logo

Makalelerinizi bugün paylaşmaya başlamanız için yeni nesil blog sitesi, strasam.org

STRASAM.ORG

Sitemizde yazar olmaya ne dersiniz ?

STRASAM.ORG, strateji, siyaset, savunma, ekonomi, tarih, hukuk, uluslararası ilişkiler, NATO, çevre ülkeleri vb. alanlara yönelik yapılan araştırma ve analizleri yayımlamak maksadıyla oluşturulmuş bir platformdur.

Başvuru Yap

Türkiye

Büyükesat Mahallesi, Uğur Mumcu Caddesi, No 87/4, 06900 Çankaya/ANKARA

Ara: +90 531 278 24 12

[email protected]
ua-iliskiler

Yunan İddialarına Karşı Türkiye’nin Cevapları (1)

Ermenistan sayılmazsa, Soğuk Savaş dönemi dahil halen de olumlu ilişkilerin tesis edilemediği, zaman zaman ilerlemeler sağlanmasına rağmen iki ülke arasındaki sorunların çözülemediği, ilişkilerde çok sayıda gel-gitlerin yaşandığı tek komşu ülkemiz, Yunanistan’dır.

Dr. Hüseyin FAZLA
Dr. Hüseyin FAZLA

Tüm Yazıları için tıklayınız


  • 22.06.2022
  • Süre : 5 dk
  • 404 kez okundu

Yunanistan, Sorunlu Komşu Ülkemiz

Türkiye, Soğuk Savaş sonrası Sovyetler Birliğinin yerine kurulan tüm devletler ve bu birliğin ana mirasçısı Rusya Federasyonu dahil etrafındaki tüm ülkelerle iyi komşuluk ve iş birliği esasına dayanan olumlu bir ilişki ortamı yakalamayı başarmıştı. PKK’nın lideri Abdullah ÖCALAN’a ev sahipliği yapan Suriye’yle bile 1998 Adana Mutabakatı ile gerginliğe neden olan ana sorun rafa kaldırılabilmiş ve Arap Baharına kadar iki ülke arasında iyi ilişkiler tesis edilebilmişti. Yine Bulgaristan’la Türklere yapılan kötü muameleden kaynaklı 1980’lerin ortalarından itibaren gerilen ilişkiler de 90’lı yılların başında tamir edilebilmişti. Ermenistan’ın durumu ortadadır ve kendi içinde özeldir.

Ermenistan sayılmazsa, Soğuk Savaş dönemi dahil halen de olumlu ilişkilerin tesis edilemediği, zaman zaman ilerlemeler sağlanmasına rağmen iki ülke arasındaki sorunların çözülemediği, ilişkilerde çok sayıda gel-gitlerin yaşandığı tek komşu ülkemiz, Yunanistan’dır.

Nihai Çözüm, Ege Denizi’nde Ortay Hattı Paylaşımıdır

Akdeniz’de Kıbrıs’ın çoğunluğu ve Meis Adasıyla birlikte Ege Denizi’nde, kuzeyde Türk-Yunan kara sınırının bittiği noktadan, Akdeniz kıyılarının başladığı noktaya kadar Türk ana kıtasına yakın mesafede yer alan Yunanistan’a verilmiş ada ve adacıklardan oluşan dengesiz ve hakkaniyetsiz bir statüko mevcuttur. Esasen kuş bakışı bakıldığında Türkiye; Ege Denizi’ndeki bu adalar, adacıklar, kayacıklar vb. ile çepeçevre sarılmış durumdadır. Halihazırda Yunanistan’a verilmiş bulunan bu ada ve adacıklar Türkiye’nin Batı Anadolu’da boğazını batıdan ve güneyden sıkmakta, Türkiye’nin boynuna atılan bu ilmik artık Türk halkı tarafından varoluşsal bir tehdit olarak görülmektedir. Gerçekten de Türkiye’nin güvenliğinin ve bekasının, varoluşunun önündeki tehdit ve risklerin başında, bu sarılmışlık durumu gelmektedir. Ege’de Uşi, Lozan ve Paris antlaşmaları ile ortaya çıkan bu statükonun Türkiye’nin aleyhine olduğu ayan beyan ortadadır.

