Bir Başka Türlü, Constellation Programı İptali Analizi
Denizlere ve dolayısıyla da küresel ticaretin yollarına hakimiyet, binlerce yıldır değişmeyen bir hedeftir. Hatırlatırım, Roma medeniyeti de bu sayede yükselmişti. Yani deniz hakimiyeti; tarım çağında da sanayi çağında da ve gelecek olan bilgi çağında da bir gereklilik olarak kalmaya devam edecektir.
Amerikan Donanması (USNavy), Constellation sınıfı fırkateyn programını iptal etti. Aslına bakarsanız bu, büyük umutlarla başlayan bir programdı. Zira İtalyan ve Fransız ortak yapımı, tüm kullanıcılarının mutlu mesut işlettiği, FREMM sınıfı fırkateyn üzerinden geliştirilecekti. Bu sebeple de teknenin Amerikalılaştırılmasının, Ar-Ge’sinin ve üretiminin çok daha hesaplı olacağı düşünülüyordu. Evdeki hesap çarşıya uymadı ve işler programın iptaline kadar uzadı. Bunun üzerine çok yazılıp çizildi. Ben size konunun, daha önce okumadığınız ve dikkatlerden kaçan bir yönünü aktaracağım.
Malum tüm ülkeler aynı gezegen içerisinde olsa da, birbirinden farklı bir zaman diliminde yaşarlar. Bu nedenle sıklıkla duyarız. Bu ülke, şundan şu kadar yıl ileri ya da bu kadar yıl geri diye. Diğer ülkeleri gezenler, bu tabiri daha kolay anlayacaktır. Zira zamanın özel koşullarının, tüm alanlara sirayet ettiğini görmüşlerdir. Şu anda bir Türk genci sigortalı bir iş bularak geleceğini garanti altında hisseder. Bir Hint genci ise, yapabileceği kadar çok çocuk yapar ve bunlardan bir kısmının hayırlı çıkıp, yaşlandığında kendisine bakmasını umar. Bir ülke için dışarıda yemek yemek bir lükstür, bir diğeri içinse en hesaplı ve hızlı yöntemdir. (Asya-Pasifik bölgesindekiler gibi.) Aslına bakarsanız bu farklı zaman dilimlerinde yaşama durumu, teknolojiyle ilişkili alanlarda çok daha belirgindir.
Örneğin bir içerik üreticisinin modern işlem gücü ihtiyacı ile, bir içerik tüketicisinin ihtiyacını bir tutamazsınız. Üretici en çok çekirdekli CPU’lara, en yeni nesil ve pahalı GPU’lara, en yüksek RAM ve depolama kapasitesine yönelir. Tüketici içinse; on yıllık ve paylaşımlı ekran kartı olan, düşük kapasiteli bir bilgisayar da yeter. İşin enteresan tarafı; bir tüketici iseniz, üreticinin ihtiyaçlarını ve dünyasını bilemezsiniz. Bu durum, bilgi ve iletişim teknolojilerinin üreticisi konumundaki ABD ve onu takip etme yolundaki Çin için de geçerlidir.
Bedelleri Olan Bir Gereklilik: Deniz Hakimiyeti
Denizlere ve dolayısıyla da küresel ticaretin yollarına hakimiyet, binlerce yıldır değişmeyen bir hedeftir. Hatırlatırım, Roma medeniyeti de bu sayede yükselmişti. Yani deniz hakimiyeti; tarım çağında da sanayi çağında da ve gelecek olan bilgi çağında da bir gereklilik olarak kalmaya devam edecektir. Fakat tarım ve sanayi çağı savaş gemileri arasında büyük bir fark vardır. Yüksek tonajı, mekanik karmaşıklığı, kullanılan materyal ve üretim teknolojileri ile savaş gemileri; endüstriyel üretimin zirve ürünleridir. Tasarımı, inşası, testi, sertifikasyonu, hizmete alınması zaman alan araçlardır. Bu süreç birçok alt sistemin hizmete girme döngüsüyle, daha da uzar...
