logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

Lozan Sonrası Kıbrıs Adası Ve Kıbrıslı Türkler

Lozan Konferansı sonrasında adaya gönderilen Konsolos Asaf Bey’in de girişimleriyle özellikle 1925 yılından itibaren millî bayramlar adada coşkuyla kutlanmaya gayret edilir ve cumhuriyetin kazanımlarıyla ilgili yeni bir heyecan dalgası bütün adayı sarar.

Prof.Dr. Ulvi KESER
Prof.Dr. Ulvi KESER

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 01.08.2022
  • Süre : 5 dk
  • 82 kez okundu

Millî Mücadele’nin sonuçlanmasının ardından 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması ile genç Türkiye Cumhuriyeti devleti bütün dünya tarafından tanınmıştır. Söz konusu antlaşma taraflar arasında Musul, Boğazlar, Tazminatlar gibi bazı başlıkları tam olarak çözmese ve zamana bıraksa da Türk devletinin geleceği bağlamında önemlidir ve antlaşmanın 16, 20 ve 21. maddeleri Kıbrıs’la ilgili hükümler içermektedir. 20. madde itibarıyla “Türkiye, İngiliz hükümetince 5 Kasım 1914 tarihinden ilan edilen Kıbrıs’ın İngiltere'ye katılışını tanıdığını” bildirmiştir. Bu hüküm uyarınca Türkiye Cumhuriyeti, 1878’den itibaren İngilizlerin egemenliğinde bulunan Kıbrıs adasının hukuken İngiliz toprağı olduğunu kabul etmiştir. Buna göre Kıbrıs adası “Crown Colony/Kraliyet Sömürgesi” ilan edilirken, aynı antlaşmanın 21. maddesi de Kıbrıslı Türklere bir Hakk-ı Hıyar (Seçim Hakkı) tanınmıştır.

Bu düzenleme itibarıyla, tabii olacakları uyruğu seçme hakkı kazanan Kıbrıslı Türklerin bir kısmı İngiliz uyruğunu kabul etmeyip adadan Türkiye’ye göç etmeye başlamışlardır. Türkiye’ye gelen Kıbrıslı Türkler, Mersin-İçel ve Muğla başta olmak üzere çeşitli illere yerleştirilmiştir.  Bu antlaşmanın 16, 20 ve 21. maddeleri itibarıyla Türkiye dönemin uluslararası stratejileri ve planlaması yanında büyük bir savaştan yeni çıkmış olmanın getirdiği zorlukları ve zorunlulukları dikkate alarak vahim bir hata yapmamış, son derece ihtiyatlı bir politika izlemiş ve Kıbrıs’ın İngiltere’ye ilhakını kabul etmek zorunda kalmıştır.

Türkiye bu antlaşmanın ardından adadan elini ayağını çekmiş midir? Bu soruya birkaç kısa cevap vermek yeterli olacaktır sanırım. Öncelikle Kıbrıslı Türklere verilen hakk-ı hıyar/seçim hakkıyla 6-7.000 civarında Kıbrıslı Türk Anadolu’ya nakledilmiştir. Türkiye hemen ardından Larnaka’da derhal bir şehbenderlik/Konsolosluk açarak adayı daha yakından takip etme ve sorunlara eğilme fırsatı bulmuştur. Özellikle Mehmet Remzi Okan’ın Söz ve Ahmet Raşit’in Doğru Yol gazeteleri doğrudan Türkiye tarafından desteklenmiş, 1929’dan itibaren Latin harflerine geçişle birlikte matbaada kullanılacak ilk malzemeler de bizzat Atatürk’ün emriyle Söz gazetesine gönderilmiştir. Mehmet Remzi Okan’ın kızı Bedia Okan Göreli’nin ifadesine göre daha çocuk yaşlarında bir gün babası annesine “Bugün misafirlerimiz gelecek, haberiniz olsun. Hazırlıklı olun.” demiştir ve hemen ardından Fuat Umay matbaayı ziyaret etmiştir. Bu ziyaretler Türkiye’den Çocuk Esirgeme Kurumu, Hilal-i Ahmer, Darülfunun, Türk Hava Kurumu, Darülbedayi’den önemli sanatçılar şeklinde birkaç ayda bir tekrarlanmaya devam etmiştir.  

