Site İçi Arama

ua-iliskiler

Uluslararası Göç Sorunu ve Türkiye

Modern Türkiye, kuruluşundan bu zamana kadar farklı dönemlerde farklı şekillerde gerçekleşen göç ve sığınma hareketleriyle iç içe olmuştur.

Modern Türkiye, kuruluşundan bu zamana kadar farklı dönemlerde farklı şekillerde gerçekleşen göç ve sığınma hareketleriyle iç içe olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti’nin nüfusu, daha ilk yıllarında gerçekleşen nüfus mübadelesi ve yüksek sayılardaki soydaş göçleri sonucu değişikliğe uğramıştır. Türkiye, İkinci Dünya Savaşından sonra, bütün dünyada başlayan küreselleşme ve sosyo-ekonomik değişimlerden etkilenerek, uluslararası göçler yaşamıştır. Bu durum Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne (AB) üyelik süreci etkileri ile de artmaya devam etmiştir. Dünyanın her ülkesinde olduğu gibi uluslararası göç ve sığınma konuları Türkiye’de de ulusal kimlik, vatandaşlık, güvenlik, işgücü pazarı, işsizlik, kalkınma, toplumsal uyum, sınırların korunması, yasallık, yasa-dışılık gibi toplumsal, siyasal ve ekonomik konularla gündeme gelmektedir.

Türkiye’de yaşanan göç hareketleri Türkiye’nin modernleşme süreci ile paralel bir şekilde toplumsal, ekonomik ve siyasal düzeylerdeki gelişmelerle iç içe gelişmiştir. Yunanistan ile Türkiye arasında yapılan nüfus mübadelesi, Müslüman olmayan nüfusun Türkiye’den gitmesi anlamında, komşu ülkelerdeki Türk ve Müslüman nüfusları etkilemiş ve onların Türkiye’ye göçünü cesaretlendirmiştir. 1934 tarihli İskân Kanunu’nun 2006 yılına kadar etkin uygulamaları, Türkiye’nin ulus-devlet olma sürecinde ve göç hareketlerinde çok önemlidir. 1934 tarihli İskân Kanunu ile oluşturulan uluslararası göç rejimi de bu öçleri etkileyen önemli bir faktör olmuştur. Bu kanun, “Türk soyundan olan ve Türk kültürüne bağlı olan insanların” Türkiye’ye göçmen ya da mülteci olarak gelmelerini kolaylaştırmıştır. Diğer yandan, bu yasa “Türk soyundan olmayan ve Türk kültürüne bağlı olmayan” insanların da göçmen ya da mülteci olarak Türkiye’ye gelişlerini bir süre de olsa engellenmede temel kaynak olmuştur.1950-1980 yılları arasında Türkiye’de gerçekleşen kitlesel göç akımları da bunu göstermektedir. 1974 yılındaki Rumların ve Yahudilerin göçü Müslüman olmayan nüfusun Türkiye dışına olan göç özelliği taşımaktadır. Yugoslavya ve Bulgaristan’daki Türk ve Müslümanların Balkanlar’dan Türkiye’ye göçleri de bu dönemde yaşanan ve sonraki dönemleri etkileyen önemli göçlerdendir. Uzmanlara göre, Yugoslavya’dan Türkiye’ye olan göçler sosyo-ekonomik sebeplerden dolayı gerçekleşmişken, Yunanistan ve Bulgaristan’dan Türkiye’ye gerçekleşen göçler politik zorlamalar sonucunda meydana gelmiştir.

Yugoslavya’dan Türkiye’ye, sadece Cumhuriyet döneminde bile toplamda 77.431 aileye mensup 305.158 kişi göç etmiştir.  Bu ailelerden 1950 yılına kadar gelenlerden 14.494 kişi devlet tarafından iskân edilmiştir. Ailelerin diğer bölümü serbest göçmen olarak Türkiye’ye yerleşmiştir.

