logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
tarih

Orgeneral Eşref Bitlis Suikastının Düşündürdükleri

Acaba 17 Şubat 1993 tarihinde uçağı sabotaj ile düşürülen Org.Eşref Bitlis’in yaşama şansı var mıydı?

J

J.F Kennedy suikastını anlatan filmlerden birisi şu soru ile bitiyordu! “Sekiz ayrı çıkar grubu ile çatışan Kennedy’nin yaşama şansı var mıydı?”

Benzer bir soruyu şöyle sormak istersek: Acaba 17 Şubat 1993 tarihinde uçağı sabotaj ile düşürülen Org.Eşref Bitlis’in yaşama şansı var mıydı?

O dönemde 17 Orgeneralden oluşan Askeri Politbüronun, Amerikan ekolünden gelmeyen belki de tek üyesiydi… Subay iken Almanya’da dil eğitimi aldı. Harp Akademileri Eğitimi’ni Almanya’da alan çok az sayıdaki kurmay subaylardan birisiydi. Prusya ekolünden geliyordu. Onun için, ülkesi her şeyin önünde geliyordu. Türk milliyetçiliğinin temeli de bu düşünce değil miydi?

1992 yılbaşı tatili için Samsun’a ailemin yanına gitmiştim. Akşam haberleri civarındaydı; annem salondan “bu binbaşıyı tanıyor musun?” diye seslendi. Televizyonun karşısına geçtiğimde gülümsedim. “Anne o binbaşı değil, Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis!” dedim. Annem şaşırmakta haklıydı. Asker dediğin üniformasını giyer, sistemin resmi söylemleri ile konuşurdu. Eşref Bitlis TRT’de spikerin karşısında sivil kıyafetle oturuyordu. Ben aynı zamanda bu ülkenin bir vatandaşıyım mesajını veriyordu. “Biz jandarma olarak hazırız, yetki verdiklerinde terör sorununu çok kısa bir sürede çözeriz” diyordu. (Siyaset kurumuna verdiği mesaj) “Ancak devletin de elini taşın altına koyması gerekiyor. Bizim tespitlerimize göre terörün ana finans kaynağı uyuşturucu ve kaçakçılık… öncelikle bunları durdurmamız gerekiyor. Ama maalesef bölgedeki bazı devlet görevlileri, emniyet görevlileri, asker hatta birtakım siyasetçi / iş adamı da bu uyuşturucu ve kaçakçılık organizasyonu içinde yer alıyor.”

Bu, devletin televizyon kanalında, çok da alışık olunmayan bir bilgi paylaşımıydı. Çok cesurca idi. Çok can yakıcıydı. Ama Türkiye ve Türkiye’de yaşayanlar söz konusu olduğunda hiçbir şeyden korkmayan bir Eşref Bitlis görüyordunuz. Koskoca jandarma yönetim hiyerarşisi içinde, bir binbaşıdan (Ahmet Cem Ersever) bilgi alacak, bilgi kaynağına değer verecek ve hatta birlikte çalışacak yüreklilikteydi.

Kendisine Meclis veya Bakanlar Kurulu tarafından verilmiş bir görev olmamasına rağmen 1990’lı yıllarda ülkemize yöneltilen bölücü terör tehdidine karşı mücadele etmenin gereği ortadaydı. Kendisini bu mücadelede görevli sayması için bu yeterdi. Çünkü İç Hizmet Kanunu ülkesi tehdit altındayken, ona bu tehdidi savuşturma görevi veriyordu.

Neler mi yaptı ya da neler mi yapmadı?

İran, Irak Suriye ve Türkiye’yi aynı masa etrafında toplamayı başardı. Ancak ilginçtir ki, 1990’lı yıllarda ABD’nin gizlice ekonomik yardım yaptığı Suriye masadan çekildi.

Barzani ve Talabani ile ilişkilerini güçlendirerek onların dünyayı Türk pasaportu ile gezmesini sağladı. Onlarla Yaptığı görüşmelerde sivil kıyafet giydi. Diplomasinin karşı tarafı tedirgin etmeden hedefe yürüme argümanını kullandı. Türkiye’nin PKK terörü ile Kürtleri birbirinden ayrı değerlendirdiğini anlattı. ABD’nin Irak’ı bölmeye çalıştığını dolayısıyla Saddam Hüseyin ile Kürtlerin birbirine düşmemesi gerektiğini taraflara anlatmaya çalıştı. Bu adım ABD’nin bölgede kurgulamaya çalıştığı oyuna aykırı idi.

