Site İçi Arama

ua-iliskiler

Erdoğan ve Suudi Selman'ın Menfaat Dansı Devam Ediyor

Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın 2018 yılında İstanbul’da Suudi “yamyamlar” tarafından paramparça edilmesi, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkisinin tamamen askıya alınmasına neden oldu. Bu travmatik durum, iki ülke arasında sert bir siyasi rekabeti ve karşılıklı bölgesel düşmanlığı söylem bazında da olsa, gündeme taşıdı.

Suudi Arabistan-Türkiye İlişkisinin Bozulması

Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri ile Türkiye arasında yakın seyreden ilişkiler, 15 Temmuz Temmuz darbe girişimiyle bozulmaya başladı. Ankara’nın bu iki ülkenin de darbe teşebbüsüne dolaylı destek verdiğini ima eden algısı, ilişkilerin kökten değişime uğramasını beraberinde getirdi. Bunun devamında Suudi liderliğinde Katar'a karşı güç birliğine giden Körfez ülkeleri, aynı zamanda karşılarında Katar’a müttefiklik yapmaktan çekinmeyen Türkiye’yi buldular. Ama bardağı taşıran esas damla bu olmadı!

Suudi Arabistanlı gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın 2018 yılında İstanbul’da Suudi “yamyamlar” tarafından paramparça edilmesi, Türkiye-Suudi Arabistan ilişkisinin tamamen askıya alınmasına neden oldu. Bu travmatik durum, iki ülke arasında sert bir siyasi rekabeti ve karşılıklı bölgesel düşmanlığı söylem bazında da olsa, gündeme taşıdı.

Bu arada Başkan Trump'ın zaman zaman Türkiye aleyhtarı söylemleri de Suudi liderliğinin Türkiye'ye karşı saldırgan bir siyasi dil kullanmasını cesaretlendirdi. Suud yönetimi Türkiye’nin İsrail’le bozulan ilişkisinde, İsrail tarafıyla temaslarını artırmayı ve Türkiye’yi bölgede daha da yalnızlaştırmayı bir dış politika aracı olarak benimsedi. Böylece Bahreyn, BAE, Sudan, Fas yanında İsrail ile ilişkilerini de normalleştiren Suudi Arabistan, Türkiye'nin adeta bölgesinde tek "sorun çıkaran ülke" olarak görülmesine hizmet etmek istedi.

Öte yandan zamanla Katar’ın karşısında yer alan Arap bloku eridi. Yemen’de Suudilerin kesin zaferi bir türlü gelmedi. İran karşısında İsrail’le dolaylı iş birliğine giden Suudi Arabistan, Suriye’de Türkiye’nin askeri seçeneklerinin işe yaradığını ve Suriye’nin geleceğinde Türkiye’nin etkisinin artmakta olduğunu gördü. Doğu Akdeniz’de Eastmed ile beklediği açılımı yapamayan İsrail’in de Türkiye’ye yönelmesi, eş zamanlı olarak Suudi Arabistan da kendi bölgesel çıkarları için Türkiye ile temasa geçti. Kaşıkçı cinayeti sonrasında Riyad ile Ankara arasında devam etmekte olan karşılıklı salvolara bir son verildi. Esasında Türkiye de bu konuyu daha fazla büyütmeden, ilişkileri normalleştirmek, Suudi Arabistan öncülüğünde hareket eden Arap sermayesini bozulmakta olan Türk ekonomisine hayat suyu olarak kullanmak istiyordu. 

2021 başlarında Ankara-Riyad arasında olumlu sinyaller beraberinde yakın teması getirmek üzereyken, aynı yılın Mart ayında icra edilen Suudi-Yunan askeri tatbikatı, Türkiye’nin Suudi Arabistan yönetimine tekrar mesafeli bir duruşa geçmesine, uzlaşmanın gerçekleşmemesine neden oldu. 

