Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

İnsanlık Tarihi Bize Ne Anlatıyor?

Bulunan en eski yazılı belge ise M.Ö. 3000 yıllarına ait Sümer kil tabletleri. Yani 5 bin yıl öncesine ait. Bir yerde 1 milyon 400 bin yıllık bir insanlık tarihi, diğer yanda 73 bin yıl öncesine ait ilk anlamlı insan kaydı, sonra da hepi topu 5 bin yıllık yazılı belge. Düşünebiliyor musunuz, insanlık olarak tarih boyunca nasıl bir gelişim göstermişiz?

Deki gözlerini açıyorsun ve öylece kalıyorsun. 

Kimsin, burası neresi, hangi zamandasın, aklına hiç bir şey gelmiyor.

Etrafta da hiçbir şey yok. Her yer bomboş ne yeryüzü var, ne gökyüzü.

Hadi abartmayalım, bembeyaz bir oda içindesin diyelim. 

Yukarıdan bir yerden bir ışık geliyor, ama sanki tüm tavan bir lamba, öyle göz alıcı bir ışık değil gelen, ama içerisi de oldukça aydınlık. 

Sana üç tane top versem ne yaparsın?

Hadi diyelim ben de yokum. 

Dedim ya, etrafta hiçbir şey yok.

Etrafta hiçbir şey yok diyorum, ama senaryoyu biraz değiştirelim isterseniz.

O üç topu ben vermiyorum da, üç tane top odanın ortasında duruyor diyelim.

***

Böyle bir halde olsanız ilk tepkiniz ne olur?

Sanırım önce belki nedir bunlar diye başlarsınız düşünmeye.

Evet, düşünebiliyorsunuz!

Önce belki biraz korkarsınız gerçi. Belki duvarları falan yoklarsınız.

Ama sonra o üç top dikkatinizi çekecektir.

Belki çekinerek dokunursunuz toplardan birine. 

Herhangi bir zararı dokunmadı bakın topun size. 

Biraz ittirince yuvarlandığını görürsünüz herhalde.

***

Evet, böyle sosyal deneyler yapılıyor mudur biliyorum, ama bu sahne daha önce izlediğim bir filmden bir sahnenin bir benzeri.

İnsanoğlu tarih boyunca elinde ne varsa onu incelemiş, elindekine bir anlam vermeye çalışmış.

Toplarla başladık ya, hadi biraz daha devam edelim. En son biraz ittirmiştik, top yuvarlanmıştı.

Mesela biraz hızlı ittirince topun gidip diğer topa değdiğini düşünün. 

O topu da hareket ettirdi, gördünüz mü?

İlginç değil mi? İşte bu momentum.

Başlıyorsun düşünmeye, bu iş nasıl oluyor diye. 

Sonra başlıyorsun toplarla oynamaya, mesela biraz daha hızlı ittiriyorsun, o topların birer bilardo topu olduğunu farz edelim isterseniz.

Arada çarpışınca sesler çıkıyor bakın, o sesler niye çıkıyorlar acaba? Top ilk kez bir diğerine çarptığında bir sesi ilk defa duyuyorsunuz.

Sonra sizin de ağzınızdan ses çıkarabildiğinizi fark ediyorsunuz.

Sonra üç tane top demiştim ya, her birinin farklı renklerde olduğunu düşünün. 

Kırmızı, mavi ve sarı mesela. 

Bakın şimdiden bir sürü bilgi edindik. Hareket, momentum, ses, renk. Biraz da kendimizin farkına vardık.

***

Sonra başlıyoruz düşünmeye, ben kimim? Burası neresi? Biraz önce o top şuradaydı, ama şimdi burada, bu olaylar olurken aradan bir süre geçiyor. Zamanın farkına varıyoruz. Olaylar zaman içinde belli bir sıra ile oluyorlar. Ama hiç bir şey olmasa da zamanın ilerlediğini fark ediyoruz.

Tarih boyunca bir sürü düşünür böyle kendi kendine düşünmüş işte.

Sonra da düşüncelerini bir başkaları ile paylaşmışlar. 

Belki diğer insanlar o düşünen insana belli bir değer vermişler, sözünü dinlemişler onun. Öğrencileri olmuş mesela. Söylediklerini bir başkasına aktarmışlar.

İnsanoğlu sonuçta bildiklerini bir şekilde bir sonraki nesillere aktarmış.

***

Bu aktarımlar sırasında bazı şeyler farklı da aktarılmış olabilir. Belki biraz abartılarak, belki yanlış anlaşılarak. Sonuçta her zaman her şeyi biz bile doğru anladığımızı iddia edemeyiz herhalde.

Belki kimi efsaneler böyle doğmuş. Olmayacak olaylar biraz da olaylar biraz süslenerek anlatılınca efsane haline dönüşmüş olamaz mı?