Bulgaristan’dan Türkiye’ye üç dönemde göç olmuştur. İstatistik verilerine göre, 1949–1951 döneminde Bulgaristan’dan Türkiye’ye 156.063 kişi göç etmiştir.1968-1979 yılları arasında da “Türkiye-Bulgaristan Yakın Akraba Göçü Anlaşması” çerçevesinde 116.521 kişi Türkiye’ye göç etmiştir. Bulgaristan’dan son göç hareketi 1989 yılında Türk kökenli Müslüman Bulgar vatandaşlarının, Bulgar hükümeti tarafından Türkiye’ye göçe zorlanmaları ile başlatılmıştır. Bir yıl içinde 345 bin 960 kişi Türkiye'ye göç etmiş ve bu sayı 1990 yılı sonu itibarıyla 360 bine ulaşmıştır.

İran’dan Türkiye’ye, 1979’da yaşanan İran İslam Devrimi sonrasında, bir milyona yakın insanın göç ettiği görülmüştür. Etnik kökenler bakımından çoğunluk Azeri olmak üzere Fars ve Kürt kökenliler yer almaktadır.

Afganistan’dan Türkiye’ye, yine 1979’da Sovyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgal etmesi sonrası başlayan savaş nedeniyle, birçok Türk kökenli kişi ülkemize göç etmiştir. Gelenler arasında Özbekler, Uygurlar, Kazaklar ve Kırgızlar bulunmaktadır. Tarihte

Suriye'den, 1945, 1951, 1953 ve 1967 yıllarında Türkiye'ye toplu göç gerçekleşmiştir. Sayıları kesin bilinmeyen bu göçmenler, Kırıkhan, İskenderun ve Adana'ya yerleştirilmiştir.

Irak'tan Türkiye’ye, 1988 yılında Kuzey Irak'ta yaşanan Halepçe katliamı sonrasında, 51.542 kişi göç etmiştir. 1991 yılındaki Körfez Savaşı sonrasında da 467.489 kişi kaçarak Türkiye'ye gelmiştir.

Ayrıca, 1992-1998 yılları arasında Bosna’dan 20 bin kişi,1999 yılında Kosova’da meydana gelen olaylar sonrasında 17.746 kişi,2001 yılında Makedonya’dan 10.500 kişi göç etmiştir.

1961-1980 yılları arasında, Türkiye’den Avrupa ülkelerine doğru iş gücü göçleri gerçekleşmiştir. Türkiye’den birçok insan işçi olarak, başta Almanya olmak üzere Avrupa ülkelerine, işçi olarak çalışmaya gitmiştir. 1961-1973 yılları arası dönem yurt dışına göçün en yoğun olduğu dönemdir. Ülkemizden ağırlıklı olarak kırsal kesimden insanlar göç etmişlerdir. Bu dönemde yaklaşık 780.000 Türk vatandaşı yurtdışına göç etmiştir. Göçün %82'si Batı Avrupa'ya, %84'ü Federal Almanya'ya olmuştur. Türkiye'den göç eden işçilerin %10'u Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nden, %12,5'u Karadeniz Bölgesi'nden, %15'i Ege Bölgesi'nden, %23'ü İç Anadolu Bölgesi'nden ve %33'ü Marmara Bölgesi'ndendir. Önce kısa süreli geçici işçi göçü olarak başlamış ama daha sonra aile birleşimi göçü olarak Avrupa ülkesinde yerleşmeye dayalı bir göç haline gelmiştir. 1960’lı yılların başında başlayan Türkiye’den Avrupa’ya işçi göç’ ünde belirli bir süre çalışıp sonra geri dönmeyi düşünen Türk göçmen işçileri, Alman toplumunun bir parçası haline gelmiş, yaptıkları yatırımlarla Almanya’da “işveren” konumuna gelerek Alman ekonomisine ve Türk Ekonomisine önemli katkılarda bulunmuşlardır. 1973-1974 yıllarından itibaren ise işçi alımları yavaşlamış, 1980 yılından sonra ise tamamen durmuştur. 1970’li yıllarda Avustralya’ya daha çok yerleşme amaçlı göçler yaşanmıştır. Bir gün mutlaka Türkiye'ye geri dönmeyi planlayan Avrupa’daki Türkler, özellikle 1980'lerde geri dönenlerin Türkiye'de yaşadıkları hayal kırıklıkları sonucu, Avrupa'da kalmayı tercih etmişlerdir. Bugün Hollanda, Fransa, İngiltere ve Belçika gibi Avrupa Birliği üyesi ülkelerde yaşayan Türkler bu ülkelere uyum sağlamış ve artık kalıcı bir sosyal kimlik kazanmışlardır. Akademisyenlere göre, Türklerin Avrupa’ya göç hareketleri modern Türkiye tarihindeki ilk işgücü göçüdür. 1980 yıllarına kadar yaşanan bu göçler, Türkiye’nin hem bilinen bir göç veren ülke kimliğinin belirginleşmesi hem de farklı ülkelerde yaşayan Türkiye kökenli göçmen topluluklarının ortaya çıkması olarak değerlendirilmektedir.

