Site İçi Arama

ua-iliskiler

Paris İklim Anlaşması nedir, maddelerinin amacı nelerdir?

Paris İklim Anlaşması için, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi çerçevesinde, “daha istikrarlı, daha sağlıklı bir gezegen, daha adil toplumlar ve daha canlı ekonomilerin olduğu bir dünya bırakmak adına önemli bir fırsat” (Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu) olarak ifade edilmektedir. 9 Mayıs 1992 tarihinde New York’ta imzalanan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) (United Nations Framework Convention on Climate Change) dünyanın ilk iklim sözleşmesidir.

                                                                          Kartalı vuran kendi tüyünden yapılmış oktur. 
                                                                                            Kızılderili Atasözü 

Paris İklim Anlaşması için, 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi çerçevesinde, “daha istikrarlı, daha sağlıklı bir gezegen, daha adil toplumlar ve daha canlı ekonomilerin olduğu bir dünya bırakmak adına önemli bir fırsat” (Avrupa Birliği Türkiye Delegasyonu) olarak ifade edilmektedir.
9 Mayıs 1992 tarihinde New York’ta imzalanan BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) (United Nations Framework Convention on Climate Change) dünyanın ilk iklim sözleşmesidir. 2015 yılı sonuna kadar, küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle ilgili evrensel mücadelede en önemli yasal düzenleme BMİDÇS ve Kyoto Protokolü’dür. Paris Anlaşması ise, 2015 yılından itibaren kendisinden önceki iki düzenlemenin yerini ala önemli ve geçerli uluslararası yasal düzenlemedir.
Paris Anlaşması küresel sera gazı emisyonlarının %55’ini oluşturan en az 55 tarafın anlaşmayı onaylaması koşulunun sağlanması sonucunda, 4 Kasım 2016 itibariyle yürürlüğe girmiştir. 7 Ekim 2021 tarihinde Türkiye’nin de taraf olmasıyla BMİDÇS'nin 192 üyesi anlaşmaya taraftır. Anlaşmayı onaylamayan BMİDÇS üye devletler, Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen’dir. Paris Anlaşması, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UnitedNations Convention on Climate Change - UNFCCC) kapsamında sera gazı emisyonlarının azaltılması, düzenlenmesi ve finansmanı ile ilgili 2020 yılından itibaren başlayan bir anlaşmadır. Paris Anlaşması'nın küresel iklim mücadelesindeki hedefi, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerden 2 °C (3,6 °F) artış seviyesi ile sınırlı tutmak ve hatta 1,5 °C olması için çaba harcanmasıdır.

Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansı COP26 31 Ekim - 12 Kasım 2021 tarihleri arasında İskoçya'nın Glasgow şehrinde gerçekleşmiştir. "Bence bugün 1,5C hedefini ulaşılabilir tuttuğumuzu söyleyebiliriz. Ancak sözlerimizi yerine getirirsek hayatta kalabileceğiz. Burada, Glasgow'da bir tarih yazıldı. Şimdi ise bir sonraki bölümün, burada birlikte verdiğimiz taahhütlerin başarısını göstermesini sağlamamız gerekiyor." (Alok Sharma, COP26 Başkanı). COP26’dan çıkan sonuçlar şöyle özetlenebilir. Dünyayı kirleten ülkeler, emisyonları azaltmak için yeterince çaba göstermediklerini kabul ederek, 1,5C hedefini ulaşılabilir kılmak adına gelecek yıl emisyon azaltma planları için yeniden bir araya gelinmesine karar vermişlerdir. İlk kez uluslararası bir anlaşmada kömür kullanımı sınırlaması gündeme gelmiştir. Gelişmekte olan ülkeler için mali yardımlar artacağı sözü verilmiştir. Alok Sharma, bir COP metninde İlk kez kömürle ilgili bir ifade yer aldığı için anlaşmayı bir zafer olarak değerlendirmiştir. Ancak, Action Aid yardım kuruluşunun politika direktörü Lars Koch, anlaşmada yalnızca kömürden söz edilmesinin hayal kırıklığı olduğunu belirterek anlaşma için "Yüzyıldır çevreyi kirleten zengin ülkelere benzin ve gaz üretmeleri için bir geçi kartı sunuyor" ifadesini kullanmıştır.

