliyoruz hepimiz, üzerinde çoğumuz çok kafa yormamıştır. Dünyada çocuklara milli bayram hediye eden tek lider, çocuk bayramı kutlayan tek milletiz diye gurur duyuyoruz, o kadar.

Aslında sebebine kafa yormamak bir yana, yapılan etkinlikler bile çok tekdüze, birtakım ritüeller ile sınırlı, millet meclisi başkan koltuğuna oturan bir çocuk, eskiden başbakan koltuğuna, bugün cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan bir çocuğun verdiği standart mesajlar, bir de diğer ülkelerden gelen misafir çocuklar, hepsi bu kadar.

Zaten her ulusal ve duygusal konuyu istismar edenlerin bilerek yaptıkları yanlışlıklar sonucunda çoğumuz artık çekinerek yanaşıyor daha geniş çapta kutlamalara.

Yavaş yavaş istenilen hedefe ulaşıyor yıllardır karabasan gibi üzerimize çöreklenmiş egemen güçler, toplumu yavaş yavaş duygusuzlaştırıyorlar.

Evet, neyse, ne kadar hayıflansam da bir faydası yok. Elbet anlayamayanlar da anlayacak bir gün değerini milli bayramların, aslında anlamak istemeyenler desek, işine gelmeyenler desek daha doğru olur.

Ulus bilinci, güç dengeleri, birliktelik, birlikten güç doğması, ortak gelecek, yaşam kavgası, hepsi derin konular. Şimdi bu konulara dalarsak içinden çıkamayız.

Ne diyordum ne olmuş da çocuklara adamış bugünü Gazi Paşa? Adamış güzel, peki neden 1929'a kadar beklemiş? Çocuklara sevgisi malum, o masum, hazır cevap çocuk aklı hoşuna gidiyor herhalde, etrafındaki aman paşam, canım paşamcılar gibi değil onlarla sohbetleri. Ama yine de insan merak ediyor, niye daha önce ilan etmemiş?

İnternette bir sürü bilgi var, hepsi de ne zaman, nasıl ilan edildi bayram falan. Hatta 23 Nisan 1920 gününün astroloji haritasıyla analizini yapan bile var. Ama nedense tam olarak bayramın çocuklara adanmasının sebebini anlatana ben rastlamadım.

Aslında iyi bir gözlemciymiş Gazi Paşa. Uçurtma uçuran iki çocukla sohbeti ilgimi çekti mesela, çocuklar geleceğimiz diyor yanındakilere sohbetinden sonra çocuklardan biriyle, ama o da ne zaman tam belli değil.

Manevi kızı Ülkü desen sebep o da değil, onu yıllar sonra evlat ediniyor.

Halen daha merak içindeyim, bulamadım bir türlü bir anı, anlatan birini.

Bir an yine çocukluğum aklıma geliyor.

Çocuk Bayramı’nın Bize Vermek İstediği Mesajı Nedir?

Çocukluk anılarımda bayram sevinçlerimizi hatırlıyorum tabii ki, ama her bayram sevinirdik biz, hediyeler, el öpmeler, bayram gezmeleri, gelen hısım akrabanın çocuklarıyla yaptığımız oyunlar. 23 Nisan'ın diğer bayramlardan öyle çok büyük farkı yoktu, bugün sizin bayramınız deseler de öyle farkındalık çağlarında değildik o zamanlar. Şimdiki çocuklar bizden daha akıllı olsalar da çok farklı olduklarını düşünmüyorum.

Diyeceğim aslında Atatürk'ün mesajı biz büyüklere bence. Neler düşündü o zamanlar, aklından neler geçti, şimdilik bilmiyorum. Belki bir gün birilerinin anılarında rastlarım da, öğrenirim.

Önemli olan netice, bence ey büyükler, sahip çıkın diyor gelecek nesillere. 1929 yılında dünya çapında bir ekonomik buhran oluyor. Akıllı adammış, muhtemelen belirtilerini 1928 sonlarında gözlemlemiştir. Belki Türkiye'deki etkilerini biraz olsun azaltmayı da planlamış olabilir.

Savaş sonrası yıllar, yetim bir sürü çocuk var ortalıkta, kimsesiz birçoğu, çocuk ölümleri, hastalıkları, belki bu sorunlara dikkat çekmek istedi. Zaten 1924'lerde herhalde, çocuk esirgeme kurumu bağış topluyor kimsesiz çocuklar için 23 Nisan'da. O da vesile olmuş olabilir Atatürk'e.

Önemli değil sebebi. Önemli olan bize mesajını biz düzgün alabiliyor muyuz? Sahip çıkıyor muyuz çocuklarımıza?

Bence yeterince değil, eğitim ve öğretimde dünya sıralamasında yerimizi söylemeyeyim. Sınavlardaki başarısızlıklarımız düne kadar gündem oluyordu televizyon tartışma programlarına. Tabii gündem çabuk değişiyor, balık hafızalı bir toplum olunca da gündemden düşüyor.

Sonuç:

Gazi Paşa'yı anlamak için birazcık düşünme yeteneğimizi geliştirmemiz lazım bence, bayram yapmak güzel tabii, ama tarihte her önemli güne bir bayram koysak 365 gün yetmez, Ruslar gibi sadece eğlence vesilesi olur günler. Burada eski tip takvimler vardır, her sayfasında bilmem ne günü diye yazar. Müptelalarına kutlama için vesile sadece.

Önemli olan içselleştirmek, anlamını özümsemek bayramın. Onlar unutturmaya çalışıyorlar, biz unutturmayacağız kısır döngüsü de fayda etmiyor, sadece bir inat meselesine dönüyor o zaman. Faydasız tartışma sadece.

23 Nisan sadece bir çocuk bayramı değildir, çocuklarımıza sahip çıkmamız gerektiğini bize hatırlatan bir bayramdır.

Mesaj bu bence.

Kutlu olsun hepimize!


Google Ads