Türkiye’ye gerçekleşen diğer göç türü de “uluslararası emekli göçüdür”. 2003’te çıkan ve yabancıların Türkiye’de mülk edinebilmesini kolaylaştıran Tapu Kanunu ile Türkiye’ye Avrupa’nın birçok ülkesinden emekli göçü başlamış ve artarak devam etmiştir. Söz konusu bu göç dalgası içinde, başta Alanya olmak üzere Antalya’nın pek çok ilçe ve kasabası ile Bodrum, Marmaris, Didim ve Kaz Dağları’na önemli sayıda emekli Avrupalı göç etmiş ve kendine ev alarak yerleşmiştir. Bu konuda şu ana kadar yapılan çalışmalar ve oturma izni istatistiklerine göre, sadece Alanya’da büyük çoğunluğunu Almanların oluşturduğu 5000–7000 Avrupalı yerleşik göçmen yaşamaktadır.  2007’de yapılan son sayıma göre, Türkiye’de 70.000 Alman ikamet etmektedir. Sadece Alanya ilçesinde ise 10.000’den fazla Alman yaşamaktadır. 31 Aralık 2020 tarihli Ulusal Adres Veri Tabanı kayıtları kullanılarak yapılan Türkiye İstatistik Kurumu'nun “Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi” (ADNKS) sonuçlarına göre, 2019 yılındaki 1 milyon 531 bin 180 olan Türkiye'de yerleşik yabancı sayısı, 2020 yılında yüzde 13 düşerek 1 milyon 333 bin 410 olmuştur. Bu göstergeler de Avrupalı emeklilerin Türkiye’yi tercih etme eğilimlerinde düşüş olduğunu göstermektedir.

1980’den Sonra Türkiye’de Göç Hareketlerinin “Türkiye’den Avrupa ülkelerine sığınma hareketleri” ve “Türkiye’ye yönelen sığınma hareketleri” olarak iki boyutu vardır.

12 Eylül öncesi ve sonrası giderek artan siyasi gerilim ve sıkıyönetim sonucu güney doğu da ortaya çıkan ve giderek büyüyen Kürt sorunu gibi sebepler Avrupa’ya doğru sığınma ve mülteci hareketlerine sebep olmuştur. Bu anlamda, sığınma hakkı, göçmenlerin Avrupa’da çalışmak için kullandıkları bir strateji olmuş ve sayılar giderek artmıştır. Yapılan çalışmalara göre; 1980’li yılların başından 2000’li yıllara kadar Türkiye’den Avrupa ülkelerine giderek artan sayılarda sığınma göçü yaşanmıştır.

1980’li yıllardaki Türkiye’ye yönelik göç hareketlerinin kaynağı Türkiye’nin yakın coğrafyasında meydana gelen siyasal ve ekonomik dönüşümlerdir. Özellikle Afganistan, İran ve Irak’ta meydana gelen siyasal değişimler sonucu, sığınma hareketleri ve düzensiz geçiş göçü ile yüz binlerce kişi Türkiye’ye giriş yapmıştır. Ayrıca, Sovyetler Birliği ve Doğu Avrupa’daki sosyalist sistemlerin çöküşü sonrasın da bu ülke vatandaşları geçici iş bulup çalışmak amacıyla Türkiye’ye göç etmişlerdir. Moldova, Ukrayna, Rusya, Gürcistan, Romanya gibi ülkelerden gelenlerin ağırlıklı olarak, ev işleri, fuhuş, eğlence, tekstil, inşaat ve turizm gibi alanlarda geçici olarak çalıştıkları görülmektedir. . İran, Irak, Pakistan, Bangladeş ve bazı Afrika ülkelerinden gelen göçmenler ise Türkiye’yi gidecekleri hedef ülkeye varmak için köprü olarak görmektedirler. 1980’ler de yaşanan bu göçler, kökenleri itibariyle Türk ve Müslüman olmayanların Türkiye’ye göçü, başka bir ifadeyle ilk kez yabancıların Türkiye’ye göçü olarak değerlendirilmiştir. Türkiye’nin hem göç alan hem de Türkiye’ye “yabancıların” yani etnik ve dinsel kimlik olarak farklı insanların göç ettiği yaşadığı ya da geçtiği bir ülke olduğunu gösteren göç örnekleri şöyle sıralanabilir:

