logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

Montrö boğazlar sözleşmesi neden önemlidir?

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’nin ikinci tapu belgesidir!

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, “Türk Boğazları” Çanakkale Boğazı, Marmara Denizi ve İstanbul (Karadeniz) Boğazı olarak kabul etmiş, yalnızca İstanbul Boğazı’ndan geçişleri değil, aynı zamanda deniz trafiğini düzenleyerek Ege Denizi ile Karadeniz arasındaki deniz ulaşımına ilişkin hukuki düzenlemeyi kapsamıştır. Türkiye’ye, İstanbul ve Çanakkale Boğazları üzerinde tam kontrol ve savaş gemilerinin geçiş rejimini düzenleme hakkı vermiş, barış zamanı sivil gemilerin özgürce geçişini garanti altına almış ve milli çıkarlarını koruma garantisi vermiştir. Karadeniz’e kıyısı olan ülkelere bazı üstünlükler sağlamış, Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelere ait savaş gemilerinin geçişini sınırlamış ve Boğazların yönetimi Türkiye Cumhuriyeti’ne bırakılmıştır.

Mustafa Kemal ATATÜRK; “Bugün bayram günüdür, çünkü Lozan Montrö’de taçlandırılmıştır.” Çünkü Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Lozan Barış Antlaşması gibi Türkiye Cumhuriyeti’ne çok büyük ayrıcalık ve haklar tanımış, bir denge rejimi oluşturmuş ve egemenliği Montrö ile bütünlenmiştir. Bu nedenle bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da “tapu belgesi” hükmünde olan Lozan ve Montrö belgeleri varlığını koruyacak ve vazgeçilmez nitelikte olacaktır. Bugün, Türkiye için ne kadar önemli olduğu bir kez daha belgelenmiştir.

Boğazlar Montrö Sözleşmesine giden süreçte, 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Antlaşması’nda, Boğazların yönetimi başkanı Türk olan bir Boğazlar Komisyonu’na bırakılmış ve Sevr’de Boğazlar Komisyonu’na verilen geniş yetkiler kaldırılmıştır. Barış ve savaş zamanında ticaret gemileri, savaş gemileri ve uçaklar için geçiş serbestliği kabul edilmiştir. Barışta, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin savaş gemilerine tonaj sınırı konulmuş ve geçiş güvenliği için Boğazların her iki kıyısında 20 km. uzaklıktan geçen çizgiye kadar asker bulundurmak yasaklanmıştır. Boğazlardan geçecek yabancı gemilerin kontrolü “Boğazlar Komisyonuna” devredilmiş ve Boğazlar Bölgesi “Askersizleştirilerek” kontrolü Milletler Cemiyeti’ne bırakılmıştır. Boğazların askerden arındırılması ve Boğazlar Komisyonu kurulması Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliği kısmen sınırlandırılmıştır. Ancak, Milletler Cemiyeti’nin İtalya ve Japonya’nın mütecaviz davranışları karşısında etkisiz kalması Türkiye açısından şartları ve koşulları değiştirmiştir. Bu bağlamda Türkiye, 1933 yılında Londra Silahsızlanma Konferansı’na, Nisan 1935’te Milliyetler Cemiyeti Konseyi’ne ve Eylül 1935’te Milliyetler Cemiyeti Genel Kurulu’na başvurarak Lozan Boğazlar Sözleşmesi’nin değiştirilmesini istemiştir. Bu amaçla, 11 Nisan 1936 tarihinde sözleşmenin imzacı ülkeleri İngiltere, Fransa, İtalya, Japonya, Bulgaristan, Yunanistan ve Romanya ile Lozan’a katılan ancak anlaşmayı onaylamayan Sovyetler Birliği ile Yugoslavya’ya birer muhtıra vererek yeni bir Boğazlar rejimi için konferans toplanmasını talep etmiştir. Türkiye’nin tezi, Uluslararası hukukun temel ilkesi olan “koşullar değişmiştir” kuralına dayanarak Boğazlar sorunun yeniden müzakere edilmesinin önünü açmıştır. Boğazların statüsünde değişiklik teklifine, Sovyetler Birliği ile yaptığı saldırmazlık antlaşması uyarınca desteği alınmış ve İngiliz Dışişleri Bakanlığı, 23 Temmuz 1936 tarihinde; "Türkiye'nin Boğazlar Sözleşmesi'nin değiştirilmesi ile ilgili isteği haklı kabul edilmektedir." Görüşünü belirtmiştir. Boğazların statüsü ve gemilerin geçiş rejimi ile ilgili Türkiye'nin girişimi Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin diğer akitleri tarafından da kabul edilince 22 Haziran 1936 tarihinde İsviçre-Montreux’de “Montrö Boğazlar Konferansı” toplanmıştır.

