Site İçi Arama

ua-iliskiler

Sularımıza Göz Koyanların Uluslararası Ortamlardaki Bitmeyen Oyunları

Dicle barajları bir zamanlar Saddam'ın iştahını kabartmıştı. Güçlü bir Türkiye Saddam'ın korkusuydu. Hafız Esad rejimi Suriye'si; Fırat'ın bereket taşıyan suyuna sahip olabilmek için Türkiye'ye karşı kirli oyunlarda yer almıştı.

GAP projesi ile Türkiye; Güneydoğu Anadolu bölgesinin sahip olduğu kaynakları değerlendirerek bu yörede yaşayan insanlarımızın refah seviyesini ve yaşam kalitesini yükseltmek, bölgelerarası farklılıkları gidermek ve ulusal düzeyde ekonomik gelişme ve sosyal istikrarı sağlamayı hedeflemiştir. Atatürk’ün emri ile Fırat nehrinde araştırmaların başlamasından 1989 yılına kadarki süreçte Türkiye, projeyi konvansiyonel anlamda enerji, su, sulama, tarım vb. kaynaklarımızın geliştirilmesi anlayışıyla değerlendirilmiştir.

1989 yılından itibaren de tarım, sanayi, ulaştırma, eğitim, sağlık, çevre, rekreasyon, turizm, enerji, kırsal ve kentsel altyapı yatırımlarıyla bölgesel kalkınmayı kapsamakta ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi ile diğer bölgeler arasındaki gelişmişlik farkının ortadan kaldırılması, sosyal istikrar, ekonomik büyüme gibi millî kalkınmaya katkı sağlamak amacıyla GAP projesine tam kapasiteyle hız verildi. Demirel ve Özal dönemlerinde GAP'ın %50 sini tamamladığımızda Amerika kaynaklı; bu barajları durdurun, ekonomimiz yetmez, IMF kredilerini keseriz, yoksullaşırsınız, iç kargaşa çıkar gibi Amerika ve Batı Avrupa bu şekilde bize tehditler savurdular. O yıllarda PKK terör örgütünün barajlarımıza sabotajlar düzenlediklerini hatırlayalım. Ama ne olduysa ABD sonraları bu bizi tehdit etme politikasından vazgeçer gibi oldu. Bunun iki nedeni var. Birincisi, ileride bu bölgede sözde Kürt devletinin kurulacağı düşüncesi. İkinci olarak da BOP çerçevesinde büyük İsrail için hazırlık amacını gütmekteydi.

Dicle nehri üzerindeki barajlar bir zamanlar Arap ırkçılığı yapan Saddam'ın iştahını kabartmıştı. Güçlü bir Türkiye Saddam'ın korkusuydu. Hafız Esad rejimi dönemindeki Suriye; Fırat'ın bereket taşıyan suyuna sahip olabilmek için Türkiye'ye karşı her türlü terör de dahil kirli oyunlarda yer almıştı. Bu devletlerin bugün parçalanmanın eşiğinde olduğunu görmekteyiz.

Birleşmiş Milletler, Dünya'da suyun giderek artan öneminden dolayı 22 Mart 1993 tarihinden itibaren her yıl bu tarihi "Dünya Su Günü" olarak kutlamasına karar vermişti. Dünya Su Konseyi 1997 yılından bu yana her üç yılda bir "Dünya Su Sempozyumu" düzenlemeye başlamıştır. 2006’da Karadağ'da, 2009 yılında İstanbul’da "Sınırları Aşan Sular" sempozyumlarına katılan Değerli bilim insanı Ankara Gazi Üniversitesi Biyoloji Ana Bilim Dalı Hidrobiyolog Prof. Dr. Kemal Solak (şimdi emekli) hocamız bu sempozyumlarda Türkiye'nin suları üzerinde oynanmak istenen "batı oyunlarına" bizzat tanık olmuş ve yaptığı sunumlarıyla da bu kirli oyunu ortaya çıkarmış ve bozmuştur.