·        İran ve Irak uyruklu sığınmacılar,

·        Afganistan ve Pakistan uyruklu transit göçmenler,

·        Rusya, Ukrayna, Moldovya ve Özbekistan uyruklu düzensiz göçmen işçiler,

·        Alman, İngiliz ve Hollandalı yazlıkçı göçmenler,

·        Avrupalı ve Asyalı değişim öğrencileri,

·        Asya ya da Afrika kökenli göçmenler,

Türkiye’ye yönelen göç dalgaları, özellikle transit göçmen, sığınmacı, mülteci ve kaçak işçi göç hareketleri ile iç içe geçmiştir. Bu çerçevede, Türkiye aynı anda üç farklı konuma sahiptir: Türkiye hem göç alan, hem göç veren, hem de bir göç geçiş ülkesidir. Türkiye’nin Asya, Avrupa ve Afrika kıtaları arasında bir köprü vazifesi görmesi ve önemli deniz yollarına sahip olması dolayısıyla çok sayıda göçmen Batı’nın gelişmiş ülkelerine göç etmek için Türkiye’yi bir geçiş alanı olarak kullanmaktadır.

Bu bağlamda 2011 yılından beri devam eden Türkiye’ye Suriye’den gelen sığınmacılar ve mülteciler ile Afganistan’dan gelen sığınmacılar ve mülteciler konusu ayrı bir öneme sahiptir ve Türkiye gündeminden hiç düşmemektedir. Çünkü ister akademisyenler olsun ister sokaktaki sıradan vatandaş olsun neden bu kadar (16 Eylül 2020 tarihi itibariyle Türkiye’de 5 ilde 7 geçici barınma merkezinde 59.877 geçici koruma kapsamındaki Suriyeliler barındırılmaktadır. Bunun dışında, geçici barınma merkezleri dışında 3.559.041 geçici koruma sahibi Suriyeli yaşamaktadır.) Suriyeli ve Afgan sığınmacı ve mültecinin neden hala Türkiye’de olduğu merak etmekte ve tartışılmaktadır.

Suriye’de yaşanan iç karışıklıklar nedeniyle, Nisan 2011- Ocak 2020 tarihleri arasında yaklaşık 3.6 milyon kişi Suriye’den Türkiye’ye gelmiştir. Geçici bir sığınma hareketi olarak ortaya çıkmış olsa da Suriyeli sığınmacıların Türkiye’ye kabulünden kalmaları ve gönderilememe konuları akademik ve siyasal ortamlarda sürekli konuşulup tartışılmaktadır.

Bu bağlamda 1934 tarihli İskân Kanunu’nun yerine geçen 2006 tarihli yeni İskân Kanunu ile 1951 Cenevre Sözleşmesine değinmek yerinde olacaktır. 1934 tarihli İskân Kanunu’nun yerine geçen 2006 tarihli yeni İskân Kanunu’na göre, yukarıda da anlatıldığı gibi, “Türk soyundan olan ve Türk kültürüne bağlı olan insanların” Türkiye’ye göçmen ya da mülteci olarak kabul edilmesi söz konusudur. Suriyeli sığınmacı ve mültecileri Türk soyundan ve kültüründen olmayıp Müslüman olanların göçü olarak değerlendirilebilir ki, bu da “Türk soyundan ve kültüründen” kavramlarının göz ardı edildiğini göstermektedir. Balkanlardan Türkiye’ye olan göçlerde, göçmenler hem “Türk soyundan ve kültüründen” kavramıyla örtüşüyordu, hem de Müslüman olanların Türkiye’ye göçüydü. Başka bir ifadeyle, Balkanlardan gelen göçmenlerin hem kavram olarak hem de statü olarak Müslüman olan Suriyelilerin göçüyle bir tutulup tartışılmaması gerekir. Oysa yukarıda sayılan yabancı göçlerin özellikle de Suriye’den gelip sığınan insanların Türk soyundan ve kültüründen gelmediği gerçeği ve Suriyeli sığınmacıların hala Türkiye’de olmalarının bu kanunla örtüşmediği açıkça görülmektedir.

