logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

Mustafa Kemal Paşa'ya başkomutanlık unvanı verilmesi

5 Ağustos 1921 tarihi Kurtuluş Savaşının önemli tarihlerinden birisidir.

Serbest Yazar Eşref ÖZDEMİR
Serbest Yazar Eşref ÖZDEMİR

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 16.10.2021
  • Süre : 2 dk
  • 754 kez okundu

5 Ağustos 1921 Başkomutanlık Unvanı Verilmesi:

5 Ağustos 1921 tarihi Kurtuluş Savaşının önemli tarihlerinden birisidir. Bu tarihte, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Mustafa Kemal Paşaya Başkomutanlık unvanını, Meclis adına yetkilerin kullanacak şekilde vermiştir. Bu konu genellikle Mustafa Kemal Paşa’ya Gazi ve Mareşal unvanı verilmesi konusuyla karıştırılır. Hem ayırt edici olması bakımından hem de hangi koşullarda altında bu kararın alındığını kısaca açıklamaya çalışacağım.

Merak edip, konuyla ilgili Meclis görüşmelerinin yapıldığı, 4 ve 5 Ağustos 1921 tarihli gizli Meclis oturumlarının zabıtlarını TBMM sitesinden buldum ve okudum. Meclis zabıtları, konuşulanların kelimesi kelimesine kayda geçirildiği tutanaklardır. Yani bu zabıtlardan, iki gün içerisinde hangi görüşmelerin yapıldığını, kimlerin konuştuğunu, ne söylediğini okuyabilirsiniz.

Öncelikle 4 Ağustos 1921 tarihindeki askeri durumu özetleyelim. Meclis açıldıktan sonra Yunanlılarla ilk askeri temaslar 1921’in Ocak ve Mart aylarında 1. ve 2. İnönü muharebelerinde yaşanmıştır. Elde edilen kısmi başarının sürdürülmesi maksadıyla; Afyon istikametinde taarruz eden Türk kuvvetleri, Nisan ayındaki Aslıhanlar ve Dumlupınar muharebelerinde istenen sonucu elde edememiştir. Toparlanan Yunan Ordusu, 10 Temmuz 1921 tarihinde, Eskişehir-Kütahya-Afyon hattında geniş cepheli bir taarruzî harekata girişmiştir. Yunan Ordusunun taarruzu başarılı olup, cephede durum kötüleşince, Mustafa Kemal Paşa cepheye hareket etmiştir. Paşa, Türk Ordusunun imha edilmesine engel olmak ve daha da kötü bir duruma düşülmesini engellemek maksadıyla, stratejik bir karar alarak, 18 Temmuz 1921 tarihinde, Türk Ordusunun Sakarya nehrinin doğusuna çekilmesi emrini vermiştir. O esnada Türk Ordusunun Genelkurmay Başkanı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanı ise İsmet Paşaydı. Gelinen noktada; Yunan Ordusunun ileri harekatına devam edeceği ve Türk Ordusunu kesin sonuçlu bir muharebeye zorlayacağı muhakkaktı. İşte bu şartlarda askeri olduğu kadar siyaseten de bir karar verilmesi, olağanüstü durumlar için olağanüstü tedbirler alınması gerekiyordu. Cephe Komutanlığı ve Savunma Bakanlığının söylemleri farklılaşınca, askerlerin terminolojisiyle emir komuta birliği denilen prensibin sıkı ve somut bir şekilde uygulanması zorunluluğu ortaya çıkmıştı. Meclis, Temsil Heyeti, Savunma Bakanlığı, Cephe Komutanlığı gibi güç odağı ve karar verici durumundaki farklı kurumsal yapıların yanında, Mustafa Kemal Paşanın karizmatik ve önder kişiliği de vardı ve bu durum olağanüstü koşullarda hızlı ve çabuk karar almayı güçleştiriyordu.

4 Ağustos 1921 tarihli gizli celse kayıtlarının gündem maddeleri arasında Başkomutanlık ihdası ile ilgili bir madde vardır. Ancak bu madde vaziyeti askeriye ve Maliye başlıklarıyla aynı gündem maddesi içinde ele alınmıştır. Sebebi tutanakları okuyunca anlaşılıyor. Konuşma detaylarından Yunan Ordusunun taarruzu ile başlayan ve Türk Ordusunu geri bir harekata zorlayan Kütahya Eskişehir muharebelerinin sonuçlarının Mecliste sorgulandığını anlıyoruz. Meclis tarafından cepheye bir heyet gönderilmiş ve zabıtlarda bu heyetin gözlemlerine ilişkin konuşmalar bulunmaktadır. Cephe Komutanlığının heyetten acilen 20 bin ilave asker ve 1500 subay isteği var.  Bazı milletvekilleri destek vermiş bazıları eleştirmiş ama ortak kanaat artık bıçağın kemiğe dayandığı ve ne gerekirse yapılması gerektiği yönünde.

Gündemde vaziyeti askeriye ve maliye konulu madde ele alındığında Mersin milletvekili Selahaddin Bey uzunca bir konuşma yaparak genel durumu özetliyor ve konuyu bir Başkumandan vekili kadrosunun ihdas edilmesi hususuna getiriyor. Bunun iki şekilde olabileceğini söylüyor. İlki Başkomutan Vekili sıfatıyla görevlendirilecek kişinin karargâhıyla savaşı tek elden idare etmesi, diğeri ise Meclis Başkanının Meclis adına savaşı sevk ve idare etmesi. Aydın milletvekili Dr. Mazhar Bey destekleyici konuşmasıyla emir komuta konusunun Mustafa Kemal Paşanın kişiliği ile bütünleştiğini ifade ediyor. Mustafa Kemal Paşa 4 Ağustos 1921 günü yapılan celsede söz almıyor ve konuşmuyor.