Sonuçta hikayeler başlarda kulaktan kulağa aktarılmış.

Belki dinler bile bu şekilde doğmuştur. 

İnsanlar açıklayamadıkları kimi olayları daha üstün bir varlığa ithaf etmiş olamazlar mı?

Evet, bir yaradan olmalı!

Her şey kendi kendine olacak değil ya?

Sonra yaşam diye bir şey var, yaşamın da bir amacı olmalı illaki!

Neyse, bu konular inanç meselesine giriyor, kim nasıl neye inanıyorsa inanmakta serbest. 

Ancak insanoğlunun halen daha her şeye bir açıklama bulamadığı da bir gerçek.

Hatta bence hiçbir zaman açıklama bulamayacağı bazı konuların olacağı da bir gerçek.

O yüzden ben herkesin her türlü inancına saygı duyarım. 

Yeter ki kendi inancını bir başkasına dayatmasın.

***

Bugün bilgi çağındayız!

Artık her şeyi neredeyse hiçbir zaman yok olmayacak şekilde kayıt altına almayı biliyoruz!

İnternet diye bir şey var mesela! 

İnternette bulut sistemleri bile var. 

Artık kaydettiğimiz bir bilgiye bulut üzerinden bir başka cihazla ulaşabiliyoruz!

Gerçi ben halen daha yazılarımı yazdığım bu telefonun bulut özelliğini yazılar için kullanamıyorum. 

Yani nedense diğer telefondan yazılarıma direkt olarak ulaşamıyorum. Mesajlarla birbirine aktarmak zorunda kalıyorum.

Gerçi telefonlar arasında iletişimi bir şekilde hallettim. Geçenlerde sonunda birinde kayıtlı olan telefon numaralarını diğeri ile paylaştırmayı becerdim.

Sanırım sorun bir telefonun işletim sisteminin "android", kızımın yakın zamanda verdiği diğerinin ise "ios" işletim sisteminde olması. 

Aynı yazı programı farklı işletim sistemlerinde aynı düzende çalışmıyor. Ya kullandığım programı değiştireceğim ya da telefonu.

Neler diyorum ben ne telefonu, ne bulutu, ne sistemi, ne programı?

Daha biraz önce ilk insandan bahsediyorduk!

İlk insan olmasa da, yazının başında metafor olarak hiç bir şey bilmeyen bir insandan yola çıkmıştık.

***

Sizce kaç yıldır insanoğlu bu dünyada mevcut olabilir?

Dünyanın yaşının dört buçuk milyar yıl olduğu söyleniyor.

Dinozorlar yaşamış mesela bir zamanlar. Ama türleri tükenmiş. Meteor düşmüş galiba bir aralar dünyaya.

Gerçi bugün yaşayan kuşların o zamanlar uçmasını becerebilen dinozorların torunları olduğu söyleniyor.

Düşünebiliyor musunuz? Akşam fırında tavuk yiyorsunuz, aslında tavuk dediğiniz bir zamanların dinozorlarının torunu!

***

İnsan türüne ait bulunan en eski tarihi kalıntıların 1 milyon 400 bin yıllık olduğu tahmin ediliyormuş.

Bu fosiller İspanya’nın kuzeyindeki Burgos kenti yakınlarındaki Atapuerca arkeolojik kazı alanında bulunmuş.

Yakın zamana kadar insanoğlunun tarihinin 500 bin yıl ötesine dayandığı düşünülürken, bu fosiller ile tarih bilgisi yaklaşık bir milyon yıl geriye ötelenmiş olmuş.

Üstelik insanlığın Afrika'dan dünyaya yayıldığı düşünülüyor ya, bu fosiller ise İspanya'da bulunmuş.

Yine de insanoğlunun Afrika'dan dağıldığı tezi halen daha geçerli deniyor. Sadece bu göçün bulunan bu fosillerle tahmin edilenden çok daha öncelerde başladığı anlaşılmış oldu deniyor.

Yani insanoğlunun bu dünyadaki macerası belki de 1 milyon 500 bin yıllık bir macera.

***

Arkeologlar sürekli bir şeyler arayıp duruyorlar. Arada buluyorlar da.

Şu ana kadar bulunabilen bulgularla olası birtakım senaryolar üretiliyor tabii ki, ama hangisi gerçek, hangisi uydurma çok da belli değil bence. Hadi uydurma demeyeyim de tahmin diyeyim. Bilimsel bulgularla destekli tahminler. Çok fazla zaman geçmiş ve birçok şey yok olmuş, zamanı geriye çevirip o günlere gidecek halimiz olmadığına göre, mecburen tahminlerle ilerlenmek zorunda kalınıyor. Bunu ben de anlayabiliyorum.

