Site İçi Arama

ua-iliskiler

KKTC’nin Tanınması Yolunda İlk Adım Atılıyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 77’nci BM Genel Kurul kürsüsünden KKTC’nin tanınması ve ambargoların kaldırılması çağrısı gerçek anlamda tarihi bir adım olmuştur. Yeri gelmişken söyleyelim, KKTC’nin New York’taki Türk Evinde konsolosluğunun bulunduğunu, KKTC ve Türkiye’nin büyük bir dayanışma ve eş güdüm içerisinde bu tarihi adımın atılmış olduğudur.

“KKTC’nin Tanınması” yolunda belki de ilk defa bir yol haritası cesaretle ortaya konulmuştur, hulus-i kalple söyleyelim, Türk milletine hayırlı olsun. Bu yol haritasının ilk adımı, sanırım iyice anlaşılmıştır, “inisiyatifte ön alma (preemptive initiative) girişimi”, Ankara merkezli akilane bir planlama rehberi ve tereddüte mahal bırakmayacak muhteşem bir açılımın önemi. İnanın kafalardaki bulanıklığa son vermiştir. Tutturmuşuz, iki devlet bir milletin nişanesi Azerbaycan’ın KKTC’yi tanımaması meselesini. Efendim söyleyelim, tanıyamaz, tanırsa Ukrayna Savaşı içerisindeki halet-i ruhiyesi nedeniyle Putin’in hiddetini bir kenara bırakalım, onun desteğiyle şu ana kadar girilemeyen, Güney Kafkasya’da her türlü musibetin nedeni de facto bir oluşum “Artsah Cumhuriyeti” yani Dağlık Karabağ Cumhuriyetini en az 15 ülke tanır da ondan. Sanırım iyice anlaşılmıştır, Azerbaycan’ın KKTC’yi neden tanımadığı meselesi.

Yeri gelmişken belirtmek de yarar var, 2009 yılında Nahcivan’da kurulan ‘Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi’ yani ‘Türk Konseyi’ ya da öz Türkçe resmi adıyla ‘TÜRK KENEŞ’indeki büyük çoğunluğu Müslüman olan Türk halkların mezhepsel durumuna bir bakalım. İşe en önce Türkiye ve Azerbaycan’dan başlayalım. Türkiye mezhebî olarak çoğunluk Hanefi, Azerbaycan ise ‘Caferî / Şii’dir. Ancak Şam’daki Emevi Camisi gibi birçok cami de CaferÎ mezhep neredeyse beşinci mezhep olarak yeri belirginleştirilmiştir. Ancak soy ve dil birliği mezhepsel kimlikten önemli olduğu için iki ülke arasında “bir millet iki devlet” anlayışı egemendir. Bir başka ilginçlik de Tacikistan’dadır. %30’u Özbek Hanefi Türklerinden oluşan Tacikistan’da konuşulan dil itibarıyla millet-i hâkime (core state) Farisi olsa da Tacikler Hanefi, İranlılar ise ‘Caferi / Şiî’dir. Ayrımsallığın boyutuna bir bakar mısınız? Bu arada İran ve Tacikistan arasında keskin bir mezhep ayrımı olduğunu da unutmayalım. Türk devletlerindeki halkların büyük çoğunluğu aynı kökten geldiklerini ve ortak ataya sahip olduklarını bilmektedirler. Türkiye de dahil hepsi Gök Türk devletinin devamıdırlar. (1) 

Bir parantez de Türkmenistan’a açalım. Türkmenistan, Birleşmiş Milletler nezdinde tarafsızlık statüsü talep ettiği ve bu statüye sahip olduğu için hiçbir uluslararası örgüte üye olamamaktadır. Türk Konseyine üye olamama sebebi de budur. Ama Türkmenistan, Türk devletler arasındaki siyasi olmayan kültürel etkinliklere katılmaktadır. 

