Site İçi Arama

ua-iliskiler

2001 sonrasında Afganistan’daki Türk Askeri Varlığı

Türkiye, 11 Eylül sonrasında, ABD’nin talebi doğrultusunda, NATO’da alınan karar çerçevesinde kolektif savunma kapsamında İncirlik dahil sekiz hava üssünü harekâta açmış ve Taliban’a karşı verilen mücadelede Kuzey İttifakı’nı aktif olarak desteklemiştir. Harekâtın başlangıcında Türkiye’den fiili kuvvet talebinde bulunulmadığından, koalisyon kuvvetleri ile istihbarat paylaşımında bulunmuştur

Türkiye, 11 Eylül sonrasında, ABD’nin talebi doğrultusunda, NATO’da alınan karar çerçevesinde kolektif savunma kapsamında İncirlik dahil sekiz hava üssünü harekâta açmış ve Taliban’a karşı verilen mücadelede Kuzey İttifakı’nı aktif olarak desteklemiştir. Harekâtın başlangıcında Türkiye’den fiili kuvvet talebinde bulunulmadığından, koalisyon kuvvetleri ile istihbarat paylaşımında bulunmuştur

Bu dönemde Başkan Bush’a 22 Eylül 2001 tarihinde bir mektup yazan dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, ABD’nin terörizmle mücadelesine Türkiye’nin destek vereceğini resmen bildirmiştir. Dört gün sonra, 26 Eylül 2001 tarihinden itibaren Türk hava sahası, Amerikan uçaklarının Afganistan müdahalesi kapsamında kullanımına açılmıştır. Bu çerçevede, Türk havaalanları, limanlar ve karayollarının kullanılması, istihbarat ve lojistik destek verilmesi, İncirlik Üssü’nde yakıt ikmali ve yer destek hizmetlerinin gerçekleştirilmesi, gerektiğinde personel desteği verilmesi Amerikan tarafına ifade edilmiştir. Bu genel pencerede, İncirlik Üssü, 20 yıl boyunca Amerikan uçakları ve personeli tarafından Afganistan’da ISAF bünyesinde yürütülen faaliyetler kapsamında kullanılmaya devam edilmiştir.

Afganistan’da harekâtı başlatan ABD ve İngiltere dışında Türkiye, Avustralya ve Kanada asker vereceğini açıklamış, Fransa ve İtalya da karar aşamasında olduklarını belirtmişti. Türkiye, 1 Kasım 2001 itibariyle bu asker gönderme kararını resmen açıklamıştır. Dönemin Başbakanı Ecevit, Türkiye’nin Afganistan operasyonuna asker gönderme kararını, Cumhuriyet tarihindeki üç olayla Kore’ye asker gönderme, NATO’ya girme ve Kıbrıs’a müdahale kararıyla karşılaştırmayı tercih etmiştir. Türk Hükümeti, son 15 yılını terörle mücadele ortamında geçirmiş ve müttefiklerine yaptığı dayanışma çağrısı büyük oranda geri çevrilmiş bir ülke olarak bu kararı almıştır. Ankara’ya göre Afganistan’a asker göndermekle, Türkiye terörle uluslararası mücadeleye verdiği önemi göstermiştir ve aynısını kendisi için beklemeye hak kazanmıştır.

Dönemin Türk Hükümeti, Meclis’e gönderdiği Afganistan tezkeresini Ekim 2001’de oylamaya sunmuştur. Meclis, 100’e karşı 319 oyla tezkereyi kabul etmiştir. Bundan iki ay sonra, Aralık 2001'de Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bir Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (ISAF) oluşturmaya karar vermiştir. 16 Ocak 2002 tarihinde İngiltere’nin liderliğinde göreve başlayan ISAF’a Türkiye de başından beri katkı vermiştir ve 2021 yılına kadar bu şekilde aktif destek yapılmak suretiyle devam etmiştir.

