logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
ua-iliskiler

Ruslar Nükleer Silah Saldırısı Yapabilir mi?

Putin duruma hemen hâkim oldu ve B planına geçti. Tüm kurmay kadroyu savaşın ortasında değiştirdi, ordu komutanını bile.  A planındaki onca kaybı şimdilik ülke içindeki haberlerde göstermiyorlar. Tüm basın ve haber kaynakları kontrol altında olunca anlaşılır bir durum.

1990’lı Yıllar:

Üniversite sonuna kadar soğuk savaş yıllarıydı, haberlerde sürekli SSCB ve ABD çekişmesi, nükleer başlıklı füze yarışı, Berlin duvarı, Pink Floyd'un "The Wall" albümü.

Sonra da soğuk savaş bitti, Sovyetler Birliği dağıldı ve Rusya olarak tarih sahnesine yeni bir devlet çıktı.

Ortaokul yıllarında çok kitap okurdum, Rus klasikleri biraz ağır gelirdi, yine de birçoğunu okudum. Birçok başka roman da okudum. Sevdiklerimin içinden mesela John Steinbeck'in "Gazap Üzümleri" aklımda kalanlardan biri. Tabii bir de çocuk kitapları, Jules Verne'in "İki yıl okul tatili" gibi. Daha niceleri, okuduğum kitapları saymayayım şimdi.

Sanırım o yıllarda okumuşumdur, okuduğum kitaplardan biri çok ilgimi çekmiş, halen daha dün okumuşum gibi hatırlıyorum. Nedense kitabın ismini ve yazarını hatırlamıyorum. Ama konusu ve özellikle de sonu beni çok etkilemişti. Kısaca bahsedeyim.

Okuduğum Bir Kitaptan Hatırladıklarım:

Kahramanımız bir bilim insanı, Dünyada iki kutup arasında büyük bir savaş çıkmış, kahramanımız biyolojik bir silah geliştirmiş, karşılıklı silahlar atılmadan önce uzay gemisi ile atmosfer dışına çıkmayı başarmış, ortalık yatıştıktan sonra da tekrar yeryüzüne inerek durumu inceliyor.

Hayat kalmamış yeryüzünde, tüm binalar yerli yerinde, ama sadece insanlar değil, hiçbir canlı varlık kalmamış.

Savaş öncesinde edinilen istihbarat ile karşı tarafın maymunlar üzerinde deneyler yaptığını biliyorlarmış. Artık sınırlar da kalmadığı için ne aşamaya geldiklerini merak ediyor ve karşı ülkeye gidiyor. Laboratuvarlarını buluyor. Laboratuvarlar yer altında, birbirine bağlantılı uzun geniş tünellerden geçerek buluyor deneylerin yapıldığı yeri, inceliyor her şeyi. Bir sürü goril kafatası açılmış. Deneylerde gorillere insan beyni nakli yapmışlar. Bu arada kapının dışında bir manga gorilin tünel içinde uygun adımda tek sıra halinde ilerlediklerini fark ediyor. Demek ki başarılı olmuşlar diyor. Kendini belli etmeden peşlerine takılıyor, izliyor kapının önünden geçen grubu. Bir yandan da yaptığı biyolojik silahın gorilleri etkilemediğine hayıflanıyor. Eğer önce onlar atmasaydı füzeleri demek ki bu gorillerle ülkesini yeneceklerini düşünüyor. Gerçi sonu kötü bitmiş savaşın, her iki taraftan da herkes ölmüş, ama sadece kendileri de ölebilirlermiş. Bunları düşünerek tekrar kendi ülkesine dönmeye karar veriyor.

Yolda onu bir sürpriz daha bekliyor, kasabanın birinde 12 yaş ve altı çocuklar yaşıyorlar. Nasıl olabilir, geliştirdiği biyolojik silahın herkesi öldürmesi gerekiyordu diye düşünüyor.