Bedia Okan Göreli bu önemli ziyaretçilerin geliş nedenlerini “…Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin Atatürk’ün emriyle yaptığı bu yardımlar postayla gelmiyordu. Aynı şekilde bankayla da gelmiyordu. (İngiliz) hükümetinin haberi olur, bankada belli olur diye Atatürk kendisinin güvendiği kişilere 2–3 ayda bir, Atatürk vermiyor ama tahsis edilmiş muayyen bir kişiye emir veriyor ve parayı onlar getiriyordu ve onlar gerekli talimatı veriyorlardı neyse söylenecek olan. Babam da bütün sıkıntılarını o gelen şahsa anlatır ve haberi iletirdi. Bu böyle devam edemedi çünkü hükümet farkına varmış galiba. Para bankaya gelmeye başladı. Öyle olunca da paranın bir bölümünü hükümet almaya başlayınca ‘O zaman doğrudan konsoloshaneye göndermek en iyisi.’ demişler ve para konsoloshaneye gelmeye başladı…Vedia ablam ise o günlerde Ankara’daydı ve biz onunla haberleşemiyorduk ve ona durum şudur, böyledir diye haber gönderemiyorduk. Bir gün ablamdan bir mektup aldık ve bize ‘Hiç merak etmeyin amcamız bizi mirastan mahrum bırakmayacak.’ diye yazıyordu. Şifreyi biz çözdük ve anladık ki Türkiye bizi desteklemeye ve yardım etmeye devam edecektir.” diye açıklar.

Görülen odur ki Türkiye Cumhuriyeti devleti adada Söz ve Doğruyol başta olmak üzere gazeteler vasıtasıyla ulusal bilinci diri tutmak maksadıyla psikolojik harekata devam etmekte, sivil toplum örgütlerini destekleyerek, Kıbrıslı Türk öğrencileri Türkiye’de üniversite eğitimine davet ederek, Kıbrıs’taki okulları ve öğretmenleri başta bayrak olmak üzere her türlü okul ihtiyaçlarını karşılayarak, spor kulüpleri ve ulusalcı dernekleri maddi manevi destekleyerek onları yalnız bırakmamıştır.  

Lozan Konferansı sonrasında adaya gönderilen Konsolos Asaf Bey’in de girişimleriyle özellikle 1925 yılından itibaren millî bayramlar adada coşkuyla kutlanmaya gayret edilir ve cumhuriyetin kazanımlarıyla ilgili yeni bir heyecan dalgası bütün adayı sarar. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı, 19 Mayıs ve 30 Ağustos dışında 9 Eylül İzmir’in Kurtuluş Günü de Kıbrıslı Türkler tarafından büyük bir sevinç, coşku ve gururla kutlanılan günler arasındadır. Aynı yıl içerisinde Kıbrıs’ta ilk defa kutlanan Cumhuriyet Bayramı Kıbrıslı Türklerin “Yaşasın Türkiye Cumhuriyeti, Yaşasın Kemal Paşa” nidaları ve coşkulu sevinçlerine sebep olur. O dönemde İngiliz idaresinin bütün yasaklamalarına rağmen özellikle Konsolosluk tarafından gizlice temin edilen Türk bayraklarıyla bütün cadde ve sokaklar süslenir.

Lefkoşa’daki Birlik Ocağı, Türk Ocağı, Türk Dar’ülelhanı, Türk Esnaf Kulübü ve Türk Derneği ve spor kulüpleri başta olmak üzere bütün Türk kurum ve kuruluşları, ayrıca Kıbrıslı Türkler de evlerini ve dükkanlarını Atatürk resimleri ve Türk bayraklarıyla donatırlar. Bu arada Konsolosluk tarafından verilen resepsiyona katılan yabancı misyon şeflerinin de Cumhuriyet Bayramı ve Türk bayrağına saygı göstererek bayrak asmaları ayrı bir gurur kaynağı olur. Bütün bu olumlu girişimlere rağmen İngilizlerin Kıbrıslı Türkleri sindirmeye ve kısıtlamaya yönelik sistemli faaliyetlerine karşı koymaya çalışan Kıbrıslı Türkler de kendilerini yavaş yavaş göstermeye başlarlar. Öte yandan dönemin Kıbrıs Türk gazeteleri de bu kapsamda Kıbrıslı Türkleri Harf devrimi konusunda aydınlatma gayreti içerisine girerler.