ABD’nin Afganistan harekatlarına yönelik; uluslararası terörün altyapısına darbe vurulması, el-Kaide ve Taliban tehdidinin bertaraf edilmesi, Afganistan gibi artık ‘başarısız’ bir devlet olduğu anlaşılan bir devletin yol açacağı güvenlik sorunlarının yerinde çözülmesi, Orta Asya petrol ve doğal gazının uluslararası pazarlara ulaşımı için güvenli bir koridor oluşturulması, Pakistan ve İran’ın kontrol edilmesi, Rusya’nın bu bölgeden mümkün olduğunca uzak tutulması ve uyuşturucu ticaretinin önlenmesi benzeri stratejik amaçları olmuştur.

Zaman zaman ABD’nin; Afganistan harekâtına katkı yapacak birlik arayışları olmuştur. Bu kapsamda Türkiye’den de NATO platformları ve ikili ilişkiler kullanılmak suretiyle, “baskı yaparak” kuvvet artış talepleri olmuştur. Argüman olarak Türkiye’nin büyük bir ordusu olduğu öne sürülmüş ve birkaç taburunu Afganistan’a göndermesinin Türkiye açısından pek sıkıntı olmaması gerektiğine vurgu yapılmıştır. Türkiye de cevap olarak, Türkiye’nin yıllardan beridir tek başına terörle mücadele ettiğini, NATO’ya tahsis edilen personel ve malzeme miktarının, ABD’nin bütün Ortadoğu’daki birlik miktarı kadar olduğunu ve içinde bulunduğumuz şartlarda daha fazla birlik gönderilmesinin mümkün olamayacağını belirtmiştir. Buna rağmen Türkiye’den kuvvet talepleri her safhada ve her vesileyle devam etmiştir.

ABD’nin talebi ve yönlendirmesi doğrultusunda, Afganistan’da güvenlik ve istikrarın sağlanabilmesi amacıyla, NATO’nun askeri karakterini güçlendirecek şekilde, 16 Nisan 2003 tarihinde NATO üyeleri ve ortaklarından oluşan 42 ülkeye ait ISAF gücünün, Amerikan güçleriyle eş güdüm içerisinde Afganistan’da görev yapmasına karar verilmiştir. Bu kararın alınmasında Türkiye’nin NATO ve Afganistan politikaları yön verici olmuştur. Böylece, 11 Ağustos 2003 tarihinden itibaren NATO Afganistan harekâtının etkin bir parçası haline gelmiştir.

ABD, Afganistan’da kendi kontrolünde yürütmekte olduğu “Kalıcı Özgürlük” harekâtı ISAF ile birleştirmek için yoğun çaba harcamıştır. Çünkü bu şekilde tek başına yaptığı bir harekât, NATO harekâtı haline dönüşmesini hesaplamış, meşruiyetini sağlamlaştırmak istemiştir. Türkiye, ABD’nin NATO platformlarında dile getirdiği bu düşünceye iki nedenle karşı çıkmıştır:

1)       İki harekât birbirinden farklıdır. Birleştirme kararının olabilmesi için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin (BMGK) yeni bir karar alma ihtiyacı bulunmaktadır. Birleştirmeye yönelik bir karar olmadan, mevcut durumda BMGK’nın farklı iki kararıyla görev yapan iki ayrı harekâtı birleştirmenin mümkün olamaz.

2)       Bu iki harekât birleştirildiği takdirde, NATO kuvvetleri terörle ve uyuşturucuyla mücadele operasyonlarını da yürütmek durumunda kalacaklardır. Bu da NATO’nun siyasi makamlarının aldığı kararlara ve Afganistan için bu makamlarca onaylanmış olan harekât planına aykırı bir durum ortaya çıkaracaktır (Aslında Türkiye’nin duruşu kendi askerlerini muharip görevlerde kullanmamak ve Afganistan’da terörle mücadeleye bulaştırmamaktı).