Bir tuzak kurarak çocuklardan birini yakalıyor. Bayıltıp ülkesine, kendi laboratuvarına dönüyor. Kan örnekleri, genetik bilgiler falan alıyor çocuktan, inceliyor. Uzun incelemeler sonrasında 12 yıl önce çocuklara doğumlarında yapılan bir aşının geliştirdiği biyolojik silahı etkisiz hale getirdiğini anlıyor. Hemen oturup formülü değiştiriyor. Çocuk üzerinde deniyor ve işe yaradığından emin oluyor.

Evet, aklımın bir köşesinde kalmış bu kitap, ismini gerçekten unuttum, ama beni çok etkilemişti. Kısaca bahsedeyim derken epey uzun oldu. Halen daha aynı etki altındayım desem sizi yanıltmış olmam.

O günlerde düşünmüştüm, nasıl olur da bir insan sırf bilim uğruna bu kadar acımasız, bu kadar gaddar olabilir diye. İnsan içinde bu kadar mı sevgiden yoksun olabilir, gerçekten bazı bilim insanlarının psikolojisi böyle midir? Sadece üzerinde çalıştıkları konuya odaklanıp insan hayatını hiçe sayıp, masum çocukları bile çalışmalarına birer denek olarak düşünebilirler mi gerçekten diye çok üzülmüştüm.

1995 Yılında Moskova’ya Ayak Bastım:

Evet, aradan yıllar geçti, soğuk savaş bittikten, Berlin duvarı yıkıldıktan sonra ben Rusya'ya, Moskova'ya çalışmaya geldim. 1995 yılı eylülü.

O geniş büyük tünelleri gördüm o zaman Moskova'da, Moskova metrosu dünyanın sayılı metrolarındandır, daha önce yazmıştım metroyu. Gerçekten muazzamdır, muhteşemdir.

Tabii geldiğim günlerde anlamıştım, her şey o kadar da muazzam değil Rusya'da.

Komünizm yılları altyapılarını sağlam kurmaları için faydalı olmuş, parlamento binası, beyaz ev dedikleri, köprüden tanklarla bombalanırken bile metro çalışıyormuş, durmamış. Enerji santralleri, merkezi ısıtma, minimum konforda olsalar da birbirinin benzeri standart konutlar, ağır sanayisi, eğitimli kadroları, kültürlü insanları, hepsi komünizm zamanının birer eserleri.

Tüm bunlar olumlu tarafları olsa da imzalanmış sözleşmeye göre yeni bina inşaatı yapmak için arka tarafına girdiğimiz ana cadde üzerindeki binanın ortasındaki kemerden iç bahçeye geçince, binanın ön tarafından görünüşü ile arka yüzü iki ayrı dünyaya ait gibiydi.

Bunca yıl geçti, halen daha bu Rus mantalitesi değişmedi. Görünen tarafı muazzam güzel yapıp, arka tarafları derme çatma bırakma alışkanlığı, aslında bir bakıma gösteriş yapma alışkanlığı sanırım soğuk savaş yıllarından kalma bir alışkanlık.

Yine de dediğim gibi altyapısı sağlam, sadece fiziki altyapı değil, eğitim, devlet düzeni, kurumlar, idari sistem, hepsi. Sadece yazılı normlarda bugünlerde biraz sorun yaşıyorlar, adaptasyon amacıyla değiştirilmeye başlandığından beri içinden çıkılmaz derecede karıştı, onu da zamanla düzeltirler umarım.

Sanırım tüm bu gösteriş biraz da derinden hissedilen bir korkunun ve kısıtlı imkanların sonucu mecburiyetten yapılıyor.

Rusya için Birincil Tehdit Aslında Çin:

Bu kadar büyük topraklara sahip olunca, hele bir de yeraltı zenginlikleri bu kadar fazla olunca, Ruslar da biliyor, asıl tehlike doğuda, özellikle de Çin. Rusya için çok büyük bir tehdit, şimdiden Çin sınırındaki kimi bölgeler aslında istila edilmiş durumda. Kontrol etmeye çalışıyorlar ama yeterli olmuyor. Şimdilik iyi ilişkiler içindeler, ama zamanın ne göstereceği belli olmaz. Ezeli düşman ABD ile bile Çin'e karşı müttefik ilişkisine girebilirler.

