Site İçi Arama

tarih

Sarı Seyin (Oruçtepe) Şehitliği

ANNE ve BABA

Sarı Seyin’in babası Küçük Süleymanoğullarından Terzi Hasan... Adı gibi güzel bir insan. O’nun ismiyle anılan Hasan Düzü, Şehriban Çayı’nın şimdi Valay Köprüsünün geçtiği vadinin iki yanı. Heyelan ile terk edilen Osman Köyünün hemen alt kısmı.  O zamanlar derme çatma ahşap bir asma köprü birleştirirdi iki yakayı. Sel almadığı zamanlarda.

Annesi ise Kezban. Gerçi Türkçeye geldiği anlamda kadın hükümdar değil ama Kezzi Banu’nun diğer anlamları üstünde görünür: Soylu ve övülmeye değer bir Kastamonu kadını. Kadı Muharremin akrabası.

SARI SEYİN

Devlet-i Ali’nin yıkıldığını da Cumhuriyetin ilanını da görecek olan Hüseyin, Osmanlı kayıtlarına göre 1 Temmuz 1859 tarihinde Kastamonu Eyaleti’nin Küre Dağları Ormanları içinde yol alan Şehriban Çayı’nın açtığı Vadi’nin güney yamaçlarında, Osman Köyü’nde doğdu.

Yeşil’e çalan mavi gözlerini Gideros Koyundan sarı saçlarını güz yapraklarından almış gibiydi. Açık beyaz teniyle birleştiğinde, en belirgin olan sarı saçları Türkmen ağzıyla hem ad hem lakap oldu: “Sarı Seyin”…

CELLO ve GÜLLÜCE

Osman (Kale) Köyünde heyelan olunca, bin metre kuzey doğuya doğru çıktılar, Cello köyüne göçtüler. Sadece babasının adı kaldı Hasan Düzünde. Cello’da da heyelan oldu, Tepe’nin öbür yamacına geçtiler. Mezarlık eski ve yeni yerleşimin tek ortak noktası kaldı. Buraya Güllüce dediler. 

SARI SEYİN ve GÜLSÜM

700 ya da 7000 yıldır olduğu gibi gençler yöreden aile kurardı. Köroğlu Dağları ile Canik ve Ilgaz Dağları arasında kalan Küre Dağları dışardan girmeyi zorlaştırdığı kadar içerden dışarı çıkmayı da zorlaştırıyordu. Moğol zulmünden bu sağlam dağlara sığınmışlardı. Taşkent’ten, Buhara’dan, Semarkant’tan. (Ali ve Döndü kızı) Gülsüm ile evlendi. O da resmi kayıtlarda Temmuz’un birinde doğmuştu ama 15 yaş küçüktü. Bu çevrede doğumlar ya Ocak birdir ya da Haziran veya Temmuz bir.

İKİ KIZ DÖRT ERKEK

Ailenin gelecekteki yapısı gibi muhtemelen iki kız üzerine geldi erkekler. Köyde Tepe’yi ekiyordu ama asıl Bostan’a ev yapmıştı. Ahşap ev şirin görünüyordu. Torunu “general” lakaplı Cemal Usta’nın evi, aynı yere yapılmıştı. İki kız ve Dört erkek çocuğu ile mutlu bir hayat başlamıştı. 

İKİ GELİN DÖRT ASKER

İki kız üzerine olsa gerek, önce Ahmet geldi dünyaya, genç yaşta evlendi, evliliğinin ilk yıllarında askere aldılar. Şehit olmuştu. Trablusgarp mı, Balkan Harbi mi bilinmedi. Oğlunun bakımsızlıktan gözünün bir kapandı. “Kör Ahmet” dediler.

Sonra doğan Mehmet idi, O’nu da aldılar askere.  Genç yaşta bile olsa evlenmeye fırsatı olmadı. Haber geldi, O’da Şehit olmuştu. Savaşta donmuştu rivayet… Sarıkamış mı? Kim bilir? Hala da bilinmiyor.

Bir sonraki Mustafa’ydı. 1891 yılında dünyaya gelmişti. O’ da askere alındı çok genç yaşta… Bilindiği kadarıyla o da bıyıkları terlemeden alınmıştı askere. 25 yaşına geldiğinde Çanakkale’de Şehit olmuştu. Topbaşında, 14 Temmuz 1915 tarihinde.  Ölmeden mezara konulmuştu. Belki de doğum sıraları tam tersineydi.