NATO siyasi ve askeri makamları arasında yapılan görüş alışverişleri sonrasında, NATO adli müşavirinin de hukukî olarak Türk görüşünün geçerli olduğundan yana görüş belirtmesi neticesinde, Almanlarla birlikte birkaç ülkenin daha Türkiye benzeri bir tutumu benimsemesi üzerine, bu iki harekâtın ayrı ayrı devam etmesine karar verilmiştir. Sonrasında, aynı bölgede icra edilen bu iki harekâtın koordinesinin bir askeri ihtiyaç olduğun ortaklaşa kabul edilmesi üzerine, aradaki koordinasyon için bir ABD’li generalle beraber görev yapacak irtibat heyetinin oluşturularak sorun çözülmüştür.

Afganistan harekâtı AB üyesi ülkeleri, Rusya, Çin, Hindistan, Avustralya benzeri çok sayıda ülke desteklemiştir. Ancak Amerikalıların Afganistan’da uzun süre kalacağını anlayan bu ülkeler, ilerleyen yıllarda kendi pencerelerinden harekâtın içinde yer almaya, Afganistan’a müdahil olmaya gayret göstermişlerdir. Bu ülkelerden olan Çin, bu durumu kendisini çevreleme ve askerî bakımdan baskı altına almaya yönelik bir hamle olarak yorumlamıştır. Çin, 2000’li yılların başında Rusya ve bu ülkeyle birlikte Orta Asya cumhuriyetlerinin Batı ile yakınlaşan manevralarını Şanghay İşbirliği Örgütü’nü zayıflatacak ve kendisine zarar verebilecek bir gelişme olarak görmüştür. Benzer şekilde başlangıçta Taliban’ın devrilmesini kendi açısından olumlu görerek ABD’ye destek veren İran da Amerikalılarla komşu olmaktan rahatsızlık duymaya başlamıştır. Pakistan, Afganistan’daki Amerikan varlığı ile işbirliği yaparken, Afganistan’dan kaçan el-kaide dahil teröristlerin kendi ülkesini karıştırmaması için tedbir geliştirme arayışında olmuştur. Hindistan ise Pakistan’ın bundan zarar göreceği düşüncesiyle memnunluğunu devam ettirmiştir.

Bu kapsamda, ABD öncülüğündeki koalisyon, Kalıcı Özgürlük Harekâtı sürecinden itibaren Kuzey İttifakı (Özbek, Tacik, Türkmen vb. gruplar) ile birlikte hareket etmiştir. Afganistan’ın çoğunluğunu oluşturan Peştunlar ise istenilen ölçüde Birleşik Amerika’nın yanında yer almak konusunda çok istekli bir duruş sergilememişlerdir. Hatta bu nedenle, bu harekâta katılan kuvvetler bazı çevrelerce Peştun karşıtı, ‘kâfir’ bir işgal kuvveti olarak algılanmıştır. Koalisyonda Türkiye hariç Müslüman ülkelerin yer almaması, bu algılıyı beslemiştir.

Türkiye, NATO boyutunda ve ABD ile ikili ilişkileri çerçevesinde, Afganistan’ın yanında yer almaya yönelik bir politika izleme arayışında olmuştur. Bu arada Türkiye’nin eski Dışişleri Bakanlarından Hikmet Çetin, NATO üyelerinin ortak kararıyla NATO’nun Afganistan Kıdemli Sivil Temsilcisi olarak seçilmiş ve 2004 yılının Ocak ayından itibaren 2006 yılının Ağustos ayına kadar başarıyla bu bölgede görev yapmıştır.

2009 yılı Nisan ayında yapılan Strasbourg-Kehl NATO Zirvesi’nde, ABD Başkanı Obama’nın talebi doğrultusunda 2010 yılında Afganistan’daki asker sayısını 100 bine çıkarmayı planlayan talebi kabul edilmiştir. Türkiye, Fransa ve Almanya, asker göndermekten ziyade “sivil yardım” ve aynı Zirvede alınan kararı desteklemek için “Afgan askerlerinin eğitimi” kapsamında destek verebileceklerini ifade etmişlerdir. Zirve sonrasında dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu da, “Türkiye’nin Afganistan’a ‘muharip asker’ göndermesinin söz konusu olmayacağını’ açıklamıştır.

