Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

Maduro, Venezüella ve ABD

Venezüella halkının bugün Maduro’ya yapılan gayri hukuki operasyona yoğun tepki göstermemesi, halkın ekonomik sıkıntılardan, nepotizmden, hileli seçimlerden, otokrasiden kısaca iyi yönetilmediğinden bıktığının bir göstergesidir. Halkın yüzde 20’sinin ülkeden ayrılma sebebi de Maduro’nun kötü yönetimidir.

2026 yılına ABD’nin uluslararası hukuk tanımamazlığının bir tezahürü olan enteresan bir operasyonla girdik.

Venezüella devlet Başkanı Maduro, üstelik kendi ülkesinden, kendi konutundan, yanında eşi ile birlikte ABD’nin askeri, polisiye ve istihbarı operasyonuyla ABD’ye getirildi ve yargılanmaya başlandı. Üstelik Venezüella emniyet güçlerinden neredeyse hiç bir savunma reaksiyonu olmaksızın. Öncelikle şunu belirtelim. ABD mahkemelerinin başka bir devlet başkanını yargılama yetkisi yok. Maduro suçlu bile olsa, ya kendi ülkesinde ya da uluslararası mahkemelerde yargılanması gerekirken, ülkesinden kaçırılması ve ABD’de yargılanması dünya düzeninin iyiden iyiye çivisinin çıktığının açık bir gösterisidir.

Hatırlayalım. ABD, uluslararası hukuka aykırı bir şekilde, benzer operasyonları hep yaptı, yapıyor. En son kendi ülkesinden gönderdiği B-52 bombardıman uçaklarıyla İran’ın yer altı nükleer tesislerinin bulunduğu Fordow’u vurdu, orayı kullanılamaz hale getirdi ve tek bir zayiatı olmadan evine döndü. Bir çok devletin hava sahasını izinsiz kullanması bir yana, dünyanın bir ucundan öbür ucuna böyle bir hava harekâtını yapmasıyla, özellikle Avrasya’ya “Ben bitmedim, hegemonya benim, istediğim yeri, istediğim zaman, mesafe tanımaksızın vururum, uluslararası hukukmuş, meşruiyetmiş tanımam, siz de hiç bir şey yapamazsınız.” mesajını verdi.

ABD, baktı ki, kimsenin ona dur diyeceği yok, el yükseltti ve tesislere yaptığı askeri operasyonları başka devletlerin liderlerine yapmaya başladı. Bu durum, ister otokratik ister totaliter, isterse demokratik olsun tüm diğer ülkelerin liderlerinin tamamını rahatsız edecektir. Bu rahatsızlık ülkelerin savunma harcamalarının artırmasına sebep olacaktır. Her ne kadar, operasyonun sebepleri narkotik terörizm ve narkotik uyuşturucu kaçakçılığı gibi gözükse de, bu olay sonrasında tüm devletlerin silahlanma yarışının, büyük, küçük, herhangi bir uluslararası örgüte üye olup olmadığına bakılmaksızın, süpersonik bir hızla artacağı ve bundan en büyük payı da ABD’nin alacağı ortadadır. ABD hegemonyası, Avrasya’dan gelen kendisine yaklaşma ve geçme tehdidini, kendisinin en güçlü olduğu, askeri ve teknoloji gücü kullanarak dizginleme ve bertaraf etme uğraşısına devam etmektedir.

Dönelim Maduro’ya.

Maduro’nun başını çektiği otokrasiye kayan düşük seviyeli demokrasiler hem kendi ülkeleri ve halkı, hem de dünya düzeni için çok önemli bir sorun yarattı. Maduro ve onun tarzına benzer uygulamalar yapan otokratik liderler, ülkelerinde her türlü denge ve kontrol sistemini yok edici kararlar aldılar, böylece hesapsız, sorgusuz, sualsiz bir yönetim anlayışı ortaya çıktı. Bu tarz ülkelerde demokrasi varmış, hukukun üstünlüğü geçerliymiş gibi gözükse de, totaliter bir anlayış ortaya çıktı. Halkın demokratik tepkilerinin baskı altına alınması yoluyla demokrasinin olmazsa olmazlarından özgür medya ve muhalefet zayıflatıldı. Farklı manipülasyonlar ve korkularla halkın iktidara desteğinin azalmaması sağlandı. Yaşanan krizlerden ve kötü yönetimden bıkan halk seçime gidip otokratik liderini değiştirmek istese bile, bu sefer hileli seçimler devreye girdi ve otokratik liderlik bir türlü değişmedi. 2024’te yapılan Venezüella seçimine, Maduro’nun ülke dışından gelecek gözlemcilere izni vermemesi ve yaşandığı iddia edilen hileler sebebiyle, güney Amerika devletlerinin çoğunluğu tarafından bu seçimin tanınmaması, bu totaliterliğin bariz bir örneği olmuştur. Maduro’nun iktidarı devretmemek adına haksız ve hukuksuzca yaptıkları ortadayken ne kendi ülkesinde ne de uluslararası hukuk karşısında hesap veremiyor olması, bu yeni durumun ortaya çıkmasına, ABD’nin dünya jandarmalığını yeniden ilan etmesine sebep olmuştur. Hukuktan ümidini kesen insanların, hak arama çabalarında mafyayı devreye sokmasına benzer bir durum, devletler arasında yaşanmaya başlanmıştır. Hukuksuzluğu yine hukuksuzlukla imha etmeye kalkmak ne kadar doğrudur, yaşayıp göreceğiz.