Paris İklim Anlaşması Temel Özellikleri:
•    Küresel ısınmanın 2 derecenin altında tutulması ve mümkün olduğunca 1,5 derece ile sınırlandırılmasına yönelik politikalar yürütülmesine karar verilmiştir.
•    Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler için belirlenmiş olan ve ülkelerin sosyal ve ekonomik koşullarına bağlı olarak geliştirilen “ortak ancak farklılaştırılmış sorumluluklar” ilkesi benimsenmiştir
•    Bütün tarafların Ulusal Katkılarını (Nationally Determined Contributions, NDC) ilan etmeleri ve bu hedeflere ulaşmalarını sağlayacak tedbirleri almalarını tetikleyecek bağlayıcı taahhütlerde bulunulması kararı alınmıştır.
•    Bütün ülkelerin emisyon miktarları, NDC’lerinin uygulanması ve hedeflerinde ilerleme konularında düzenli olarak rapor hazırlanması, raporların uluslararası değerlendirilmeye sunulması istenmiştir.
•    Her ülkenin 5 senede bir, bir öncekine göre gelişme göstermesi beklenen yeni NDC’ler hazırlaması kararı alınmıştır.
•    Gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkeleri desteklemesi, 2020 yılına kadar her sene 100 milyar dolar finansman mobilize edilmesi taahhüdünün 2025 yılına kadar uzatılması ve 2025 yılından sonrası için de daha yüksek bir hedef belirlenmesine karar verilmiştir.
•    İklim değişikliğinden kaynaklanan kayıp ve zararların belirlenmesi ve en aza indirgenmesi kararı alınmıştır.
•    Uluslararası emisyon ticareti yapan tarafların çifte sayımı (double counting) önlemek için gerekli çalışmaları yapması istenmiştir. 

Paris İklim Anlaşmasının Tartışma Alanları

Paris Anlaşması’nın temel zayıflığı olarak, Anlaşma’nın amacı ile bu amaca ulaşmak için üzerinde anlaşılan ölçütler arasındaki derin uçurum olduğu düşünülmektedir. Hatta bu uçurumun, iklim aktivistlerinin, iklim adaleti savunucularının hatta iklim bilimcilerinin Anlaşmayı, sahtekârlık, saçmalık gibi kavramlarla nitelendirmesine sebep olmaktadır. Paris Anlaşması aslında hukuki açıdan bağlayıcı bir düzenleme olmasına rağmen, hukuki ve adalet çerçevesinde değerlendirildiğinde bağlayıcılık sorunu olduğu düşünülmektedir. Çünkü anlaşma, sera gazı emisyonlarının azaltımına ilişkin taraflar açısından bağlayıcı ve sonuç doğuran bir yükümlülüğe yer vermemektedir. Taraflar, azaltım konusundaki katkı hedeflerini ulusal koşulları temelinde kendileri belirlemekte ve Anlaşma zorunlu ve bağlayıcı azaltım hedefleri yerine, tarafların gönüllü katkıları üzerinden işlemektedir. Ayrıca tartışılan başka bir nokta ise, anlaşmada yer alan yükümlülüklerin yerine getirilmemesi ya da Anlaşma hükümlerinin ihlal edilmesi durumunda, ilgili taraf ya da taraflara uygulanacak yaptırıma veya zorlayıcı tedbire dair bir hüküm bulunmamasıdır. Kısacası anlaşmanın bağlayıcılığı, kırılgan toplulukların haklarını koruyacak bir niteliğe sahip olmadığı konusunda eleştirilmektedir. Anlaşmaya uygunluğun sağlanması büyük ölçüde tarafların insiyatifine ve iyi niyetine bırakılmıştır. 
AB’nin enerji kaynakları yaratmak ve çeşitlendirmek için temiz enerji kaynakları olarak geliştirmeye çalıştığı yenilenebilir enerji kaynakları yatırımlar yapılmasını gerektirmektedir. Bu bağlamda, Paris Anlaşmasına taraf olan gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere yapacağı finansman desteği tartışma konusu olmuştur. Paris Anlaşmasına taraf olan her ülke, değişen iklimin etkilerine uyum sağlamak ve küresel ısınmayı azaltmak için birlikte çalışmayı ve bu amaçlara ulaşmak için Yeşil İklim Fonu’nda toplanacak olan yıllık 100 milyar ABD dolarlık parayı kullanılabilir hale getirmeyi kabul etmişlerdir. Başka bir ifadeyle, gelişmiş ülkeler gelişmekte olan ülkelere para yardımı yapmayı kabul etmişlerdir. Ancak, en son Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) ve Oxfam raporları, 2018 yılı verileri gelişmiş ülkelerin, 2020’den başlayarak gelişmekte olan ülkeler için yılda 100 milyar ABD dolarlık iklim finansmanı sağlama yükümlülüklerini yerine getirmediklerini göstermektedir. Bu raporlara göre, toplam iklim finansmanının yalnızca yaklaşık dörtte biri sağlanmıştır.  Paris Anlaşması, iklim değişikliğine karşı savunmasız ve en fazla etkilenebilecek ülkelerin maruz kaldığı olumsuz etkileri gidermeye ve uyum sağlamasına yardım edecek finansman yardımını karşılamamıştır. Gelişmiş taraf ülkeler ulusal çıkarlarına öncelik vermiş, gelişmekte olan ülkelerin yenilenebilir enerji kaynakları yatırımları için gerekli olan 2020 yılına kadar yıllık 100 milyar ABD doları yardım sözlerini yerine getirmemişlerdir. Bu gelişme, Paris Anlaşmasının ülkeler için esnek ve içi yumuşak bir çerçeve olarak yorumlanmasını doğrulamaktadır. Bu durum, Paris Anlaşması’na yönelik zorunlu taahhütlerinden ziyade, ülkelerin ulusal politikalarını dikkate alarak sadece anlaşmaya “katkı” sunduğu ve ülkelere yönelik herhangi bir yaptırım uygulanmayacağı anlamına gelmektedir. Sonuç olarak, hem Paris Anlaşması’nın hedeflerine yönelik “Ulusal Olarak Belirlenen Katkıları” (NDC) ya da “Ulusal Niyet Beyanları” hem de Paris Anlaşması’nın uygulamaları yetersizdir. 
Bu tartışmalar çerçevesinde varılacak sonuç şudur: Bilim insanları ve çevreciler dünyamızın kirliliği konusunda panik haldedirler ve ve Paris İklim Anlaşmasının daha katı ve zorlayıcı hükümler içermesinin çözüm olacağını düşünmektedirler. Diğer yandan, küresel iklim değişikliği mücadelelerinde ve Paris İklim Anlaşmasının yapılmasını sağlayan sanayileşmiş ve gelişmiş ülkeler ekonomilerinden ödün vermek istememektedirler. Paris Anlaşmasına taraf gelişmiş ülkelerin içinde bulundukları çelişki neyin daha önemli olduğudur. Küresel sıcaklığın 2 derecenin altında tutulması için sera gazı emisyonlarının azaltılması mı yoksa ulusal ekonomilerinin refahının devam etmesi mi ikilemini yaşamaktadırlar. Bu durum verilen sözlerin tutulmamasına ve gelişmekte olan ülkelerin sanayileşme sürecine ket vururken aynı zamanda farklı ve yeni yatırımlar sonucunda oluşabilecek ekonomik dengesizlik ve belirsizlikler anlamına gelmektedir. 