Askeri bir teknenin tüm bu süreçleri geçip hizmete girmesi 10 – 15 yıllık bir süreç ve sabır gerektirir. Türkiye gibi, kullanıcı tarzı / odaklı üretim yapan bir ülke için bile. Fakat her 1,5 – 2 yılda bir, duyarsız kalamayacağı teknolojileri geliştiren ve bunları kullanmak zorunda olduğunu hisseden, lider bir üretici ülke olarak bakalım. 1,5 – 2 yılda değişen bir teknoloji döngüsünü, 10 – 15 yıl süren bir sanayi süreciyle nasıl öpüştürebilirsiniz? Özetle bu programda gördüğümüz aslında şudur: “Yaşadığımız geçiş sürecinde, sanayi çağının epistomesi diyebileceğimiz savaş gemisi üretimi; bilgi çağının zorlamaya başladığı koşullar sayesinde, amansız bir çatışmaya girmiştir.”
Bilgi çağı teknolojileri geliştiren (üreten ayrı bir kavram) lider ülke olarak ABD’ye biraz daha detaylı bakalım. Aslında birçok alanda bu sürecin işaretlerini görüyorduk. Örneğin Littoral Combat Ship (LCS) programı, Freedom ve Indipendence sınıfı iki yerli ve milli tekneden oluşuyordu. Modülerliği esas alarak zamanı yakalamayı umdular. Her iki tekne de başarısız oldu ve program erken sonlandı diyebiliriz. M1 Abrams tankının ve M2 Bradley zırhlı muharebe aracının yerini almak üzere, defalarca platform geliştirdiler. Bu programların tamamı başarısız oldu ve sonuçta eldeki araçları modernize ederek (ve modern versiyonlarını üretmeye devam ederek) yollarına devam ettiler. Aynı Arleigh Burke sınıfı AEGIS destroyerler misali...
Amerikan Bakış Açısından Müşküliyetler
Amerikan savunma programlarına bakarak, şu sözü söylemeniz olasıdır. “Mükemmellik, iyinin düşmanıdır.” Bu söz kesinlikle doğru da olsa, duruma ne kadar uygun olduğu tartışmalıdır. Çünkü bizim konuştuğumuz dil ile, Amerikalıların konuştuğu farklı. Onların yeni icatlarına atadıkları kelimeleri de bilmiyoruz. Bilmediğimiz kelimelerle konuşamaz ve düşünemeyiz. Biz tüm dünya tarafından bilinen ve kullanılan bir yöntemle üretmeye devam ediyoruz. Bununla gurur duymak hakkımız ama; bilmem kaç yıl sonra, Amerikalıların karşılaştığı problemlerin birebir aynısıyla boğuşmak zorunda kalacağımız da muhakkak.
Rus savunma ve havacılık endüstrisi, hala Sovyetler Birliği zamanından kalan tasarımları üretmeye devam etmekte. Su-27 ve MiG-29’un modern türevleri gibi. Bu nedenle sıklıkla eleştirilere de maruz kalıyor. Fakat aslına bakarsanız ABD de, hala F-15 ve F-16 gibi yarım asrı deviren tayyarelerin üretimine devam ediyor. Amerika’nın farkı, bunları çok daha modern ve güncel tutabilmesi. Bu nedenle sahil güvenliği: “Benim fırkateyn irisi Cutter’larımı para basar gibi sorunsuz üretiyoruz. Nitelikleri de ihtiyaç tanımınızı dolduruyor. Neden bunları silahlandırıp kullanmıyorsunuz?” diye soruyor.