Ayrıca; 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne taraf olan Türkiye, Sözleşme’yi ve1967 Protokolü’nü coğrafi sınırlama şartıyla uygulamakta, sadece Avrupa’dan gelenleri mülteci olarak kabul etmekte ve Avrupa dışından gelenleri ise “şartlı mülteci” olarak adlandırmaktadır. Bu sözleşme hala coğrafi sınırlama maddesiyle yürürlükte olduğu halde Suriyeli sığınmacıların Türkiye’de bu kadar uzun kalıp yerleşmelerini sorun haline getirmektedir. Türkiye’nin uyguladığı coğrafi sınırlama anlayışı ülkedeki sığınma rejimini zorlaştırmakta ve uluslararası kurumlardan ve çeşitli ülkelerden bu konuda ciddi eleştiriler yöneltilmesine neden olmaktadır. Ancak akademisyenlere göre, Türkiye 1951 Cenevre Sözleşmesi’nin uygulanışını belli bir coğrafya için sınırlayarak, Asya ve Afrika’daki fakir ve istikrarsız ülkelerden gelen, politik ve ekonomik olarak yoksun insanların göç akımına karşı önlem almaktadır. Ancak, pratikte bu sınırlamanın kullanılmadığı Türkiye’ye son yıllarda gerçekleşen göç hareketliğinin daha çok hangi ülkelerden gerçekleştiğinin göstergesi olmuştur. Uzmanlara göre bu durum Türkiye’nin uyguladığı liberal vize rejiminden kaynaklanmaktadır. Şöyle ki, Türkiye’nin, yakın zamana kadar, kırktan fazla ülkenin vatandaşına vize şartı koymadığını ve düzensiz göçle bağlantıları olan Fas, Tunus ve İran vatandaşları için üç aylık bir vize muafiyeti uyguladığını belirtmişlerdir.

Türkiye’de İltica Hukuku alanında ilk yasal düzenleme 4 Nisan 2013 tarihinde kabul edilen 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’dur (YUKK). 1.  maddeye göre Kanun’un amacı, yabancıların Türkiye’ye girişleri, Türkiye’de kalışları ve Türkiye’den çıkışları ile Türkiye’den korunma talep eden yabancılara sağlanacak koruma olarak belirlenmiştir. Bu Kanun kapsamında da “Avrupa ülkelerinde meydana gelen olaylar” ölçüt alınmış ve coğrafi kısıtlama hala devam etmektedir. Kanun’la yapılan en önemli değişiklik ise sığınmacı kavramı yerine “şartlı mülteci” kavramı getirilmiş olmasıdır. Bu düzenleme ile şartlı mültecilerin üçüncü ülkeye yerleştirilinceye kadar Türkiye’de kalmalarına izin verileceği kararlaştırılmıştır.

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununun (YUKK) 91.maddesindeki geçici koruma maddesine göre, ülkesinden ayrılmaya zorlanmış, ayrıldığı ülkeye geri dönemeyen, acil ve geçici koruma bulmak amacıyla kitlesel olarak sınırlarımıza gelen veya sınırlarımızı geçen yabancılara geçici koruma sağlanabilir. Tartışmalara göre, Türkiye “açık kapı politikası” sonucunda kabul ettiği Suriyelilere geçici koruma statüsü vererek bu kişileri Suriye’de durum normale dönene kadar “misafir” konumunda barındırmış ve geri göndermemiştir.

