logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
ua-iliskiler

Avrupa'nın Güvenliği ve Rus Gazının Fiyatlandırılmasının Avrupa Ülkelerine Etkileri

Günümüzde doğalgaz bağımlısı olan Türkiye dahil Avrupa ülkeleri, enerji konusunda büyük ölçüde Rusya’nın gaz arzı ve yeni fiyatlamalarına bağımlı oldukları, ‘sıkıntılı’ bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Bu yazımızda, Avrupa'nın güvenliği bağlamında Rus gazının fiyat artışlarının Avrupa ülkelerine etkilerini ele alacağız. Türkiye'ye etkilerini bir başka yazımızda ele almak istiyoruz.

Dr. Hüseyin FAZLA
Dr. Hüseyin FAZLA

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 15.10.2021
  • Süre : 4 dk
  • 248 kez okundu

D

Dünya genelinde artan emtia fiyatlarıyla birlikte doğalgaz fiyatı da artışa geçmiştir. Fiyat artışları; yaklaşan kış aylarını da göz önüne alırsak, Avrupa ülkelerinin doğal gaz ithal faturalarını yükseltecek bir etkiyi beraberinde getirmektedir. Artan fiyatlar, özellikle Rusya Federasyonu gibi doğalgaz satıcısı ülkelerin ‘enerji politikaları’ üzerinden, alıcı ülkelere karşı elinin kuvvetlenmesine hizmet etmektedir. Günümüzde doğalgaz bağımlısı olan Türkiye dahil Avrupa ülkeleri, enerji konusunda büyük ölçüde Rusya’nın gaz arzı ve yeni fiyatlamalarına bağımlı oldukları, ‘sıkıntılı’ bir durumla karşı karşıya kalmıştır. Bu yazımızda, Avrupa'nın güvenliği bağlamında Rus gazının fiyat artışlarının Avrupa ülkelerine etkilerini ele alacağız. Türkiye'ye etkilerini bir başka yazımızda ele almak istiyoruz.

Avrupa; Rusya’nın gaz vanalarını açıp kapamasına karşı savunmasız bir konumdadır. Doğal olarak, çoğu doğalgaz alıcısı ülke, Ruslarla daha önceden yaptığı anlaşmalar çerçevesinde, fiyat dalgalanmalarından asgari seviyede etkilenecek öngörülerle hareket etmeye gayret göstermiştir. Bununla birlikte, doğal gaz fiyatlarının düştüğü dönemlerde bunu fırsat bilerek, Ruslarla doğal gaz anlaşmalarını iptal etmeyi ve piyasadan en uygun fiyatla gazı temin etmeyi uygun görmüştür. Her durumda, doğalgaz alım sözleşmesini iptal eden ya da süresi dolan veya dolmakta olan ülkeler için soğuk kış kapıdadır. Nitekim, yeni anlaşmaların imzalanması görüşmelerinde, doğalgaz fiyatlarının 2021 Ekim ayı başı itibariyle, neredeyse %500 artış kaydetmekte olduğu bilinmektedir. Havalar soğudukça, yurtiçi gaz arzı yeterli gelmeyecek ülkeler, Rusya’nın dikte ettireceği fiyat bandında yeni sözleşmelere imza atma olasılığıyla karşı karşıya kalacaktır.

Bu arada, Avrupa ülkelerinin; doğalgaz fiyatlarının artmakta olduğu bugünlerde, Rusya’ya karşı giderek daha ‘savunmasız’ olduğu ortaya çıkmıştır. Bir başka deyişle, Rusya Federasyonu ile Avrupa ülkeleri arasında, yeni bir ‘soğuk savaş’ başlamıştır. Üstelik, ABD’nin dolaylı baskılarıyla, Almanya’nın Baltık Denizi üzerinden Avrupa’ya daha fazla Rus gazı getirecek tartışmalı Nord Stream 2 (kuzey akım) doğal gaz boru hattı projesini ‘oyalaması’ bundan sonra muhtemelen mümkün olamayacaktır. Toplamda 11 milyar dolar maliyetle realize edilen bu proje, bugünlerde, tam da Rusya’nın beklentileri doğrultusunda, neredeyse tamamlanmak üzeredir. Projenin bugünlerde hayata geçirilmesini geciktirebilecek tek faktör, Almanların hattın vanasının açılmasına ‘olur’ verip-vermemesidir.

