Site İçi Arama

ua-iliskiler

Taliban'ın kolay zaferini hazırlayan nedenler

Kabil’den ayrılan devasa Amerikan askeri ulaştırma uçaklarının önünden koşan, uçağın tekerleklerine “yapışan” Afganların görüntülerini,

Kabil’den ayrılan devasa Amerikan askeri ulaştırma uçaklarının önünden koşan, uçağın tekerleklerine “yapışan” Afganların görüntülerini, emniyet ve huzurla kendi ortamlarında sosyal medyada bu konuya yönelik paylaşımları takip eden, adeta “tuzu kuru” Afganistan’ın dışında yaşayan bizler; olan biteni bir film gibi cihazlarımızın ekranlarından izledik. Medyanın bugünkü kadar paylaşımcı olmadığı bir dönemde, Srebrenica katliamı öncesinde, Potoçari’den kaçan, BM kamyonlarının kenarlarından sarkan Bosnalıların görüntüleri herhalde hepimizin aklına gelmiştir. BM barış güçlerine verilen sözler ne olursa olsun, Sırpların mezalimini hisseden, yakından bilen Bosnalılar kaderlerinden kaçamamışlardı. Bugün ABD’nin müttefiki, 20 yıl destekçisi olan çoğu Afgan'ın Taliban’ın hışmından kurtulmak için kendisini yüz üstü bırakan ABD’nin imkanlarına sarılmaktan başka çaresinin olmaması ne acı.  Askeri uçağın iniş takımları yuvasına “sığınmaya çalışmak” zorunda kalmak, yuvadan kabul görmemek ve yeryüzüne dünyanın gözü önünde kalkış yapan uçaktan yere düşerek can vermeye razı olmak…

Soğuk Savaş sonrasında Avrupa’nın ortasında yaşanan Bosna katliamlarına engel olamayan Birleşmiş Milletler, NATO ve dünyanın önde gelen ülkeleri, sonrasında BM’in “koruma sorumluluğu” ilkesini hayata geçirme ihtiyacı hissetmiştir. Buna göre, “Her devlet kendi vatandaşlarını insanlığa karşı işlenen suçlara engel olmakla mükelleftir. Eğer bir hükümet bunu yapamazsa, diğer devletlerin bu ülkeye müdahale etme hakkı vardır.” Ortaya çıkan Afganistan fiyaskosu, bu ilkenin geçerliliğine gölge düşürmüştür.

Bu konulara sonraki yazılarımızda değineceğimizi taahhüt edip, konu başlığımıza dönelim.

Taliban’ın önde gelen liderlerinden Baradar’a (muhtemelen yakın zamanda Afganistan cumhurbaşkanı seçilmesi ve yönetimin başına geçmesi bekleniyor) göre, Taliban "Beklenmeyen bir zafere ulaştı". Taliban’ın bu beklenmedik zaferini nedense bölgeyi yakından takip edenler dahil tahmin edemedi. Afganistan genelinde tüm şehirlerin hızla düşmesinin ve nihayetinde Kabil’in ele geçirilmesinin birçok nedeni bulunmaktadır. Bu yazımızda kısaca bu nedenler üzerinde durmak istiyoruz.

Nedenler

Birincisi, Biden’ın adeta Afganistan’dan kaçırırcasına askerlerini bir an önce çekme istediği en önemli nedenler arasında gösterilebilir. Bu süratle geri çekilme takıntısı, beraberinde Amerikan sisteminin başarılı bir “ricat” yapmasına engel teşkil etmiş, bir bakıma ABD’nin tüm taraflarla iş birliği ve eşgüdüme dayalı bir geri çekilme yapmak gibi bir derdi olmadığını tüm dünyaya acı bir şekilde göstermiştir. Dünya televizyonları Vietnam benzeri manzaraları servis ederken, Taliban belki de hiçbir şey yapmadan, estirdiği “geliyoruz” rüzgarıyla, tüm Afganistan’ın bir anda tek hâkimi olmuştur.