Ankara-Riyad Temasa Geçiyor

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Arabistan'ın Türk ürünlerine yönelik gayrı resmi boykotuna aşmak, ilişkileri normalleştirmek için adım atma gereğini duydu. Erdoğan, Türkiye'nin Mısır ve Körfez ülkeleriyle ilişkilerini onarma isteğini dile getirmeye başladı. 2021 yılındaki Abu Dabi ziyareti dönüşünde uçaktaki gazetecilere yaptığı açıklamada, Erdoğan, "Suudi Arabistan ile olumlu diyaloğumuzu sürdürüyoruz. Önümüzdeki dönemde somut adımlar atmak istiyoruz. Süreci olumlu yönde geliştirmek istiyoruz" dedi. 

Hem Türkiye hem Suudi Arabistan, aralarındaki buzların çözülmesini, İran’a karşı Suriye’de ve Şii blok’un etkin olduğu yerlerde Sünni blok’u bir arada tutup, güçlendirmeyi arzu etti. Türkiye ve Suudi Arabistan'ın realist ve pragmatik politikalara dönüş yapması gerekli görüldü. 

Ankara, Riyad’dan Ne Bekliyor?

Ankara; siyasi açıdan Suudi Arabistan'la ilişkilerin normalleşmesinin, Türkiye'nin Arap Baharından bu yana Orta Doğu'da düşüş yaşayan kapasitesini tekrar artırabileceğini düşündü. Suudi-Türk siyasi uyumunun tekrar yakalanması halinde, Ankara'nın; Suriye, Doğu Akdeniz ve Mısır bağlamında potansiyelini artırabileceği değerlendirildi. 

Ankara ve Riyad, Suriye konusunda benzer kaygılara sahip. Mevcut Esad rejimine iki taraf da sıcak bakmıyor. Suriye konusunda ortak hareket edilmesi, tarafların çıkarlarına olabilir. 

Doğu Akdeniz'le ilgili olarak, Ankara; Riyad'la ilişkileri yeniden başlatmak suretiyle, Suudi Arabistan ve dostlarının Yunanistan yanlısı tutumlarını saptırabileceğine inanıyor. En azından Mısır-Türkiye anlaşmazlığının karmaşıklığı, Suud yönetiminin arabulucu olarak Ankara-Kahire arasını bulmasını gerekli kılıyor. Suudi yönetiminin de bu zorlu misyonu kolaylaştırmak için istekli olduğu anlaşılıyor.

Ekonomik açıdan Türkiye, Suudi Arabistan’ın Türkiye'den ithalata yönelik gayrı resmi boykotu gevşetmesini bekledi. Yakın dönemde Katar ve BAE merkez bankaları ile yaptığı takas anlaşmalarının bir benzerini Suudi Arabistan’la da yapmak istiyor. Bu tür para politikasına yönelik esneklikler, Türkiye’de enflasyonun düşürülmesine ve Türk lirasının değer kaybının önlenmesine fayda sağlayabilir. Ayrıca, Türk inşaat şirketlerinin, Suudi Arabistan Vizyon 2030 kalkınma projelerine yatırım yapmaları fırsatı doğabilir. Bu tür olası adımlar, iç siyasette Ankara Hükümetinin elini güçlendirici hamleler olarak görülüyor.

Suudi Arabistan ne bekliyor?

Savunma alanında, Riyad, Yemen'de yedi yıldır süren askerî harekât için silah ve özellikle silahlı insansız hava aracı (SİHA) tedarikini önemli ve gerekli görüyor.

Genel olarak, Arap Toplumu ile Türkiye’nin ilişkilerinin iyileşmesi, Yemen, Libya ve Suriye'deki krizlerle başa çıkmak için bölgesel bir istikrar planının geliştirilmesini de teşvik edebilir. İran'ın etkisini caydırmak için bölge çapında ortak adımlar atılabilir. 

Suudiler ve Birleşik Arap Emirlikleri, Türkiye ile ilişkilerin geliştirilmesinin Suudi Arabistan'ı Katar ile olan benzersiz bağlarından kısmen uzaklaştırabileceğine inanıyor.