Afganistan’daki Kararlı Destek Misyonu kapsamında Kabil’de Çerçeve Ülke görev ve sorumluluğunu üstlenmiştir. Afganistan’daki diğer çerçeve ülkeler, kuzeyde Almanya, güneyde ve doğuda ABD ve batıda İtalya olmuştur. Türkiye, aynı zamanda Hamid Karzai Uluslararası Havaalanının güvenlik ve işletme sorumluluğunu da üstlenmiştir. Türkiye’nin Kabil’deki sorumluluğu, 15 Ağustos 2021 itibariyle tamamlanmış, Afganistan’daki Türk askerleri (toplam 648 asker) 26-31 Ağustos 2021 tarihleri arasında gerçekleştirilen geri intikal ile havayoluyla Türkiye’ye dönmüşlerdir.

İngiltere’nin ISAF’ın ilk döneminin sonunda liderliğini devretmesinin ardından Türkiye; Haziran 2002-Şubat 2003 tarihleri arasında 1.300 personel ile harekatın ikinci dönemine liderlik etmiştir. Ekim 2003’e kadar Kabil ile sınırlı olan ISAF görevi, o tarihten itibaren tüm Afganistan'ı kapsayacak şekilde genişletilmiştir.

PRT uygulaması Türkiye için yeni bir konsept olmuştur. Sivil halka yardımı ve ülkenin yeniden inşasını kapsaması yönüyle, Afganlarla Türk Silahlı Kuvvetleri ve destek unsurlularının doğrudan temas kurmasını gerektirmiştir. Bu timler bir anlamda, “müteahhit koruma birliği” işlevi görmüştür. Batılı ülkeler kendi yatırımcılarının sahadaki güvenliğini bu şekilde sağlayacak bir yöntem geliştirmişlerdir. PRT’lerin de askerlerden oluşturulması benimsenmiştir. Tek farkı zırhlı araçlar yerine hafif zırhlı jiplerin kullanılması olmuştur. Bölgedeki askeri kuvvetlerin görevi ise PRT’lere gerekil güvenliği sağlamak olarak tanımlanmıştır. Bu kapsamda, Afganistan’da beş yeni PRT kurulmuştur. Bunlardan biri Türk, biri İtalyan ve biri İngiltere’nin içinde yer aldığı kuzey ülkelerinin kontrolünde kurulmuştur.

Prof.Dr. Ümit Özdağ’a göre, “Afganistan hep Türkiye’nin milli güvenlik algılaması içinde bir ülke olmuştur. ABD’nin Afganistan’a operasyonu başlamadan hemen önce Türkiye Afganistan’a politik ve askeri olarak yerleşme, özellikle Kuzey Afganistan’da etkin bir pozisyon elde ederek Orta Asya Türk Cumhuriyetleri stratejisini yenileme şansı elde etmiştir. Bu bir anlamda ABD’nin stratejini Türkiye’nin lehine kullanmak anlamını taşımıştır.”

Benzer değerlendirmelerin etkisiyle olsa gerek 20 Haziran 2002-10 Şubat 2003 döneminde ISAF’ın 2. dönem komutasını üstlenmiştir (Cumhuriyet, 2005, s.8), Sonraki görevlendirmelerde Türkiye birlik katılımları ile ISAF’ın bir parçası olmaay devam etmiştir.

NATO kaynaklarına göre ISAF’ın 2005-2007 yılları arasındaki komutası 6-8’er aylık dönemler halinde sırasıyla Türkiye, İtalya, İngiltere ve İspanya tarafından yürütülmesine karar verilmiştir. Böylece rotasyonel planlamalar ile ülkeler aktif bir şekilde NATO’nun Afganistan’daki varlığını devam ettirmişlerdir.