ABD zaten, 29 Şubat 2020 tarihinde Taliban’ı kendisine muhatap kabul ederek kendisinden sonraki Afgan yönetimini 20 yıldır beraber çalıştığı “kukla hükümet” yerine Taliban’a devredeceğini de facto ilan etmiştir. Bu durumda, tüm Afganlar, mevcut Afgan Hükümetini, bürokrasisini, askerini, polisini bir anlamda yok saymıştır. ABD ayrıca, Taliban’a ihtiyaç duyduğu meşruiyeti, kendisiyle görüşerek baştan itibaren Taliban’a kazandırmıştır. Bu durum, Taliban’a iktidarını ilan etmeyi takiben tüm dünya devletleriyle eşit statüde görüşme zemini yakalama fırsatı vermiştir. Yıllardır Baradar ve grubuyla temas halinde olan Çin ve Rus yönetimlerinin de Afganistan’a rahat bir şekilde nüfuz etmesinin kapısı ABD tarafından böylece açılmıştır.

İkincisi, ABD olmadan Batı dünyası Afganistan’ın yanında olabilecek bir varlık sergilemekten, güçlü bir duruş geliştirmekten uzak durmuştur. Washington, müttefikleriyle beraber Afganistan’da bulunmasına rağmen, terk ediş kararını müttefiklerine hiç danışmadan, sonuçlarını göz ardı ederek almak gibi bir “sorumsuz politika” takip etmekten geri durmamıştır. Bunda Amerikan askerlerini evine döndüren başkan olarak tarihe geçme isteğiyle hareket eden Biden’in sergilediği tavır belirleyici olmuştur. Burada acı olan durum, 2008 Gürcistan, 2014 Ukrayna ve sonrasında Kırım hadiselerinde yaşanan hayal kırıklığı, müttefiklerinin ABD’ye karşı bir “güvensizlik” içinde hareket etme sorunsalını beraberinde getirmiştir. Rusya Federasyonu karşısında yalnız bırakılmanın belki anlaşılır bir tarafı olabilir ancak 35-40 milyon nüfusu olan Afganlar için kendi ülkelerinde 60-70 bin kişilik Taliban karşısında “acizliğine” teslim edilmelerini, ABD’nin müttefiklerinin sorgulamamasını kimse bekleyemez bundan böyle. Bu durum, NATO’nun geleceğinin ve fonksiyonlarının da sorgulanmasını şüphesiz bugün olmasa da yarın beraberinde getirecektir.

Nitekim NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg’in, "NATO müttefikleri ve Avrupa müttefikleri için ABD olmadan [Afganistan'da] devam etmenin pratik ve gerçekçi bir seçenek olmadığını" söylemesi, NATO için ciddi bir yapısal çatlağın olduğuna işaret etmektedir. ABD’nin olmadığı yerde, NATO olmaz. Sadece ABD’ye bağlı ya da bağımlı hale gelmiş ortak güvenlik örgütü, neyin güvenliğine sağlamaya aday olabilecektir. ABD’yle birlikte girdiği Afganistan’dan ABD’yle birlikte çıkan bir NATO kimliği, kimliğini yitirmiştir. 90’larda Bosna katliamını önleyemeyen NATO’nun varlık nedeni (raison d'être), bugün artık daha fazla sorgulanır hale gelmiştir.

Vietnam’da yorgun ve yılgın düşmüş ABD’nin çekilmesi, Soğuk Savaş ortamında belki bu kadar ses getirmemişti. O dönemde NATO zayıflamamış, dünyanın dört bir yanındaki ABD müttefikleri Washington'ın kendilerini destekleyip desteklemeyeceğini sorgulamamıştı. ABD rakipsiz bir süper güçtü Sovyetler karşısında ve tutunacak en kuvvetli dal ABD idi. Günümüz şartlarında özellikle Rusya ve Çin’in küresel hamlelerinin varlığına rağmen; ABD, müttefiklerine danışmadan hareket etme kolaylığına yönelmiştir. ABD, dış politikayı yalnızca kendi şartlarına göre ve başkalarının çıkarlarını çok az dikkate alarak yürütmeyi alışkanlık haline getirdikçe, NATO üyesi ülkelerin ABD ile birlikte “görüntü” vermesi, anlamını yitirmek üzeredir. ABD istemese de çok kutuplu bir dünya oluşmak üzeredir ve ABD’nin müttefiklerine yeni kapılardan davetiye gelmesi, güven vermeyen bir ABD liderliği söz konusu olduğu müddetçe, mutlaka NATO’da ve Batı dünyasında kırılmalara yol açacaktır.