Mustafa Kemal Atatürk döneminde Kıbrıs-Türkiye ilişkileri konusunda son derece önemli bir gelişme ise Hamidiye askeri öğrenci gemisinin Kıbrıs adasını ziyareti olur. Hamidiye mektep gemisinin Akdeniz limanlarını kapsayacak şekilde yeni bir gezi programı da söz konusudur. Geminin Kıbrıs’ı da kapsayan bu gezisinin en önemli özelliği Lozan Antlaşması sonrasında ilk defa Kıbrıs adasına Türk askeri gücünün çıkacak olması, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti devletinin kurulmasının ardından Girit, İskenderiye, Hayfa, Mağusa, İskenderun, Rodos ve Bodrum güzergâhında 20-22 Haziran 1938’de adaya ilk gidecek askeri gemi olmasıdır. Haziran 1938 süreci bu şekliyle her iki ülke arasında tam bir sinir savaşına da dönüşür. Tam bir güç gösterisi olarak da nitelenebilecek bir hareketle Mustafa Kemal Atatürk askeri denetlemelerde bulunmak ve halkla birlikte olmak amacıyla Mersin’e gelir. Aslında burada Fransa’ya Hatay’ın Türk yurdu olmasıyla ilgili mesajın yanında İngiltere’ye de Kıbrıslı Türklerin gözden çıkarılmadığı mesajı çok net verilecektir.

Özellikle Lozan Konferansı sonrasında İngiliz idaresinin de baskılarıyla adadan göç etmek zorunda kalan Kıbrıslı Türkler nedeniyle adada nüfus ve toprak üstünlüğünü kaybeden Kıbrıslı Türkler gelenek ve göreneklerini korumasını bilmelerinin yanında kurdukları eğitim köprüsü vasıtasıyla Türkiye’ye gönderdikleri gençlerle kültürel bağlarını güçlendirmişler, özellikle öğretmenler aracılığıyla cumhuriyet kazanımlarının uygulanmasında titiz davranmışlardır.

Örneğin Türkiye’deki Millet Mekteplerine uygun olarak Kıbrıs’ta da Kıbrıslı Türkler için Gece Mektepleri devreye girer ve okuma yazma bilmeyen insanlarla yeni alfabeyi öğrenmek isteyenlere burada eğitim verilmek suretiyle yetiştirilmeleri sağlanır. Aynı şekilde Türkiye’deki gelişmeler özellikle Kıbrıs’taki eğitim hayatına ve sosyal hayata da yansır. Örneğin Viktorya İslam İnas Sanayi Mektebi’nin 1923 sonrasındaki programında “…Türkiye’de gerçekleştirilen reformlara ayak uydurabilmek amacıyla orada öğretilen halıcılık, tel üstüne ince hesap işi, Antep işi, resim, müzik, piyano, solfej dersleri ve teknik veya el becerisi gerektiren diğer el sanatları, ayrıca beden eğitimi, ritmik danslar, jimnastik, basketbol, tenis, izcilik, tiyatro da” öğretilmeye başlanır.

Bir yandan Türkiye’den gazete, dergi ve ders kitapları getirtilmeye çalışılırken bir yandan da kazanımlar Kıbrıs Türk toplumu tarafından çok yakından izlenmekte, takip edilmekte ve heyecanla uygulanmaya çalışılmaktadır. Kıbrıslı Türkler, Hakikat gazetesinin Mustafa Kemal’in “Türk milleti asırlardan beri hür ve müstakil yaşamış ve istiklali yaşamak için şart saymış bir kavmin kahraman evlatlarından ibarettir. Bu millet istiklalsiz yaşamamıştır, yaşayamaz ve yaşamayacaktır.” sözlerine cevaben 14 Temmuz 1923’te belirttiği üzere “Türk milleti zelilane can vermektense harp meydanında ölmeği tercih eder.” ve anavatan kabul ettikleri Türkiye’nin izinden gitmekte bir an bile tereddüt göstermezler. Atatürk’ün de 1937’de belirttiği üzere düşman eline geçtiğinde “vatanın karnına saplanmış bir hançer gibi “görünen, Akdeniz’in ortasında bütün dünyaya açılma imkânı veren Kıbrıs adasının Türkiye ve diğer ülkeler için stratejik önemi yadsınamaz.

 


Google Ads