Evet, NATO maskesi ardındaki ezeli rakipleri ABD ise uzun yıllar Sovyetler Birliği'nin yıkılması için elinden geleni yaptı, ama tekrar Rusya olarak küllerinden doğan dev ülke halen daha sofradaki potansiyel yemek, istediğini tam olarak yapamamış olmanın hıncıyla halen daha soğuk savaşa devam ediyor. Birazını parçaladı, ama yeterince değil.

Ana tehdit olarak Çin öne çıksa da, ABD için Çin yok edilmesi gereken bir tehdit, ama Rusya tehditten çok tabakları dolduracak lezzetli bir yemek gibi.

Tabii Rusya'nın tabaklardaki lezzet olabilmesi için önce bir dizi işlemden geçmesi lazım.

Önceleri her ülkeye yapıldığı gibi verilen borçlarla kontrol altına alınmaya çalışıldı ama Rusya zengin yeraltı kaynaklarını devreye sokarak bu tuzaktan kısa sürede kurtuldu.

Coğrafi avantajını kullanan Rusya başa geçen eski KGB çalışanı Vladimir Putin'in kıvrak zekasıyla Avrupa için yeterince ucuz enerji kaynağı olurken, bir yandan da ekonomisini düzeltti, soğuk savaş yıllarında kendi başına yapamadığı çağdaş teknolojiye adapte oldu, yeni dünyanın artık bir kapitalist bireyi olarak kasasını doldurdu.

ABD’nin Rusya Karşısındaki Hamleleri:

Bu arada ABD de boş durmadı, yavaş yavaş bağımsızlığını ilan etmiş olan birçok eski Varşova paktı ülkesini NATO şemsiyesi altında toplayarak Rusya etrafındaki NATO çemberini daralttı. Putin söz vermiştiniz diye kandırıldığını söylemişti bir sohbette. Bir tek Doğu Almanya demiştiniz diye hayıflanmıştı.

Bu kadarla durmadı tabii ki ABD, bir yandan da etkisiyle Orta Asya ülkelerinde, Gürcistan'da, Ukrayna'da karışıklıklar çıkartarak Rusya'nın güç kaybetmesi için elinden geleni yaptı, amaç yine çemberi daraltmak.

Beklenmedik bir hızla Rusya tüm bu çatışmaları zamanında bastırdı. Önce Gürcistan, ardından Ukrayna'dan koparılarak ilhak edilen Kırım yarımadası. Kazakistan ve Kırgızistan'da da şimdilik ortalık yatışmış görünüyor. Sorun halen daha yeterince çözüme kavuşmadı, ama ABD'nin arzu ettiği oranda güç kaybına sebep olmadılar. ABD'nin bir taşla birkaç kuş vurmak için Ermenistan'daki kışkırtmalarına ise tarafsız tutum görünümü altında Azerbaycan ve Türkiye'nin haklı motivasyonuna karşı konulmayarak, bir anlamda ödün verilerek, ancak istenilen aşamada devreye girilerek, yine tam zamanında ve askeri güç kaybedilmeden çözüm bulundu ve ortalık yatıştırıldı. ABD'nin esas amacı hem Türkiye’nin hem de Rusya'nın Ermenistan'da duruma müdahale ederek kapışmasını sağlamaktı, böylece iki taraflı güç kaybıyla, hem belki de bize silah satacaktı, hem de Rusya'yı zora sokarak istediği emele bir adım daha yaklaşacaktı.

Olmadı, Rusya zamanında müdahale ile hem ABD’yi hem Avrupa’yı hem de Türkiye'yi devre dışı bırakarak bölgede kimin söz sahibi olduğunu tüm dünyaya gösterdi, kimsenin gıkı çıkamadı.