Üçüncüsü, ABD ve müttefiklerinin istihbarat başarısızlığı, eski Afgan devlet başkanı Eşref Gani’nin Taliban’ın gelişini beklemeden Afganistan’ı terk etmesi nedeniyle Afgan hükümet sistemi başsız kalmıştır. Böylece sistemin sinir uçları ve koruyucuları olan polis, asker ve siyasi mekanizma da beraberinde çökmüştür. Devlet Başkanı “kaçan” bir ülkede polis şefleri ve sözde komutanlar askerinin başında durup, Taliban’a karşı savaşır mı? Varlık nedeni ortadan kalkan bir ordu, yeni bir “liderlik” ortaya çıkmadığı için, dağılmak durumunda kalmış, askerler Taliban tarafına geçme kolaycılığını seçmiştir. Bu durumun faydası ülkede neredeyse hiç kan dökülmeden, sistem el değiştirmiş, yeni bir yönetimin iş başına gelmesi mümkün olabilmiştir.

Gani ülkeyi terk etmiştir. Üstelik, Taliban’a karşı bir direniş gösterecek bir oluşuma, harekete liderlik etmek gibi bir düşünceye de sahip olmadığını da göstermiştir. Afganistan için anlamlı bir liderlik rolü oynama olasılığı varken buna yeltenmemiştir. İlerde bir direniş olacaksa bile bunun Gani liderliğinde olması artık düşünülemez. Kaldı ki eski Başkan, “Taliban kazandı” diyerek, kendisinin havlu attığı gibi, olası direniş gösterme ihtimali olan gruplara (Kuzey İttifakı gibi) katılacak Afganların şevkini bile kırmıştır denilebilir. Gani’nin yardımcı Salih’in cılız direnişe dair sözleri neredeyse hiç duyulmamıştır.

Dördüncüsü, ABD en azından Taliban’a geçiş sürecinin bu kadar hızlı gerçekleşeceğini öngörememiştir. Güney Vietnam, ABD askerlerinin çekilmesinden iki yıl sonra çökmüştü. ABD kendisine müttefik hükümetin çekilmeden sonra uzun bir süre iktidarda kalmasını bekliyordu. Oysa Afganistan'ın Vietnam'dan çok farklı olduğunu görmemiş olamazdı. ABD'nin Afganistan'daki operasyonu halkta, Vietnam Savaşı'na benzer bir iç bölünme yaratmamıştı. Genel bir hoşnutsuzluk olsa da Afganistan misyonunun sonlanması için eylemler yapılmamıştı örneğin. Sanki Biden "ABD geri döndü" diyerek sırtını Afganistan hükümetine döndü. Belki çekilme sonrası hükümet yerine, ABD'li yetkililer tarafından., Afgan halkının ve Taliban'ın kabul edebileceği geçici bir hükümet, örneğin Geçiş Konseyi benzeri bir yapı öngörülmüş olabilir. Çekilme sonrasında gündeme gelen Geçiş Konseyi bu planlamaya göre rol kapmaya çalışıyor olabilir. Taliban Kabil'e girerken konuşulan Geçiş Konseyi, 1990'larda Afganistan başbakanı olan ve Pakistan'ın istihbarat örgütü ISI ile yakın bağlantıları olan eski isyancı lider Gulbuddin Hikmatyar'ı içeriyordu. Ona, Başkan Abdullah Abdullah ve eski Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai de katılacak gibi duruyordu. Konsey, 15 Ağustos akşamı geç saatlerde gevşek bir şekilde oluşturulmuştu...

Beşincisi, Taliban’ın kendinin kökeni olan Peştu’lar kanalıyla 20-30 yıldır Pakistan’dan açık veya örtük olarak silah yardımı, sığınma kolaylığı ve siyasi destek alması, Taliban’ın ABD’ye karşı direniş göstermesinin temeli olmuştu. Pakistan, kendi jeopolitik hedefleri için Taliban’a sığınak sağlayan ve örgütü destekleyen bir ülke olmaktan rahatsızlık duymamıştır. Adeta Taliban’ın doğal bir müttefiki olmuştur. Afganistan’ın dağlık bölgelerini kendine mesken edinen örgüt, Durand Hattından sağladığı Pakistan’a geçişlerle mobilite imkanını her zaman koruyabilmiş, “Taliban bitti” denilen zamanlarda bile varlığını korumayı başarabilmiştir. Yeni durumda, eğer Taliban, geçmişte yaptığı üzere, uluslararası terörist yapılara yuva olmak gibi bir misyona tekrar soyunursa, bu örgütlerin Pakistan’a rahatsızlık vermeyeceğini, istikrarsızlığa davetiye çıkarmayacağını kim garanti edebilecektir?

