logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

Ne Mutlu Türküm Diyene: Bölüm-2

“Ne mutlu Türküm diyene” vecizesini demek suretiyle Türk kimliğinin memlekette kurulan yeni sistemin esas öznesi olarak Türklük bilincine sahip çıkmasını hedef gösterdi.

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 23.06.2022
  • Süre : 3 dk
  • 160 kez okundu

Batılılaşmak ve Türk Kalmak

“Batılılaşmak” uzun zamandan beri Osmanlı İmparatorluğunun gündemindeydi. Bu manada, Osmanlıcılık, İslamcılıkla birlikte Batıcılık, padişahlık müessesinin değer verdiği ideolojiler oldu. Özellikle Batı kurumlarıyla Osmanlı sisteminin entegrasyonu belirli ölçüde tamamlandı. Bu altyapı, nihayetinde Cumhuriyeti ilan eden Atatürk Türkiye’sinin kalkınma ve çağdaşlaşma hamlelerinin başlangıç noktası oldu, fayda sağladı.

Batılılaşmaya büyük önem veren Atatürk, Batının kurumlarını Türkiye’ye kazandırmak isterken aynı zamanda Türk insanının kendine has dokusunu, kültürünü, harsını korumak için Türk milliyetçiliğini, başlattığı inkılap hareketin ana eksenlerinden birisi haline getirdi. Türk Milletinin Batı’nın fennini, teknolojisini, hukuk yapısını, eğitim sistemini vb. almasını ve kendisine adapte etmesini istedi. Taklitçi bir Batıcılık yerine kişilikli bir Batıcılık peşinde koştu. Türk milletinin kendi değerlerini bir kenara bırakarak Batı toplumuna her yönüyle uyum sağlamasını ve neticede ‘Türk’ kimliğinin kötü bir taklitçilikle yok olmasını istemedi. Hiçbir zaman da böyle düşünmedi. 

Türklük Bilincine ve Değerlerine Sahip Çıkmak

Bu nedenle “Ne mutlu Türküm diyene” vecizesini demek suretiyle Türk kimliğinin memlekette kurulan yeni sistemin esas öznesi olarak Türklük bilincine sahip çıkmasını hedef gösterdi. Yıllarca Osmanlıcılık ve İslamcılık (veya ümmetçilik) peşinde koşan Türk milletinin, kendi özünü benimsemesini, kendi kimliğine sahip çıkmasını istedi. Üstüne basa basa, Türklükten utanmayın, Türk olmakla övünç duyun, “Ne mutlu Türküm diyene” diyerek, Türklüğü ve Türk olmayanların da Türk olmayı benimsemesi halinde Türk kabul edileceğini devletin başı olarak tüm Türk halkına deklare etti. 

Türk milleti kavramını ırki ve dini temellere dayandırmadığından, Atatürk, örneğin memlekette azınlık olarak kabul edilen Hristiyanlara, Yahudilere, memlekette bulunan Araplara, Kürtlere, Çerkezlere, Lazlara, Rumlara, Ermenilere vb. kavimlere de ‘Türk’ olma yönünde bir açık kapı bıraktı. “Ne mutlu Türküm diyene” söylemiyle, herkesin Türk olabileceğini, sadece bu sözü söylemenin yeterli olacağını ima etti. Böylece Anadolu topraklarında parça parça milletler halinde bulunan 13 milyonluk kitleyi, “Türklük” şemsiyesi altında toplamayı amaçladı. Millet kimliğini Türk kimliği ile eşit hale getirdi ve bunu esasında bir üst kimlik haline getirerek, tüm Türk halkına benimsetmeyi hedefledi. Bunda da büyük ölçüde başarılı oldu.

Ortak Tarih Bilinci

Türk toplumunu karakterize eden en belirgin özelliklerden birisi, Türk ulusunun ortak ve derin tarihidir. Bu engin bir birikimdir ve Türk kültürünün çıkış noktasıdır. Atatürk’ün askerlik yaşamı boyunca arkadaşlarıyla yapmış olduğu konuşmalar da dahil olmak üzere tüm eylemlerinde Türk Milletinin sahip olduğu hasletlerin farkında olarak hareket ettiği çok iyi bilinmektedir. Bazıları Atatürk’ün yaklaşımını, yüksek perdeden bir milliyetçilik ideoloji olarak nitelendirebilir. Oysaki, bu milliyetçilik tutkusu, kendi zamanının yükselen liderleri, nasyonal sosyalizmin öncüleri faşist liderler Hitler ve Mussolini’nin ırkçılığa dayalı ideolojilerinden çok farklıdır. 

Atatürk’e göre; Türk milletinin sahip olduğu ortak tarih, ortak geçmiş, tarihin hiçbir döneminde esaret altında yaşamamış olmak, dünyayı yöneten, Orta Asya’dan Avrupa’nın ortasına kadar geniş bir bölgeye hükmedebilen, İslamiyet’in beşiği Mekke ve Medine’de hüküm süren Türklerin, Türk olmaktan mutluluk duyması, iftihar etmesi, gururlanması en doğal haklarıdır. Atatürk, bu bilinçle Türk milletinin sahip olduğu vasıfları öne çıkarmış, ırki olarak Türk olmayı değil ama sahip olunan değerler yönüyle Türk gibi hissetmeyi, “Ne mutlu Türküm diyene” demeyi kutsamıştır. Böylece, Türk halkına, ‘Türk Övün, Çalış, Güven’ diyerek özgüvenini Anadolu insanına tekrar kazandırmak istemiştir.

"Ne Mutlu Türküm Diyene" ile Milleti Yeniden 'Yaratmak'

Cumhuriyeti kurarken, ‘Cumhuriyet erdemdir’ demiş ve erdemli Türk halkına yakışan idare şeklinin demokrasiye dayalı cumhuriyet rejimi olduğunu ilan etmiştir. Yeni bir ruh kazandırmak istediği Türk halkına dayanarak, kalkınmak ve Batılılaşmak için gerekli inkılap hareketini başlatmış, “Ne mutlu Türküm diyene” diyebilen herkesi aynı potada eritmiş ve sil baştan adeta yeni bir millet ‘yaratmıştır’. Böylece Türk Milleti yeniden kendine güvenini kazanmış ve çağdaş medeniyetler seviyesine çıkabilmek için ulu önder Atatürk’ün peşinde vatanı kalkındırma hamlelerine sahip çıkmıştır.

(Devam edecek)


Google Ads