Almanya’nın kararlı bir duruş sergilemesi, ancak ABD ile uyumlu bir enerji politikasını izlemesiyle mümkün olabilecektir. Bununla birlikte, Avrupa Birliği üyesi ülkeler arasında Biden yönetimine karşı bir güvensizlik durumu söz konusu olmaya başlamıştır. Afganistan’dan Avrupalı müttefiklerine neredeyse hiç danışmadan, 31 Ağustos 2021 itibariyle çekilmesini tamamlayan ABD’nin bu tutumu, Avrupa ülkelerinde siyaseten rahatsızlığa neden olmuştur. NATO ve Avrupa Birliği bağlamında, Soğuk Savaş dönemi dahil, müttefikleri Amerika’nın sergilediği tek taraflı dünya siyasetinden rahatsızlık duyan Batılı ülkeler; son yıllarda artan bir şekilde, ABD’den bağımsız, yeni bir kimlik geliştirme arayışında olmuştur. Bu manada ortak bir irade ortaya koymaya çalışılmaktadır. Ancak, ABD’nin olmadığı kriz ortamlarında, Avrupa’nın kendi başına sahada varlık gösterebilmesi için, örneğin ABD olmadan Afganistan’da kalmaya devam edebilmesi için mevcut askeri imkân ve kabiliyetlerinin bu tür görevler için yeterli olması gerekmektedir. Avrupa’nın esas problemi de burada başlamaktadır.

AB’nin kendi kendine yeterli, bağımsız güç politikalarına yönelebilmesi, Avrupa’nın savunma ve güvenlik boyutuna daha fazla kaynak ayırmasını zorunlu kılmaktadır. Mevcut şartlarda, savunma bütçelerinde artış yapmayı gerekli görmeyen Avrupa ülkeleri için yakın dönemde kendilerine özgün ortak bir savunma kimliğini geliştirmek, uzak bir vizyondan öteye gidememektedir.

Aslında Avrupa’nın kendi savunmasını teminen askeri güç oluşturma gayretleri, İkinci Dünya Savaşı’nın hemen sonrasındaki yıllara kadar uzanmaktadır. 1948 yılında Batı Avrupa Birliği (BAB)’ni kuran Batı Avrupa ülkeleri, 1949 yılında NATO’nun kurulmasıyla birlikte, savunma ve güvenlik ihtiyaçlarını NATO’ya devretmeyi yeğlemiştir. Böylece savaşın galibi ve kaynakları zengin ABD’nin öncülüğünde, hızla gelişen bir savunma paktı olan NATO’ya paralel ikinci bir savunma paktı olarak gelişmesi beklenen BAB, Avrupa ülkeleri tarafından kendisine yeterli kaynak aktarımı yapılmaması üzerine, ağırlıklı olarak sadece siyasi bir platform olarak varlığını sürdürmek durumunda kalmıştır.

1984 yılında Soğuk Savaş’ın biteceğine dair emarelerin görülmeye başlamasıyla birlikte, ortak bir Avrupa güvenliği kimliğinin geliştirilmesi amacıyla, BAB tekrar Avrupa ülkelerinin gündemini işgal etmeye başlamıştır. Bu dönemde, NATO çatısı dışında bir askeri güç oluşumuna yönelen Batı Avrupa ülkeleri; BAB’ın Avrupa’nın güvenliği konusunda Avrupa’nın temel direği olmasını arzu etmiştir. Avrupa Çevik Kuvveti, Avrupa Kolordusu gibi yapılanmalarla belirli oranda ilerleme de kaydedilmiştir. Ancak, Atlantik temeline dayalı ortak bir savunma paktı olan NATO varken, Avrupa Birliği BAB üzerinden NATO’ya alternatif bir güvenlik yapılanmasını geliştirmekte hiçbir zaman başarılı olamamıştır.

Sovyetlerin dağılmasıyla birlikte NATO’nun doğuya doğru genişleme sürecinde, Avrupa Birliği üzerinden Doğu Avrupa ülkelerine, Batı Avrupa ekonomik ve siyasi boyutta kucak açmıştır. Ancak askeri manada, NATO’ya alternatif bir yapılanma AB çatısı altında gerçekleştirilemediğinden, bu görev NATO’nun doğuya doğru genişlemesine havale edilmiştir. Böylece, ABD önceliklerine ve siyasi yönlendirmelerine bağımlı bir savunma paktı olan NATO’nun Avrupa savunmasındaki önderliği, zımnen tüm Avrupa ülkeleri tarafından kabul görmüştür.

2000’li yıllarla birlikte, bilhassa uluslararası terörizm ve terörle mücadele, barışın korunması çabalarına paralel olarak, Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliğini inşa süreciyle birlikte ortaya çıkan güvenlik perspektifindeki AB çabaları; savunma harcamalarına yönelik Avrupa hükümetlerinin gereken kaynağı ayırmak istememesi, üstelik Sovyet tehdidi ortadan kalktığı için büyük orduları besleme ihtiyacına da gerek kalmamış olması, son tahlilde, Avrupa ülkelerinde silahlı kuvvetlerde küçülmeye gidilmesini, savunma bütçelerinde daralmaların yaşanmasını beraberinde getirmiştir.