Başka bir tartışma alanı olarak, alternatif enerji kaynakları perspektifi içeriğinde adı artık sık geçmeye başlayan karbon salınımları olmayan nükleer elektrik santralleri kurulması ve işletilmesi projelerinin cazip hale gelmesidir. Atmosfere sera gazları salımları olmayan baz enerji kaynağı olarak nükleer elektrik reaktörleri kapsamında nükleer gücün yeniden yapılanması küresel gündemde yoğun biçimde tartışılmaya başlanmıştır.. Bağımsız bir organ olan Amerika Birleşik Devletleri Nükleer Düzenleme Kurulu (US Nuclear Regulatory Commission – NRC) “Nükleer Rönesans felsefesi” olarak tanımlanan nükleer gücün yeniden doğuşu ya da nükleer enerjinin dirilişi perspektifi gelişimini sürdürmekte ve nükleer güç santrallerinin lisanslandırılması işlemlerini yapmaktadır. Petrol ve doğalgaz fiyatlarının her gün hızlı bir şekilde artması sebebiyle nükleer enerji projeksiyonları çekici hale gelmeye başlamıştır. Ancak, yeni nesil nükleer güç santralleri kurulması ve çalıştırılması hem yatırım maliyeti yüksek hem de lisanslama işlemleri uzun olduğu için aksamalara neden olmaktadır. Bu yüzden, hükümetler “nükleer güç santrallerinin kurulması, işletilmesi ve enerji satışına ilişkin kanun” gibi konularda çeşitli yeni nükleer enerji teşvik yasaları ve düzenlemeleri yürürlüğe koymaya çalışmaktadırlar. Mevcut nükleer kanun ve nükleer yönetmelikleri olanlarda nükleer bürokratik engelleri aşmaya çalışmaktadırlar. 

Paris Anlaşmasıyla ilgili olarak tartışılan başka bir konu ise; ABD’nin eski Başkan Donald Trump zamanında anlaşmadan neden çekildiği ve Türkiye’nin anlaşmayı imzalamasına rağmen şimdiye kadar neden onaylamadığıdır.

ABD başta olmak üzere ileri sanayileşmiş ülkelerin katılımı olmaksızın emisyon hacimlerinin düşürülmesi mümkün değildir. Buna karşın hem ABD hem de diğer sanayileşmiş devletler kurulu sanayi işletmelerini olumsuz etkileyeceği gerekçesiyle emisyon hacimlerini kısmakta zorlanmaktadırlar. Diğer yandan, gelişmekte olan ülkeler ise zaten yenilenebilir ve sürdürülebilir alternatif enerji kaynakları yatırımları için ihtiyaç duyulan ne teknolojiye ne de ekonomiye sahiptirler. Gelişmekte olan ülkeler ve sanayileşmiş ve gelişmiş ülkelerden gelecek finansman yardımlarına muhtaç durumundadırlar. Fosil yakıtlarla sanayileşen ve gelişen ülkeler sanayisiyle kirlettiği dünyanın liderliğini yeni teknolojik alternatif sürdürülebilir yenilenebilir enerji kaynaklarıyla küresel dünyanın liderleri olmaya devam etmeye çalışmaktadırlar. 

