Site İçi Arama

analiz-ve-raporlar

Sarı Saçlı ve Kara Bahtlı Kız: Mihriban (Bölüm 2)

Karakoç, yazdığı başka aşk şiirlerinde de açık ya da subliminal şekilde Mihriban’a yer vermiştir. Mihriban; Farsça bir kelime olup “Şefkatli, güler yüzlü, yumuşak huylu, güvenilir dost, sırdaş, eli bol” anlamına gelmektedir.

KARAKOÇ, bir ay süren bir tanışma sonunda âşık olduğu ve Mihriban kod adını verdiği kız hakkında üç şiir yazmıştır:

1-Mihriban (1960)

2-Mihriban’ım (Unutursun) (1964)

3-Sevgi Yetmiyor (1991)

Bu şiirler, Mihriban için yazıldığı Karakoç tarafından açıkça belirtilen şiirlerdir.

Zaten, en azından Pakize Hanım ile evlendiği zamâna kadar devâm eden mektuplaşmalara ve Mihriban’ın bulunduğu şehir gazetelerinde kodlanmış şekilde yayınlanan şiirlere bakıldığında, doğrudan Mihriban için yazılan şiirin sayısının oldukça çok sayıda olacağı âşikârdır.

Karakoç, Mihriban şiirlerinin 3’üncüsünü 1991 yılında yazdığına göre; belki Karakoç, Pakize Hanım ile 1964 yılında evlendikten sonra yazdığı başka aşk şiirlerinde de açık ya da subliminal şekilde Mihriban’a yer vermiştir.

Mihriban; Farsça bir kelime olup “Şefkatli, güler yüzlü, yumuşak huylu, güvenilir dost, sırdaş, eli bol” anlamına gelmektedir.

Olayın geçtiği tarihe bakıldığında; aşkın başlangıç yılı, 1960 yılıdır. İlk def’â âşık olan Abdurrahim KARAKOÇ 28 yaşında ve Mihriban da yaşının çok küçük olduğundan bahisle verilmemesi nedeniyle tahminen 16-17 yaşlarındadır. Abdurrahim KARAKOÇ, “âşık olmak için oldukça geç kalmış sayılacak bir yaş” olan 28 yaşına denk gelen 1960 yılında; yüzüne karşı “îlân-ı aşk: aşkı açıklama”da bulunduğu kıza Mihriban kod adını vermiş ve kızın taşındığı şehirdeki gazetede şiirlerini yayınlamak suretiyle “îlâm-ı halk: halka bildirme” yoluna gitmiştir.

Daha sonra Karakoç: Mihriban şiirlerinin ilki olan ve 1960 yılında yazdığı “Mihriban” şiirinden aldığı haz, hız ve cesâretle; 1964 yılında “Mihriban’ım” şiirini ve yaklaşık 27 yıl sonra 1991 yılında da “Sevgi Yetmiyor”u yazarak bu kara sevdâyı taçlandırmıştır.

Karakoç; genel anlamda delikanlı, tutarlı ve istikrarlı bir insan görüntüsü veren ve bu görüntüsünü uygulamalı şekilde vefat edinceye kadar sürdüren bir insandır.

Ancak, böyle bir karakterdeki Karakoç’un aşktan bahsetmeye utandığı 1960’lı yıllardan îtibâren yazdığı, muhteşem besteciler eliyle ve ünlü sanatçılar ağzıyla dillere pelesenk edilen bu “baştan ayağa aşk kokulu” olduğu düşünülen Mihriban şiirlerinde kısmen ya da tamâmen; kendisinden hiç beklenmeyen ve maksadını aşan ciddî hatâlar, yanlışlıklar, tutarsızlıklar, haksızlıklar, çapraz koşular, gitgeller ve karışık duygular bulunmaktadır.

