Site İçi Arama

ua-iliskiler

Erdoğan’ın Pragmatist Ekonomi-Politiği ve İsrail’le İlişkilerin Seyri

Yakın dönemde, bölgesinde bir dönem ‘yalnızlığa’ sürüklenen Türkiye için siyasi, askeri ve ekonomi alanlarında İsrail, Mısır, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve hatta Yunanistan ile iyi ilişkiler kurması, her şeyden önce Türkiye’nin stratejik çıkarları için gerekli olduğu değerlendirmeleri yaygın bir şekilde yapılmaktadır. Bu kapsamda, Türk hükümetinin bölgesel rakipleriyle ilişkilerini ısıtmasını gerekli gören Erdoğan, pragmatist politika açılımlarına başarılı bir geri dönüş yapmıştır.

Erdoğan'ın Pragmatist Politikalarına Zorunlu Dönüşü

Cumhurbaşkanı Erdoğan için yakın dönemde en büyük sorun, ekonomi yönetiminde çuvallamasıdır. Bu durumu aşamadığı takdirde, 2023 Cumhurbaşkanlığı seçimlerini kazanmasının zor olacağının farkındadır. Bu nedenle, Türk hükümeti ekonomik krizden çıkma arzusunu her şeyin önüne koymaktadır. Halihazırda doğrudan uygulanmakta olan bir seçim ekonomisinden bahsetmek pek mümkün olamasa da, asgari ücretin %70 oranında arttırılması, kamu sektöründe ücretlerin yükseltilmesi, faiz oranının %14'ten %13'e düşürülmesi, dövizin devlet garantisiyle kontrol altında tutulması ve benzeri diğer tedbirler düşünüldüğünde, mevcut yüksek enflasyon ortamında, ekonomiyi stagflasyona düşürmeden, çarkları durdurmadan seçime gidilmesi amaçlanıyor değerlendirmesini yapabiliriz. 

Erdoğan’ın sadece iç tedbirlerle ekonomiyi toparlaması oldukça zor görünüyor. Bu nedenle dışardan döviz girdisi önemli. Bunun için de Körfez ve Batı sermayesine ihtiyaç olacak. Batı dünyası ile ilişkileri bozulan ve yaptırımlara maruz kalan Rusya’dan para transferi çok limitli gözüküyor. Tayvan bağlamındaki Çin-ABD gerginliği de bu ülkeyle Türkiye’nin geliştirebileceği mali opsiyonları sınırlı tutuyor. Ancak, uzun vadede Avrasya politiğinin bir parçası olma yolunda adımlar atmaktan çekinmeyen Türkiye’nin, ekonomi-politik açılımların da doğu dünyasıyla gerçekleşebileceği söylenebilir. 

Bu çerçevede, kısa vadede Rusya ve Doğu dünyası Türkiye için çözüm sunmaktan uzak bir pozisyondadır. Yakın dönemde, bölgesinde bir dönem ‘yalnızlığa’ sürüklenen Türkiye için siyasi, askeri ve ekonomi alanlarında İsrail, Mısır, Suriye, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve hatta Yunanistan ile iyi ilişkiler kurması, her şeyden önce Türkiye’nin stratejik çıkarları için gerekli olduğu değerlendirmeleri yaygın bir şekilde yapılmaktadır. Bu kapsamda, Türk hükümetinin bölgesel rakipleriyle ilişkilerini ısıtmasını gerekli gören Erdoğan, pragmatist politika açılımlarına başarılı bir geri dönüş yapmıştır.

Türkiye-İsrail İlişkileri

1948 yılında bağımsızlığını ilan eden İsrail’le Türkiye arasında iyi ilişkiler başlangıcından itibaren korunmaya çalışılmış, Arap-İsrail Savaşlarında bile her iki tarafa mesafeli bir duruş sergilenmiştir. Öte yandan, Türk insanının eski Osmanlı topraklarına karşı siyasal bir sorumluluğu olduğuna dair yaygın görüşü, özellikle İsrail’in Filistin halkına karşı yürüttüğü şiddete dayalı politikalara karşı, Türk siyasetçilerinin büyük çoğunluğunun İsrail’e soğuk bakmasına ve zaman zaman duygusal tepkiler vermelerine neden olabilmektedir. Dolayısıyla, “Türk-İsrail ilişkisini politik düzlemde en fazla etkileyen faktör, Filistin sorunu olmuştur” yargısı, büyük ölçüde günümüzde de geçerliliğini korumaktadır. 