Başta dedim ya, insanoğlu ancak elinde olanları inceliyor, bulduklarını, elindekileri bir şekilde anlamlandırmaya çalışıyor.

***

Bir şeyleri kaydetmek ise ilk insanların oldukça sonra aklına gelmiş. 

Başta düşünmemişler.

Güney Afrika'da yapılan araştırmada bir mağarada insan eliyle yapılmış en eski yazıt olduğu düşünülen bir kaya parçası keşfedilmiş ve bu yazıtların yaklaşık 73 bin yıl öncesine ait olduğu düşünülüyormuş.

***

Bulunan en eski yazılı belge ise M.Ö. 3000 yıllarına ait Sümer kil tabletleri. Yani 5 bin yıl öncesine ait.

Bir yerde 1 milyon 400 bin yıllık bir insanlık tarihi, diğer yanda 73 bin yıl öncesine ait ilk anlamlı insan kaydı, sonra da hepi topu 5 bin yıllık yazılı belge.

Düşünebiliyor musunuz, insanlık olarak tarih boyunca nasıl bir gelişim göstermişiz?

***

Teknolojik gelişmeler ise şunun şurasında birkaç yüzyıl öncesine dayanıyor.

Hatta internet dediğimiz, bugün hayatımızın neredeyse her yerine girmiş olan iletişim ağımız bile 1989 yılında keşfedilebildi, ben henüz üniversitedeyken!

Tamam, o yıllarda bilgisayarlar vardı, hatta birbirleri arasında iletişim de kurabiliyorlardı, ama uluslararası internet ağından bahsediyorum. 

Bugünkü internet ağının kuruluşu şunun şurasında 34 yıllık bir konu.

***

Sonrasında doğal olarak her şey çok daha hızlı ilerledi.

Önce bir takım bilgi aktarımı için kullanılan internet, bugün attık sosyal medya adı altında neredeyse hemen herkesin dünyasını tamamen değiştirdi. 

Çıkar bakayım telefonunu diyen dayıları değerlendirme dışında bırakıyorum.

***

Akıllı telefonlar üzerindeki 3G bağlantısının ilk defa ne zaman yapıldığını hatırlayan var mı?

3G teknolojisi Japonya'da 1998 yılında "NTT docomo" firması tarafından keşfedilmiş. 

Amerika'ya 2002 yılında, Avrupa'ya ise 2003 yılında ulaşmış.

Türkiye'ye ise hatırlayan varsa 2009 yılında, o zamanlar henüz başbakan olan cumhurbaşkanımız sayın Erdoğan tarafından tanıtılmıştı. 

Kimle görüntülü konuşmuştu hatırlamıyorum, ama ilk defa görüntülü görüşme yaptığı o anlar televizyonda gösterilmişti.

Şunun şurasında 14 yıl geçmiş.

Ne kadar yeni değil mi?

***

Tüm bu kronolojiyi niye yazdım biliyor musunuz? 

Kendi adıma benim ilk defa bilgisayarlar ile tanışmam Kuleli'nin son senesine rastlar. 

1984 Eylül, ya da Kasım ayı olabilir. Zaten 1985 yazında da mezun olmuştuk.

Ancak bugün belli bir yaşın üstündeki insanların teknoloji ile bu derece haşir neşir olması doğal olarak mümkün değil.

İnsanın bazı şeylere uyum sağlaması o kadar da kolay olmuyor.

Yanlış anlaşılmasın, kimseye cahil dediğim falan yok, o sözü daha çok sevgili İlber Ortaylı söylemesini seviyor. Buradan sevgiler olsun kendisine.

Benim dediğim insanın bazı yeniliklere uyum sağlamasının o kadar da kolay olmadığı.

Doğal olarak o sokak röportajlarında düne kadar çıkar bakayım cep telefonunu diyen dayılara bile şahsen ben çok fazla kızamıyorum. O dayılar halen daha kendilerine kurdukları o dar dünyada yaşıyorlar.

***

Geçenlerde markette hanımla alışveriş yaptığımızda, hanım aldığınız ürünleri çantanıza yerleştirmek için marketin bir kenarına konulmuş o masalardan birinin başındaki oldukça yaş almış bir beyefendiye dikkatimi çekti.

O beyefendi aldığı her şeyi yanında getirdiği gazete kağıtlarına özenle sararak çantasına yerleştiriyordu.

Bunu niye yapıyor diye sorduğumda, hanım bunun Sovyetler Birliği zamanından kalma bir alışkanlık olduğundan bahsetti.

Eskiden satılan hiçbir şey paketli olmadığı için Sovyetler Birliği'nde insanlar kendileri aldıkları şeyleri gazete kağıtlarına sararlarmış.

Yaşlı beyefendi halen daha o günlerde yaşıyordu anlaşılan.

İşte dediğim böyle bir şey.

