Site İçi Arama

dinfelsefe

Bir Yeniden Doğuş Hikayesi

Batılı düşünür Nietzsche’nin "Kendi kaderini sev" dediği noktada, bizim topraklarımızın sesi Mevlâna devreye girer ve "Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım" der. Yani geçmişin pişmanlıklarına veya başkalarının kurallarına takılıp kalmadan, bugün kendi kararlarımızı vermeliyiz.

​Bugüne kadar kaleme aldığım yazılarımda dünyayı, milletlerin kaderini tayin eden toprak ve strateji dengelerini, coğrafyanın sunduğu imkânları ve devletlerin bu zemin üzerinde gerçekleştirdikleri hamlelerini hep bir strateji uzmanı dikkatiyle, dışarıdan bir gözle inceledim. Okumadan yazı yazma eyleminin içinin ne denli boş olacağını hepimiz biliriz. Yazarken, okumakla bağımın daha da arttığını biliyorum. Fırsat buldukça okuyorum. Geçenlerde okuduğum "Nietzsche Ağladığında" kitabıyla kurduğum temas, zihnimde yıllardır biriktirdiğim fikirleri adeta bir akıl süzgecinden geçirerek beni kendimi yeniden kurmaya zorladı. 

Bir askerin disipliniyle bir araştırmacının merakını harmanladığım bu yolculukta anladım ki, asıl büyük meydan muharebesi dışarıdaki cephelerde değil, insanın kendi iç derinliklerinde yaşanıyormuş. ​Bu yazıyı kaleme almamın temel nedeni, bunca yıllık bilgi birikimimin ve hayat tecrübemin ışığında, insanın dış dünyayı fethetmeden önce kendi ruhunu keşfetmesi gerektiğini yeniden ve ama çok derinden anlamış olmamdır. 

Strateji sadece ordular veya devletler için değildir, bir insanın kendi yaşamını, tutkularını ve korkularını yönetmesi de başlı başına bir kurmaylık işidir. Okuduğum bu eser, bana sadece bir hikayeyi anlatmadı, bana bugüne kadar yazdığım yüzlerce sayfayı kendi ruhumun imbiğinden geçirerek yeniden yorumlamam için bir fırsat verdi. Bilginin sadece satırlarda kalmaması, ete kemiğe bürünüp bir yaşam rehberine dönüşmesi için yazmaya devam etmem gerektiğini bana bir kez daha hatırlattı.

​Hepimiz dünyalık malların, mevkilerin veya başkalarının hakkımızdaki düşüncelerinin peşinde koşuyoruz. Ama bir bakıyoruz ki, sahip olduğumuzu sandığımız onca eşya esasında bize, benliğimize hatta ruhumuza sahip olmuş. Sosyal medyada başkalarından beğeni beklemek, aslında ruhumuzu başkalarına esir etmek demekmiş. 

Batılı düşünür Nietzsche’nin "Kendi kaderini sev" dediği noktada, bizim topraklarımızın sesi Mevlâna devreye girer ve "Dün dünde kaldı cancağızım, bugün yeni şeyler söylemek lazım" der. Yani geçmişin pişmanlıklarına veya başkalarının kurallarına takılıp kalmadan, bugün kendi kararlarımızı vermeliyiz. Yunus Emre’nin dediği gibi, asıl mesele çok kitap okumak değil, kendini bilmektir. Kendini tanımayan insan, en büyük bilgiyi bile taşısa, içi boş bir kap gibidir.

​Öte yandan şöyle de bir gerçekliğimiz var. Günümüzde her birimizin etrafında yüzlerce tanıdıklarımız, ahbabım dediklerimiz var ama canımız yandığında, çok sıkıldığımızda kapısını çalacak gerçek bir dost bulmakta zorlanıyoruz. Çünkü her birimiz maalesef maskelerle yaşıyoruz. Oysa gerçek özgürlük, hatalarınla ve acılarınla ben buyum diyebilme cesaretidir. Bilim insanımız Cahit Arf’ın dediği gibi, "bir şeyi anlamak, onu çözmektir." Kendi içimizdeki korkuları ve yalanları çözmeden, dış dünyadaki sorunları halledemeyiz.

​Hayat bir yolculuktur ve bu yolculukta başkasının çizdiği haritayı kullanırsanız, hiçbir zaman kendi evinize varamazsınız. Başkalarının alkışları için değil, kendi doğrularınız için yaşayın. Unutmayın ki, kendi hayatını yaşamaya cesaret edemeyenler, sadece başkalarının hayatını uzaktan izleyen birer seyirci olarak kalırlar. Gelin, hayatlarımızın figüranları değil, başrol oyuncuları olmaya bakalım. 

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 12.05.2026
  • Süre : 2 dk
  • 367 kez okundu

Google Ads