Türkiye'deki Afganistan göçmenleri de Suriyeli göçmenler gibi Türkiye’de son dönemde en fazla tartışılan konular arasında yer almaktadır çünkü akın akın gelmeye devam etmektedirler. Türkiye’de, Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün 12 Ağustos 2021 rakamlarına göre, bu yıl 29 bin 118 Afgan düzensiz göçle Türkiye'ye gelmiş. Bu sayı 2019'da 201 bin 437, 2020'de ise 50 bin 161 idi. Son üç yılın toplamı 280.716’dır. Suriyelilerin ardından Afganlara kapıların açılmasıyla Türkiye’nin nüfus ve kültürel yapısının değişmesinden, toplumsal ve ekonomik açılardan sıkıntılar oluşacağından endişe duyulmaktadır.

Afganistan’daki insanların tüm dünya ülkelerine göçü yeni bir olgu değildir. Afganistan ne kadar zamandır istikrarsızsa, Afganistan göçü de o kadar zamandır istikrarlı bir şekilde devam etmektedir.1970 yılının sonlarında Afganistan’da başlayan iç çatışmalar ve savaşlar sebebiyle başlayan Afgan insanlarının göçü her yıl devam etmiş, Ağustos 2021 yılında Taliban’ın ülkede kontrolü ele geçirmesiyle yeniden ivme kazanmıştır. Sivil toplum kuruluşlarının araştırmaları ve akademik çalışmalara göre, Afganlar hem ülkelerindeki bitmek bilmeyen şiddet ve zulümden kaçmak hem de ekonomik sebeplerden dolayı göç etmektedirler. Avustralya merkezli, Mixed Migration Center'ın 2020 yılında yayımladığı “Bilinmeyen Yön: Türkiye'de İlerleyen Afganlar” raporuna göre, 2018 sonrasında Türkiye'ye gelen bir grup Afganistanlı sığınmacıyla anket yapılmış ve neden ülkeden ayrıldıkları sorulmuş ve cevapların yüzde 66,3’ünün “şiddet” olduğu belirtilmiştir. Türkiye’ye neden geldikleri sorulduğunda ise cevap olarak “aile ile bir araya gelme" olduğu belirtilmiştir. Afganistan’dan Türkiye’ye gelen düzensiz göçmenlerin medyada çıkan haberlerdeki konuşmalarından da en çok Taliban’dan kaçmak ve ekonomik sebepler, din ile mezhep faktörü, çocuklar için daha iyi bir gelecek" gibi sebepler öne çıkmaktadır. Türkiye'ye gelen Afganistanlı sığınmacılar genellikle Türkiye’yi Avrupa’ya gidebilmenin klasikleşmiş transit bir yolu olarak görüp, Türkiye’ye girdikten sonra ya hiç durmadan ya da belirli bir süre Türkiye’de yaşadıktan sonra Batı ülkelerine gitmek istemektedirler. Avrupa’yla sınırı olan Türkiye hem hedef hem de transit ülke olarak Afganistan’dan gelen düzensiz göç akışlarından fazlasıyla etkilenmiştir. Türkiye’ye yönelik öncelikli beklentileri vatandaşlık elde etmektir. Bu taleplerin karşılanmaması durumunda ise, Türkiye’de kalış süreleri içinde Avrupa’ya planladıkları göç masraflarını biriktirmeye çalışmaktadırlar. Mixed Migration Center’ın raporunda hem geçinmek hem de yolculuklarını sürdürmek için Afganların çoğunun İstanbul, Ankara ve Konya gibi kentleri tercih ettikleri belirtilmiştir. Araştırmalara göre Afganistanlı göçmenler Türkiye’de kayıt dışı olarak daha çok günlük işlerde beden işçisi olarak çalışmaktadırlar.