Türkiye, 13 Şubat 2005 tarihinden itibaren aynı yılın Ağustos ayına kadar, 30 ülkeden oluşan 1.421’i Türk olmak üzere toplam 8 bin personelin görev yaptığı, Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti (ISAF)-VII'nin liderliğini üstlenmiştir. Bu gücün komutasını Avrupa Kolordusu’ndan (EUROCORPS) devralan Ayazağa/İstanbul’da konuşlu 3’üncü Kolordu Karargâhı Korgeneral Ethem Erdağı komutasında Afganistan’a intikal etmiştir. Aynı dönemde Kabil Uluslararası Havaalanı’nı da Türk birliği tarafından işletilmiştir. Türkiye görevi tamamladıktan sonra İtalya’ya komutayı devretmiştir.

Ayrıca Kabil Çok Uluslu Tugayını bir Türk Tugay Karargâhı oluşturmuştur. Kabil Uluslararası Hava Alanının komuta ve işletme sorumluluğu da Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarınca devralınmıştır. Daha önce Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti Harekâtının başlangıcından beri Afganistan'da bir bölük bulunduran Türkiye, ani müdahale birliği olarak bir taburu daha bölgeye intikal ettirmiştir. Ayrıca, daha önce Uluslararası Güvenlik Yardım Kuvveti'ne tahsis edilen üç genel maksat helikopteri de VII. dönem süresince bölgede kalmaya devam etmiştir. Ayrıca Afganistan’a önemli lojistik ve eğitim desteği verilmiştir. Afgan Harp Okuluna 12 Türk subayı öğretmen olarak atanmıştır.

Türkiye, bu arada 2006 yılında Fransa ve İtalya ile birlikte teşkil edilen ve 2007 yılında altı aylık bir süre zarfında sorumluluğu üstlendiği ISAF’ın altı bölge komutanlığından biri olan Kabil Bölge Komutanlığı liderliğini üstlenmiştir. Bu Komutanlığın sorumluluğu 1 Kasım 2009 tarihinden itibaren tamamen Türkiye tarafından sahiplenilmiş ve 2014 yılının sonuna kadar bu göreve devam edilmiştir. Tugay büyüklüğünde teşkil edilen Kabil Bölge Komutanlığının bünyesinde iki Türk manevra taburu yanında Arnavutluk, Azerbaycan, Bulgaristan ve Gürcistan unsurlarını da görev yapmıştır. Bu komutanlık, Afganistan’ın politik, kültürel ve ekonomik merkezi olan, beş milyona yakın nüfusun yaşadığı Kabil ve çevresinin güvenliği ve kalkınmasına katkı da bulunmuştur.

Ayrıca, Türk Silahlı Kuvvetleri BM Afganistan Yardım Misyonu’nun Kabil’deki ana karargahına 2012-2015 yılları arasında askeri danışmanlık desteği vermiştir. Türk askerleri Afganistan’da bulunduğu süre zarfında muharip görevler üstlenmemiştir. Ağırlıklı olarak askeri eğitim, danışmanlık ve sağlık gibi alanlarda görev yapmıştır. Bu kapsamda, TSK; Kabil’de açtığı Gazi Askeri Eğitim Merkezi’nde Afganistan ordusu personeline temel eğitimlerin verilmesinde etkin bir sorumluluk almıştır. Türkiye, Afganistan Askerî Lisesinin kuruluşunu gerçekleştirmiş, Harp Okulu, Kurmay Koleji, Polis Teşkilatı ve Merkez Tümeni birliklerinin eğitimine danışmanlarıyla katkı sağlamıştır. Bu arda çok sayıda Afgan polisi ve askeri Türkiye’deki güvenlikle ilgili kurumlarda gerekli eğitimleri almışlardır.

Cevizcan ve Vardak Bölgesel İmar Timlerinin sorumluluğunu üstlenen Türkiye, bölge halkına bu bölgelerde destek sağlamıştır. Vardak Türk imar timinde, 12 Kasım 2006 tarihinden itibaren, Dışişleri Bakanlığı, TİKA, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, TSK ve Emniyet Genel Müdürlüğü ve diğer ajanslardan katılan yaklaşık 50 Türk personel görev yapmıştır. Mezar-ı Şerif’teki Cevizcan imar timi ise 12 Temmuz 2011 tarihinde Şibirgan ilçesinde konuşlanmış ve timde 100 civarında Türk personel görev yapmıştır. Her iki imar timinin katkılarıyla onlarca önemli altyapı, eğitim, tarım ve sosyal sorumluluk projesine başarıyla imza atılmıştır.