Venezüella’da 2024 seçiminden 5 yıl önce 2019 yılında da Maduro ve Venezüella ile ilgili tartışmalar yaşanmıştı. O günleri hatırlayalım ki, bugün yaşananları daha iyi analiz edebilelim. Maduro, 2019’daki seçim sonucunda seçilmiş bir başkandı, ancak muhalefetin boykot ettiği ve katılımın %50’nin altında kaldığı bir seçim sonucunda başkan olmuştu. Ve daha da enteresanı, ulusal meclisin yani halkın oylarıyla seçilmiş vekillerin başkanı sıfatıyla, 35 yaşındaki Guaido, Maduro’ya karşı, geçici devlet başkanlığını ilan etmişti.

Guadio’nun ilanını, ABD ve Kanada başta olmak üzere, Amerikan Devletler Örgütü; Bolivya ile Meksika hariç, bir çok Güney Amerika devleti tanırken, içinde Rusya ve Türkiye’nin de bulunduğu devletlerden Maduro’ya destek mesajları gelmişti.

AB ise, yeniden seçim yapılması gerektiğini savunuyordu.

O dönemde bu olayı, ne kadar baskıcı olursa olsun, mevcut yönetime bir darbe olarak görenler Madurocu; halkın baskıcı rejimlere karşı bir devrimi, bir halk hareketi olarak görenler ise Guaidocu olmuştu. Bu olayın bir darbe mi, yoksa demokrasi yanlısı gerçek bir halk hareketi mi olduğu tam olarak netleşmemişti. Bunun en büyük sebebi de darbelerin ana unsuru olan o ülkenin silahlı kuvvetlerinin duruşuydu ki, Venezüella ordusu, bu tartışmaların içinde değilmiş gibi gözüküyor ve taraf olmuyordu.

İçine hile hurda karışmayan, bol gözlemcili, yeni bir seçim yapılması, yani AB’nin tavrının en iyi çözüm olacağı aşikardı, ama bu da olmadı.

Sonuçta demokratsak ve demokraside kuralları halk belirlerse, halkın taleplerini dikkate almak lazım. O dönemde yüzde milyona dayanmış enflasyonla bir ülkenin idare edilmesi mümkün değildi ve neticede bugüne gelindi.

Venezüella halkının bugün Maduro’ya yapılan gayri hukuki operasyona yoğun tepki göstermemesi, halkın ekonomik sıkıntılardan, nepotizmden, hileli seçimlerden, otokrasiden kısaca iyi yönetilmediğinden bıktığının bir göstergesidir. Halkın yüzde 20’sinin ülkeden ayrılma sebebi de Maduro’nun kötü yönetimidir. Maduro yaptıkları sebebiyle kendi ülkesinde veya uluslararası mahkemede yargılanabilseydi, bugün dünya ABD’nin yaptığı bu hukuksuz operasyonla karşı karşıya kalmayacaktı.

Görünen o ki, otoriter ve totaliter yönetim anlayışları sadece o ülkenin değil, tüm dünyanın düzenini de bozmaktadır artık. Hele ki, bu yönetimler kendileri gibi gittikçe otoriterleşen ABD yönetiminin yeniden hegemonya olma yolundaki çıkarlarına çalışmazsa, bu tarz operasyonlara maruz kalacaklar demektir. ABD çıkarlarına uygunsanız, totaliter olmanız sorun olmaz algısı, bu liderlerin yönettiği ülkelerin kendi çıkarlarından ziyade ABD çıkarlarına göre kararlar almasına sebep olacaktır. Bu operasyonlara sessiz kalmak ya da cılız sesler çıkartmak, bu tarz otoriter liderlerin yönettiği devletlerin de benzer bir durumla karşı karşıya kalmalarına sebep olacaktır.

Dünya, hem kendi çıkarı için her türlü gözü dönmüş, hukuk tanımazlığı düstur edinmiş ABD hegemonyasından, hem de halkını ezen, haksız, hukuksuz yönetimi ile halkı bezdiren, hileli seçimlerle iktidarı devretmeyen otoriter ve totaliter rejimlerden kendini kurtarmadıkça, daha güzel bir dünya olamayacak anlaşılan.

Doç.Dr. Ersoy ÖNDER
Doç.Dr. Ersoy ÖNDER
Tüm Makaleler

  • 06.01.2026
  • Süre : 2 dk
  • 922 kez okundu

Google Ads