Günümüze gelindiğinde, askeri bir ‘cüce’ haline gelen Avrupa ülkelerinin birleşik askeri kuvvet havuzu, ABD liderliğinde katılım sağlanan bazı askeri operasyonlar haricinde, ‘savaşmaktan uzak’ duran zayıf bir güç yapısı olarak algılanmaktadır. Gelinen noktada, ABD ve özellikle Brexit sonrası açık bir şekilde bu ülkeyle birlikte hareket etmeyi ‘değişmez politika’ haline getiren İngiltere, Avrupa’dan ‘savunma’ boyutunda kopmaya başlamıştır. NATO üyesi Doğu Avrupa ülkelerinin Ruslara karşı ‘tarihsel korkularını’ bertaraf edecek şekilde, bu ülkelerde asker konuşlandırmaktan geri durmayan ABD; son yıllarda askeri gücünde bir eksen kaymasına gitmiştir. ABD, bilinçli bir tercihle Pasifik Hint bölgesinde, Çin’i çevreleme stratejisinin gereklerini yerine getirecek bir askeri konuşlanmaya ve güç projeksiyonuna ağırlık vermeye başlamıştır.

Neticede, Avrupa Birliği ülkeleri kendi kaderlerini kendilerinin tayin etmesini sağlayacak bir askeri yapılanmanın gerekliliğini sorgulamaya başladıkları bir döneme girmiştir. Afganistan’dan çekilme hadisesi, Avrupalılara bu manada bir soğuk duş etkisi yapmıştır. Devamında, özellikle AUKUS (Avustralya, İngiltere ve ABD) ittifakıyla, Pasifik-Hint bölgesinden bir bakıma soyutlanan Fransa; AB ülkeleri içinde en büyük savunma sanayiine ve askeri güce sahip olan ülke olarak, Avrupa savunma ve güvenlik ihtiyaçlarının yeniden NATO şapkasının dışında ele alınmasına öncülük etme arayışına girmiştir. Doğrudan bağlantılı olmasa da son yıllardaki Fransa-Yunanistan yakınlaşması ve bugünlerde gündemi işgal eden ortak savunma paktı oluşturulmasına yönelik bu iki ülkenin karşılıklı çabaları da büyük resimde, Avrupa Birliği içinde yeniden askeri manada yapılanma arayışlarına küçük bir örnek olarak görülmelidir.

Bu minvalde, ABD’siz bir soğuk savaşa AB’nin ne denli hazır olup olmadığı, bu kış Ruslara karşı verecekleri enerji güvenliğine yönelik mücadelelerinin başarısıyla ölçülebilecek bir noktaya gelmiştir. Soğuk Savaş döneminde güvenlik yönüyle Rus ordularının yakın tehdidini hisseden Avrupa ülkeleri, şimdi, doğalgaz üzerinden Rusların soğuk yüzüyle karşı karşıya kalmıştır. Bugünlerde Avrupa kışa girerken, Rusya’nın, Kuzey Akım 2 hattını aktive edinceye kadar, Avrupa’yı ‘soğukla’ yola getirme siyaseti güdeceği konuşulmaya başlanmıştır. Almanların bu hatta ‘olur’ vermesini bekleyen Kremlin, bu izni alıncaya kadar, gerekirse Avrupa’ya verdiği gazın vanasını kısmaya ve bu süreçte fiyatları yukarı tırmandırmaya hazır olduğunun sinyallerini vermiştir.

Bu minvalde Putin, geçtiğimiz günlerde uluslararası medyaya yansıttığı bir Rus hükümeti toplantısını, Avrupa’ya verilecek ‘doğal gaz’ tartışmalarına ayırmıştır. Kremlin, gaz satışı için yeni uzun vadeli sözleşmeleri müzakere etmeye hazır olduğunu söyleyerek, Avrupa ülkelerinin spot anlaşmalar karşılığında uzun vadeli gaz sözleşmelerinin çoğunu iptal etmek gibi bir yanılgı içinde olduğunu, bunun doğru olmadığını beyan etmiştir. Öte yandan, Rusya Başbakan Yardımcısı Alexander Novak, Almanların boru hattına olur vermesinin, fiyatların soğumasına yardımcı olabileceğini belirtmiştir.

