Allah’la beraber başka ilah mı var?
Neml sûresi 60, 61, 62, 63, 64. Âyetlerinde sıkça sorulan bu soruya üç âyette “Allah’dan başka ilâh yoktur” manasında “lâ ilâhe illallah” şeklinde; otuz âyette “ondan başka ilâh yoktur” manasında “lâ ilâhe illâ hû” şeklinde; üç âyette “başka ilâh yok ben varım” manasında “lâ ilâhe illâ ene”; bir de “senden başka ilâh yoktur” manasında “lâ ilâhe illâ ente” şeklinde cevap verilmektedir.
Enbiyâ sûresi 22. Âyette de: “Eğer göklerde ve yerde Allah'tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle göklerin ve yerin düzeni bozulurdu” denmektedir.
Modern ilim ve teknolojiyle anlaşılabilen Kur'an mucizeleri
Mûcize: Âciz bırakan manasındaki “mûciz” kelimesinin isim şeklidir. İnsanları benzerini getirmekten âciz bırakan olağan üstü hadiselere denir.
Mûcize, ilâhi bir hadise olup, peygamberlerden zuhur eder. O yüzden bazı insanların gösterdiği olağanüstü hallere mûcize denmez.
Kur’an Hz. Muhammed’in en büyük mucizesidir. Bizzat Kur’an ayetleri onun bir insan eseri olduğu iddialarına karşı meydan okumaktadır. Allah her peygamberi çağın en yaygın ve en çok gelişmiş konularına dair mucizelerle desteklemiştir. Mükemmel söz dizimi, üslup bütünlüğü, geçmiş ve gelecekten haber vermesi ve geleceğe dair haberlerin gerçeğe dönüşmesi Kur’an’ın Allah’tan bir vahiy olduğunun en kuvvetli delilleridir.
Kur'an'ın geneline bakıldığında kendisine bir bilim kitabı denilemez. Ancak bazı ayetlerin manası bugünkü ilim ve teknoloji sayesinde açığa çıkması onun Allah’tan gelme bir mucize olduğunu apaçık göstermektedir. Bu ayetlerin bir kısmını örnek olarak izah ediyoruz.
Allah’ın Resulü’nün herhangi bir eğitim almadığı Kur’an ve tarih kitapları ittifak halindedir. Ankebût sûresi 4 âyette: “Bundan önce sen hiç kitap okuyan biri değildin ve elinle de yazmıyordun”, Alâ sûresi 6.âyette de “sana okutacağız ve unutmayacaksın” denmektedir. Tevrat’ta geçen hadiselerin Kur’an’da daha tafsilatlı anlatılması, o zamanki ilim ve teknoloji ile bilinmesi mümkün olmayan ancak günümüz ilim ve teknolojisi ile ortaya çıkan astronomik pek çok hadisenin Kur’an’da yazılı olması çok büyük mûcizelerdir.
Zâriyat sûresi 47. ayetinde ''semâ’yı sapasağlam binâ ettik ve genişletmekteyiz'' denmektedir. Bu ifade, hiçbir astronomi eğitimi almamış birinin hem de o zamanın bilgi ve teknolojisi ile bilmesi imkânsız bir bilgidir. Uzayın genişlediği 1920 yıllarında keşfedildi.
Enbiya sûresi 32. Ayetinde “semâ’yı korucu bir tavan yaptık” denmektedir. Atmosferin zararlı ışınlar ve uzayda serbest dolaşan göktaşlarından dünyamızı koruduğu son yüzyılımızda keşfedildi.
En’âm sûresi 125. Âyette: “sıkıntıya boğar, sanki göğe tırmanıyormuş gibi”ifadesi göğe tırmanırken sanki boğulur gibi sıkıntı çekileceğini anlatmaktadır. Uzaya çıkmaya çalışanların bilebileceği bu durumun Resulullah tarafından bilinmesi o zamanın bilim ve teknolojisiyle mümkün değildi.
Nur sûresi 40. Âyette: “engin denizlerin karanlıklarından, üzerinde bir dalga, altında da bir dalga”dan bahsedilmektedir. Denizlerin karanlıkları, alt alta dalgaları ancak günümüz ilim ve teknolojisiyle keşfedilmiştir.