5 Ağustos 1921 tarihindeki gizli celsede, Meclis tutanaklarında müzakere maddesinin “Başkumandanlık ihdası ile bu vazifenin TBMM Reisi Mustafa Kemal Paşa hazretlerine tevcihi hakkında kanun teklifi” maddesi olduğu görülüyor. Bu kez oturumda ilk sözü Mustafa Kemal Paşa alıyor. Ordunun maddi ve manevi kuvvetini azami surette çoğaltmak ve ikmal ve sevk idaresini bir kat daha sağlamlaştırmak maksadıyla TBMM’nin sahip olduğu meşru yetkiyi kullanmak şartıyla Başkomutanlık yetkisini üsteleneceğini belirtiyor ve bu yetkinin 3 ay süreyle kayıt altına alınmasını talep ediyor. Daha sonra Mersin milletvekili Selahaddin Bey, teklifte Başkumandan ifadesinin bir anlamda padişah anlamına geleceğini söyleyerek, yerine Başkumandan vekili denmesini istiyor. Mustafa Kemal Paşa yeniden söz alarak padişah ve başkumandan vekili kelimelerinin yıpranmış olduğunu Başkomutanlık unvanı dışında bir unvanla görevi kabul etmeyeceğini belirtiyor.

Meclis Tartışmaları:

Sinop milletvekili Hakkı Hami Bey teklifteki “Meclisin bütün yetkileri” ifadesinin Meclisi devre dışı bırakacağı için uygun bulmadığını ifade ediyor. Mustafa Kemal Paşa yeniden söz alarak teklifin Ordunun faaliyetleri ile üç ay süreyle sınırlı olduğunu Ordunun sevk ve idaresinin müzakere ve münakaşalarla olmayacağını söylüyor. Daha sonra lehte ve aleyhte konuşmalar yapılıyor. Lehte olan konuşmalarda süre sınırının kaldırılması isteniyor, vekil unvanı kullanılması halinde padişah vekili benzeri bir durum ortaya çıkacağı ve bunun mevcut şartlarda uygun olmayacağı belirtiliyor. Bir milletvekili ise Millet Başkomutanı unvanı verilebileceğini ifade ediyor. Aleyhte konuşmalarda; Başkomutan unvanının yeni bir Napolyon, bir imparator yaratacağından bahisle Meclisin yetkilerinin bir kişinin şahsında toplanmasının Meclisi işlevsizleştireceği ve milli iradeyi sakatlayacağını söyleyerek verilecek yetkinin hiç olmazsa cephe hattı ile sınırlandırılmasını istiyorlar.

Mustafa Kemal Paşa lehte ve aleyhte konuşmalara cevaben; asıl iradenin Mecliste, Meclisin manevi şahsiyetinde bulunduğunu bu yönüyle Başkomutanlık görevlendirmesinin icraya yönelik bir memuriyet olduğunu, mevcut durumun Ordunun harekatıyla ilgili müzakere edilmeden hızlı ve isabetli kararlar alınmasını gerektirdiğini ve bu yetkilendirmenin siyasi bir mahiyetini olmadığını söylemiştir.

Daha sonra kanun teklifinin maddeleriyle ilgili görüşmelere geçilmiş ve Kanun teklifi oyçokluğu ile kabul edilerek Mustafa Kemal Paşa, Meclisin tüm yetkilerini kullanacak şekilde, Başkomutan olarak görevlendirilmiştir.

Sonuç ve Değerlendirme:

Konuşmaların ve tartışmaların içeriğine baktığımızda; 1. Mecliste oluşan siyasi yapıda, Mustafa Kemal Paşayı destekleyen Birinci Grup ve muhalif olan İkinci Grup görüşleri öne çıkmaktadır. Ancak her iki grup da milli mücadele konusunda kesinlikle tavizkar değil, ortak görüş ve temenni düşmanın bir an önce Anadolu topraklarından çıkarılması yönünde. Müzakere detaylarında; İkinci Grubun bu mücadelenin padişah ve halife adına yapıldığı gibi bir düşüncede olduğu, Birinci Grubun ise İstanbul ve padişahtan umudu olmadığı, daha o günlerden milli mücadeleden sonra yeni bir devletin oluşumu fikrine sahip olduğu anlaşılmaktadır.  

Neticeten Mustafa Kemal Paşa’ya verilen bu yetkinin olumlu sonuçları cepheye de yansımış ve destansı Sakarya Savaşı ile Anadolu’daki Yunan ilerleyişi durdurulmuştur. Psikolojik üstünlük Türk tarafına geçmiştir. Nitekim bu üstünlük, 30 Ağustos 1922 günü Afyon ovasında, Başkomutanın bizzat sevk ve idare ettiği bir meydan muharebesinin zaferiyle taçlanmıştır.

Bu vesileyle; olağanüstü şartlarda bile her attığı adımda milli iradeyi ve onun temsilcisi Meclisi öne çıkarıp, vatan ve millet mücadelesinde farklılıklarını bir kenara bırakarak ortak akılla hareket etmeyi becerebilen, zafere inançlı, fedakar ve kararlı 1. Meclis üyelerini saygı ve minnetle anıyorum.


Google Ads