Avrupa Komisyonu verilerine göre, AB ülkeleri tarafından kullanılan gazın yaklaşık %90’ını Birlik dışından ithal edilmektedir. Norveç bir kenara bırakılırsa, doğal gaz arzının güvenliği tamamen Rusların insafına kalmıştır. Avrupa hükümetleri; enerji bağımsızlığının gerekliliği ve mevcut boru hatlarının Rusya’yı güçlendirdiği, Avrupa’nın enerji güvenliği için buna bir çare bulması gerektiği üzerine kafa yorarken, yükselen fiyatlar konuyu AB gündeminin en üst sıralarına taşımıştır.

Öte yandan, ABD’nin uyarılarına rağmen, Rusların 2014 yılında Ukrayna topraklarının bir kısmını işgal etmesinden ve devamında ilhak etmesinden sadece aylar sonra, 2015 yılı içerisinde kuzey akım 2 doğal gaz boru hattının inşa edilmesine Almanya’nın rıza göstermiş olması gerçeği; şimdilerde, AB içinde, enerji güvenliği ve Avrupa’nın tutarlılığı konusunda tartışmalara sebebiyet vermiştir.

Konunun uzmanlarına göre, Belarus ve Ukrayna bağlamındaki sorunlar ile Doğu Avrupa’da NATO’nun artan varlığı gibi nedenlerle, Rusya Federasyonu; ‘doğal gaz’ kartını kullanarak, Avrupa’yı cezalandırmak veya en azından kendi çizgisine yakın bir noktaya çekmek istemektedir. Kimisine göre, Avrupa’ya gaz arzı konusu üzerinden, ABD ve Rusya arasında bir tür vekalet savaşı da yürütülmektedir. Her iki ülke de doğal gaz (Rusya) ve sıvılaştırılmış doğal gaz (ABD) satışıyla, Avrupa pazarındaki kendi payını artırmaya çalışmaktadır. Eğer Kuzey Akım 2, Avrupa’nın en büyük gaz tüketicisi durumundaki Almanya tarafından onaylanır ve Rus gazı bu hattan Avrupa’ya akmaya başlarsa, bu durumda ABD’nin Avrupa’ya gaz ihracatı tehlikeye düşebilecektir.

Bu noktada, enerji güvenliğinde Ruslara bağımlı bir durumdan kurtulmak isteyen Avrupa ülkeleri, kendi içinde Kuzey Akım 2 hattına yönelik ‘blokaj’ ile ‘açma’ arasında bir ‘enerji güvenliği ikilemine’ düşmüştür. Kuzey Akım 2 hattının açılması halinde, Ruslardan daha ucuza gaz alımı söz konusu olabilecek ancak uzun vadede bu durum Ruslara daha da artan bir bağımlılığa Avrupa’nın saplanmasına neden olacaktır. Eğer hat açılmazsa, soğuk kış şartlarında yeterince ısınamama tehlikesiyle karşı karşıya kalabilecek Avrupa kamuoyunda yükselecek sesler, Avrupa hükümetlerini siyaseten zora sokabilecektir. Gelinen noktada, bir şekilde Avrupa’nın enerji güvenliğini tehlikeye düşürmeden bir yolunu bulup Rusya’dan uzaklaşması gerektiği konusunda tüm Avrupa ülkeleri hemfikirdir. Avrupa’ya yapılacak doğal gaz arzı ne kadar çeşitlendirilebilirse, Avrupa ülkeleri için risk de o kadar azaltılmış olacaktır.

Bu manada, son yıllarda, ABD’nin beklentileri ve isteği doğrultusunda, bu ülkeden Avrupa’nın artan miktarda LNG tedarik girişimleri bulunmaktadır. Rus baskısının aşılabilmesi ve doğalgaz fiyatlarının makul seviyede tutulabilmesi için, ABD’nin soğuk kış aylarında Avrupa’yı gazsız bırakmaması gerekiyor. Biden yönetiminin Avrupalılar gözünde Afganistan çekilmesi nedeniyle güven erozyonu yaşadığı son aylarda, doğal gaz boyutunda, enerji güvenliğinde Avrupa’nın ABD’ye güveninin yeniden inşa sürecinde, önümüzdeki soğuk kış ayları, bir çeşit ‘turnusol kağıdı’ işlevi görecektir.

Gaz arzında, ABD destekli, çeşitlilik arayışına giden Avrupa’nın yaşadıklarından Türkiye’nin de bu yıl olmasa da önümüzdeki yıllar için mutlaka çıkaracağı dersler bulunmaktadır. Türkiye’nin Rus doğalgazına artan bağımlılık yerine arzda çeşitlilik, büyük doğalgaz depolama imkanlarını da artıracak şekilde, izlenmesi gereken en temel politika olarak Türkiye’nin de önünde durmaktadır.


Reklam

reklam