Site İçi Arama

ua-iliskiler

Merkel'den sonra Lidersiz Kalan Avrupa Putin Karşısında Pes Edecek mi?

Putin ve etrafındakilerin düşüncesine göre, şımartılmış Batı halkları doğal gaz kesintisinin bir sonucu olarak ortaya çıkan enerji krizinin zorluklarını kaldıramaz. Doğal gaz vanasını elinde bulunduran Rusya’ya bir gün mutlaka boyun eğmek zorunda kalacaklar. Dolayısıyla Avrupalı devletlerin Ukrayna'ya verdikleri desteği yavaş yavaş geri çekeceklerini göreceğiz. Ve en nihayetinde Rusya ile bir anlaşmaya varmak için Kremlin’in kapısını çalacaklar.

Rus Ordusu Ukrayna'da zemin kaybederken, özellikle Herson’un kuzey batısında şiddetli çatışmalar devam ederken, işgal ettiği Ukrayna topraklarını Eylül sonunda kendine bağlayan Putin, kendisini zafere taşıyacak küresel dinamiklere umut bağlamaktan vazgeçmiyor. Özellikle yaşlı kıta Avrupa’nın zengin ve zayıf iradeli sakinlerinin kendisini engellemek için bir şey yapmayacağına muhtemelen o kadar emin ki, “Batı hegemonyasının süregelen çöküşü artık geri döndürülemez" diye düşünüyor. Medya önünde bunu dillendirmekten çekinmiyor.

Putin ve etrafındakilerin düşüncesine göre, şımartılmış Batı halkları doğal gaz kesintisinin bir sonucu olarak ortaya çıkan enerji krizinin zorluklarını kaldıramaz. Doğal gaz vanasını elinde bulunduran Rusya’ya bir gün mutlaka boyun eğmek zorunda kalacaklar. Dolayısıyla Avrupalı devletlerin Ukrayna'ya verdikleri desteği yavaş yavaş geri çekeceklerini göreceğiz. Ve en nihayetinde Rusya ile bir anlaşmaya varmak için Kremlin’in kapısını çalacaklar. Bu günler yaklaşıyor. Böylece, ortaya çıkmakta olan 'çok kutuplu' dünya düzeni, Kremlin'in isteklerini uygun bir yapıya geçiş yapacaktır. Amerikan liderliğinin Rusya’yı maruz bıraktığı izolasyon politikasının kısa ömürlü olacağını tüm dünya görecek.

Putin’i bu düşünce ve beklentilere iten, Avrupa halkı yanında Avrupa ülkelerinin önde gelen siyasi liderlerinin “çapsız” duruşlarıdır. Geçenlerde bir twitter paylaşımında okuduğum üzere, ““Scholz’un zavallı, kişiliksiz ve iradesiz bir yeşil piyon, Macron’un kokuya göre hareket eden bir tür böcek, güney ülkelerinin ise AB siyasetine hiçbir etkisi olmayan vasallar oldukları bir kez daha ortaya çıktı.” Muhtemelen Putin de Avrupa liderlerini böyle görüyor. Belki bu “pasif” liderlerden farklı olarak İtalya’da 25 Eylül’de seçimleri kazanan ve “biz tarihimizin çocuklarıyız” diyen Melon’un Avrupa için yeni “Merkel” olabileceği söylenebilir. Bunu görmek için biraz zamanın geçmesi gerekiyor.

Her şeye rağmen Avrupalıların bu muazzam meydan okuma karşısında kayda değer bir birlik sergilediklerinin emarelerini görüyoruz. Her ne kadar Avrupa’nın göstermeye çalıştığı bu direnç henüz 'lideri olmayan’ ve dağınık bir yapıda olsa da önemli görülüyor. Böyle olmasa, AB doğal gaz kullanım kararlarını nasıl alabilirdi? %15 (60 milyar m3) gaz kullanımını azaltma kararı böylesi bir direncin göstergesi değil midir?

Öte yandan anlaşıldığı kadarıyla Avrupa başkentleri arasında savaşın nasıl sona erebileceği ya da gelecekte Rusya ile ne tür bir ilişki kurulabileceği konularında henüz ortak bir politikanın geliştirildiğine yönelik bir bilgiye sahip değiliz. Avrupa’nın Moskova'da rejim değişikliği için baskı yapıp yapmayacağını da bilemiyoruz. Zaten bu konulara yönelik bir fikir birliğine varıldığını açıklayan bir AB kararı da bulunmuyor. Ancak Avrupa, ataletini atmaya hazırlanıyor. “Avrupa’nın savunmasını Avrupalılar yapar!” yok ama en azından buna yönelik bir arayış var, bu biliniyor. Kim bilir, tam da ABD’nin beklediği gibi, zorlu bir rakibin yaratılmasına yardımcı olduğunu fark ettiğinde, Rusya Devlet Başkanı için artık çok geç olabilir.

Avrupa Birliği genelinde yaptırımlar, yer yer gösterilere rastlanmasına rağmen, halk arasında da büyük destek görüyor. Halk bunun gerekliliğini kabulleniyor. Çoğu ülkenin hükümeti yaptırımları gerekli ve sürdürülebilir görürken, birkaçı daha da ileri gitmek istiyor. Bu arada bazı medya organları Moskova’ya karşı devreye sokulan Amerika öncülüğündeki Batı yaptırımlarının işe yarayıp yaramadığını tartışmaya devam ediyor olsa da Avrupa kamuoyu yaptırımları destekliyor.