“SARI SEYİN YAPAYALNUZ GALDU”

Sarı Seyin’in son oğluydu Hasan… 01.06.1906 tarihinde doğmuştu. Nüfus kütüğünde 8. Birey olduğuna göre iki de ablası olmalıydı.  Kasım Celbine tabi tutuldu.  Mayıs ayında bu karar verildiğine henüz 15 yaşını tamamlamamıştı. Tepe’den askere alındığında babası Sarı Seyin’e Allahaısmarladık diyemedi, babası da O’nu salavatlayamadı. Yayla yerinden koştu geldi. Son oğlu da gitmişti…  

Sarı Seyin yapayalnız kaldı demişti Cörtlü Nine: “Oğul, Sarı Seyin yapayalnuz galdu ” Üç asrı görmüştü ama sanki 10 asır öncesinden  geliyordu sesi… Sitemliydi 22 yıl askerlik yapan Gazi Üvez Ali’ye: “hotur hotur hortlayacusa, herkes şehit oldu sen Sakarya’da düşman elünden gaçup geldin.” Üvez Ali babasıydı. Esaretten kaçarak kurtulmuştu.

“Gıraç Garu ile evlendi” dendiğine göre Gülsüm de vefat etmişti. “Sarı Seyin yapayalnuz galdu” dendiğine göre, kızlar evlenmiş, erkeklerin tamamı askere alınmış, Gülsüm ise göçmüştü bu diyardan. 

“İKİ HASAN GELİYOR”

22 Kasım 1922 Mudanya Anlaşması ile Sakarya Meydan Muharebesinin meyveleri toplanmaya başlandı. Düşman İzmir’e dökülmüştü. Vatan kurtulmuştu. Adım adım İstiklal sağlanıyordu.

Gazi Üvez Ali daha 40’lı yaşlarının başındaydı ama açlıktan zayıflayan bedenine mukabil gözleri keskin ve sesi gürdü: Güllüce’ye dönerek seslendi: “İki Hasan geliyor”.

Ses yankılar halinde tekrarlanırken, Üvez Ali nida etmeye devam ediyordu: “İki Hasan geliyor”… “İki Hasan geliyor”…

Bakacak sırtlarında hayvanlarını bıraktıran ses zayıf bir biçimde “İki Hasan geliyor” diye kulaklarında yankılansa da yüreği değirmen taşı gibi gürlüyordu. Cörtlü Nine genç bir kızdı daha. “Seyit Sarı Seyin seyit”… “Töngellerin içinden, kirenlerin içinden, karamukların içinden iki Hasan Geliyor”…

“SON EVLAT”

Güz her zaman hazan mevsimi değildi, bazen de hasat mevsimiydi. Bu iki Hasan da evlenecek, birbirlerine dünür olacaklardı. Töngeller, kirenler, karamuklar, üvezler, kesneler bu mevsimde olgunlaşır ve hasat edilirdi.

Baba ve oğul bu tepede buluştular: “Bubam” dediğinde üç şehit ve bir gazi babası Sarı Seyin şehit babası olmanın hüzünlü gururunun buzunu ilk defa gönlünden eritmişti: “Oğlum”.

Sarı Seyin artık yapayalnuz değildi… Hasan’ı gelmişti.

Vatan sahipsiz değildi.

Siyasi savaş bitmişti ama iktisadi savaş uzun yıllar devam edecekti.

DÖNEM PUSLUYDU, KAYITLAR EKSİK, ZAMAN KRİTİK

Sarıseyin Oğlu Küçük Süleymanoğullarından Şehit Topçu Mustafa hakkında akrabalarının ilk haberdar oluşu nerdeyse bir asır sonraydı…

Cörtlü Nine: “Oğul, Sarı Seyin yapayalnuz galdu” demişti ya 20 yıl önce. O zaman köylü konuşmaya başladı Sarı Seyini…

Üst üste geldi bilgiler…

Önce Cörtlü Nine söyledi dört oğlunun da askere alındığını. Üçünün şehit olduğunu.

Sonra Nüfus ve Vatandaşlık Genel Müdürlüğü yaptığı çalışmayla eskiye dayalı alt ve üst soy kütüğünü belge olarak verdi.

Kör Ahmet’in babası Ahmet şehit olmuştu, kardeşleri Mehmet ve Mustafa da. Hasan geri dönmüştü…

80 yıl sonra torunlarından Kemal Usta Sarı Seyin’in mezarını Oruç Tepe’nin eteklerinde keşfetti. Birkaç meşe ile çevriliydi.

Dönem pusluydu, kayıtlar eksik, zaman kritik…

Ama internet çağı milenyumun kolaylaştırıcısıydı. Şehitlerden birisinin kayıtlarına ulaşılmıştı.