Türkiye’yi Dışişleri Bakanı Dr.Tevfik Rüştü Aras başkanlığında Londra Büyükelçisi Fethi Okyar, Paris Büyükelçisi Suat Davaz, Dışişleri Genel Sekreteri Numan Menemencioğlu, Genelkurmay 2’nci Başkanı Korgeneral Asım Gündüz ve Milletler Cemiyeti temsilcisi Necmettin Sadak’tan oluşan heyet temsil etmiştir. İki ay süren konferans sonucunda 20 Temmuz 1936 tarihinde Bulgaristan, Fransa, İngiltere, Avustralya, Yunanistan, Japonya, Romanya, Sovyetler Birliği, Yugoslavya ve Türkiye tarafından 29 madde, 4 ek ve 1 protokolden oluşan Montrö Boğazlar Sözleşmesi imzalanmıştır. 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan itibaren 162 yıl devam eden “Boğazlar Sorunu” ulusal çıkarlara uygun olarak çözülmüştür.

Türkiye doğru bir zamanlama ve çok yönlü diplomatik bir manevra ile Boğazlar üzerindeki egemenlik kısıtlamasını kaldırmış, ticaret gemileri için geçiş serbestîsi bir kez daha teyit edilmiştir. Savaş gemilerinin geçişi ise Türkiye ve Karadeniz’e kıyıdaş ülkelerin güvenlikleri doğrultusunda yeniden düzenlenmiştir. Türkiye, kısıtlanmış haklarını almış ve boğazlar bölgesinin egemenliğini ele geçirmiştir. Bu sözleşme, 24 Temmuz 1923 tarihinde Lozan Antlaşması ile birlikte imzalanan Boğazlar Sözleşmesi’nin yerine geçmiştir. ATATÜRK, 1 Kasım 1936 tarihinde, TBMM’nin yeni dönem açılışı konuşmasında “Boğazlar, artık tamamıyla Türk hâkimiyeti idaresinde” demiştir. Bu sözleşmenin 9 Kasım 1936 tarihinde yürürlüğe girmesi ile Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun görevi sona ermiş ve 11 Kasım 1936 tarihinde Milletler Cemiyeti Sözleşme Serisi'ne kaydedilmiştir.

“Montrö Boğazlar Sözleşmesi “,5 Ağustos 1936 tarihinde onaylanan kanun ile “Ticari Gemilerin Geçiş Rejimi ile Savaş Gemilerinin Tâbi Olacağı Yaptırımlar ve Geçiş Rejimi” düzenlenmiştir.

Barış Zamanında Ticari Gemilerin Geçiş Rejimi; gündüz ve gece, bayrak ve yük ne olursa olsun hiçbir işlem (sağlık denetimi hariç) olmaksızın Boğazlardan geçiş ve gidiş-geliş ulaşım özgürlüğünden yararlanacaklardır.

Türkiye, Savaş zamanında savaşan değil ise bayrak ve yük ne olursa olsun Boğazlardan geçiş ve gidiş-geliş ulaşım özgürlüğünden yararlanacaklar, kılavuzluk ve römorkörcülük isteğe bağlı kalacaktır.

Türkiye, Savaş zamanında savaşta ise savaşta olan bir ülke ile bağlantısı olmayan ticaret gemileri, düşmana hiçbir biçimde yardım etmemek koşuluyla Boğazlarda geçiş ve gidiş-geliş ulaşım özgürlüğünden yararlanacaklardır. Gemiler, Boğazlara gündüz girecek ve geçiş her seferinde Türk makamlarınca gösterilen yoldan yapılacaktır. Türkiye'nin kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi ve tehdidi hissetmesi durumunda, Boğazlardan geçiş ve gidiş-geliş ulaşım özgürlüğünden aynı şekilde yararlanacaklar, Kılavuzluk zorunlu kılınabilecek; fakat ücrete bağlı olmayacaktır.

“Savaş Gemilerinin Tâbi Olacağı Yaptırımlar ve Geçiş Rejimi”; Barış Zamanı, Karadeniz’de kıyısı bulunmayan devletlerin büyük savaş gemileri, denizaltıları ve uçak gemileri Boğazlardan geçemeyecektir. Karadeniz'e kıyısı olan devletlerin savaş gemileri ve denizaltıları, gündüz ve su üstünden gitmeleri koşulu ile Boğazlardan birer birer ve yanlarında en çok iki torpido ile geçebilecektir. Başka yerde yaptırdıkları veya satın aldıkları denizaltı gemilerini Türkiye'ye zamanında haber verilmesi şartıyla Boğazlardan geçirme hakkına sahip olacaklardır. Savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesi için Türk Hükümeti’ne ön bildirimde bulunulacaktır. Karadeniz’e kıyısı bulunan devletlerin ön bildirim süresi 8 gün ve kıyısı olmayan devletler için bu süre 15 gün olacaktır.