Yâsin suresi 38. âyette güneşin kendi istikrar bulacağı yere akıp gitmekte olduğu ifade edilmektedir. Güneşin kendi galaksisinde etrafındaki uydularla akıp gittiği yine son yüzyılımızda anlaşılmıştır. Aynı sûre’nin takip eden 39. Âyetinde ayın kendisine tayin edildiği menzillerde yani yörüngelerde döndüğü, bir sonraki âyetinde ise güneşin ay’a çarpmasının mümkün olmadığı yazılmaktadır. 1416 sene önceki ilim ve teknoloji ile bu gerçekleri hiçbir beşerin bilmesi mümkün değil idi.
Hadid sûresi 25. Âyette “ve enzelâ’l hadidi” (demiri inzal ettik, yani indirdik) denmektedir. Bugünkü bilim ve teknoloji, demir elementinin dünyaya ait olmadığını, dışarıdan geldiğini, indirildiğini ispat etmiştir. Bu durumu Kur’an’ın indirildiği zamanda o zamanın bilim ve teknolojisi ile bilinmesi mümkün değil idi.
Nûh sûresi 16. âyetinde kamer’in nûr yani yansıtıcı, güneşin ise sirâc yani kandil, ışın ve ısı kaynağı olduğu; Yûnus sûresi 5. Âyetinde, güneşin ziyâ, ay’ın sadece nûr yani yansıtıcı olduğu belirtilmektedir. Güneşin ısı ve ışık kaynağı olduğu, Ay’ın ise ısı ve ışık kaynağı olmayıp, güneşin ışığını yansıttığı daha yeni ispat edilmiş astronomik bilgilerdir.
Kur’an’ın geleceğe dair haberlerinin doğru çıkması
Rum suresinin 2 ve 5. Âyetlerinde, “Rumların yakın bir yerde yenildikleri, fakat birkaç yıl içinde galip gelecekleri, Allah'ın (Rumlara) zafer vermesiyle müminlerin sevinecekleri” yazılıdır. Rum sûresinin, Mekke’de Romalılar yenildikten sonra 618 yılında indiği kabul edilmektedir. Antik Çağın son büyük Pers hanedanı olan Sasani orduları 610 yılında Fırat nehrini geçerek, yeni İmparator Heraklius’un barış isteklerini dinlemeden Antakya ve Şam’ı almadılar. 614‘de Kudüs’ü fethederek Hristiyanların “Kutsal Haçını”da ele geçirdiler. 619’da Mısır’ı da alıp 626 yılında Avarlarla beraber İstanbul önlerine dayandılar. Romalıların yenilip, Sasaniler’in 614‘de Kudüs’ü aldıkları haberi Mekke’ye ulaşınca, kendileriyle alay eden müşriklerden Ubey bin Halef ile Hz. Ebubekir, üç sene içinde Romalıların galip geleceğine dair 10 deve üzerine bahse girdiler. Ubey bin Halef bahsi kabul etti. Hz. Ebubekir bu bahsi Resulullah’a söyledi. Allah’ın Resulü âyette geçen “bıd’i sene” tabirinin 3-9 seneyi kastettiğini belirterek “deveyi de artır, süreyi de” deyince Ubey bin Halef ile 9 sene karşılığında 100 deveye bahsi değiştirdiler. Bu arada ölen olursa varislerinin ödemesini de karşılıklı taahhüt ettiler. Romalılar, dokuz sene içinde toparlanarak 627 yılında Sasanilerin ana ordusunu Ninova’da kesin yenilgiye uğrattılar ve hükümdarı II. Hüsrev’i de tahtından indirip öldürdüler. “Kutsal Haçın”kalıntıları bile ele geçirildi. Heraklius onunla birlikte ganimetleri İstanbul’a götürdü.
Hz. Ebubekir, Bedir savaşında ölen Ubey bin Halef’in vârislerinden 100 deveyi aldı. Kur’an’ın geleceğe dair verdiği haberin dosdoğru çıkması Kur’an’ın mucizelerindendir. Resulullah’ın, İslâm dininin doğuda ve batıda yayılacağını, Konstantiniye’nin alınacağını bildirmesi de onun mûcizelerindendir (Buhâri, Menâkıb,25).