Sonuç

Afganistan'da yaşananlar bir kez daha bize şunu göstermiştir: Bir devletin sınırları dahilinde yaşayan insanlarına yurttaşlık bilincini aşılayamayan, halkını ulus ülküsü etrafında birleştiremeyen, halkında bütüncül bir vatana bağlılık/vatan sevgisi mefhumunu geliştiremeyen bir erk, hem kendisini hem halkını batmaya mahkum etmektedir. Vatanına yönelik ortak duygudaşlığın olmadığı bir coğrafyada, ülkesi uğruna seve seve canını feda etmekten çekinmeyen bir vatanperverlik duygusundan söz etmek mümkün olamıyor. Toplum olarak yurduna, ülkesine aidiyet duygusu gelişmeyen insan kalabalıkları, yurtseverliğin gereğini yapamaz, başkalarının paryası olmaktan kurtulamaz. Böyle bir ülkede baştaki yürütme erki gücünü ya da gücünün dayanak noktasını yitirdiği anda bu tür sonuçların yaşanması kaçınılmazdır. 

Neticede Taliban, belirtilen nedenlerin bileşkesi doğrultusunda, yaklaşık 30 yıldır ayakta kalmayı başaran silahlı bir örgüt olarak isteklerine kavuşmuştur diyebiliriz.

Taliban “barışçıl bir güç transferini” gerçekleştirmeyi başarmıştır. Tüm Afganları kapsayan İslami bir hükümet kurmak isteyen Taliban, bunu başarmak üzeredir.  2001 öncesindekine göre daha “ılıman” bir yönetim sergileyeceğine dair Taliban liderlerinin söylemleri uluslararası basına yansımaya başlamıştır. Özellikle kadınlara yönelik “eğitim ve çalışma hayatına dahil olabilirler” söylem, okur-yazarlığın çok düşük oranlarda olduğu Afganistan için umut vericidir, önemli bir değişimin habercisi olabilir. Afganistan’ın kendi içinde yaşayacağı bu tür değişimler bir yere kadar önemlidir. Bundan daha da önemlisi, uluslararası toplum açısından bu bölgede, ABD destekli yeni oluşumların Çin ve Rusya’nın bölgede nüfuz oluşturma süreçlerinin önünü kesmek, bölgede istikrarsızlığı sürekli kılmak, “kuşak yol” gibi projelerin bu güvensiz ortamda hayat bulmasını geciktirmek gibi türlü senaryoların hayat bulması söz konusu olabilecektir.

Sonuçta Taliban, yirmi yıl sonra tekrar Afganistan’da yukarıda sıraladığımız sebeplerin bir sonucu olarak iktidarı kolaylıkla ele geçirmiştir. Ancak, Taliban yönetiminin Afganistan’ın muktedir bir ülke olabilmesi için yeterli iradeyi gösterip, gösteremeyeceğini zaman gösterecektir. Unutmayalım ki, süratle askeri zaferler kazanılabilir ama dış politikalar aynı hızla inşa edilemez.

Afganistan merkezli Orta Asya’daki gelişmeleri yakından takip etmeye devam edeceğiz.

Bu yazıda yararlandığımız bazı kaynaklar

CHAUDHURI, R., 20 Ağustos 2021, “Will the Taliban Keep Their Promises in Afghanistan?”, Carnegie India, <https://carnegieindia.org/2021/08/17/will-taliban-keep-their-promises-in-afghanistan-pub-85158> s.e.t. 21.8.2021.

Euronews, 11 Temmuz 2021, “Srebrenitsa Soykırımı: Sürece nasıl gelindi, neler yaşandı?”, https://tr.euronews.com/2021/07/10/srebrenitsa-soykirimi-surece-nasil-gelindi-neler-yasandi> s.e.t.21.8.2021.

HELIĆ, A. 20 Ağustos 2021, “After Afghanistan: What the UK and Europe should do next”, Politico, <https://www-politico-eu.cdn.ampproject.org/c/s/www.politico.eu/article/afghanistan-war-uk-europe-responsibility-to-protect-defense-global-britain-nato/amp/>s.e.t. 21.8.2021.

MARCUS J. 18 Ağustos 2021, “Taliban'ın Afganistan'da yönetimi ele geçirmesi dünya düzenini nasıl etkileyecek?”, <https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-58258127> s.e.t.21.8.2021.

Dr. Hüseyin FAZLA
Dr. Hüseyin FAZLA
Tüm Makaleler

  • 20.10.2021
  • Süre : 3 dk
  • 821 kez okundu

Google Ads