1993 yılında Rabin-Arafat ortak çabasıyla imzalanan “İlkeler Bildirgesi”, İsrail ve Filistin arasında barış umutlarını artıran bir süreci beraberinde getirmiştir. Bu olumlu havadan, Türkiye-İsrail ilişkileri de etkilenmiş ve iki ülke arasındaki temaslar artmıştır. Bu ortamda, 

14 Mart 1996 tarihinde Türkiye-İsrail Serbest Ticaret Antlaşmasıyla iki ülke arasında ekonomik ilişkiler gelişmeye başlamıştır. Aynı yıl imzalanan Savunma Sanayi İş birliği Antlaşması ile de eğitim ve modernizasyon projelerinin (54 adet F-4 ve 48 adet F-5 savaş uçakları ile 170 adet M-60 Tankı) hayata geçirilmesi mümkün olabilmiştir. 

Filistin’de Hamas İktidarıyla Birlikte Türkiye-İsrail İlişkilerinin Bozulması

Dönemin Başbakanı Erdoğan’ın 2005 yılındaki İsrail ziyareti ile çok iyi bir seyir yakalayan iki ülke arasındaki ilişkiler, bir anda 2006 yılında Filistin’de yaşanan gelişmelerle birlikte bozulmaya başlamıştır. Filistin seçimlerinin kazanan Hamas’ın lideri Halid Meşal’in 16 Şubat 2006 tarihindeki Türkiye ziyareti, İsrail’le ilişkilerde kriz yaratmıştır. Aynı dönemde, İsrail’in Filistin ve Lübnan topraklarını hedef alan saldırıları, muhafazakâr yapıya sahip Erdoğan Hükümetini ve temsil ettiği kitleyi rahatsız etmiştir.

Bu noktadan itibaren, Türkiye-İsrail İlişkileri ivme kaybetmeye başlamış ve çekişmeli bir döneme girilmiştir. Karşılıklı güvenin kaybolmasına çanak tutan birtakım hadiseler de ilişkilerin ‘normalleşmesini’ geciktirici bir rol oynamıştır.

Bu hadiselere kısaca değinelim:

New York merkezli, uluslararası Yahudi sivil toplum kuruluşu ADL’nin (Anti Defamation League - Hakaretle Mücadele Birliği), “Ermeni Soykırımının” olduğuna yönelik bir iddia ortaya atması (21 Ağustos 2007), 

İsrail Hava Kuvvetlerinin Suriye’nin El Kubar Nükleer Tesisini vurması (5 Eylül 2007) ve bu saldırı esnasında Türk topraklarını da kullanması,

21 Mayıs 2008 tarihinden itibaren başlayan Türkiye’nin Suriye-İsrail arasında yürüttüğü arabuluculuk rolüne rağmen, İsrail’in Gazze’de Dökme Kurşun Operasyonu’nu başlatması (27 Aralık 2008), 1.315 Filistinlinin öldürülmesi,

Davos Zirvesi’nde (29 Ocak 2009), Erdoğan-Peres arasında “One Minute” olayının yaşanması (Erdoğan’ın Arap dünyasındaki popülaritesi yükselmiştir),

İsrail Kara Kuvvetleri Komutanı ile Dışişleri Bakanlığının Soykırım İddialarında (Şubat 2009) bulunması,

İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayolon’un Türkiye’nin Tel Aviv Büyükelçisi Oğuz Çelikkol’a yönelik yüksek koltuk skandalı (11 Ocak 2010),

Gazze’ye insanî yardım malzemesi götüren Mavi Marmara gemisine İsrail’in saldırı düzenlemesi (31 Mayıs 2010) ve dokuz Türk vatandaşının öldürülmesi,

İsrail askeri uçaklarının Türk hava sahasını kullanımına yasak getirilmesi (Temmuz 2010) ve iki ülke arasındaki karşılıklı askeri eğitimlere son verilmesi,

BM Mavi Marmara Komisyon Raporunun sızdırılması (2 Eylül 2011) ve Türkiye’nin büyükelçisini geri çekmesi, diplomatik ilişkilerin ikinci kâtip seviyesine indirgenmesi,

ABD’nin araya girmesiyle 2013 yılında İsrail tarafının Mavi Marmara Saldırısında ‘yanlış’ yaptığını kabul etmesi, ilişkilerin tekrar yumuşamaya başlaması,