1991 yılındaki Körfez Savaşı sonrasında bölgeye (Türkiye’nin güneydoğusuna) konuşlandırılan Çekiç Güç isimli ABD koalisyon gücünün denetim altına alınması için çok çabaladı. Başardı ama Kuzey Irak’ta helikopteri koalisyon savaş uçaklarınca düşürülmeye çalışıldı. Çekiç gücün PKK’ya maddi manevi destek verdiğini gıda ve silah yardımı yaptığını tespit etti. Belgeledi. Hükümetin masasına koydu, Demirel’le terse düştü. Toplumun gazını almak zorunda kalan Demirel, “eğer böyle bir şey varsa göğü başlarına yıkarız” dedi. Ama kurt politikacı bunun üzerine giderse ABD’nin göğü onun başına yıkacağını biliyordu. Eşref Bitlis Çekiç Güç karşısında yalnız bırakıldı. Hatta suikast günü uçakta olan ikinci pilot da 6 ay süreyle Çekiç Güç helikopterlerinde uçarak Eşref Bitlis’e gerçek durum raporu veren subaylardandı.

Olayın gerçekleştiği gündeki Uçuş ekibi bizzat Orgeneral Eşref Bitlis tarafından seçilmiş bir ekipti. Görevlerini çok iyi biliyorlardı. Saat 09:30’da yayınlanan meteoroloji raporunda buzlanma bildirilmişti.  Uçak buzlanma şartlarında uçabilecek en iyi uçaklardan birisi olduğu halde; uçuş ekibi riski azaltmak amacı ile uçuşu erteleme kararı aldı. Çünkü uçaktaki kişi sadece bir VIP değil, her iki pilotunda farkında olduğu gibi, çok sıkı korunması gereken, toplumun gözbebeği bir komutandı.

Jandarma Genel Komutanlığı’nın VIP uçağı uzun zamandır arızalı tutuluyor, arızanın giderilmesi için gerekli parçalar nedense bir türlü temin edilemiyordu. Eşref Bitlis, PKK’ya karşı başlatılacak olan kritik Bahar Operasyonunun hazırlıklarını yerinde görmek ve gerekli direktifleri vermek üzere gideceği Diyarbakır’a Kara Kuvvetlerinin bir uçağı ile gitmek zorunda kalıyordu. Genelkurmaydan bu görev için uçak talep edildi ve Kara Kuvvetlerinin bu uçağının verilmesi uygun bulundu.  Ancak uçağın koruma kalkanı artık Jandarmada değildi.

Gece uçağın bulunduğu hangarda, pilot kıyafetli bir teknisyen astsubayın dolaştığı ve parolayı da bildiği konusu sivil mahkeme tutanaklarında yer almaktadır. Eşref Bitlis ekolünden gelen Özel Kuvvetler Subaylarının da inandığı bir duyuma göre, o gece uçağa ABD’li bir general ve teknisyen müdahale etmişti. Güvercinlikte ABD’nin uçakları ve uçuş ekiplerinin varlığı ve Güvercinlik’te serbestçe dolaşabildikleri kamuoyunca da bilinen hususlardandır.

Uçuşun yapıldığı 17 Şubat 1993 günü öğle saatlerinde aslında planlanan oldu. Buzlanma şartlarında uçmak üzere üretilmiş ve motorları asla buzlanmayacak şekilde tasarlanan, Türkiye’ye gelirken geçtiği kutup bölgesinde -60 derecelerde buzlanmayan dünyanın en güvenilir VIP Uçağı buzlanma nedeniyle düşüyordu. Bu açıklamayı daha ilginçleştiren ise, kazadan hemen sonra hiçbir bilimsel araştırmaya dayanmayan veya enkazda hiçbir inceleme yapılmadan kamuoyuna buzlanma açıklaması yapılmasıydı. Böylece buzlanma denilerek ve resmi söylem bu açıklamanın üzerine inşa edilerek sabotajın-suikastın üzeri kapatılmak isteniyordu. Üstelik aynı gün uçuş yapan 22 uçaktan hiç birisi buzlanma nedeniyle düşmemişken….

Suikast uçağındaki diğer ilginç yön ise uçağın sigortasız oluşuydu. Eğer uçak sigortalı olsaydı sigorta firması kendi bağımsız incelemesini yapacak ve SUİKAST izleri gözler önüne serilecekti.

Suikasttaki bu hukuku devre dışı bırakma hamlesini, 2. pilot Tuğrul Sezginler’in yılmadan olayın üzerine giden kahraman ablası Saime Sezginler ve Avukat Nusret Senem boşa çıkaracaktı. Ankara’da sivil mahkemelerde uçak üreticisi şirkete karşı açtıkları davalarda, mahkeme, buzlanma izine rastlanmadığını ve uçak motorunda bazı kayıp parçaların olduğunu bildirip, suikasta işaret ediyordu.

Olaydan yaklaşık 3 yıl sonra dönemin Adalet Bakanı Şevket Kazan da kurulu düzenin Eşref Bitlis’i ortadan kaldırdığını kamuoyuna açıklıyordu. Türkiye bir kez daha önemli evlatlarından birisine düzenlenen suikastı engelleyemiyor, onun yok edilişini göz yaşları içinde izliyordu….


Reklam

reklam