Prof. Dr. Kemal Solak hocamız anlatıyor: "Şubat 2006’da Karadağ'da (Monte Negro) sempozyuma katılmıştım. Çeşitli ülkelerden bilim insanları kendi potansiyelleri hakkında sunumlar yapıyordu. Program dışı olan bu faaliyetten haberdar olunca, bende katılmak talebinde bulundum ve programda yer aldım. Bilhassa Dicle, Zap Suyu ve Botan Çayı üzerinde yapılmış bir "Yüksek Lisans Tezi" çalışmasını sundum. Hangi vesileyle araştırma sahamızda bulunduğunu açıklamayan bir profesör, araştırmamızın özüne değil de sahaya itirazla, bu alanın Türkiye sınırları dışında Irak'a ait olduğunu bölücü bir harita üzerinde dinleyicilere açıklamaya gayret gösterdi. Haritayı kendisinden rica ettim, verdi. Harita, İsrail devleti mahreçliydi. Haritayı iade etmeyip el koydum. Bu sözde akademisyen İsrailliydi. Yıllar önce Karaman'dan Makedonya'ya ve oradan da Belgrat'a göçmüş Prof. Dr. Milades S. Karaman'ın bana nasihatli uyarısı aklıma geldi. "ÜLKENİZE SAHİP OLUN" demişti. Botan çayındaki bu araştırma ve buna dayalı sunum o anda bizim elimizde "bir tapu niteliğinde" belge haline gelmişti. Nitekim Sempozyumun ev sahibi Prof. Dr. Pesiç bu sunumu özel bir baskıyla yayınlamıştır. 140 bin km uzunluğunda nehir şebekemiz var. Prof. Dr. Karaman'ın dediği gibi bölünürsek Yugoslavya gibi oluruz. Fırsat ellerine geçtiğinde bu su şebekesinden bize bir bardak içecek su bile vermezler. Bizi o suda boğarlar. Tıpkı esir askerlerimizi asit havuzlarında kör ettikleri gibi".

Prof. Dr. Kemal Solak anlatmaya devam ediyor: "2009 yılında 5. Dünya Su Günleri Paneli İstanbul'da yapıldı.  Soyadını hatırlamadığım Su Mühendisi Fazlı Bey ile bendenizin müdahalesine sebep olan hadiseyi nakletmek isterim. Bir grup tarafından kendi aralarında bir etik grup oluşturulmuş haberimiz yok. Bu heyette emrivaki ile yer alanlar arasında Linda ROBERTSON adında bir Amerikalı Musevi vatandaşı hanım, Londra'dan katılıyor. Diğeri Stockholm Su Enstitüsü Müdürü bir zat ile Arap birliğinden bir üye bir de ülkemizden tanımadığım bir meslektaşımız yer almıştı. Akla gelen bu teamül dışı dayatmada, İsrail acaba bunun neresinde diye ister istemez daha başlangıçta iken bir kuşku oluştu. "Short Course Of Dam Safety (Baraj Güvenliği Kısa Çalıştayı)" adını taşıyan panelde, Linda ROBERTSON gene erken bir çıkış yaparak, çapraz soru ile Türkiye'nin Irak’a taahhüt ettiği 500 l/sn suyu vermediğini söyledi. Soğuk duş etkili bir saldırıydı. Soru ötesi bir manipülasyondu. Kısa bir şok etkili sessizliğin arkasından "SINIRI AŞAN SULAR" konuşulmağa başlanmıştı ki, tartışma birden gergin havaya büründü. Buna bizde dahildik, çünkü alaborasyonu atlatmış, toparlanmış ve nihayet bize düşenin gereğini ifa etme yükümlülüğümüzü müdrik olmuştuk. Biz dememin sebebi sadece iki kişi oluşumuzdandı. Tartışma büyüdü, üslup farklıydı, suçlamaydı ve sertti. Fazlı Bey, GAP Su İdaresinden hemen müdahale etti. 625 l/sn su verildiğini, suyu kendisinin kontrol ettiğini ve Türkiye'ye karşı haksız itham olduğunu ifade etti. Tartışma giderek Türkiye'yi ilzamla suçlar ve itham eder mahiyet aldı. Dışarıdan katılımcılar İran 5, Irak 10 Suriye 5 ve maalesef ki ülkemizden de çok az bir katılım ile bu son günde 5'e düşmüştü. Onlarda gerginlikten kaçan bir tutum içindeydiler. "Euphrates-Tigris Initiative For Cooperation (Fırat-Dicle İşbirliği İçin İnisiyatif)" adı verilen sanki makul ve masum gibi görülen sinsi bir mahiyet taşımanın ötesinde tamamıyla sularımıza müdahil olma amacını açık bir şekilde güdüyordu. Bunu açık seçik olarak gördüm ve örtülü olarak da Linda ROBERTSON tarafından adeta İsrail temsil edilmekteydi. Suçlamayı yapan ROBERTSON geride kalmayı tercih etmişti Asıl gelişme daha sonra oldu ve iç yüzü anlaşıldı ki bu bir mizansen...