“BU VATAN KİMİN?”

14 Temmuz 1915 tarihinde (Rumi Şems’i 31 Haziran 1331) şehit olan Gazi Bekba’sının üç şehit ağabeyinden ve Çanakkale muharebelerinin 72 Topçusundan biri olan Şehit Sarı Seyin oğlu Mustafa hakkında bir kısmı teyide muhtaç şu bilgilere ulaşıldı:

Genel Kurmay listesi Şehit Sıra No: 29546

Adı                           : Mustafa

Baba Adı                 : Hüseyin (Sarı) 01/07/1859

Dede Adı                 : Ali Oğlu Hasan (Terzi)

Doğum Tarihi          : 1891

Şehadet Tarihi        : 14 Temmuz 1915 (Rumi Şems’i 31 Haziran 1331)

Aile Lakabı              : Küçük Süleymanoğulları 

Memleketi                : Kastamonu/Şenpazar Merkez

Köyü                        : Yarımca

Kolordu                    : 3. kolordu (Tuğ.Gen. Esat Paşa)

Kol. Kur. Bşk.          : Yarbay Fahrettin Altay (Paşa)

Tümen                     : 5. Tümen (Yarbay Hasan Basri)

Alay                         : 14. Alay (Yarbay Ali Fırat/Rıfat?)

Tabur                       : 1. Tabur

Bölük                       : 2. Bölük

Sorumluluk Sahası  : Gelibolu, Kumdere, Kirte Yolu, Alay Tepe...

Şehadet Tarihi        : 31/061331-14Temmuz 1915 (Ramazan’ın 2. Günü)

Şehadet Yeri           : Kirte Savaşları? Sargıyeri Alaytepe

Şehadet Biçimi        : Top başında, Top mermisiyle

Kardeşleri:

1- Şehit Küçüksüleymanoğullarından Ahmet.

Şehadet yeri ve zamanı bilinmemektedir. Genel kurmay Başkanlığına sorulmuştur.

2- Şehit Küçüksüleymanoğullarından Mehmet 

Şehadet yeri ve zamanı bilinmemektedir.  Genel kurmay Başkanlığına sorulmuştur.

3- Gazi Küçüksüleymanoğullarından Hasan Ateş (1906-1974). “Bu Vatan kimin” mi?

“Bu vatan toprağın kara bağrında sıradağlar gibi yatanlarındır...”

“O GÜN”

“Şeyhül İslamın Fetvası”

“1915 yılında Ramazan ayı yaklaştığında Şeyhülislam Ürgüplü Mustafa Hayri Efendi, savaşan askerlerin Ramazan ayında oruçla mükellef olmadıklarına dair bir fetva vermiş ve askerlerin vatanı savunmakla en büyük dini vecibeyi yerine getirdiklerine vurgu yapılmıştı.”

“Çarşamba: Ramazan’ın Başladığı Gün

Bu fetva tüm ordu birliklerine Osmanlı Harbiye Nezareti tarafından tebliğ edilmişti. 1915 yılı Ramazan ayının birinci günü Çanakkale Cephesi’nde Arıburnu’nda bulunan 19.Tümen Kurmay Başkanı Binbaşı İzzettin Bey; 1915 yılı 13 Temmuz tarihinde günlüğüne şunları yazar:

“Karargâhta meşgul olduk. Bugün Ramazan’ın birinci günü, Cenab-ı Hak emsali kesiresiyle müşerref eylesin ve Ramazan hürmetine ordumuza nusret ve millet ve vatana saadet bahşetsin”

19.Tümen’e gönderilen bir raporda verilen bilgi şöyledir:

“…4-Gece topçu ateşinden bir nefer şehit piyade verilmiştir. Bir nefer yaralıdır….”

“Harbiye Nazırı Kastamonulu Enver Paşa

“Savaş sırasında, Enver Paşa Suriye’ye bir teftiş gezisinde idi. Aylardan Temmuz’du. Çok sıcaktı ve Ramazan ayıydı. Paşa, sabah çok erkenden öğleye kadar teftiş yaptı. Öğleyin, bir bahçede, şeftali ağaçlarının altında, yemek hazırlanmıştı. Enver Paşa sofraya davet edildi. Hep birlikte sofraya oturuldu. Yemek dağıtılırken Enver Paşa oruçlu olduğunu söyledi. Ordu, sefer halinde olduğu için, oruç tutulmamasına fetva verilmişti. Fakat Başkomutan Vekili, bütün ordunun yerine, oruç tuttuğunu belirtti.”