Boğazlardan geçişte bulunabilecek bütün yabancı deniz kuvvetlerinin toplam tonajı 15.000 tonu aşmayacak ve toplam 9 gemiden fazla gemi bulundurulmayacaktır. Boğazlardan transit geçen savaş gemileri taşıdıkları uçakları kullanamayacak ve bu gemiler gerekli süreden fazla Boğazlarda kalmayacaktır.

Karadeniz'de kıyısı bulunmayan devletlerin toplam tonajı 30 bin tonu ve zorunlu hallerde 45 bin tonu aşamayacaktır. Bu amaçla, kıyıdaş her devlet Türk Hükûmetine her yılın 1 Ocak ve 1 Temmuz tarihlerinde, Karadeniz'deki donanmasının toplam tonajını bildirecek ve bu bilgiyi kıyıdaş olmayan diğer devletlerle Milletler Cemiyeti nezdinde paylaşılacaktır.

Karadeniz kıyıdaşı olmayan bir ya da birkaç devlet, insancıl bir amaçla deniz kuvvetleri göndermek isterlerse, bu kuvvetin toplam tonajı 8.000 tonu aşamayacaktır. Karadeniz’de kıyısı bulunmayan devletlerin savaş gemileri 21 günden fazla kalamayacaktır. Savaş Zamanı; savaşan ülkelerin savaş gemileri Boğazlardan geçemeyecektir. Türkiye savaşan ise savaş gemilerinin geçişi konusunda Türk Hükûmeti tümüyle dilediği gibi davranabilecektir. Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi ve tehdidi karsısında savaş durumu geçiş rejimini uygulamaya başlayacak, ancak Milletler Cemiyeti Konseyi aldığı önlemleri 3'te 2 çoğunlukla haklı bulmazsa bu önlemlerini geri almak zorunda kalacaktır.

Genel Hükümler; Sivil hava araçları, 3 gün önceden bildirim yaparak kendilerine gösterilen hava yollarını kullanacak ve askeri uçakların Boğazlardan geçip geçmemesine izin verme yetkisi Türkiye’ye ait olacaktır. Boğaz geçişlerinde; “sağlık kontrolü”, “fenerler”, “şamandıralar” ve “kurtarma hizmeti” için vergi ve harç alacaktır. Boğazlar, kayıtsız şartsız Türkiye’ye bırakılacak ve tahkimat yapmak hakkı tanınacaktır. Savaş gemilerinin Boğazlardan geçişine ilişkin her hükmünün yürütülmesinden sorumlu olacaktır. Sözleşmedeki hükümleri uygulayan ve denetleyen taraf Türkiye olması nedeni ile Boğazlarda yeniden asker bulundurabilecek ve Uluslararası Komisyonu’nun yetkileri tamamen kendisinde olacaktır. Bu sözleşme ile tam olarak Boğazlarda “Türk Kilidi” oluşturulmuş ve Boğazlarda “mutlak egemenlik” kurulmuştur.

Uluslararası boğazların hiçbirinde Montrö’den Türkiye’ye verilen nitelikte yetkiler kıyı devletine verilmemiştir. Onun için Montrö ortadan kalktığı takdirde, Türkiye Boğazlardaki mutlak egemenliğini kaybedecek, büyük ve ciddi bir milli güvenlik sorunu yaratacaktır. Çünkü herhangi bir sıcak ve soğuk savaş tehlikesi durumunda Türkiye, Boğazlara ve Karadeniz’e girecek savaş ve uçak gemilerini, denizaltıları engelleyerek kendi güvenliğini sağlayamayacaktır. Savaş durumunda savaşan devletlerin Boğazlardan geçip Karadeniz’e girmelerine hiçbir engel kalmayacak ve büyük baskılar nedeniyle tarafsızlığını koruyamayacaktır.