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 77’nci BM Genel Kurul kürsüsünden KKTC’nin tanınması ve ambargoların kaldırılması çağrısı gerçek anlamda tarihi bir adım olmuştur. Yeri gelmişken söyleyelim, KKTC’nin New York’taki Türk Evinde konsolosluğunun bulunduğunu, KKTC ve Türkiye’nin büyük bir dayanışma ve eş güdüm içerisinde bu tarihi adımın atılmış olduğudur.  Gerçekten de bu çağrı Kıbrıs Türk halkı için bayram niteliğinde gurur duyulan bir çağrı olmuş, uzun bir aradan sonra kalpleri Kıbrıs için atan yüreklere su serpmiştir. Peki her zaman söylenildiği gibi bu çağrı havada kalan bir çağrı mıdır? Kuşkusuz hayır. Yani Türkler Eylül ayının üçüncü haftasında New York’a gelirler, bu lafzı seslendirirler, uçağa bindiklerinde kendileri bile unuturlar kendi çağrılarını, geyiğini de anlamlı bir biçimde bitirmiştir. Nedeni açık. Arkasından gelen somut adımlara bir bakmak lazım. Şimdi tekraren soralım, 2022 BM Genel Kurul konuşmalarında Türkiye’nin sunduğunda elle tutulan somut bir şey var mıdır? Evet özellikle de GKRY-Yunanistan’ın afallamalarına sebep olan akilane bir adım atılmıştır. 

Bu çağrının ardından atılan ilk somut açılım bizzat KKTC tarafından büyük bir cesaret ve kararlılıkla yapılmıştır. KKTC tarafından, GKRY’den izin alarak görev yapan sadece Birleşmiş Milletler Barış Gücü (United Nations Forces in Cyprus UNFICYP)’ne dur, denilmekle kalınmamış, ayrıca KKTC ile de anlaşma yapılması için bir ay süre tanınmıştır. Yapılan tam bir kararlılık gösterisidir. KKTC Dışişleri Bakanı Tahsin Ertuğruloğlu, Türk ve Rum sınır hattındaki ara bölge dışında KKTC’de de iki kamp ve bir temas noktası bulunan BM Barış Gücü’nün Rumlardan izin alarak görev yaptığını belirterek, “Misafirlik bitti, ya KKTC ile askeri anlaşma imzalar ya da KKTC’den çekilirler” restini büyük bir kararlılıkla çekmiştir. (2) 

Bu açılım öyle bir açılımdır ki, zımnen GKRY’nin hem de BM nezdinde zımnen tanındığı izlenimine büyük bir kararlılıkla son verilmiş olduğunu müjdelemiştir. Demek istenilmiştir ki, BM Barış Gücü KKTC ile bir anlaşma yapmazsa KKTC tarafındaki iki kampından da çekilmek zorunda kalacaktır. BM Kıbrıs Barış Gücü günümüzde KKTC ile Kıbrıs Rum yönetimi arasındaki 180 kilometrelik sınır hattında oluşturulan, ‘Yeşil Hat’ adı verilen 346 kilometrekarelik tampon bölge (buffer zone)’yi kontrol etmektedir. Barış Gücü 19 ülkeden 1009 asker ve sivil memurdan oluşmaktadır. KKTC’de biri Gazimagosa kentinde, diğeri Lefke’de iki kampı bulunan Barış Gücü’nün başkent Lefkoşa’da da Ledra Palace yakınında bir temas noktası bulunmaktadır.  BM Barış Gücü, 1974 Kıbrıs Barış Harekatı’ndan sonra Kıbrıs’ta kayda değer bir olay olmaması nedeniyle halk arasında “BM Tatil Gücü” olarak anılmaktadır. Kıbrıs, BM asker ve sivil bürokratların özellikle tercih ettiği görev yerlerinden biridir. (3) 

Hani bizde derler ya tam maaşla emekli yaşam bölgelerinin önde gelen yerlerinden biridir. Deniz, kum ve güneşin bütün türevleri ile öğleden sonra siesta yapılan ender yerlerden biridir, Kıbrıs adası. Şimdi zannederim, daha iyi anlaşılıyordur, Avrupa Siyasal Topluluğu Prag Zirvesinde gerek GKRY Lideri Anastasiadis’in gerek Yunanistan Başbakanı Mitçotakis’in fellik fellik hem de araya adam da koyarak Cumhurbaşkanı Erdoğan ile görüşme talepleri. Bu coğrafyanın bilinen bir perspektifi, elinize kart almadan toplum önüne bile çıkılamayacağı gerçeği bir kez daha görülmüş ve anlaşılmıştır. 