İsrail’in Gazze’de 50 gün süren Koruyucu Hat Operasyonunu (7 Temmuz 2014) başlatması ve buna Türkiye’nin tepki göstermesi,

Mescid-i Aksa’nın Müslümanların ziyaretine kapatılması (Aralık 2014),

Mavi Marmara olayına yönelik nihai mutabakat metninin imzalanması (26 Haziran 2016), İsrail’in, “Mavi Marmara baskınında hayatlarını kaybedenlerin ailelerine 20 milyon $ tazminat ödemesine, Filistin’e toptan uygulanan ambargoyu sona erdirmesine, insani yardım maksatlı gemilerin yardım getirmesine, Gazze’de TOKİ’nin konut projesi yapmasına” izin vermesi, ilişkilerin normalleşmesine yönelik karşılıklı adımların atılması.

Sonraki yıllarda her iki tarafın da ortak çaba göstermesine rağmen, büyükelçi atamaları yapabilecek seviyeye henüz gelinmemiştir. 

İki ülkenin ilişkilerinin bozuk olduğu dönemlerde, İsrail, Mısır’la ve Yunanistan’la doğrudan temaslarını artırmış, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi dahil bölge ülkeleriyle Doğu Akdeniz gazının Avrupa’ya taşınmasında iş birliği olanakları ve yeni güzergahların devreye sokulması (EastMed) gündeme gelmiş ancak arzu edilen ilerleme bir türlü gerçekleşememiştir. Bunda en büyük etken olarak, Akdeniz gazının taşınmasında Türkiye’yi dışlanması ancak başka güzergahların siyasi ve ekonomik maliyetler nedeniyle devreye sokulamaması gösterilmiştir. 

Türkiye Diplomatik İlişkilerini Yeniden Geliştirmek İçin Kararlı Adımlar Atıyor

Bu arada Türkiye; 2021 yılında dış politikasında bölge ülkeleriyle ilişkilerini normalleşmeye yönelik adımlar atmıştır. Mısır, Yunanistan, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Suudi Arabistan ve İsrail ile tekrar ilişkilerin tesis edilmesi amaçlanmıştır. Böylece, Erdoğan Hükümeti, Ortadoğu ülkeleriyle bozulan ilişkileri yeniden tamir etme, Türkiye’nin bölge ülkeleri nezdindeki etkisini ve itibarını artırma, dış siyaset ve ekonomi alanında karşı karşıya kaldığı dar boğazları aşma arayışına girmiştir. 

Erdoğan, dış destek olmadan ve özellikle sıcak para girişi olmadan Türk ekonomisinin çarklarını içerde aldığı tedbirlerle döndürmekte zorlanacağının farkındadır. Körfez ülkelerinin sermayesinin Türkiye’ye çekilmesi bu açıdan önemli görülmüştür. Daha önce Katar'a verilen açık desteğin ardından sermaye zengini diğer Körfez ülkeleriyle anlaşmazlıklar hat safhaya ulaşmıştı. 2021 yılının Kasım ayında, BAE hükümdarı Muhammed bin Zayed, Türkiye ile yıllar süren soğuk ilişkilerin ardından Ankara'yı ziyaret etti. Bu ziyaretin sonucunda, Türk altyapı şirketlerine ve enerji sektörüne yatırım yapmak amacıyla Türkiye'de on milyar dolarlık bir Birleşik Arap Emirlikleri yatırım fonu kurulacağı açıklandı. Savunma sanayi alanında iş birliği artırıldı. 

Suudi Arabistan bacağında, Suudi rejimine muhalif gazeteci Cemal Kaşıkçı'nın İstanbul’da öldürülmesinden kaynaklı iki ülke arasında yaşanan gerilimi arkada bırakan Erdoğan, pragmatist bir adım atmış ve Riyad'ı ziyaret etmişti. Erdoğan'ın ziyareti her şeyi silip süpürdü ve Türkiye'de bu ziyaretin ardından Suudilerin de kesenin ağzını açacağı ve devasa yatırım fonlarının Türkiye'ye yöneleceği konuşulmaya başlandı.