ABD Başkanı Donald Trump, iklim değişikliğinin abartıldığını düşündüğünü belirterek, anlaşmanın ABD için dezavantajlı olduğu ve ekonomiye maliyetinin yüksek olacağı gibi gerekçelerle ülkesini Paris İklim Anlaşması’ndan çekme kararı almıştır. Anlaşmanın 28. Maddesi de tarafların Birleşmiş Milletlere anlaşmadan çekilme bildirimi gönderdikten sonra çekilmelerine izin verdiği için, ABD, 4 Kasım 2020'de anlaşmadan resmen çekilmiştir. Gelişmiş bir ülke olan ABD’nin Yeşil Fon aracılığıyla gelişmekte olan ülkelere fon yardımı yapması ve çok kullandığı kömürü büyük miktarda azaltmasını gerektiriyordu. ABD’nin küresel bağlamda en fazla kömür kullanan ülkelerden biri olduğu da göz önüne alındığında, Paris anlaşmasını ABD’nin ulusal çıkarlarına ters düştüğü açıktır. Böylece, atmosfere en fazla sera gazı salan ülke olan ABD, anlaşmadan çekilen tek ülke olmuştur.  Ancak Amerika Birleşik Devletleri'nin yeni Başkanı Joe Biden, başkanlık yetkisini alır almaz Paris İklim Anlaşması’na yeniden katılma kararı almış ve ABD 19 Şubat 2021 tarihinde anlaşmaya yeniden taraf olmuştur. Bu durumda Biden’ın planladığı ekonomik politikaların içinde Paris Anlaşmasıyla ters düşmeyen çağdaş ileri teknolojik nükleer enerji santrallerine ağırlık vereceği sonucu çıkarılabilir. Ayrıca, anlaşmaya taraf olan gelişmiş ülkelerin Yeşil Fon aracılığıyla gelişmekte olan ülkelere yapması gereken fon yardımı için verilen sözlerin tutulmadı göz önüne alındığında ABD’nin de bu anlamda Anlaşmanın gereğini yerine getirmemesi ve tekrar Anlaşmadan çıkmak isteyebileceği de olasıdır. Çünkü ABD için bu ilk değildir, 1997 yılında imzaladığı Kyoto Protokol’ünden de 2001 de ayrılmıştır. 

Türkiye açısından baktığımızda durum çok farklıdır. Türkiye ilk yıllarda, BMİDÇ Sözleşmesi’ne karşı uzun mesafeli bir yaklaşım ve yol izlemişti.  BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi onayının gecikme nedeni Türkiye’nin Sözleşmenin Ek-I (ileri sanayileşmiş ülkelerin bulunduğu liste) ve Ek-II listelerinde (gelişmekte olan ülkelerin bulunduğu liste) yer almasından kaynaklanmıştı. Türkiye, OECD üyesi olduğundan dolayı gelişmiş ülkeler statüsündeydi ve sanayileşmiş ülkeler ile birlikte BMİDÇS’nin her iki listesinde de yer almaktaydı. Bu sınıflandırmaya itiraz edilerek Türkiye’nin özel durumunun dikkate alınması talep edilmişti. 2001 yılında Fas’ın Marakeş kentinde yapılan 7. Taraflar Konferansı’nda Türkiye’nin çekinceleri dikkate alınarak Ek-II’den çıkartılıp, Ek-I içinde özel bir statüde yer alması kabul edilmişti. İklim değişikliğiyle mücadele kapsamında, Türkiye, Paris Anlaşması’nı, 22 Nisan 2016 tarihinde 175 ülke temsilcisiyle birlikte imzalamıştır. Ancak Anlaşma’nın TBMM onay süreci tamamlanmamıştı. Paris Anlaşması, BMİDÇS’den farklı olarak, EK-I, Ek-II ve EK-I Dışı ülke sınıflandırmasını kaldırarak “gelişmiş” ve “gelişmekte olan” ülkeler şeklinde bir sınıflandırma getirmiştir. Buna karşın hangi ülkelerin gelmiş hangilerinin gelişmekte olduğunu gösteren bir liste oluşturulmamıştır. Türkiye, hem EK-I hem de Ek-II listelerinde yer aldığı için, 2003 yılına kadar BMİDÇS’ye taraf olmamıştır. Benzer durum Paris Anlaşması için de geçerlidir ve Paris Anlaşması, sınıflandırmasına göre Türkiye Ek-I ülkeleri arasında yer aldığından gelişmiş ülke statüsünde değerlendirilmektedir. Bu durumda Türkiye, gelişmekte olan ülkelere verilecek teknik ve kapasite geliştirme desteği ile 2020 yılından itibaren sağlanacak olan 100 milyar $ tutarındaki yardım fonundan yararlanamayacaktır. Türkiye’nin özel durumu dikkate alınarak, gelişmekte olan ülkeler arasına alınması önemlidir. Çünkü, Türkiye, Anlaşma’nın gelişmiş ülkeler için zorunlu tuttuğu sera gazı emisyon azaltım hedeflerini de mutlak bir şekilde yükümlenmek zorunda kalmayacaktır. Paris Anlaşması, emisyon oranlarının azaltılmasını istemektedir. Türkiye gelişmekte olan bir ülke olduğu için, sanayi üretimini artırmak, bunu en düşük maliyetle yapmak durumundadır ve yenilenebilir enerji kaynakları Türkiye için de yeterli değildir. Ayrıca, alternatif yenilenebilir kaynaklar için gerekli yatırım için de ekonomik desteğe ihtiyacı vardır. Bütün bu sebeplerden dolayı Türkiye Paris Anlaşmasına taraf olmayı geciktirmiş ve gelişmekte olan bir ülke olarak ve ulusal katkı beyanları çerçevesinde onaylamak istemiştir. Türkiye Paris Anlaşmasını 7 Ekim 2021 tarihinde onaylamıştır. Gelişmekte olan ülke olarak Yeşil fon aracılığıyla yapılacak yardımın miktarı, ne zaman, nasıl verileceği ve yenilenebilir/sürdürülebilir alternatif enerji kaynakları için yapılması gereken yatırımları ne derece karşılayacağı da ülkemizin gelişmiş ülkelere olan  “ulusal olarak belirlenen katkıları” olacaktır.