“Perşembe: Ramazan’ın İkinci ve Mustafa İçin Son Günü

107 Sene Evvel Çanakkale Siperlerinde Bir Mektup:

"Benim güzel kızım, bugün Temmuz 14, Ramazan’ın ikinci günü. Şeyhülislam oruç tutmaya bilirsiniz diye fetva yayınladı. Ama benim içim rahat etmedi. Oruca niyetlendim. Sahur vakti çalıların arasında iki kök çiriş (pırasadan daha küçük bir ot) buldum. Onlarla sahur ettim. Gündüz yeni siperler kazdık. Hiç susamadım. Taarruz arttı. Kafamızı çıkaramadık. Akşam olunca bir asker ezan okudu. Siperin içinde matara elden ele dolaştı. Herkes orucunu su ile açtı. Ben zannettim ki sadece ben oruçluyum. Meğer bölüğün hepsi oruçluymuş. Matara en son bana geldi. Geldi ama ben kendimden utandım. Arkadaşlarım hepsi sahursuz oruç tutmuşlar. Ben ise iki çirişi yediğim için arkadaşlarıma karşı kendimi mahcup hissettim. O gün oruçlu şehit olan Erzurumlu, Tokatlı, Sivaslı, Memleketimizin her yerinden şehit olan arkadaşlarımın hakkını nasıl öderim diye gözyaşı döktüm…”.

Celal Sahir o günlerde bir makalesinde; “Vatandaşlar!.. Gittim, gördüm. Bütün Gelibolu yarımadası ve onun karşısında bütün boğazın Anadolu sahili bir fedakârlık vatanı olmuş diyordu.

O gün orucu sonsuza uzayanlardan biri de Sarıseyin oğlu Küçük Süleymanoğullarından Şehit Topçu Mustafa’ydı. 14 Temmuz 1915…

İftar cennete kalmıştı.

“MAHŞERİN ÜÇ TOPÇUSU”

"Çanakkale önlerinde yapılan savaşlarda, Osmanlı döneminde 1659'da Topçu Kara Mehmet'in ve 18 Mart 1915 tarihinde Mehmetoğlu Seyit Onbaşı'nın attığı top mermileri savaşların gidişatını etkiledi. Topçu Kara Mehmet, Venedik donanmasının, Seyit Onbaşı, İngiliz-Fransız ortak donanmasının boğazı geçmesine mâni olmuştu". Sarıseyin Oğlu Küçük Süleymanoğullarından Şehit Topçu Mustafa, Kara Mehmet ve Seyit Onbaşının yanında en öndeki üçlüde şehitleri temsilen yerini alıyordu.  

“SARI SEYİN ORUÇ TEPE ŞEHİTLİĞİ”

Bugünlerde Sarı Seyin Oruç Tepe 107 yıl sonra kadraja girdi. Gururla dalgalanacak bayrağı ile şenlenmeye hazırlanıyor. Köy Muhtarı, Köyde bulunan dernek, Şenpazar Belediye Başkanı, Cide’de bulunan bir başka dernek el ele verdiler, Sarı Seyin Oruç Tepe’ye bir şehitlik yapmak istiyorlar.

Zaten Tepenin güney yamacı bu iki Hasan’ındı. Ama gurbete gidince tabiat canlandı ve yer ormana kaldı.

Köy halkı, Sarı Seyinin torunu rahmetli Hacı Yakup Usta önderliğinde suyunu kendi getirmişti. Yolunun arazisini verirken asla tek kuruş almadan kamulaştırılmasına izin verdi. Köy Odası ve Camisini de kendi hayırseveri Üvez Ali’nin torunu Sebahattin yapıyor.

Devletine sahip çıkan şehitlerimizin gözü Kastamonu Valiliği ve Kastamonu Orman Bölge Müdürlüğünde…

İşgal görmeden evlatlarını şehit vermekten çekinmeyen yöre halkı yerelde devleti ve milleti ile el ele vermiş, baba ile oğulun buluştuğu coşkuyu yaşıyor.

“SARI SEYİN ORUÇ TEPE” bir ŞEHİTLİĞİ hak ediyor. 

“ŞEHİTLİK” 14 Temmuz 2022 tarihine yetişecek mi?

Umudumuz ve heyecanımız bürokratik engellerin çok üstünde.

İnanıyoruz.

“SARI SEYİN ORUÇ TEPE ŞEHİTLİĞİ” yetişecek.

 

Kaynakça:

Doç. Dr. Selahattin ATEŞ
Doç. Dr. Selahattin ATEŞ
Tüm Makaleler

  • 27.02.2022
  • Süre : 7 dk
  • 1937 kez okundu

Google Ads