İşte yaptıkları onca saldırıyla henüz başa çıkamadıkları Rusya'yı bu yüzden şimdilik sahradaki filin etrafını sarmış aç aslanlar gibi, önce zamanında hazırladıkları bataklığa sürmeye, daha sonra da yemeye karar verdiler, çamurda yorulsun, gücü kalmasın, belki ardından halledebiliriz diye düşündüler.

Ukrayna Bataklığı ve Rusların Kayıpları:

Ukrayna Rusya için gerçekten bir bataklık. Yaptığı her hamlede güç kaybediyor, tek adam rejimlerinin genel hastalığı olarak etrafındaki şaklaban ordusunun yanlış yönlendirmesiyle Putin de başlangıçta ciddi hatalar yaptı. Askeri uzmanların ve kurmay kadrosunun ordunun gücünü olduğundan fazla göstermeleri yüzünden önce fazla dağılarak Kiev'e saldırdı. Cepheyi çok fazla geniş tuttu. Bu hatada ABD istihbaratına sızan bilgilerle harekatın planlanan zamandan önce açığa çıkması da büyük rol oynadı. Ama kıvrak zekasıyla Putin duruma hemen hâkim oldu ve B planına geçti. Tüm kurmay kadroyu savaşın ortasında değiştirdi, ordu komutanını bile. 

A planındaki onca kaybı şimdilik ülke içindeki haberlerde göstermiyorlar. Tüm basın ve haber kaynakları kontrol altında olunca anlaşılır bir durum. Sosyal medya ve internette de gerekli kısıtlamalar yapılarak şimdilik kontrol altındaki basın vasıtasıyla milliyetçi söylemler pompalayarak halk desteğini kaybetmemek için elinden geleni yapıyor. Bunda başarılı da oluyor, çünkü Rusya'da durum bizdeki gibi değil, Putin'in yöntemi iktidarda kalmak için kutuplaştırma yapmak, dini söylemlerle vicdan sömürüsü, hamaset yapmak da değil, şükredin halinize tarzı söylemleri de yok.

Halkın her kısmına sevimli yüzünü göstererek muhalefet edenleri sessizce ortadan kaldırmasını biliyor. Zengin yeraltı kaynaklarını sömüren zengin ettiği oligarklarla da arasını iyi tutarak yönetimde uzun yıllar kalmayı garantiledi. Oligarklar arasında çatlak sesler olursa yine sessizce hepsinin hakkından gelmeyi biliyor.

Güç gösterisiyle, yeniden güçlü Rusya söylemleriyle halkın gözünde bir KAHRAMAN o. Partisinin ismi bile "Birleşik Rusya". Kutuplaştırma değil birleştirme mesajını partisinin isminden bile alıyorsunuz.

Rusya’ya Yaptırımlar ve Putin’in Aldığı Önlemler:

Halk ambargolardan etkilenmesin diye her türlü önlemi alıyor, marketler halen daha ağzına kadar ürün dolu, evet bazı ürünlerin fiyatlarında belirli bir artış var, ama temel gıdalarda fiyatlar kompanse ediliyor, lüks tüketim olanlar da dayanılmaz boyutlarda değil.

Özellikle devlet kontrolündeki elektrik, su, doğalgaz fiyatları, ulaşım masrafları, yani benzin mazot fiyatlarında, metro ücretlerinde, troleybüs, tramvay ve diğer toplu taşıma ücretlerinde bir değişiklik yok. Günlük yaşam savaştan önce nasılsa, şimdi de aynı, fark hissetmiyorsun. Herkes işinde gücünde.

Bir yandan da ülke ekonomisinin çöküntüye uğramaması için özellikle enerji ihracının alternatifi olan uzak doğuda Japonya ve yine yoğun enerji ihtiyacı olan sınır komşusu Çin ile bağlantılarını pekiştiriyor. Doğalgazı ve petrolü ruble ile satış konusunda her ikisinden de bir itiraz gelmedi. Bir süredir zaten ülkenin uzak doğusunda, Amur bölgesinde, yani Çin sınırına paralel Japonya'ya en yakın bölgede boru hatları, gerekli altyapı inşaatları devam ediyor. Bunlar stratejik projeler.