Araştırma sonuçlarına göre gelişmekte veya gelişmemiş ülkeler, ekonomik kalkınmaya çevre korumadan daha fazla öncellik tanımaktadırlar. Bu ülkelerde yaşayan halkların temel amacı yoksullukla mücadele etmek ve yaşam koşullarının iyileştirilmesidir. Bu bağlamda kendi kalkınmaları üzerinde sınırlama getirecek iklim politikalarını belirsizlik olarak görürler hem de adaletsiz bulurlar. Ayrıca, yoksullukla birlikte milyonlarca insanın yaşamını hatta var oluşunu tehdit eden küresel iklim sorununu sınırlı ulusal çıkarlar bağlamında ekonomik verimlilik perspektifinden yaklaşmak, risk ve fayda-maliyet analizleri üzerinden çözüm üretmek sorunu çözmek değildir.
AB’nin Paris İklim Anlaşmasını çerçevelerken çevre ve iklim değişikliği konusunda bu denli canla başla mücadele etmesinde etken olan amaçlarının sebeplerini belirlemek gerekir. Başka bir ifadeyle, AB için temiz gezegen araç mıdır amaç mıdır?

AB’nin Paris İklim Anlaşmasındaki Amaçları

•    AB’nin Paris İklim Anlaşmasındaki amaçlarından biri, Avrupa’nın, küresel iklim değişikliğinin olumsuz etkilerinden çok etkilenecek bir coğrafyada olmasından dolayı AB üye ülkelerinin karşı karşıya kalabileceği olumsuz etkileri azaltmak, iklim değişikliğine uyum ve afet riskini azaltma politikaları ve uygulamaları geliştirmek, yürütmek ve küresel iklim değişikliği mücadelesinde etkin olmaya çalışmaktır. 2015 yılında Sendai Afet Riskinin Azaltılması Çerçevesinin ve iklim değişikliği ile ilgili Paris Sözleşmesinin onaylanması küresel BM düzeyinde somut adımlardır. İklim değişikliğine uyum ve afet risklerinin azaltılması, BM 2030 Sürdürülebilir Kalkınma Gündeminin başlıca hedefleri arasındadır.

İklim değişikliği Avrupa’nın birçok ülkesini neredeyse her bölgesini farklı şekillerde etkilemektedir. Avrupa Çevre Bilgi ve Gözlem Ağı/EIONET, bir Avrupa Birliği Kurumu olarak iklim değişikliğinin Avrupa üzerindeki etkilerini, farklı bölgelerin nasıl etkileneceğine dair düzenli ve kapsamlı veriler üretmekte ve değerlendirmeler yapmaktadır. Elde edilen veriler ışığında yapılan değerlendirmeler AB ve üye ülkelerdeki ulusal düzeyde politika yapıcılarla paylaşılmaktadır. Avrupa Çevre Ajansı, Avrupa Çevre Bilgi ve Gözlem Ağı tarafından yayımlanan raporlar ve verilere göre; iklim değişikliği, Avrupa’da biyolojik çeşitliliğe, ekosistemlere, su ve toprak gibi önemli doğal kaynaklara, insan sağlığına zarar vermektedir. Başta enerji ve tarım üretimi olmak üzere turizm, balıkçılık, altyapı, ulaşım, atık vb. birçok sektör bu durumdan olumsuz etkilenmektedir. Araştırma sonuçlarına göre, Avrupa ekosistemlerinin iklim değişikliğine karşı dayanıklılığın azalması ile gıda, temiz hava, su gibi temel ihtiyaçların karşılanma kapasitesi giderek azalmaktadır. Yapılan çalışmalar, Avrupa Birliği’ne üye tüm ülkelerin hassas durumda olduğunu ve bölgelerin birbirlerinden farklı risk altında olduğunu göstermiştir. Batı, Orta ve Doğu Avrupa, sel baskınlarından daha çok etkilenmektedir çünkü bu bölgelerde büyük nehirler bulunmaktadır. Güney Avrupa’da kuraklık ve orman yangınları görülürken, Batı Avrupa’da fırtınalar, çığ düşmeleri ve toprak kaymaları görülmektedir çünkü bu böleler Alpler ve Pireneler gibi yüksek dağların etkisindedir. Avrupa’nın güney kesimlerinde görülen aşırı sıcaklık artışları kuraklık ve çölleşme riskini artırmıştır. Avrupa şehirleri su ve diğer temel doğal kaynakların tedariki bakımından risk altındadır. Gelecekte kentli nüfusun ve en çok da şehirlerde yaşayan yaşlanan nüfusun iklime olan dayanıklılığının giderek azaldığı düşünülerek, olumsuz etkilerin üstesinden gelebilmek için iklim-akıllı kentsel tasarım ve yönetim, yeşil altyapı gibi çözüm odaklı uygulamalar ve politikalar öne çıkmıştır. İklim değişikliğinden dolayı, Avrupa enerji sistemi de tehdit altındadır. Sıcaklık ve kuraklığın artması durumunda yaz aylarında yoğun klima kullanımından dolayı elektrik enerjisine olan talep daha çok artacaktır.
İ