Çin’de de Her Şey Yolunda Gitmiyor
Dünyaya örnek gibi gösterilen Çin içinse, aslında durumunun çok vahim yanları var. Bir örnekle açmak isterim. İkinci dünya savaşı zamanında, bir teknenin metal iskeletinin parçalarını, iron casting yöntemi ile demirden döküyordunuz. Elle rafine edip, üretime sokuyordunuz. İnovasyon denen şey ise, perçin yerine kaynak kullanımıydı. Şimdi de demir dökebilirsiniz. Ya da bir demir parçasını, soğuk veya sıcak biçimlendirebilirsiniz. Yekpare bir demiri CNC ile şekillendirebilirsiniz. Demir tozunu presleyerek malzemeye form verebilir, ardından ısıl işlemle sağlamlaştırabilirsiniz. Ya da katmanlı / eklemeli imalat yöntemleriyle, 3D yazıcı kullanabilirsiniz. Belki elektroliz ya da farklı yöntemlerle kaplamanız da gerekebilir... Fakat durun kullanabileceğiniz binlerce farklı çelik alaşım var. Ama Alüminyum alaşım kullanmayı da tercih edebilirsiniz. Kompozit malzeme seçeneğiniz de var. Kompozit malzemenin bileşenlerini ve üretim metodunu seçerken de alternatifleriniz oldukça geniş...
Sadece gövde üzerinden bir çeşitlilik örneği verdim. Aslında işin elektronik kısmında, durum çok daha vahim. Zira üretim teknolojilerinde ve makine parkında, asla yavaşlamayan bir değişme, çeşitlenme ve yenilenme durumu söz konusu. Size bir sır vereyim: Dünyanın fabrikası Çin var ya? 15 – 20 yıl önce ürettiği ve kendi kullandığı askeri platformları desteklemede bile sıkıntı yaşıyor. Dışarıya sattığı silahlarda ise durum kendi içinden de vahim. Bu nedenle millet Çin’den değil, Türkiye’den SİHA alıyor. Kendisi bambaşka olsa bile, bir şeyin yerine bir başka şeyi uydurarak koyabiliyor. Ama örneğin ilk nesil JF-17’ler. Yedek parçaları artık yenisinden de pahalı. Pakistan bana bu lazım diyor. Çin onun yerine şunu düşünebilirim ama, üretmem için bana minimum şu rakamda sipariş vereceksin, bekleyeceksin, sonucu da deneyip göreceksin diyor. Olmazsa süreç ve masraf bir daha...
Üç yıl sonra savaşacak isen, bu durumların bir mahsuru yok. Nasılsa kuvvetinin önemli bir kısmı, güçlü düşmanlar karşısında zayi olacak. Ama otuz yıl sonra savaş seni bulacak olursa?.. İşte o zaman sıkıntı büyük. Otuz yıl beklemenin masrafı ise, ayrı bir can acısı. Yani dünyanın fabrikası ve bir numaralı üretim gücü olmak iyi de dışı seni içi beni yakar bir başka konu...
Kişisel Bir Dipnot:
Ellili yaşlara yaklaştık. Askerlik ve savunma ile bunlara ilişkin teknolojik gelişmeler bağlamında yaklaşık 35 yılı aşkın süredir, damla damla bilgi biriktiriyorum. Bu damlalar büyük bir göl oldu. Hani bir hususta uzmanlık için on bin saat kuralı vardır ya. “Askerlik sanatı ve teknolojileri alanında bir polimat/generalist” olabilmek adına rahat bunun iki üç katını yatırmışımdır. Bu bilgi gölü birçok olası geleceği içeriyor. Zira satranç oyununu X hamle önceden düşünme misali, dallanmalı simülasyonlarla da zihnim dolup taşıyor. Bu yazdıklarım aslında bu gölden sınırlı bir yansımaya, bu gölden bir kaşık alıp sunmaya benziyor. Yazdıklarımızın bir evveliyatı var, sonrası var, sebep – sonuç ilişkileri var... Bunları anlatmak, kâğıda dökmek çok zor, hatta çoğunlukla imkânsız bir süreç. Ancak bu konulara kafa yoran güvenli bir dostlar meclisinde, karşılıklı sohbet ederek ortaya konulabilecek derinlikli şeyler. Bunları daha derinlemesine paylaşabileceğimiz dost sohbetlerinde buluşmak dileğiyle.