Hem Türkiye hem de Suudi Arabistan siyasi olarak bölge ülkelerini kendi bölgesel amaçları doğrultusunda harekete geçirmeye çalışıyor. Bölgesel liderlik yarışları ne olursa olsun Türkiye, İran'la bitmek bilmeyen mücadelesinde Suudi Arabistan'a sembolik de olsa bir ağırlık kazandıracaktır. Suudi Arabistan için Türkiye ile normalleşme, İran ile devam eden nükleer görüşmeler üzerinde belirli bir etkiye sahip olacak bölgesel bir blok oluşturmak için ideal. 

Ankara-Riyad Savunma Sanayisi Alanında İş Birliğine Gidebilir

Riyad, 2017 yılında Vestel Savunma ile bir sözleşme imzalamıştı. Bu sözleşme, Suudi Arabistan'da Karayel-İHA’ların lisans altında ortak üretiminin önünü açtı. Bu aynı zamanda yurtiçinde Bayraktar ürünlerinin öne çıkması nedeniyle önü kapanan Karayel için de iyi bir açılım oldu. Karayel İHA’ların Suudi Arabistan tarafından Yemen'de konuşlandırıldığı ve Husiler’e karşı yürütülen mücadelede Riyad’ın elini rahatlattığı biliniyor.

Uzun vadede savunma sanayisinde iş birliği her iki tarafın da yararına görülüyor. Taraflar arasında ilişkilerin dibe vurduğu dönemde bile Türkiye, 2018 yılında düzenlenen Suudi Silahlı Kuvvetler Fuarı'na katılım sağlamıştır. 

Savunma alanındaki temaslar, Türkiye ve Suudi Arabistan arasındaki siyasi anlaşmazlıkları hafifletmeye yardımcı olmuştur. Türkiye'nin bölgesinde yükselen bir savunma sanayisi modelini sergileyebilmesi, Suudi Arabistan için de Türkiye’yi iyi bir model haline getirdi. Silah ihracatçısı olma yolunda hızla ilerlemekte olan Türkiye için Suudi Arabistan pazarı önemlidir. Türkiye, Suudi Arabistan ile sadece İHA konusunda değil, füze ve radar teknolojileri, elektronik harp ve hava savunma sistemleri alanında da ilişkilerini geliştirebilir.

İsrail’in Riyad-Ankara Yakınlaşmasına Bakışı

İsrail; Türkiye, Suudi Arabistan ve BAE arasındaki siyasi normalleşmeyi kabul edilebilir buluyor ve bunun İsrail'in on yıllar süren düşmanlıktan sonra bazı Arap ülkeleriyle dostane ilişkiler kurmasını sağlayan meşhur İbrahim Anlaşması'na zarar vermeyeceğine inanıyor. Tel Aviv için Suudi Arabistan ve Türkiye arasındaki siyasi yakınlaşma, İran karşıtı daha geniş bir bloğa doğru atılmış büyük bir adım anlamına geliyor.

Gerçekten de İsrailliler Türkiye'nin hem Araplarla hem de kendileriyle eş zamanlı olarak ilişkilerini düzeltme arzusunu iki nedenden ötürü anlayışla karşılıyor. Birincisi, Erdoğan bölgesel uzlaşma paketinin bir parçası olarak İsrail ile ilişkileri yeniden düzelteceğini belirtti. Herzog’un 2022 yılının Mart ayındaki ziyaretiyle bu kapı açılmış oldu. Şimdi karşılıklı büyükelçiliklerin açılabileceği konuşuluyor. İkincisi, özellikle bazı Körfez Arap ülkeleri ve Mısır'ın diplomatik ilişki kurduğu İsrail’i Türkiye artık daha fazla göz ardı edecek durumda değil. Ankara'nın İsrail ile ilişkilerini normalleştirmesi, Türkiye'nin siyaseten farklı bir duruş sergilese de, Hamas'a verdiği açıktan desteğin rafa kalkmasına ve İsrail karşıtı söylemine son vermesine neden olabilir.