Allah Resulünün amcası Ebû Leheb ve eşinin cehennemlik olduğu hakkında inen Tebbet sûresi, risaletin ilk yıllarında inmesine rağmen, Ebû Leheb’in Bedir savaşından birkaç gün sonra ölmesine kadar iman etmemesi de Kur’an’ın mucizeleri arasındadır. Ebû Leheb, Kur’an’ı yalancı çıkarmak için bile “ben Allah’a da sana da iman ettim” diyemedi.
Kur’an’ı insan yazmış olabilir mi ?
İsra sûresi 88. Âyette, “insanların ve cinlerin bir araya gelseler bile gene de onun benzerini bile getiremeyeceklerine and” içilmektedir. Gerçekten indiğinden bugüne kadar bu iddia bir türlü gerçekleşmemiştir. Nisa sûresi 82. Âyette ise; “Allah’tan başkası yazmış olsaydı onda pek çok ihtilaf bulunurdu” denmektedir. Nitekim bu gerçeği her yazar görmektedir. Yazılan her kitap defalarca kontrol edilse bile hatasız olmamaktadır. Ancak Bakara sûresi ikinci âyetinde belirtildiği gibi: “onda hiçbir hata yoktur”. Bütün bu ayetlerle beraber, indirildiği tarihten sonraki verdiği haberlerin hepsinin aynen çıkması, insan eliyle yazılmış olmasının imkânsız olduğunu göstermektedir.
Allah bizi niye yaratmıştır? Allah bu kadar kötülüğe niye razı oluyor?
Zariyat sûresi 56. Âyette Allah’ın cinleri ve insanları kendisine ibadet etmeleri için yarattığı yazılmaktadır. Resulullah’ın amcaoğlu İbn Abbas’a “ibadet etmeleri için” manasına gelen “li ya’budûn” kelimesindeki ibadetin ne manaya geldiği sorulduğunda: “li ya’rifûn” diyerek, “bilsinler” diye tefsir etmiştir. Bu tefsirden Allah’ın bizi, kendisini bilmemiz için yarattığını anlıyoruz. Bir adım sonrasında Allah, Zumer sûresi 14. Âyette: “ey ibadet eden kullarım benden sakının” diye emretmektedir. Yine çeşitli âyetlerde “Allah’a firar edin”, “Allah’a sımsıkı sarılın”, “Allah’ın boyası ile boyanın” emirleri ile yaratılış gayemize yön verilmektedir. Mülk sûresi 2. Âyette: ”Hanginizin daha güzel iş yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır” diyerek iyi ve güzel işler yapmamızı istemektedir. İnsanların yaratılış sebebini unutarak veya hiçe sayarak işlediği cinayetlerden, yaptıkları her türlü hırsızlık, rüşvet gibi kötülüklerin hiçbirinden Allah razı değildir. “Ma’rûfu (İyiliği) emretmek, münker (kötülük)’ten men etmek” emriyle bizim de razı olmamamızı istemektedir.
Tevbe sûresi 67. âyette münafıkların “kötülüğü emredip, iyiliği men ettikleri, çok cimri oldukları, Allah’ı unuttuklarını, Allah’ın da onları unutacağı”; 68. Âyette ise “ onlara orada ebedi kalacakları cehennem ateşinin va’d edildiği” belirtilmektedir.
Aynı sûre’nin 71 ve 72. âyetlerinde ise “Mü’min erkekler ve mü’min kadınların birbirlerinin dostu oldukları, iyiliği emredip, kötülükten men ettiklerini, namaz kılıp, zekât verdiklerini, Allah ve Resûlünü sevdikleri, içinde ebedî kalacakları altından ırmaklar akan cennetlerin va’d edildiği” belirtilmektedir.
Günümüz dünyasında Filistin ve Doğu Türkistan'da yaşayan Müslümanların zulüm altında inlemesinin tek sebebi iki milyar müslümanın Allah’ın emrine rağmen sessiz kalmalarıdır. Maalesef Hristiyanlar, Müslümanlardan daha çok Filistinlilere sahip çıkmaktadırlar.