***

Hatta bugünkü sayın yöneticilerimizin ülkeyi halen daha eski kurallara göre yönetme niyetlerine de kızamıyorum.

Hadi daha ötesine de gideyim, bu yöneticileri seçen halka da hiçbir şey diyemiyorum.

Çünkü teknoloji insanın takip edemeyeceği bir hızla ilerliyor.

***

Ben kendim bile başta yazdım ya, çok önceleri bilgisayarlar ile tanışmış olsam da, bugünkü teknolojiler ile bazen yeterince baş edebilecek bilgiye sahip olduğumu zannetmiyorum.

İki telefonu bulut ile birbirine bağlamayı bile daha yeni çözdüm. O da yarım yamalak, notlarımı paylaştırmayı henüz beceremedim. Gerçi o biraz da sistem farkından kaynaklanıyor, ama büyük ihtimal vardır bir çaresi.

***

Peki bu kadar sözün özü nedir diye soruyorsanız, ey gençler, sanırım bu sözlerim sizlere olacak.

Bu nesil maalesef böyle. Sizler ise biraz önce bahsettiğim teknoloji tarihinin içine doğdunuz.

Benim kızlarım arasında bile yaş farkından dolayı teknolojik becerilerinde fark olduğunu hissediyorum. Küçük teknolojik konularda çok daha becerikli.

Bu teknoloji çağında sizlere çok daha güzel bir gelecek kurmak zorunda olan bu yönetim kadroları maalesef bunu nasıl yapacaklarını bilmiyorlar.

Belki de yetiştikleri ortamdan kaynaklanan şahsi hırslar da bunda büyük rol oynuyordur.

İnsanoğlu çiğ süt emmiştir sözünü kulağınıza küpe ederek, sanırım sizlerin bu işi, yani geleceğin Türkiye'sini kurmayı kendi başınıza halletmeniz gerekecek.

Bunu söylerken herhangi bir parti sempatizanlığını kastetmiyorum, gençlerin tümünden, kendini genç hisseden herkesten bahsediyorum.

Ancak bunu yapabilmenin çaresi asla ülkeyi terk etmek olmamalı. İnanın bunu tecrübe söylüyor. Ben çok uzun yıllardır yurt dışında yaşıyorum.

Dolayısıyla yapılacak bir şeyler varsa, o yapılacaklar ülke sınırları içerisinde olmalı.

***

Daha bu hafta sonu üniversite sınavları yapıldı. Umarım herkesin sınavı umduğu gibi geçmiştir. 

Sınavlarda başarılı olanların önünde birkaç sene çok güzel üniversite yılları olacak. 

Öncelikle bu güzel yılların tadını çıkarın.

Ancak ardından gerçekten zor bir dönemden geçeceksiniz.

Belki de bizlerden çok daha zor günler sizleri bekliyor olacak. O yüzden üniversite yıllarını öyle pek boşa harcamayın. Mümkün olduğunca kendinizi geliştirin. 

Çünkü dedim ya, bugünkü yöneticiler ülkeyi nasıl yöneteceklerini, nasıl yönetmeleri gerektiğini gerçekten tam olarak bilemiyorlar. Halen daha yıllar öncenin acıları ve kırgınlıkları ile yaşıyorlar.

Artık seçimler dahil, her şeyin, yani alınacak her türlü kararın teknoloji destekli olması çoktan zorunlu hale geldi bence.

Katılımcı demokrasi!

Olması gereken böyle bir yönetim sistemi. 

Ama maalesef ülkede halen daha medrese eğitimi ve dindar nesil derdinde olan büyükleriniz çeşitli ayak oyunları ile güçlerini ellerinde tutma derdine düşmüşler. Yıllar öncesinin kavgaları halen daha sürüyor.

Diğer yandan da yeni nesillerin kendilerinden çok daha akıllı olmalarını istemedikleri için, insanları istedikleri gibi yönetebilme kaygısıyla ülkeyi yıllar öncesine döndürme niyetindeler.  

Bu son dönemde benim tahminim iktidarda olanlar baskı rejimini çok daha fazla artıracak ve bu amaçla yep yeni yöntemler geliştirme peşinde olacaklar.

Bu baskının üstesinden gelecek yeni yöntemler bulmak sanırım öncelikli göreviniz olacaktır.

Sonuçta bu dünya Sultan Süleyman'a bile kalmamış. 

Yönetimdekilere kalmayacağı da açık bence.

Sanırım görevi anladınız.

Teknolojiden ayrılmayın diyerek bitireyim yazıyı, teknoloji ile yanılmazsınız.

Moskova'dan herkese sevgi ve saygılarımla 

Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Araştırmacı Yazar Deniz BURSALIOĞLU
Tüm Makaleler

  • 20.06.2023
  • Süre : 9 dk
  • 1268 kez okundu

Google Ads