klim değişikliği Avrupa’daki ormanlarda bozulmalara neden olmaktadır. Avrupa’da, iklim değişikliğinin ekosistemler, biyolojik çeşitlilik, altyapı sistemleri, gıda üretimi, halk sağlığı, ekonomi ve ayrıca siyasi istikrar üzerinde ciddi olumsuz sonuçları beklenmektedir. Bu yüzden AB Paris İklim Anlaşmasında, Taraf Konferanslarında özellikle bu konuları öne çıkarmakta ve kritik altyapının korunması, çevre, finans, tarım, gıda güvenliği ve kıyı yönetimi gibi çeşitli alanlarda önemli strateji politikalar geliştirmeye çalışmaktadır.


•    AB’nin Paris İklim Anlaşmasındaki iklim değişikliği mücadelesindeki amaçlarından bir diğeri ise; AB üyesi ülkelerin enerji konusunda yüksek düzeyde dış aktörlere bağımlılığından dolayı enerji güvenliğini sağlamak için alternatif enerji kaynak ve çeşitliliği yaratmaktır.

Bu nedenle de AB’nin iklim değişikliği konusundaki çaba ve politikaları aslında kendi enerji güvenliğinin sağlanması hedefine de doğrudan hizmet etmektedir. AB iklim değişikliğinden daha çok enerji güvenliğini sağlamaya çalışmaktadır. AB dünyanın en büyük enerji ithalatçısı konumundadır. Bir yandan dünya nüfusu artarken diğer yandan fosil kaynakların tükenmeye başlaması ile bütün dünyada enerji kaynaklarına olan talep artmıştır. Talep artışları fiyat artışlarına sebep olmuş ve gelecekte enerji kaynakları fiyatlarının artışının daha fazla olacağı ve kötü sonuçlar doğuracağı düşünülmektedir. Bu düşünceden hareketle, AB iklim değişikliği ile mücadele politikaları ile azalan ekonomik rekabet edilebilirlik kapasitesini geliştirmeye çalışmaktadır. Yenilenebilir enerji kullanımına yönelik geliştirilen teknolojiler ile AB’nin enerji konusunda dışa bağımlılığını azaltıp AB’nin daha düşük maliyetlerle üretim yapması amaçlanmaktadır. 

AB ülkeleri, ürettiğinden daha çok enerjiye ihtiyaç duymakta ve petrolü OPEC ülkelerinden, gazı ise Rusya, Norveç ve Cezayir’den satın almaktadır. Rusya tek başına AB genelinde tüketilen doğal gazın yaklaşık dörtte birini doğrudan sağlamaktadır. Üstelik Baltık üçlüsü olarak bilinen Estonya, Letonya ve Litvanya ile birlikte Finlandiya, Bulgaristan ve Macaristan’ın doğal gaz ihtiyacının yaklaşık tamamını Rusya karşılamaktadır. Yani, enerjide büyük ölçüde dışa bağımlıdır. AB üyesi ülkeleri, enerji maliyetlerini düşürmek için enerji kaynaklarını ve tedarik kanallarını çeşitlendirmenin yollarını aramaktadırlar. Aslında Avusturya’nın barajları, Polonya’nın kömür madenleri, Fransa’nın nükleer enerji santralleri, Kuzey Denizi’ndeki petrol kuyuları ile Hollanda ve Danimarka’nın doğalgaz sahaları AB içerisindeki enerjinin çeşitliliğini göstermektedir. Ancak, AB enerji kaynakları ne kadar çeşitli olursa olsun, yetmemektedir. Enerji maliyetlerini düşürmenin yollarını aramakta ve gelecek için uzun ve önemli hedefler belirlemektedir. (AB, 2012).