Sözleşmenin 28’inci maddesine göre yürürlük süresi 20 yıl, ancak sözleşmenin 1’inci maddesinde geçiş ve gidiş-geliş ulaşım özgürlüğü ilkesinin sonsuz bir süresi olmuştur. Boğazlardan geçiş ve ulaşım serbestliği ilkesinin uygulama süresinin sonsuz olduğu düzenlemeler ile kayıt altına alınmıştır. Geçiş esnasında zararsız geçiş veya transit geçiş rejimlerinden hangisinin uygulanacağı ise üzerinde bir uzlaşıya varılmadığı takdirde belirsizliğini koruyacaktır. Ancak her koşulda egemen devlet olarak Türkiye’nin zabıta ve yargı yetkisi ile geçişin zararsız olmasını isteme ve geçiş trafiğini düzenleme yetkisi mevcut olacaktır. Ancak bu düzenleme Karadeniz’in açık deniz alanlarında kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemilerinin sahip olacağı serbestîleri içermeyecektir. Çünkü Montrö Boğazlar Sözleşmesi, serbest geçiş rejimini düzenlediği gibi savaş gemilerinin Karadeniz’de bulunabilecekleri süre ve tonaj miktarını düzenleyerek kıyıdaş ülkelerin ve Türkiye’nin güvenlik kaygılarını dikkate almıştır.

20 Temmuz 1956 tarihinde sözleşmenin süresi bitmesine rağmen iptal sürecinin başlayabilmesi için imzacı devletlerden birinin sözleşmede yer aldığı şekliyle fesih beyanını depoziter devlet olan Fransa’ya bildirmesi gerekmektedir. II. Dünya Savaşı süresince ve sonrasında ABD, İngiltere ve SSCB arasında sözleşmenin feshi veya değiştirilmesi konusunu gündeme getirmesine rağmen bu süreç hiç işletilmemiştir.

Bugün imzacı devletlerden birinin bu süreci başlatması durumunda; sözleşme talebin yapıldığı tarihten başlamak üzere 2 yıl daha yürürlükte kalacak ve sürenin sonunda iptal edilecektir. Sözleşmenin yeniden yapılması için imzacı devletler bir araya gelecek, ancak yeni bir sözleşme yapılamaması durumunda Lozan Antlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin soyut ilkeleri ve sahip olduğu hakları doğrultusunda geçerliliğini sürdürecektir. Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ndeki yabancı savaş gemilerinin Karadeniz’de tabi olduğu kısıtlamalar Rusya açısından çok önemli olmuş, başta ABD olmak üzere diğer NATO üyesi ülkelerin savaş gemileri tehlike yaratmamıştır. Türkiye’nin “Karadeniz sorunları kıyıdaş ülkeler arasında çözülmeli, dışarıdan müdahale olmamalı” politikası sorun yaşanmamasında etkili olmuştur.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile gemilerin Boğazlardan “geçiş ve ulaşım serbestîsi” ilkesi esası ortaya konulmuştur. Savaş gemilerinin barışta ve savaşta geçiş rejimi, Karadeniz’de kıyısı bulunan devletler ile bulunmayanlara göre değişiklik göstermek üzere düzenlenerek tonaj, zaman ve geçiş kısıtlaması gibi çeşitli sınırlamalara tâbi tutulmuştur. Sözleşmenin en hassas ve önemli bölümü savaş gemilerine dair hükümlerle ilgili olmuştur. Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Boğazlardan geçişi ve gemilerin ulaşımını Türkiye’nin ve Karadeniz’e kıyıdaş devletlerin güvenliğini koruyacak biçimde düzenlenmiştir.

Savaş gemilerinin barış zamanındaki geçişleri, sınıflarına bağlı olarak değişmiştir. Bu gemiler dışındaki gemiler açısından ise Karadeniz’e kıyıdaş olan ve olmayan arasında bir ayırıma gidilmiştir. Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin uçak gemilerinin, savaş gemilerinin ve denizaltılarının Boğazlardan geçmesi yasaklanmıştır. Türk Boğazları, siyasi, ekonomik ve stratejik bir öneme sahip olup, Lozan Sözleşmesi’yle Türkiye’nin egemen ve bağımsız bir devlet olduğu tanınmakla birlikte Boğazlar üzerinde tam egemen ve yetki sahibi olması, ancak Montrö Sözleşmesi’nin onaylanması ile sağlanabilmiştir.