Nitekim daha sonra bir Türk Hanım televizyonda anlattı. Olayda adı geçen Linda'yı yakinen tanıyan bu Türk Hanım, Linda'nın kocasının 10 yıl süre ile Harran, Urfa ve Güneydoğu bölgemizde GAP çerçevesinde görevli olarak bulunduğu, elinde dokümanların olduğunu ifade etmiş, kendisini tanıdığı için süre gerisinde kalarak, hiçbir vasfı ve müktesebatı olmayan eşi Linda denilen bu kadın manipüle edilmiştir. Karşı bir atakla bu provakatif saldırı bertaraf edilmiştir. Birkaç hafta önce bir İngiliz ajanının ölümü ile ortaya çıkan bu olay, tamamen Suriye içerisinde düzenlemeler yaparak, ortamı iyice karıştırıp, Türkiye'ye mülteci akınını arttırarak, bizi içimizden bozmak niyetiymiş. Bu casus başaramadığı itirafla Türkiye'yi terk edeceğini tweette belirtmişti. Oyunlar büyük. Türkiye’nin topyekûn her alanda milli çıkar ve menfaatlerini koruyacak kadroların işbaşında olması şart. Son bir çarpıcı örnekle bitireyim. Bilimin kötüye kullanılmasına ait bir örnek. Zap suyunda yaşayan bir balık türü. Zap suyu ülkemizin suyu. Bölgeye sözde Kürdistan diyenler bu balığa da "Kürdistan Balığı" diye isim vermişler. Rus araştırmacı Berg 1931 yılında bu balığa bu sefer de Glyptothorax Armeniacus diye Ermenistan Balığı adını vermiş. Maalesef Bilimin her alanı ve dallarında bu konjonktürel oyunlara karşı acilen millileşmeye ve ülkemizin menfaatlerini korumaya mecburuz". Prof. Dr. Kemal Solak hocamızın kendi ifadeleriyle sularımız üzerinde oynanmak istenen oyunları burada yazdık. Kendisine çok teşekkür eder saygılarımı iletirim.

Geçmiş yıllarda "Manavgat Barış Suyu Projesi" ile suyumuzun İsrail'e satışı antlaşması imzalanmış. Manavgat çayından yılda 50 milyon metreküp suyun deniz yolu ile tankerlerle İsrail'e taşınması öngörülmüştü. Turgut Özal zamanında 1986 yılında Seyhan-Ceyhan nehirleri sularının dev bir boru hattı ile Ortadoğuya aktarılması gündeme gelmişti. Türkiye, Yavru Vatan KKTC'ye Su Temini Projesi ile 2015 yılından itibaren askılı boru sistemiyle denizin altından boru sistemiyle Kıbrıslı soydaşlarımızın ihtiyacı olan suyu vermeye başladı.

Artık dünyada suyun "stratejik silah" haline geldiğini görmekteyiz. İsrail, Irak, Suriye ve AB, bizim Dicle ve Fırat nehirlerimizi uluslararası sular olarak görüyorlar. Özellikle İsrail'in GAP ve Güneydoğu bölgemize olan ilgisini bilmekteyiz. Türkiye sularını çok iyi korumalıdır.

Su’dan para kazanalım derken evimizdeki suyumuzdan olmayalım.

Tarihçi Enver KABUL
Tarihçi Enver KABUL
Tüm Makaleler

  • 09.07.2024
  • Süre : 4 dk
  • 254 kez okundu

Google Ads