Fosil enerji kaynaklarının kıtlığı, homojen dağılımdan yoksun olması,  AB ülkelerinde enerji arz güvenliği sorununu ortaya çıkarmıştır. Ayrıca çevre sorunları ve çevrecilerin baskıları da ülkelerin alternatif enerji kaynaklarına yönelmesine neden olmuştur. Özellikle son yıllarda alternatif enerji biçimleri olarak, nükleer ve yenilenebilir enerjiler kullanılmaya başlanmıştır.  En önemli nükleer enerji üreticisi ABD’dir ancak nükleer reaktörlerden en yüksek oranda verim sağlayan ülke Fransa’dır. 1979 Three Mile Island ve 1986 Çernobil kazalarından sonra kuşkuyla bakılan nükleer enerji konusu, Kyoto protokolünün hedeflerine ulaşabilmek için yeniden gündeme gelmiş ve yeni nükleer santrallerin yapımı için çalışmalara başlanmıştır. Nükleer santraller daha düşük yakıt maliyetine, daha yüksek işletim maliyetine sahiptirler. Nükleer enerji, Fransa gibi doğal enerji kaynaklarının yetersiz veya hiç olmadığı ülkelerde daha fazla tercih edilmektedir.
AB ülkeleri ayrıca, enerji bağımlılığını azaltmak için, bir taraftan yüksek enerji tüketimini azaltmayı hedeflerken bir yandan da enerji kaynaklarını çeşitlendirmek amacıyla yenilenebilir enerji yatırımlarına yönelmişlerdir. Son yıllarda, AB ülkeleri, enerji tüketiminde fosil yakıtlardan yenilenebilir enerji kaynakları (hidroenerji, güneş enerjisi, rüzgâr enerjisi ve biyoyakıtlar vb.) tüketimi eğiliminedir (Eurostat, 2017). AB yenilenebilir enerji kaynaklarından olan rüzgâr türbinleri ve güneş panelleri aracılığıyla bir enerji ağı oluşturmaya çalışarak, enerji maliyetlerini düşürmeyi hedeflemektedir. Fakat Avrupa’nın fosil yakıtlara karşı sürekli bir şekilde artan bağımlılığı ve aynı zamanda enerji maliyetlerinin yükselmesi, Birliğin iklim değişikliği politikalarının faydasından çok maliyetine odaklanmasına neden olmaktadır.  Bu yüzden Almanya nükleer enerjiden vazgeçerek güneş ve rüzgâr enerjisine, Fransa ise nükleer enerjiye ve kaya gazına yönelmiştir. AB’den ayrılan İngiltere ise kaya gazı ve nükleer enerji için çalışmalar yapmaktadır. İspanya büyük çapta güneş ve rüzgâr enerjisi üretmektedir (The Economist: 2014).


•    AB’nin Paris İklim Anlaşmasındaki iklim değişikliği mücadelesindeki amaçlarından en önemlisi ise, uluslararası siyasetteki gücüne ve ekonomik ilişkilerine katkı sağlayacak uluslararası bağlayıcı anlaşmaların imzalanmasını sağlamaktır. 

Paris İklim Anlaşması uluslararası iklim rejiminde yeni bir dönem başlatmıştır. Anlaşmanın bütün ülkeler tarafından oybirliği ile kabul edilmesi ve bir yıldan kısa bir süre içinde yürürlüğe girmesi rejimin Kyoto Protokolü dönemine göre çok daha kapsayıcı ve genel kabul görmüş bir niteliğe kavuştuğunu göstermektedir. ABD’nin 1997 yılında imzaladığı fakat Kyoto Protokol’ünden 2001’de resmi olarak çekilmesiyle AB, küresel iklim değişikliği mücadelesinde lider konumuna yükselmiş ve Paris İklim Anlaşmasının imzalanmasını sağlamıştır. Paris Anlaşması AB’nin iklim değişikliği konusunda küresel düzeydeki liderliğini gösterdiği bir anlaşmadır. Paris Sözleşmesi ile sağladığı liderlik, AB’ye gündem belirleme kapasitesi vermiştir. İklim değişikliği ile mücadelede sürdürebilir kalkınma politikaları oluşturarak; doğayı korumak, insan sağlığını ve yaşam kalitesini korumak gibi konuları gündeme getirmesi, AB’nin uluslararası siyasetteki gücüne ve ekonomik ilişkilerine katkı sağlamak amacıyla yürüttüğü politikalardır. 

Paris İklim Antlaşması da bu anlamda uluslararası bağlayıcı anlaşma olarak AB’nin hedeflerine giden yoldaki araçlarından biridir. Paris Anlaşması’nın AB açısından anlamı, özellikle istihdam ve büyüme alanlarında önemli fırsatların kapısını açmasıdır. Düşük karbonlu, kaynakların verimli kullanıldığı bir ekonomiye geçiş, beraberinde bir bütün olarak teknoloji, enerji, ekonomi ve finans alanlarında da köklü bir değişikliğe gitmeyi gerektirmektedir. AB’nin, düşük karbon ekonomisine geçmesi ve fosil yakıt kullanımı azaltılarak yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelmesi AB’nin yenilenebilir enerji alanında dünya lideri olma hedefine katkıda bulunmaktadır. Yenilenebilir enerji alanındaki yatırımları ve yenilikleri canlandırarak kendi enerji arz güvenliğini sağlamayı amaçlamaktadır.