İşte bu şartlar altında fillerin bataklıktan korkmaması, hatta ihtiyacı olan suya kavuşarak susuzluğunu gidermesi, serinlemesi gibi Ukrayna uzun süredir Rusya için bir baş ağrısı iken, şimdi satranç tahtasında oyunun ilerlemesine vesile oldu, tarafların artık açıktan hamleler yapması gibi, bir anlamda çıkan savaş Rusya'nın işine de yaradı.

Ruble hamlesi, kendi swift sistemini kurması, enerji ihracı için yeni bağlantılar yapması, ambargoların etkisiyle ülke içi üretime dönülmesi avantajı oldu. Şimdiden birçok projede Rus üretimi malzemeler kullanılmaya başlandı. Bütün projeler revize ediliyor ve su pompasından elektronik sistemlere kadar hem inşaat malzemeleri, hem de kendi internet sistemini kurmak gibi günlük hayatta ihtiyaç olan her şey Rus mallarına dönüyor. Bu durum da ülke içinde ekonominin canlanmasında bir faktör olarak halka pozitif etki etmeye başladı bile.

Biz bile olumlu etkilendik diyebilirim. Yıllardır daçaya bir türlü bağlanamayan doğal gaz için geçenlerde aradılar, hattı nasıl yapalım diye görüşümüzü aldılar, muhtemelen bir sene sonra hat döşeyeceklermiş.

Rusya yaptığı hamlelerle dünyaya meydan okumaya devam ediyor:

Evet, savaşa dönecek olursak, dediğim gibi Rusya Ukrayna'da emin adımlarla ilerliyor. Adeta Ukrayna için burası benim, zor da olsa istediğimi alacağım diyerek, ne kadar yardım ederseniz edin, ama ben eninde sonunda amacıma ulaşacağım diyerek ablukayı genişletiyor. Daha önce de yazmıştım, büyük ihtimal Karadeniz kıyıları ile Ukrayna'nın doğusunda, Rusça konuşan nüfusun yoğunluklu yaşadığı yerleri alıp bir nefes alabilir. Ukrayna halkını ikna edebilmek için son hamle Rusça konuşabilenlere etnik olarak ayrım yapmadan Rus pasaportu dağıtmaya başladılar, soru bile sormuyorlar, Rusça bilmeleri yeterli. Benim tahminim yakın zamanda Dnester nehri kıyısındaki Transdnester bölgesine kadar uzanıp, Odesa şehrini yukarıdan da ablukaya alıp Karadeniz kıyısına tamamen hâkim olacaklardır. Zaten limanı denizden de çevirdikleri için Odesa çok uzun süre dayanamaz. Böylece ilk aşama plan tamamlanmış olur. Zaten durum o aşamaya gelirse her iki tarafın da duruma razı olacağını ve artık oturup barış şartlarını konuşmaya başlayacaklarını düşünüyorum, en azından geçici de olsa ateşkes olacaktır.

Savaşta da zaten Rusya şimdilik yedek güçlerini devreye sokmadı. Sahada çatışmaları yürüten gruplar Çeçenistan çatışmalarından sonra başa oturttuğu Putin'e ölesiye sadık Ramzan Kadırov ve Çeçen kuvvetler, uzak doğuda Baykal gölü çevresinde yaşayan Buryatlar, Hazar denizi kuzeyinde yaşayan ve Cengizhan zamanından kalma Moğol azınlık olan Kalmuklar ve diğer birçok azınlıktan kurulu doğudaki birlikler.

Putin henüz özellikle Moskova ve Petersburg çevresindeki yoğunluklu Rus etnisitedeki ordular, bir de diğer büyük şehirlerdeki Rus birliklerini savaşa sokmuyor.

Nükleer Tehdit:

Evet, bunca yazdıklarımdan sonra gelelim asıl sorumuza, buraya kadar çok uzun oldu gerçekten.

Sorumuz: Putin nükleer silah kullanır mı?