İran’ın Yaklaşımı

Tahran’ın, tekrar canlanan Türk-Arap-İsrail normalleşme girişimini ve İsrail’in Arap ülkeleriyle yaptığı İbrahim Anlaşmalarını kendisine karşı bölgesel bir bloklaşma olarak algılaması normal kabul edilmelidir. 

Son dönemde, Türkiye-İsrail, Türkiye-Mısır, Türkiye-BAE, Türkiye-Suudi Arabistan, Türkiye-Suriye arasında ortaya çıkan karşılıklı cepheleşmeler göz önüne alındığında İran, Suriye'den Yemen'e kadar kendisine birtakım oynama alanı bulmuştu. Dolayısıyla bölgedeki dört büyük ülkenin (Türkiye, Mısır, Suudi Arabistan ve İsrail) yakınlaşması, İsrail'in defalarca askeri saldırı tehdidinde bulunduğu İran'ın yalnızlaşmasına neden olmaktadır. Hatta, İran’ın nükleer silah yapımı konusunda epey ilerlediğini düşünen İsrail’in bugünlerde Washington’dan Savunma Bakanı Gantz’ın ziyaretiyle icazet almaya çalıştığı düşünülürse, İran bölgede ne kadar yalnızlaşırsa, İsrail açısından o kadar iyi olacağı söylenebilir.

Suudi Veliaht Prens Selman’ın Türkiye Ziyareti

Erdoğan’ın 2022 yılının Şubat ayında Suudi Arabistan Kral’ı Selman bin Abdülaziz'i ziyaret etmesi planlanmıştı ancak sonradan iptal edilen bu ziyaret, nihayetinde Mayıs ayında gerçekleşti. 

Sonrasında, Suudi Veliaht Prensi Muhammed bin Selman’ın, Mısır ve Ürdün'e yaptığı bölgesel turun son ayağı olarak 22 Haziran 2022 tarihinde Türkiye'ye gerçekleştirdiği ziyaret, Körfez'de Türkiye’nin geri “kazanılması” adına yeni bir paradigmayı ortaya çıkardı. Bu ziyaret, ABD doları karşısında devalüasyonla mücadele eden Türk ekonomisi için büyük önem taşıyordu. Ziyaretten beklentilerden biri, özellikle savunma sektöründeki yatırımların desteklenmesi ve iki ülke arasındaki bağların yeniden kuvvetli bir şekilde kurulmasıydı.

Veliaht Prensin Türkiye ziyareti sonrası yapılan ortak açıklamada, Suudi ve Türk yetkililer bölgesel barışı pekiştirmek için "tarihi kardeşlik" temelinde siyasi, ekonomik, askeri, enerji, teknoloji ve güvenlik alanlarında iş birliği yapma kararlılıklarının altını çizdiler. Dolayısıyla karşılıklı ziyaretin, ikili ilişkilerin zarar görme ihtimalini müzakere ederek her iki tarafın da uzlaşma ihtiyacı üzerine Suudi-Türk diyaloğundaki kopukluğu sona erdirdiği görüldü.

Aslında Cumhurbaşkanı Erdoğan, Suudi Krallığı'na yaptığı ziyarette ikili ilişkilerde "yeni bir dönem" açıldığını ve birçok alanda bağların güçlendirildiğini vurgulamıştı. Ancak Suudi gazeteleri Erdoğan'ın daha önce Riyad’a yaptığı ziyareti görmezden geldi. Prensin Türkiye ziyaretini bu "yeni dönemin" başlangıcı olarak öne çıkarmayı tercih ettiler. Ankara da bu oportünist yaklaşımı kabullenir gibi oldu.