Ayrıca, Kasım 2018 tarihinde kabul edilen, “AB 2050 İtibariyle İklim-Nötr bir Avrupa için Uzun Vadeli Vizyon” çerçevesinde düşük karbonlu ve iklim değişikliğine dirençli bir Avrupa politikası da doğrudan Paris Anlaşması’nın uygulanmasına yöneliktir ve hedef, 2050 yılına kadar İklim-Nötr hale gelmesi planlanan dünyanın, ilk büyük ekonomisi olmaktır.

KAYNAKLAR

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-59277754
https://www.escarus.com/i/content/194_2_cop-21-paris-zirvesi-sonrasi-sonuclar-ve-beklentiler.pdf
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/627093
PARİS ANLAŞMASI-https://www.academia.edu/44361135/PAR%C4%B0S_ANLA%C5%9EMASINA_G%C4%B0DEN_S%C3%9CRE%C3%87TE_AB_%C4%B0KL%C4%B0M_DE%C4%9E%C4%B0%C5%9E%C4%B0KL%C4%B0%C4%9E%C4%B0_VE_%C3%87EVRE_POL%C4%B0T%C4%B0KALARI_The_EU_Climate_Change_and_Environment_Policies_on_the_Way_to_Paris_Agreement
(Türkeş, M. 2021). BMİDÇS Paris Anlaşması Nedir ve Glasgow’da Görüşülmesi Beklenen Ana Konular Hangileridir? İklim Değişikliği Savaşımı Açısından Glasgow’dan Neler Beklenebilir?
https://www.researchgate.net/publication/356129477_BMIDCS_Paris_Anlasmasi_Nedir_ve_Glasgow'da_Gorusulmesi_Beklenen_Ana_Konular_Hangileridir_Iklim_Degisikligi_Savasimi_Acisindan_Glasgow'dan_Neler_Beklenebilir
The Paris Agreement on Climate Change: Analysis and Commentary. Edited by Daniel Klein, María Pía Carazo, Meinhard Doelle, Jane Bulmer, and Andrew Higham. Oxford: Oxford University Press, 2017.
https://www.researchgate.net/publication/327404174_The_Paris_Agreement_on_Climate_Change_Analysis_and_Commentary_Edited_by_Daniel_Klein_Maria_Pia_Carazo_Meinhard_Doelle_Jane_Bulmer_and_Andrew_Higham_Oxford_Oxford_University_Press_2017_447_xxxii_pages/citation/download
Wach, Krzysztof  Głodowska, Agnieszka,Maciejewski, Marek Sieja, Europeanization Processes of the EU Energy Policy in Visegrad Countries in the Years 2005–2018,  2021-14 DO  - 10.3390/en14071802
https://www.researchgate.net/publication/350365501_Europeanization_Processes_of_the_EU_Energy_Policy_in_Visegrad_Countries_in_the_Years_2005-2018/citation/download
https://www.fmo.org.tr/wp-content/uploads/2011/07/K%C3%BCresel-Is%C4%B1nma-Ve-%C4%B0klim-De%C4%9Fi%C5%9Fiklikleri-Bilimsel-Raporlar%C4%B1.pdf
(http://www.mfa.gov.tr/paris-anlasmasi.tr.mfa).
https://www2.tbmm.gov.tr/d27/2/2-3853.pdf
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/416137
https://www.eea.europa.eu/articles/climate-change-in-europe-responding-1?utm_medium=email&utm_campaign=EEA%20Newsletter%20-%20September%202017%20-%20Towards%20healthy%20and%20productive%20seas%20in%20Europe%20and%20beyond&utm_content=EEA%20Newsletter%20-%20September%202017%20-%20Towards%20healthy%20and%20productive%20seas%20in%20Europe%20and%20beyond+CID_c32a6b5616b80a14cdf1257a9d50d5c8&utm_source=EEA%20Newsletter&utm_term=Read%20more
http://www.iklimin.org/moduller/abpolitikalari.pdf
https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/468674
(Kökyay, 2020: 321). Kökyay, F. (2020). Paris Anlaşmasına Giden Süreçte AB İklim Değişikliği ve Çevre Politikaları Kafkas Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi - Kafkas University Journal of the Institute of Social Sciences https://www.academia.edu/44361135/PAR%C4%B0S_ANLA%C5%9EMASINA_G%C4%B0DEN_S%C3%9CRE%C3%87TE_AB_%C4%B0KL%C4%B0M_DE%C4%9E%C4%B0%C5%9E%C4%B0KL%C4%B0%C4%9E%C4%B0_VE_%C3%87EVRE_POL%C4%B0T%C4%B0KALARI_The_EU_Climate_Change_and_Environment_Policies_on_the_Way_to_Paris_Agreement
https://www.avrupa.info.tr/sites/default/files/2016-08/brochure_4_v2.pdf

Serbest Yazar Fatma Aksoy GÜRKAN
Serbest Yazar Fatma Aksoy GÜRKAN
Tüm Makaleler

  • 17.11.2021
  • Süre : 5 dk
  • 1878 kez okundu

Google Ads