Neorealizm düşüncesinin öncülerinden John Mearsheimer gibi bazı Amerikalı akademisyenler tarafından ortaya atılan ve Batı'nın NATO'yu genişletme politikasının krize yol açtığını savunan 'realist' argümanlar, Batı'nın da bazı hatalar yaptığını kabul edenler de dahil olmak üzere, Avrupalı düşünürler arasında pek ilgi görmüyor.

Rusya'nın bir zamanlar dost olarak gördüğü Almanya ve İtalya gibi ülkeler bile yaptırımları gerekli görüyorlar. Olası bir geçici ateşkes sağlansa bile, AB’nin yaptırımları kesin barış gelinceye kadar sürdüreceği anlaşılıyor. Avrupa genelinde yaptırımlar konusunda yükselen tek muhalif ses, Macaristan'dan geliyor. Ancak Budapeşte'deki yetkililer yaptırımlara karşı ilkesel duruş sergileseler de, AB genelinde tek muhalif olmaktan pek memnun değiller. Kaldı ki bu durum, yaptırımların hararetli destekçisi olan ve savaşın başından itibaren süratle silahlanmaya çalışan Polonya ile Macaristan'ın arasındaki mevcut kuvvetli ilişkinin bozulmamasına bile neden oluyor.

Şurası da bir gerçek ki, Merkel dönemi Almanya’dan eser yok. Almanya son on yılın krizlerinde, özellikle de 2014 ve sonrasında Avrupa'nın Rusya'ya vereceği tepkinin şekillenmesinde önemli bir rol oynamıştı. Şimdi hiçbir ülke AB'de bir uzlaşı sağlamak için diğerlerini bir araya getiremiyor. Bu liderliği sergileyemiyor. Merkel ile birlikte hareket eden Macron şimdi bu liderliği sergilemek için yeterli görülmüyor. Ancak AB uzmanları bu durumu bir bölünme işareti olarak görmüyorlar. Avrupa ülkeleri Rusya’ya karşı bir anlamda Doğu ile Batı şeklinde bölünmüş durumdalar. Şahinler ile güvercinler arasında bölünmüş bir AB'ye dair popüler düşünce, AB'nin gidişatıyla ilgili geniş bir mutabakata işaret eden politika yapıcıların görüşlerini tam yansıtmıyor. Rusya’ya verilecek tepkiden kaynaklı bu ‘bölünme’, teknik manada bir durum olarak görülüyor. Tüm AB ülkeleri münferit olarak kendisine ve sonra da tüm AB için ortak çözümler üretmeye odaklanmış durumdadırlar.

Avrupa’da şu anda üzerinde uzlaşılmış bir zafer teorisi bulunmuyor. Çoğu Avrupa başkenti, uzun süreli bir savaşın yaşanacağını öngörmeye devam ediyor. Bu nedenle herhangi bir çözümün şartları da belirsizliğini koruyor. Avrupa’nın önde gelen politika çevreleri zaferi tanımlamakta tereddüt ediyor. Bunu daha ziyade Ukrayna liderliğine, Zelensky ve ekibine bıraktıkları anlaşılıyor. Bununla birlikte bazı hükümetler Ukrayna'ya kaybettiği tüm toprakların geri verilmesi gerektiğini düşünüyorlar. Bu konuda oldukça kararlı bir duruş sergiliyorlar. Bazıları ise Rusya'nın 24 Şubat 2022 tarihinden önce sahip olduğu hatlara geri çekilmesinin ardından yeni barış girişimlerine başlanabileceğini söylüyorlar. Rusya'da rejim değişikliği için ne yapılacağı pek konuşulmuyor. Bu konu sanki ABD tarafına bırakılmış gibi gözüküyor.

Avrupa en nihayetinde göreceli üstün rolünün azaldığı bir dünyaya doğru yol alındığını yaşayarak öğreniyor. Ukrayna’yı işgal etmeye yeltenen Putin aslında bu süreci hızlandıran lider olarak tarihe geçiyor. Batı gerçekten de Putin’in öngördüğü gibi normatif hegemon statüsünü kaybediyor. Ancak Batı'nın kaçınılmaz çöküşüyle birlikte, kendi kendine yeten, ABD’den medet ummadan Rusya’ya gerektiğinde ortak tavır gösterebilecek daha bütün ve birleşik bir Avrupa doğuyor. AB ordusu ülküsünü Avrupalılar eskisinden daha yakın bir duruş sergiliyorlar. Vladimir Putin, Batı'nın çöküşü yerine karşısında sert ve birleşik bir Avrupa’nın çıktığını gördüğünde, Kremlin’de savaş öncesindeki Avrupa karşısında üstün olunan o eski ihtişamlı günlerini özlemle anan yeni bir lider oturuyor olabilir.

Dr. Hüseyin Fazla
Dr. Hüseyin Fazla
Tüm Makaleler

  • 19.10.2022
  • Süre : 3 dk
  • 1020 kez okundu

Google Ads