Bu sorunun doğru cevabını bulabilmek için durumu bu kadar detaylı aktarmak zorunda kaldım. Üzgünüm, başka türlü doğru analiz yapabilmek mümkün değil. Tüm kartların masada olması gerekiyordu. 

Bildiğimiz gibi Putin olur da konuya direkt karışmaya kalkan olursa diye de nükleer gücünü kullanabileceğini açıkça beyan etti. Özellikle elinde çantayla kendisini takip eden emir subayı ile görüntüler özellikle basına sunuldu.

Öncelikle söyleyeyim, bu bir blöf değil. Satranç tahtasındaki bir hamle.

Putin Rus entelijansı, yani bir anlamda Rus üst aklı, derin devleti tarafından yıllarca özenle yetiştirilmiş ve zamanı geldiğinde Rusya'nın küllerinden yeniden doğmasına öncelik etmiş olan Yeltsin'e sen kenara çekil artık denilerek başa oturtulmuş bir lider. Gerçek bir lider.

Yapılan bu operasyonun ne kadar isabetli olduğu ortada.

Öncelikle ülkesini çok seven bir kişi, göreve yıllar önce genç ve zinde aklıyla bir istihbaratçı altyapısıyla başladı ve halen daha sağlığı ve aklı fazlasıyla yerinde. Biraz yaş aldı, ama en azından konuşmasından sonra ne yöne döneceğini biliyor, basın önünde boşa el sıkmaya çalıştığı bir kareye düşmüyor.

Ne bir gözü dönmüş Hitler, ne de Stalin kadar gaddar, en azından görünüşte renk vermiyor. Satranç tahtasında arada yanlış hamle yapsa da içine düştüğü zor durumlardan şimdilik her seferinde başarıyla kurtulmasını becerdi.

Yazımızın başındaki canavar bilim insanı gibi yalnız ve kötülük psikolojisinde olan biri hiç değil. Bir ailesi var, çocuklarını ve eşini çok seviyor. Ailesini basından gizleyebildi, ama burada herkes kim olduklarını biliyor. Resmi olarak evlenmemiş olsa da (gerçi belki de gizliden evlenmiştir, kim bilir, henüz kimse bilmiyor) bir aile sahibi ve bir baba, o da biliyor, Rusya dışında yaşayabileceği bir yer yok. Artık görevi sıradaki özel yetiştirilmiş kişiye devretmek istiyor. Ancak bu kadar bilgi birikimi ile bu kahpe dünya düzeninde şimdilik sadece kendisi doğru hamleyi yapabilecek birikimde. Müdahale etmeseydi ülke aslanlara yem olacak, bunun bilincinde.

Bazen şartlar bazı şeyleri zorunlu kılar. Hepimiz biliriz. Karıncayı bile incitmeyiz, ama ağaca zarar vermesin diye ağacın gövdesini kireçleriz, evimize girmek için bir yol bulmuşlarsa engel oluruz, sebze ektiğimiz bahçenin ortasında bir yuva kurmuşlarsa mecburen belki de zehirleriz.

Putin nükleer silah kullanır mı?

Bence kullanmaz, ama yeterince ciddi olduğunu gösterdi, çünkü göstermek zorundaydı.

Satranç tahtasında oynarken bazen vezir değişimi yapmak zorunda kalabiliriz. Bence sadece pozisyon aldı, kendisi değişim hamlesini yapmayacak, ama veziri diğer vezirin önüne koydu. Hamleyi öteki tarafa bıraktı. Ya çek kendi vezirini ya da biraz daha kışkırtırsan bir dahaki hamlede vezirleri değişmekten çekinmem dedi.

Şu anda rakip oyuncunun hamle sırası. Vezirini korkup çekecek mi? Yoksa ben de çekinmiyorum, değişirsen sen değiş diye hamleyi yine Putin'e mi bırakacak.

Bakalım, bekleyip hep beraber göreceğiz.

Güzel günler dileklerimle.

Moskova'dan sevgi ve saygılar.


Google Ads