Yunanistan ile nihai bir barış olacaksa, öncelikle bu antlaşmaların rafa kaldırılması ve Ege veya Adalar Denizi’nin ortay hattı diyebileceğimiz bir çizgi ile, iki ülke arasında hakkaniyetle bölüşülmesi gerekir. Meis’in ve Kıbrıs’ın ise sorgusuz sualsiz Türkiye’ye verilmesini istemek, ülkemizin en doğal hakkıdır.

1815 Avrupa Uyumu ile Osmanlı’nın Balkanlardaki topraklarını ‘Rus nüfuz bölgesi’ olarak tanıyan Büyük Britanya, 93 Harbi sonunda imzalanan Ayastefanos ile elde ettiği kazanımları neticesinde Rusların Akdeniz’e inebileceğinden endişelenmiştir. Akdeniz’deki İngiliz çıkarlarını garantiye almak için Rusları geriletme gereği duyulmuştur. Böylece görünürde Rus baskısını geriletmek suretiyle, Osmanlı’ya bir nebze daha nefes aldırmanın karşılığında Kıbrıs’a el koyan Büyük Britanya’nın 1950’lerde emaneti sahibine iade etmesi, Kıbrıs’ı Türkiye’ye vermesi gerekirdi. Bunun yerine İngiltere’nin oyuna Yunanistan’ı da dahil etmesi, bugün Kıbrıs’ta yaşanmakta olan açmazı doğurmuş ve Ada’daki İngiliz üslerinin varlığını pekiştirmiştir.

Bu tarihsel gerçekliğin sayısız detayları ve çözümsüzlüğü daha da körükleyecek boyutları vardır. Esasında Türkiye için uluslararası hukukun dışında bir çözüm tarzına, güç politikalarına davetiye çıkarmaktadır. Bu durum saklı kalmak üzere, mevcut Türk-Yunan sorunlarını geçerli antlaşmalar, mutabakatlar ve uluslararası hukuk çerçevesinde sınırlamakta fayda vardır.

Bir ulusun kudretli ve güçlü olup olmaması, kaynaklarının ve zenginliğinin büyüklüğüne göre değildir. Esas olarak kudret ve güç sahibi olmak, komşularından daha üstün bir jeopolitik, jeostratejik ve jeoekonomik konuma sahip olmakla ilgilidir. Türkiye maalesef Ege ve Akdeniz’de, ‘jeo’ boyutunda asimetrik bir statüko ile karşı karşıya bırakılmıştır. Sevr paçavrasını yırtıp atan Türk İstiklal Harbi’nde kazanılan zaferler sonunda imzalanan Lozan Antlaşması, İngiliz küresel politikasının ve dönemin şartlarının olumsuz etkileri nedeniyle, mevcut statükonun ortaya çıkmasına engel olamamıştır.

Türkiye-Yunanistan Arasındaki Ana Sorun Sahaları:

Türkiye ve Yunanistan’ın durumunu kıyasladığımızda öne çıkan bazı sorun sahalarına değinmek, her iki tarafın görüşlerini ortaya koymak, Türk tarafının tarihi süreç içerisinde Lozan sonrasında nerelerde hata yapmaya devam ettiğini olabildiğince irdelemek ve daha bilinçli bir şekilde bu sorunların en azından Türk kamuoyunda tartışılmasına bir nebze de olsa katkı sunabilmek maksadıyla, bu satırları kaleme alma gereği duydum.

1.    Gayri Askerî Statüdeki Ege Adalarının Silahlandırılması

a.    Boğazönü (Limni ve Semadirek) Adaları,

b.    Doğu Ege (Midilli, Sakız, Sisam, İkarya),

c.     Oniki (Rodos ve diğerleri) Ada.

2.    Karasuları

3.    Hava Sahası

a.    Uçuş Malumat Bölgesi (Flight Information Region)

b.    Hava Sahasının Genişliği (6-10 Mil)

4.    Kıta Sahanlığı

5.    Münhasır Ekonomik Bölge

6.    Kıbrıs

7.    Azınlıklar

Yunanistan İçin Tek Sorun Sahası: Kıta Sahanlığı

Yunanistan’ın bir dönem yaklaşımı, ‘Kıta sahanlığı haricinde iki ülke arasında hiçbir sorun bulunmamaktadır’ temelinde şekillendiriliyordu. Yunanistan; diğer sorun sahalarının kendi lehine ‘çözümlendiğini’ düşünmektedir. Yunan dış siyaset ehli ve diplomatik misyonları, masaya getirilecek her bir sorunun çözümünün ise Yunanistan’ın mevcut statükodan veya avantajlı konumundan bir gerilemeye neden olabileceği, çözüm uğruna bir şeyler kaybedilebileceği, çözümsüzlüğün ve mevcut asimetrik statükonun devam etmesinin Yunanlar açısından daha doğru olacağı bilinciyle, sürekli çözümsüzlüğe oynamaktadır.