Şimdi gelin hep birlikte Kıbrıs’taki Barış Gücünün tarihsel geçmişiyle KKTC’nin Tanınması yolunda ilk adımının kıymet-i harbiyesini irdeleyelim. Bilinenin aksine BM Barış Gücü adaya gelişi 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra değil, 21 Aralık 1963 tarihinde Kıbrıslı tedhişçi Rumların EOKA liderliğinde ve Yarbay Grivas yönetiminde adayı Yunanistan'a ilhak edilmesi ve Megali İdea çerçevesinde ENOSİS'i gerçekleştirilmesi ve adada yaşayan Kıbrıslı Türkleri tamamen ortadan kaldırmaya yönelik başlattıkları saldırılar sonrasında olmuştur. 

Kanlı Noel sonrası olayların gittikçe şiddetlenmesi üzerine Birleşmiş Milletler tarafından Mart 1964 tarihinden itibaren Barış Gücü oluşturulması ve Kıbrıs'a gönderilmesi kararlaştırılmıştır. Görev yapacak ilk birlik 14 Mart 1964 tarihinde adaya gelen Kanada birliğinden sonra 26 Mart tarihinde adaya gelen ikinci birlik Finlandiya birliği olmuştur. 27 Mart 1964 günü de General Gyani de UNFICYP komutanı olarak adada göreve tamamen hazır olduklarını açıklamıştır. Adada en dar yeri 3 metre, en geniş yeri ise 7 kilometre olan 180 kilometrelik ateş hattının 90 kilometrelik kısmını denetlemekle görevli olan UNFICYP ayrıca yakın zamana kadar iskana kapalı olan Maraş bölgesinin de denetimini elinde tutmuş, hâlâ da tutmaktadır. 

Barış Gücü bugüne kadar görev yaptığı Kıbrıs Adasında nerdeyse bütün etkinliklerinde GKRY’ne mazhariyet ve rüçhaniyet göstermiştir. Oysa GKRY ise özellikle Kıbrıs Barış harekâtından sonra “düşmanımın düşmanı benim dostumdur” özdeyişi kapsamında   bölücü terör örgütü militanlarına yardım ve yataklık etmeyi bir politika olarak belirlemiştir. Unutmamak gerekir ki, Türk Millî Mücadelesinde de Atina, Sürgündeki Kürt Hükümetine de ev sahipliği yapmıştır. Atina çevresinde bugüne kadar devam eden bölücü örgütleri barındırmış, barındırmaya devam etmektedir. KKTC'nin asayiş ve güvenlik sorunları olduğu iddiasını ortaya atan ve insanların kafasını karıştıran GKRY, terör örgütü sempatizanlarına verdikleri destekle bunların Türkiye'den adaya kaçmaları sonrasında rahat eylem yapma olanağına kavuşmalarına da destek olmuştur, halen de olmaktadır. Bu arada söyleyelim, İngiltere’nin Ağrotur ve Dikelya Egemen Üs Bölgeleri her türlü tehditten varestedir ve korunmalıdır. 

Her altı ayda bir görev süresi Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliği tarafından uzatılan bu askeri güç halen BM tarafından yürütülen en uzun süreli operasyon olma niteliğini korumaktadır. UNFICYP kapsamında bu askeri güce askeri destek veren ülkeler arasında başta Kanada, Avusturya, Macaristan, Yeni Zelanda, Avustralya, Finlandiya, Slovakya, Arjantin, İngiltere, İrlanda, İsveç, Danimarka olmak üzere pek çok ülke bulunmaktadır. Bu askeri güce bağlı olarak ayrıca uluslararası bir polis teşkilatı da Mart 1964 tarihinden bu yana UNFICYP bünyesinde adada görev yapmaktadır. Bu polis gücünde de Avustralya, Avusturya, Danimarka, Yeni Zelanda, İsveç gibi farklı ülkelerden polisler görev almaktadırlar (4) 

1964 Haziran ayında 6.238 kişilik bir kadroya sahip olan güç, Aralık 1987 tarihinde 2.122 kişi, 2000'li yıllarda ise 1.197 kişilik (5) günümüzde de BM Barış Gücü 1009 kişilik bir kadroya kadar inmiştir. 