ISAF’ın Aralık 2014'te sonlanmasının ardından 2015 yılının Ocak ayında BM Güvenlik Konseyi, muharip olmayan ve Afgan ordusuna destek vermeyi hedefleyen Kararlı Destek Misyonu’nu (RSM) başlatmıştır. 15 Ağustos 2021 tarihinde gerçekleştirilen Amerikan ve NATO kuvvetlerinin Afganistan’dan geri çekilmesi kapsamında, bu görev sona erdirilmiştir. TSK personeli de geri intikal ettirilmiştir.

Bu çerçevede TSK’nın yaptığı görevler şunlardır:

1)       Kabil Eğitim, Yardım ve Danışma Komutanlığı

2)       Hamid Karzai Uluslararası Havaalanı işletme ve kuvvet koruma hizmetleri,

3)       Kuzey Eğitim, Yardım ve Danışma Komutanlığı'na personel desteği,

4)       KDM Karargâhına personel desteği.

Özetle Afganistan’da yaklaşık 20 yıl boyunca toplamda 20 bin civarında Türk askeri görev yapmıştır. Bu süre zarfında, toplamda 15 asker şehit olmuştur.

1)       2009 yılında Mezar-ı Şerif'teki Türk birliğini ziyaretten dönen bir kurmay albay ve bir uzman çavuş trafik kazasında şehit olmuştur.

2)       16 Mart 2012’de Kabil yakınlarında Türk Silahlı Kuvvetlerine ait Sikorsky tipi bir helikopterin düşmesi sonucu dokuz subay, iki astsubay ve bir uzman şehit olmuştur.

3)       26 Şubat 2015 tarihinde Taliban’ın Türk Büyükelçiliği’ne ait bir aracı hedef almasının ardından bir asker şehit olmuştur.

Sonuç

11 Eylül 2001 tarihinde ABD’de meydana gelen terör saldırıları NATO için yeni bir dönüm noktası teşkil etmiştir. Saldırıların ardından NATO, Müttefiklerin ABD’yle dayanışmasını ortaya koymak üzere, tüm Müttefiklerin oydaşması temelinde, 12 Eylül 2001’de, İttifak tarihinde ilk defa Vaşington Antlaşmasının 5. Maddesini işletmiştir. Türkiye bu karar çerçevesinde Afganistan harekâtına muharip olmayan sivil ve askerî görevlerde etkin bir şekilde rol almıştır.

2022 itibariyle Afganistan harekâtına ABD açısından baktığımızda, kısa bir değerlendirme yapmakta fayda vardır. ABD, Afganistan’ın terör üssü olmasına engel olmak ana düşüncesiyle bu ülkeye 2001 yılı son çeyreğinde yerleşmiştir. Terör belirli ölçüde kontrol altına alınmıştır, bu yönüyle başarılı olunmuştur. Hedef olarak en başta belirlenen el-Kaide unsurları büyük ölçüde Afganistan’dan temizlenmiştir. Lideri Usame bin Ladin öldürülmüştür. Ancak, el-Kaide’ye 2021 yılı öncesinde yaşama alanı sunan Taliban ile mücadele beklendiğinin aksine çok başarılı olamamıştır. Belki de bu yönde büyük bir gayret de sergilenmemiştir. ABD, kendine yakın Karzai ve Gani benzeri adamlarıyla Afganistan’da rejim değişikliği yapmayı ve demokratik yaşamın gereklerine göre yeni bir toplum oluşturmayı (toplum mühendisliği) denemiştir ancak başarılı olamamıştır. Bir anlamda Taliban’la ABD, Afganistan’ın kontrolünde berabere kalmıştır. 1763-1919 yılları arasında İngiltere, 1955-1989 arasında Rusya ve aynı dönemlerden 2021 yılına kadar da ABD dönemi, Afganistan’ın büyük güçler için bir ‘cehennem’ olduğunu göstermiştir. Bununla birlikte Amerikan izi Afgan politikasında, çeşitli araçlarla 2022’den itibaren de kalmaya devam edeceğine dair değerlendirmeler yapılmıştır.