Karakoç, büyük bir aşkla ve hızla girdiği Mihriban şiirlerinde:

*Duyguların gittikçe zirveye yükselmesi gereken ve yolun ortası olan kıt’alara gelince âdeta nefessiz kalmış,

*İlk kıt’a bile denilebilecek erkenlikteki orta kıt’alardan itibaren zikzak ve yalpa yapmaya başlamış ve

*Pişmiş aşa su katmak bir yana, kaşık kaşık doldurduğu kazanı bir ve daha fazla kıt’aya sığdırdığı menfî duygularla tekmeleyerek devirmiş ve yok etmiş; yemeği ocağa hiç konulmamışa ve hiç pişmemişe, aşkı hiç yaşanmamışa ve olmamışa çevirmiştir.

Okuyanlar, dinleyenler ve akademik düzeyde dahi inceleyenlerden Allâh’ın bir kulu da söz konusu şiirlerdeki bu çelişkileri görüp Karakoç’u tenkît etmek, ayıplamak ya da uyarmak suretiyle şiirleri revize ettirmemiştir.

Bu durumun muhtemel iki sebebi bulunmaktadır:

*Okuyan, dinleyen ve akademik düzeyde inceleyenlerin hepsi de serinin ilki olan Mihriban şiirinin ilk iki kelimesi olan “sarı saçlar” sözünden îtibâren kendinden geçmiş ve efsunlanmış olup söz konusu çelişkileri görememiştir.

*Ya da okuyan, dinleyen ve akademik düzeyde inceleyenlerin hepsi şiirden anlasa da hiçbiri aşktan anlamamaktadır.

Usta, kalfa ya da çıraklar tarafından yapılmayan bu tenkît etme, ayıplama ve uyarma işi, kala kala benim gibi bir “çırağın orta elemanı / ayakçı / ofisboy”a kalmıştır!

Ancak, ne yazık ki artık:

*Karakoç, ilâhî yazgı gereği vefat etmesi gereken vakitte vefat etti.

*Karakoç’un diri zamanında yaşamış olsam da girmiş olduğum narkoz ve efsundan geç uyandım.

Onun için:

Söz konusu şiirleri Karakoç ile müzâkere etme ve revize etme / ettirme imkânı, onun beni têyîd etme ya da “sen yanlış anlamışsın Molla Kâsım!” deme imkânı da kalmamıştır!

A)-Mihriban şiirlerini genel değerlendirmeye geçmeden önce özel birkaç husûsa hızlıca vurgu yapmak gerekirse, Mihriban şiirlerinde ilginç bir durumla karşılaşılacaktır:

1)-Mihriban şiirinde yer alan ilk mısrâda Sarı saçlarını deli gönlüme / Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban!” demek sûretiyle, Karakoç bir mısrâya iki yanlış veyâ (af edersiniz) iki yalanı birden sığdırmıştır.

Şöyle ki:

a)-Mihriban’ın saç rengi

Karakoç’un TV programları ile röportajlarda ve diğer Mihriban şiirinde de belirttiği üzere, Mihriban’ın saç rengi sarı değil kumraldır.

Karakoç, Mihriban’ın saç rengini nasıl öğrenmiştir?

İşin içinde aşk olmasına rağmen, her iki Müslüman’ın haramın sınırlarını koruduğuna ve aşkı meşk ve işrete çevirmediğine inandığımıza göre:

*Ya Karakoç’un “çok merâk ediyorum. Söyle bana Mihriban, saçların ne renk?” sorusuna karşılık Mihriban, saçlarının rengini “benim saçlarım kumraldır Abdurrahim!” diye beyân etmiştir.

*Ya da Karakoç, esen rüzgârdaki bir gaflet ânında Mihriban’ın açılan başörtüsünün altından Mihriban’ın bir tutam saçını görmüştür.

*Mihriban’ın babası “seküler batı hayâtının, modernliğin yılmaz öncüsü ve bekçisi” askeriye çalışanlarından olduğundan; o zamanlar kısa kol ve askılı tişört, kısa ve mini etek gibi giyim tarzları başını örtmeyen kadınlarda bile arsızlık, iffetsizlik ve hayâsızlığın sembolü sayıldığından; Mihriban’ın sadece açık saçlı olması ve Karakoç’un da bu şekilde saç rengine vâkıf olma ihtimâli de bulunmaktadır.