Öte yandan, Rumlar tarafından kabul görmeyen Annan Planı'nın 8. maddesinin (d) fıkrasına göre planın adada uygulanmasına nezaret etmek üzere Kıbrıs'ta bir barış gücü konuşlandırılması da bağıtlanmıştır. (6) 

Neye karşılık? Türkiye Cumhuriyeti’nin Garanti Antlaşmasına göre adada bulunmasını sonlandırma niyet ve maksadına matuf olarak. Bu nedenle Annan Planı inceden inceye nakış gibi işlenmiştir. Bu plan Rumlar tarafından onaylanmış olsaydı, BM Güvenlik Konseyi'nden geçirilecek bir kararla Garanti Anlaşmasının tamamen işlemez hale getirilmesi planlanmış ve adada UNFICYP da barış gücü olmaktan çıkarak neredeyse işgalci bir kuvvet haline sokulması düşünülmüştür. Ne diyelim, talihin bir cilvesi olarak iyi ki Rumların olumsuz bakışları sonrası Annan Planı yürürlüğe konulmamıştır. Eğer bu plan yürürlüğe konulmuş olsaydı, Türk askeri ve polisine ilaveten UNFICYP da adada görev yapamayacak duruma düşürülecek ve bütün bu askeri faaliyetler Yunanistan ve Kıbrıs Rum kesiminin insafına ve oluruna bırakılacaktı. Diğer yandan yeni oluşturulacak sözde adı barış gücünün Kıbrıslı Türklere karşı tutum ve davranışlarında düşmanca ve olumsuz bir hava görülmesi halinde bu durum yine Yunanistan ve Kıbrıslı Rumların onay vermesi halinde düzeltilebilecekti. Kıbrıs’ta böylesine Rumların yararına dokümanların hazırlanmasında etkili kalemşorlar ise David Hannay, Thomas Weston, De Soto, Alekos Markidis, Yorgo Vasiliu’dan oluşmaktadır. Adadaki Kıbrıslı Türklerin geleceği planlanan metinlerde nedense aralarında bir tane bile Türk bulunmamaktadır. Annan Planı çerçevesinde onlar tarafından hazırlandığı açıklanacak metinler Güvenlik Konseyi'ne sunulacak ve dönüşü olmayacak bir biçimde uluslararası hukuk haline dönüştürülecekti. (7) 

Buna göre Kıbrıs'ta oluşturulacak barış gücü, oluşturucu devletlerin onayı ile federal hükümet tarafından aksine karar verilmedikçe Kıbrıs'ta kalmasına devam edilecekti. Böylece Rum tarafının hiçbir zaman "Hayır" demeyeceği bir askeri güç adada konuşlanacaktı. Hazırlanan plana göre barış gücü adanın tamamında serbestçe hareket ve operasyon yapma, devriye, mevzi kurma, barikat, yol kesme, soruşturma, durum tespiti yapma, girişimlerde bulunma hakkına sahip olacaktı. Bu güç ayrıca Tesis Anlaşması'nın uygulanması, devlet polisine ilişkin kuralların uygulanması, oluşturucu devlet vatandaşlarının diğer taraf tarafından eşit ve makul muamele görmesine nezaret edecektir. Böylece halen Türk askeri yetkililerinin verdiği izinle KKTC topraklarında görev yapmakta olan UNFICYP yerine, adanın her yerinde ve izin almadan görev yapacak, sorgulayacak, ancak sorgulanmayacak, yetki ve onay bağlamında Yunanistan ve Kıbrıslı Rumlara bağlı tek yetkili yeni bir barış gücü oluşturulmaktadır. Direkten dönmek işte buna denir. Onaylanmış Annan Planı çerçevesinde yapılması zorunlu hale gelecek bu anlaşmayla birlikte Kıbrıslı Türkler oluşturulacak sözde barış gücü ile zoraki işbirliği yapmak zorunda bırakılacaktı. 

Şimdi yanıtlanması gereken soru şu: KKTC BM Barış Gücünden daha doğrusu BM Genel Sekreterliğinden ne istemektedir? Her şeyden önce KKTC’nin BM’den istediği uluslararası alanda SOFA (Status of Forces Agreement) adıyla bilinen askeri statü anlaşmasıdır. SOFA askeri statü anlaşması gereğince, bir ülkede görev yapacak yabancı askerlerin tabi olacakları hukuk sistemi, görev tanımları ve yükümlülükleri ile yetkilerini belirlenmektedir.  Bilindiği üzere anlaşma ev sahibi ülke ile asker gönderen taraf arasında yapılmaktadır. Peki, bu genel ilke neyi dikte ettirmektedir? Sadece günümüz düşünüldüğünde, BM Barış Gücü 19 ülkeden oluştuğu için KKTC ile 19 ülkeyi karşı karşıya anlaşma zeminini getirecek, dolayısıyla dolaylı bir tanınma yolunu da açabileceği değerlendirilmektedir. Bir küçük açılımın olumlu getirilerine bir bakar mısınız? 