Türkiye’nin hem Suriyeli olsun hem Afganlı olsun, mülteciler konusunda pek çok Avrupa ülkesine kıyasla daha insanî politikalar üretmeye çalıştığı görülmektedir. Buna karşılık, Avrupalı hükümetlerin büyük ölçekli olası bir göçmen krizine karşı kendi sınırlarında birtakım önleyici önlemler almaya çalıştığı bilinmektedir. Sınırlarını tel örgülerle çevirip duvar örmeyi tercih eden çok sayıda Avrupa ülkesinin insan hakları söylemlerinin inandırıcılığı şüpheyle karşılanır olmuştur. UNHCR'ye göre yaklaşık 780 bin Afgan’a ev sahipliği yapan İran, sınır görevlilerine geçiş noktalarında görülen Afgan vatandaşlarını geri çevirme talimatı vermiştir. Diğer yandan, ABD'nin talebi üzerine Uganda, 2 bin Afgan mülteciyi kabul etmiştir. Kanada, aralarında kadın liderler, insan hakları çalışanları ve gazetecilerin de olduğu 20 bin kişiyi Taliban'ın intikam eylemlerinden korumak için ülkeye kabul edeceğini bildirmiştir. İngiltere de, beş yıllık bir süre içinde 20 bin kişiyi ülkeye yerleştirmeye söz vermiştir. Avrupa ülkeleri kabul edeceği sığınmacı ve mültecilerin kendilerine uygun olanlarını seçip az sayıda kabul ederken, Türkiye düzensiz/yasa dışı yollarla gelen Suriyeli ve Afgan sığınmacı ve mültecilerin Türk Toplumuna olan ve olacak etkileri hep tartışmaya devam edilecek gibi gözükmektedir. Avrupa Birliği üyesi ülkelerin liderleri, durumun kıtada büyük ölçekli bir göçmen krizine yol açabileceğine düşünmektedir. Afgan sığınmacı ve mültecilerin hedefi Avrupa’ya gitmek olunca, Avrupa Birliği liderlerinin endişeleri bir açıdan haksız da değildir. Bu durumda, Afgan sığınmacı ve göçmenlerin üçüncü ülkelere geçişlerinin kolaylaşması için, Avrupa Birliği ve Birleşmiş Milletler gibi uluslararası örgütlerin/kuruluşların kendilerine düşen görevleri yerine getirmeyecekleri endişelerinden bellidir. Bu durumda Türkiye’nin hem Suriyeli hem de Afganlı sığınmacı ve mülteciler sorununda yine yalnız kalacağı aşikardır. Türk toplumunun bir parçası olarak her gelenin daimî olarak ülkemizde kalacağı düşüncesi endişe verici bir hal almıştır.

 

KAYNAKALR

https://mirekoc.ku.edu.tr/wp-content/uploads/2017/01/Tu%CC%88rkiyenin-Uluslararas%C4%B1-Go%CC%88c%CC%A7-Politikalar%C4%B1-1923-2023_-.pdf

https://www.goc.gov.tr/kitlesel-akinlar

https://www.goc.gov.tr/kurumlar/goc.gov.tr/Yayinlar/Kitaplar/turkiyevegoc_tr.pdf

https://tusiad.org/tr/yayinlar/gorus-dergisi/item/9213-tusiad-gorus-dergisi-no-88

https://data.tuik.gov.tr/Bulten/Index?p=Adrese-Dayali-Nufus-Kayit-Sistemi-Sonuclari-2020-37210

https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/553612

https://file.setav.org/Files/Pdf/20151230134459_turkiyedeki-suriyelilerin-hukuki-durumu-pdf.pdf

Eda Bozbeyoğlu, Mülteciler ve İnsan Hakları, Yıl 2015, Cilt 2, Sayı 1, 60 - 80,15.06.2015

https://dergipark.org.tr/tr/pub/moment/issue/36262/409449

Taşkın DENİZ, Uluslararası Göç Sorunu Perspektifinde Türkiye, https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/200514

Doğu Şimşek, Ahmet İçduygu, Uluslararası Göç Politika Güvenlik, Toplum ve Bilim, 2017 -

https://www.academia.edu/40489297/Toplumbilim_140_final?bulkDownload=thisPaper-topRelated-sameAuthor-citingThis-citedByThis-secondOrderCitations&from=cover_page

https://www.sbb.gov.tr/wp-content/uploads/2020/04/DisGocPolitikas%C4%B1OzelIhtisasKomisyonuRaporu.pdf

https://www.goc.gov.tr/gecici-korumamiz-altindaki-suriyeliler

https://tr.euronews.com/2021/08/21/hangi-ulkede-kac-afgan-multeci-var-turkiye-de-yakalanan-duzensiz-gocmenlerin-say-s-ne

https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-58264728

Serbest Yazar Fatma Aksoy GÜRKAN
Serbest Yazar Fatma Aksoy GÜRKAN
Tüm Makaleler

  • 19.10.2021
  • Süre : 4 dk
  • 1598 kez okundu

Google Ads