Türk Boğazları enerji güzergâhları üzerinde bulunduğu için ABD, Karadeniz’de etkin olmak için çok kez alternatif yollar denemiş ve sözleşme değişik senaryolar içinde eritmek ve değiştirmek istemiştir. ABD’nin Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin Karadeniz’e kıyıdaş olmayan devletlerin savaş gemilerine getirdiği kısıtlamalardan memnun olmadığı için 1982 Uluslararası Deniz Hukuku Sözleşmesi’nin getirdiği “transit geçiş Rejimi”nin serbestliğini kullanmayı ve Karadeniz’de uçak gemileri ile nükleer denizaltıları da dahil olmak üzere hiçbir sınırlamaya tâbi olmadan devamlı olarak konuşlanmayı ve bölgedeki nüfuzunu artırmak istemektedir. Montrö Sözleşmesi’ne göre boğazlardan geçişinin hukuken mümkün olmayacaktır. Çünkü Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışılması durumunda Türkiye’nin güvenliği ve Boğazlar üzerindeki egemenliği açısından kazanımları tartışılır hâle gelebilecektir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Türkiye’nin güvenliği için vazgeçilmezdir. Çünkü Karadeniz’e kıyısı olan devletler ve Türkiye’nin güvenliği ile Karadeniz’e kıyısı olmayan devletlerin çıkarlarını koruyan “üçlü denge” sözleşmenin ortadan kalkması ile Rusya, Karadeniz’de daha egemen olabilecektir. Karadeniz kapalı bir deniz olması ve hiçbir yere geçit vermemesi nedeniyle buradaki devletlerin güvenliğini önemli ölçüde etkileyecektir.

ABD, Montrö’den hiç memnun olmamış, her denize girebilmiş, ancak bir tek Karadeniz’e giremediği için değişmesini istemiştir. Montrö Sözleşmesi ile Amerika Birleşik Devletleri gibi Karadeniz'e kıyısı olmayan ülkelerin savaş gemilerine ön bildirim şartı, kalış süresi şartı, tonaj şartı olması, yüklerle ve silahlarla sınırlı bir süreliğine girebilmesi, en önemlisi denizaltılarını ve uçak gemilerini Karadeniz’e sokamıyor olması sıkıntı yaratmıştır.

Montrö için Lozan’ın ayrılmaz parçası olup, eğer onun şartları değişirse Türkiye’nin egemenliği çok zedelenecektir. Boğazlar Komisyonu’nu kaldıran, Boğazların yönetimin Türkiye’ye veren ve Boğazlara Türk askerinin girmesini sağlayan Montrö Boğazlar Sözleşmesi, Boğazlarda tam anlamıyla Türk egemenliği sağlamıştır. Savaş zamanlarında savaşan tarafların savaş gemilerine, barış zamanlarında ise Karadeniz’e kıyısı olmayan ülkelerin büyük savaş gemilerine, uçak gemilerine ve denizaltılarına Boğazları ve Karadeniz’i kapatmıştır. Böylece Montrö, ABD gibi ülkelerin donanmalarına Karadeniz’e kapılarını kilitlemiştir.

Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin tartışılması Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki 86 yıllık “Tam egemenliğini” yok edecek ve Karadeniz bir ABD egemenliği yaratılmasına yol açabilecektir. Aynı zamanda bu konun tartışılması Türkiye Cumhuriyeti’nin “Toprak bütünlüğü” ve “Bağımsızlığını” tartışmaya yol açılmasına neden olacaktır. 

Sonuç olarak Montrö Boğazlar Sözleşmesi, ticari gemiler ile savaş gemileri ve savaş gemilerinin kendi içinde, Karadeniz’e kıyısı olan devletlerle olmayan devletlerarasında, savaş zamanı ile barış ve savaş tehlikesi durumları arasında ayrım yaparak geçiş rejimini detaylı olarak düzenlemiştir. Ticaret gemileri için geçiş serbestîsi ilkesi benimsenirken, savaş gemileri için birtakım sınırlamalar getirmiştir. Sadece boğazlardan geçişi değil, Karadeniz’e kıyısı olmayan devletler için Karadeniz’de kalışı süre ve tonaj bakımından sınırlamıştır. Bu kapsamda, Boğazlardan geçişi düzenleyen Montrö Boğazlar Sözleşmesi’ne aykırı olmayacak ve varlığının tartışılmasına yol açmayacak bir hassasiyet içinde hareket edilmesi gerekecektir.

Bugün yaşadığımız Ukrayna ve Rusya Federasyon arasındaki savaşta “Tarafsızlığın” güvencesi ve “Türkiye’nin Güvenliğidir.”

Kaynakça;

Atatürk Ansiklopedisi, Montrö Boğazlar Sözleşmesi (22 Haziran-20 Temmuz 1936).

Resmi Gazete, 5 Ağustos 1936, Sayı; 3374.

Rıza Türmen, “Kanal İstanbul ve Montrö Sözleşmesi” t 24.com.tr., 18 Aralık 2019.

Sinan Meydan, “Boğazdaki Türk Kilidi; Montrö Sözleşmesi”, 30 Aralık 2019.

Sinan Meydan, “5 soruda Montrö”, 12 Nisan 2021.

Yüksel Oğuz, “Montreux’den Günümüze Türk Boğazları”, Ankara, 2007.

 


Google Ads