Bu yaklaşımın bir uzantısı olarak, Erdoğan'ın Suudi Krallığı'na yaptığı ziyaretin ardından iki tarafın yetkilileri ortak bir açıklama yapmadı. Ancak Müslüman Kardeşler'in Türkiye'deki Mekameleen TV kanalının kapatılması, en azından Suudiler tarafından belirlenen önceliklerden birine işaret ediyordu.

Müslüman Kardeşler meselesi masadan kalktıkça Suudi karar alıcıların endişeleri azalıyor ve diplomatik kanallar yeniden açılabiliyor. Aslında Türk dış politika yapıcıları her zaman ikili ilişkileri onarılamaz bir şekilde tehlikeye atmaktan kaçınma eğiliminde olmuş ve Suudi Arabistan yöneticilerine karşı her zaman “yakın” bir söylem benimsemişlerdir. Prensin ziyaretinden kısa bir süre sonra Erdoğan, Suudilerin Libya, Suriye, Dağlık Karabağ ve Ukrayna'da başarılı savaşlara katılmış, savaşta kendini kanıtlamış Bayraktar insansız hava araçlarını Türkiye'den satın alma niyetini açıkladı. 

Suudilerin Türkiye'ye yönelik iddialı söylemi, esasen 2018 yılındaki Kaşıkçı olayının ve ardından Prens Selman’ın hem Türkiye'de hem de uluslararası sahnedeki kişiliğini hedef alan kampanyanın ortaya çıkardığı rahatsızlığa dayanıyordu. 2022 yılının Nisan ayında Kaşıkçı davasının Ankara’nın inisiyatifiyle Suudi yetkililere devredilmesi, taraflar arasındaki gerginliği yatıştırdı ve hasarı hafifletti. Türk karar alıcıların Krallık ile yakınlaşmayı hızlandırma konusunda daha istekli oldukları anlaşıldı.

Bu bağlamda Veliaht Prensi Türkiye'de ağırlamak, Türkiye'nin Prens'in otoritesini ve Suudi Arabistan'ı uluslararası alanda Prens tarafından temsil edilmesini kabul ettiği anlamına geliyor. Türkiye zor durumdaki ekonomisi için Suudi yatırımlarına ihtiyaç duyarken, Suudi Arabistan da zedelenen Suudi imajını (Kaşıkçı olayı, insan hakları ihlalleri, Yemen vb.) düzeltmek için Türkiye'ye ihtiyaç duyuyor.

Prens, barış ve normalleşme söylemlerini başlattı. Bugünlerde Suudi Arabistan'ın Arap dünyasındaki bölgesel istikrar sağlayıcı ve barış yapıcı konumunu pekiştirmeye çalışan genç bir devlet adamı görüntüsü vermeye gayret ediyor. Bu arada Suudi siyasetinde daha önce hiç yaşanmamış benzersiz bir iç reform sürecinin arkasındaki kişi olarak imajını yeniden inşa ediyor.

Sonuç

Suudi Arabistan'ın Mısır, Yunanistan, Kıbrıs ve İsrail'in yanında yer alması nedeniyle Doğu Akdeniz'deki enerji rekabetinde Türkiye'nin yalnız kalması, Türkiye'nin Mısır, İsrail ve Suudi Arabistan'la aynı anda ilgilenmesi gerektiğini gösterdi. Suudilerin yanında yer alması, Mısır ile bazı normalleşme adımları atması ve İsrail ile diyalog kurması, Türkiye'nin özellikle Doğu Akdeniz'deki bölgesel güvenlik ihtiyaçları için tekrar masada etkin bir güç olarak yer almasına hizmet edecektir.

Türkiye ve İsrail, İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog'un Mart 2022'de Türkiye'ye yaptığı ziyaretle 15 yıl aradan sonra ilişkilerini üst düzeyde yeniden tesis ederken, önümüzdeki günlerde Suudi Arabistan ve İsrail arasında resmi bir diyaloğun başlaması ve bunun da Türk dış politikası açısından olumlu sonuçlar doğurması muhtemeldir.

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 27.08.2022
  • Süre : 6 dk
  • 1053 kez okundu

Google Ads