Bütün bunlardan sonra söylemem odur ki, KKTC BM Barış Gücünün ayrı bir devlet olarak kendilerinden izin almaları için vermiş olduğu bir aylık mühlet son derece anlamlıdır. “KKTC’nin Tanınması” konusunda önemli bir adımdır.  KKTC tarafından gösterilen bu kararlılık gösterisinden sonra BM Genel Sekreterliği bir aydan daha az bir sürede cevap verebileceği düşünülmektedir. New York temasları sırasında Cumhurbaşkanı Ersin Tatar’la BM Genel Sekreteri Antonio Guterres ve Barış Operasyonların’dan Sorumlu Genel Sekreter Yardımcısı Jean-Pierre Lacroix ile görüştüklerini anlatan KKTC Dışişleri Bakanı Ertuğruloğlu, BM’ye Kuvvetler Anlaşması (SOFA) taslağını sunduklarını, görüşmelerin olumlu geçtiğini ayrıca KKTC’nin tanınması yolunda yeni adımlar da atacaklarını belirtmiştir. KKTC net bir şekilde ifade etmektedir ki, KKTC topraklarında BM Görev Gücünün görev yapmasının onayını verecek olan makam GKRY hükümeti değil, KKTCdir. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtından sonra Kıbrıs Türkünün güvencesi her zaman Kıbrıs Türk Barış Kuvvetleri Komutanlığı olmuş, böylece devam edecektir, Sevgili Okurlar.  

 

Dipnotlar

(1) Cemil Kılıç, “Mesele bildiğiniz gibi değil... Türk devletleri Kıbrıs'ı neden tanımıyor” Oda Tv, 06 Eylül 2018;  https://www.odatv4.com/analiz/turk-devletleri-kibrisi-neden-tanimiyor-06091813-145927/Erişim Tarihi 09.10.2022/

(2) Ömer Bilge, KKTC’ yi Ya Tanı Ya Çekil! BM Barış Gücü’nden Askeri Anlaşma İstediler, Hürriyet Gazetesi, 05 Ekim, 2022; Https://Www.Hurriyet.Com.Tr/Dunya/Kktcyi-Ya-Tani-Ya-Cekil-Bm-Baris-Gucunden-Askeri-Anlasma-İstediler-42148219/Erişim Tarihi 09.10.2022/

(3) Internet Haber, “KKTC'den Birleşmiş Milletler'e rest! Ya bizi tanı ya da hemen topraklarımızı terk et” 05.10.2022; https://www.internethaber.com/kktcden-birlesmis-milletlere-rest-ya-bizi-tani-ya-da-hemen-topraklarimizi-terk-et-2273127h.htm/Erişim Tarihi 09.10.2022/ 

(4) Ulvi Keser, Kıbrıs'ın Stratejik Önemi Bağlamında Adada Askeri Faaliyetler ve İlgili Tarafların Askeri Gücü, ss. 139-140; https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/84578/Erişim Tarihi 09.10.2022/ 

(5) Ahmet An, Kıbrıs Sorununun Perde Arkası, Gelenek Yay., İstanbul, Temmuz 2000, s. 23.

(6) BM Kapsamlı Çözüm Planı (Annan Planı), 31 Mart 2004, Madde 8 Askersizleştirme Fıkra(d) “Bu Anlaşma’nın uygulanmasını izlemek üzere bir Birleşmiş Milletler Barış Gücü mevcut bulunur, bu Güç anlaşmaya uyulmasını teşvik etmek ve güvenli bir ortamın idamesine katkıda bulunmak için elinden gelen çabayı gösterir, Federal Hükümet, her iki Kurucu Devletin rızasıyla, aksine karar almadığı sürece Adada kalır.”

(7) Fuat Veziroğlu, Annan Planı ve Yalan Makineleri, Akdeniz Haber Ajansı Yay., Lefkoşa, Ekim 2003,s.132.

Prof.Dr. Esat ARSLAN
Prof.Dr. Esat ARSLAN
Tüm Makaleler

  • 10.10.2022
  • Süre : 6 dk
  • 1065 kez okundu

Google Ads