Bu nedenle Yunanistan, çözümden hep kaçınmayı ve Türkiye’yi kendisine karşı, uluslararası platformlarda, müttefik ülkelerin bir arada bulunduğu NATO’da bile bir ‘tehdit’ olarak gösteren bir politika izlemektedir. Bu politika, Yunanistan’ın penceresinden bakıldığında belki pragmatik bir hareket tarzı olarak görülse de, iki ülke arasındaki tarihi sorunların çözülmesini de engelleyen en büyük faktördür.

Yunanistan, Ege’nin doğu sahillerinin ve bu sahilden batıya doğru 3 mil içerisinde yer alan her şeyin Lozan Antlaşması gereği Türkiye’ye ait olduğu gerçeğini görmezlikten gelmeyi ve hava sahasını 10 mile çıkarmak gibi mesnetsiz emrivakileri ile Türkiye’nin aleyhine olan mevcut asimetrik statükoyu bile değiştirmeyi, Türkiye’nin konjonktürel (her türlü durum ve şartın ortaya çıkardığı) şartlara bağlı olarak ‘zayıf’ olduğu dönemlerde gerginlik politikaları izlemek suretiyle kendi lehine uluslararası camiadan ‘puan toplamayı ve destek bulmayı’ hedeflemekte olduğu anlaşılmaktadır.

‘Türkiye Mütecaviz, Yunanistan Masum’ İddiası Haddini Bilmemek Demektir

Türkiye’yi mütecaviz gösterebilmek, ofsayta düşürebilmek için elinden geleni yapan Yunanistan, özellikle merkez sağ ve/veya milliyetçi muhafazakâr hükümetler döneminde, bilhassa seçimler yaklaştığında (Yunanistan 2023 genel seçimi gibi) kendisine asli tehdidin Kuzeyden değil Doğudan geldiği iddiasına zemin hazırlayacak şekilde, Türk dış politika yapıcılarının sinir uçlarıyla oynamaktadır.

Bugün yaşadığımız esasında budur. Türkiye’nin bu oyuna gelmeden, sağduyulu politikalar izlemesi, güç politikasını gerektiğinde savaşa vardırmayacak şekilde ölçülü ve dengeli çizgide tutması aklın gereğidir. Türkiye’nin gereğinden fazla bu işi ‘sulandırması’, doğal olarak bizi haklıyken haksız duruma düşürebilir. Türk Hükümetinin de milliyetçilik rüzgârına kapılmaması, seçim hesaplarına sarılmaması, ölçüsüz adımlardan kaçınması, kendisine yüklenen tarihi sorumluluğun gereklerini ‘milliyetçi söylemlerin helecan ve heyecanına kapılmadan’ yerine getirebilmesi beklenmektedir.

Yunanistan, 1820’li yıllardan itibaren aşırı talihli, talihi hep yaver giden bir ülke olmuştur. Bu talih, emperyal devletlerin kendi çıkarları doğrultusunda Yunan isyanlarına Osmanlı aleyhine verdikleri açık desteklerle tarihi bir hakikate dönüşmüştür. Ancak talihin aşırısı da nasıl bir insanı eninde sonunda aptallaştırıyor ise, aynı durum bir gün Yunanistan için de geçerli olacaktır. Bırakalım talihlerini zorlamaya devam etsinler. Zamanı gelince boylarının ölçüsünü bir gece ansızın alsınlar. Ama bugün bizim acele etmemiz konjonktürel olarak doğru değildir kanaatindeyim. Biraz sakinleşelim, zamana bırakalım derim.

Yarından itibaren iki ülke arasındaki bilinen tarihi sorunları, Yunan iddiaları ve Türkiye’nin cevapları şeklinde dikkatinize sunacağım.

(Devam edecek)


Google Ads