Her neyse…

Mihriban’ın saç renginin kumral olduğu kesin olduğuna göre: Mihriban’ın kumral olan saç renginin nesi vardı da Karakoç vurulduğu saç rengi olarak sarı renge karar vermiştir?

Hece ölçüsü açısından düşünecek olsak; kumral da iki heceli olduğu gibi beyaz, siyah, kara ve kızıl kelimeleri de iki heceli.

Bu durumda: Karakoç, Mihriban’ı değil de sarı saçlı (diğer şiirlerinde de kumral saçlı) başka bir kızı ya da hayâlindeki başka bir yâri mi sevmiştir de aşkın tarihi yükünü çekmek Mihriban’a mı kalmıştır?

Eğer Karakoç; Mihriban’ın saç rengi konusunda gerçeğe aykırı yakıştırmalar ve güzellemeler yaptı ise, sevdiği kızda methettiği diğer konulardaki esas durum nasıldı acaba?

Meselâ Karakoç, “Selvi boylu, al yanaklı, güzeller güzeli Mihriban’ım!” demiş olsaydı; muhtemelen Mihriban’ın kısa boylu ve tıknaz, çil yanaklı, çirkin ve en fazla vasat güzellikte biri olma ihtimâli de var demektir.

b)-Aşkın gönüllü ya da zoraki olması

Mihriban şiirinde, ilk kıt’anın “bağlamışlar çözülmüyor Mihriban!” ifâdesinin yer aldığı ikinci mısrâsında “bağlamışlarkelimesini kullanmıştır.

Bu şekliyle sanki; kendisi bu aşka gönülsüzmüş ve niyetsizmiş ve Mihriban’a kendisi gönüllü bağlanmamış da başkaları zorla bağlamış gibi, “benim hiç niyetim yoktu; ama irâdem dışında beni sana zorla bağladılar, sana bağlanmaya mecbur kaldım!” der gibidir.

Sonraki mısralarda bahsettiği üzere: Bülbül, derin bir amaca ulaşmak için kendi elleriyle kendisini güle bağlamıştır; ama şiirde geçen “bağlamışlar” fiilinin eylem yapısına baktığımızda, “Karakoç bülbülü”nü “Mihriban gülü”ne başkaları bağlamıştır.

Bu çelişkiden mütevellit olmalı ki: Başta Musa Eroğlu olmak üzere birçok sanatçı ve sunucu, bağımsız ya da Karakoç’la yaptıkları programda bile “bağlamışım çözülmüyor Mihriban!” demek sûretiyle ilgili mısrâda düzeltmeye gitmiş; ama, Mihriban’ın gerçekte kumral olan saç rengi sarı olmaya da devâm etmiştir.

Başkalarının ancak pamuk ipliği mesâbesindeki bir iple zorla bağladığı zoraki bir aşk; ne derece hakîkat olur ve böyle bir aşk, aşk mıdır ki?

Karakoç, Mihriban şiirinin ilk kıt’asında peş peşe gelen bu iki mısrâda; Mihriban ile de kendi tutkusu ile de uyuşmayan iki temel haksızlık yapmış veyâ gerçeğe aykırı söz söylemiştir.

2)-Mihriban şiirinde; her kıt’anın sonunda “yazılış veyâ anlamı ayrı ve aralarında ses ilişkisi olan fiiller” kullanmaya çalışırken, birinci ve son kıt’ada yer alan çözülmüyor fiilini aynı anlama gelecek şekilde iki kere kullanmıştır.

Her iki mısrada da ilgili fiil “çözme” girişimini ifâde ettiğinden, bu da şiir tekniği açısından bâriz bir hatâdır.

Muhtemelen, şiirleri çabuk yayınlama isteği ile olsa gerek, bu durumu fark etmedi ya da fark etti de sorun olarak görmedi.

(Devam Edecek)

Araştırmacı Yazar Ufuk ERDEM
Araştırmacı Yazar Ufuk ERDEM
Tüm Makaleler

  • 04.03.2026
  • Süre : 3 dk
  • 413 kez okundu

Google Ads