Aynı dönemde, İsrail ile Türkiye arasındaki ilişkilerin de ısınması söz konusu olmuştur. 18 Kasım 2021 tarihinde Türk ve İsrail Cumhurbaşkanlarının yaptığı telefon görüşmesi ile, Türkiye-İsrail ilişkilerinin Ortadoğu’nun güvenlik ve istikrarı bakımından da önem taşıdığı karşılıklı teyit edilmiş, Filistin-İsrail ilişkilerinin gelişmesi ve barış sürecinin yeniden başlatılmasının öncelik olduğu konusunda karşılıklı mutabakata varılmış ve iki ülke arasındaki temas ve diyaloğun sürdürülmesinin iki ülkenin de ortak menfaatine olduğu kaydedilmiştir. Bu en üst seviyedeki temas sonrasında, İsrail Cumhurbaşkanı’nın Türkiye’ye gerçekleştirdiği ziyaret, ilişkilere yeniden ivme kazandırmıştır. 9 Mart 2022 tarihinde Cumhurbaşkanı Yitzhak Herzog Türkiye’ye bir resmi ziyarette bulunmuştur. Onun ardından Haziran ayında Dışişleri Bakanı Yair Lapid de Başbakanlığa gelmeden önce Türkiye'ye geldi ve dün ilişkilerin yenilendiği açıklandı. Erdoğan aniden İsrail'den hoşlanmadı ve iktidar değişikliği ısınma için bir ağırlık değildi. Türk Cumhurbaşkanı İsrail'in bölgedeki ağırlığını ve konumunu anlıyor ve bu nedenle sürtüşmeyi azaltmaya ve her şeyden önce daha fazla ekonomik kanal açmaya çalışıyor.

İsrail ve Türkiye arasında siyaseten yaşanan yüksek gerilimlere rağmen, dış ticaret hacmi artmaya devam etmiştir. Bu arada, Türkiye'ye yönelik İsrail turizmi zor yılların ardından tekrar toparlandı ve Akdeniz'deki Türk tatil köyleri "İbranice konuşmaya geri döndü" diyebiliriz. İran'ın Türk topraklarında bulunan İsrail vatandaşlarına yönelik olası operasyonları, Türkiye ve İsrail güvenlik ve istihbarat birimlerinin yakın iş birliği neticesinde önlenebilmiş, bu da iki ülke arasında geçmişten gelen yakın güvenlik ilişkisini taraflara tekrar hatırlatıcı bir işlev görmüştür.

Dış ticaret ve güvenlik yanında iki ülkenin altyapı ve enerji alanlarında da ekonomik ilişkilerini güçlendirebileceği değerlendiriliyor. Avrupa ülkelerinin Rusya-Ukrayna Savaşıyla birlikte yaşamakta oldukları gaz sıkıntısı ve yükselen fiyatların enflasyonist etkisi karşısında, İsrail gazının Avrupa’ya ulaştırılmasında da Türkiye-İsrail iş birliğine olan ihtiyaç ivedi hale gelmiştir.  İsrail, EASTMED gaz ülkeleri ittifakındaki konumu, Mısır ve Avrupa ile olan ilişkisi ve Rus gazı dışında gaz isteyen AB ülkelerine gaz satma olasılığı nedeniyle öne çıkmasına rağmen, henüz gazı ulaştırma noktasında başarılı olamamıştır. Bu nedenle, yakın vadede, İsrail gazının Türkiye üzerinden Avrupa'ya taşınması olasılığı iki ülkenin gündemine gelebilecektir.

Suriye konusunda da iki ülkenin ortak çıkarlar bağlamında politika üretmesi söz konusudur. Son gelişmeler, siyasi ve ekonomik çıkarlar, iki ülkeyi, aralarında ciddi gerginliklere yol açan talihsiz olayları geride bırakmanın kendileri için daha iyi olacağı noktasına getirmiştir. İki ülke arasında stratejik iş birliğinin yeniden tesis edilebilmesinin önü açılmıştır.  

Geçtiğimiz günlerde, İsrail ile Türkiye'nin karşılıklı olarak yeniden büyükelçi ve başkonsolos görevlendirme kararı aldığı açıklamaları yapıldı. Böylece, iki ülke bölgedeki pozisyonlarını güçlendirmeye ve ikili ilişkilerini artırmaya yönelik kuvvetli bir adım atma iradesini ortaya koymuşlardır.

Türkiye'nin İsrail ile diplomatik ilişkilerin seviyesini yükseltme ve büyükelçiliklerin yeniden açılması kararları memnuniyet vericidir. Ancak ikili ilişkilerin 1990'lı yıllardaki seviyesine yükselmesini beklemek, şimdilik mümkün gözükmemektedir.

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 23.08.2022
  • Süre : 5 dk
  • 898 kez okundu

Google Ads