Burada kısaca ABD’nin Afganistan mücadelesine değinmekte fayda görülmüştür. ABD silah firmalarının etkisi ve hatta bazı silah sistemlerini Afganistan’da denediği, kendi sivil uzmanlarını/mühendislerini bu ülkede bulundurmak suretiyle, sahada silah geliştirme fırsatı yakaladığı bilinmektedir. Ayrıca ABD, 1990’lardan itibaren inşa etmeye çalıştığı tek kutupluluk ve hegemonya yaklaşımını, 2001 itibariyle taktiksel manada Afganistan’da güç projeksiyonu şeklinde göstermiştir. Benzerini 2003 yılında Irak’ta yapmıştır. Her ne kadar bu tür kararlarda dönemin ABD başkanlarının yansıttığı politika ve liderlik önemli görülse de, genel ABD büyük stratejisini tamamlayıcı bir rolü olan Afganistan harekatı, aynı zamanda Çin ve Rusya’yı genel çevreleme stratejisine de hizmet ettiği okumaları yapılmıştır. Bu arada ABD; Türkiye dahil, transatlantik bağ içinde yer alan NATO müttefikleri ile Türkiye dahil, müttefiki olarak kabul ettiği ülkelerin politikalarını ve yaklaşımlarını görme, küresel meselelere ABD perspektifinde destek olan veya engel çıkaran ülkeleri görme, bu bağlamda büyük stratejisi olan tek kutupluluk ve hegemonyanın devam ettirilmesinde kimlerle birlikte yürüyebileceğini görme fırsatı vermiştir. ABD’nin 2015 yılından itibaren yükselen Çin ‘tehdidine’ önceliğini vermeye başladığı çeşitli analizlerde ifade edilmiştir. Bu bağlamda, Birleşik Amerika kısmen daha az önemli gördüğü bölgelerden, orada bulunmasının maliyeti getirdiği fayda yönüyle çok yüksekse, bir anlamda kapitalist bir bakış açısıyla, çekilmeyi daha doğru bulan pragmatist çıkışlar yapmaktan çekinmemiştir. Afganistan’da da bu durum geçerli olmuştur.

Kaynaklar:

Bölme S.M. (2012). İncirlik Üssü. İletişim yayınları. 1. Baskı. İstanbul.

Erem O. (2021). “Afganistan'da 20 yıl: Türk askerleri bugüne kadar neler yaptı, Türkiye hedeflerine ulaşabildi mi?”, BBC News Türkçe, 28 Ağustos, Erişim Adresi: https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-58347606.

Kuğu A.R. (2021). İç Çatışma ve Dış Müdahale Kıskacında Afganistan, Pankuş Yayınları, 1. Baskı, İstanbul.

Özdağ Ü. (2004). “Afganistan’a Asker Yollamak”, Yeniçağ Gazetesi, 11 Mayıs.

Saygun E. (2012). Türk Ordusuna Balyoz, Kaynak Yayınları, 6. Basım, İstanbul.

Uçarol R. (2013). Siyasi Tarih (1789-2012), Der Yayınları, 9. Basım, İstanbul.

Yetkin M. (2004). Tezkere: Irak Krizinin Gerçek Öyküsü. Remzi Kitabevi. 2. Basım. İstanbul.

Yıldız Y.G. (2004), “NATO’nun ‘Yeni Afganistan Planı’”, Akşam Gazetesi, 05 Haziran.

Dr. Hüseyin FAZLA
Dr. Hüseyin FAZLA
Tüm Makaleler

  • 24.01.2022
  • Süre : 9 dk
  • 1349 kez okundu

Google Ads