Site İçi Arama

dinfelsefe

Geçmişimizle Barışmak Neden Gereklidir?

Geçmişi reddetmek daha iyi bir gelecekten vazgeçmektir. İnsan geçmişinin bir ürünüdür. Geçmişini her insan olgunlukla, her ne yaşandıysa kendi kimliğinin bir parçası olarak kabul etmeli, geleceğinin onun üzerinde yükseldiği bilmelidir.

Sorunların çözümünün en belirleyici anahtarı bence "Geçmişle Barışmak"tır. Aslında geçmişinizin kodlarını çözdüğünüz de, Bugünkü yaptıklarınızın veya yapacaklarınızın aynısını görebilirsiniz. Roma döneminden kalma Bazilikalar da bir kilit taşı bulunurdu. Bu kilit taşı yerinden söküldüğünde o yapı çökerdi. Aynı bu Roma dönemi Bazilikaları gibi insanın da geçmişi silindiğinde olduğu yerde çöker ve geleceğe doğru artık yürüyemez. Çünkü onu ileriye doğru yürüten geçmişidir, bir anlamda kendine has özel tarihidir. 

Aslında hepimiz geçmişlerimizde ne yaşadıysak oyuz! Geçmişimiz bizim kişiliğimizdir. Yanlışıyla doğrusuyla, yaşadıklarımızdan akılda kalan şeye ‘kendimiz’ diyoruz. Kötü yaşananları reddetmekle değişmiyoruz. Aksine, kötü yaşanmışlıkların tekrar edilmesine zemin hazırlıyoruz. Hataları unutmak almamız gereken dersten feragat etmek demektir. Geçmişi reddetmek daha iyi bir gelecekten vazgeçmektir. İnsan geçmişinin bir ürünüdür. Geçmişini her insan olgunlukla, her ne yaşandıysa kendi kimliğinin bir parçası olarak kabul etmeli, geleceğinin onun üzerinde yükseldiği bilmelidir.

Hayatla, diğerleriyle ve kendi rollerimizle bağ kurarken geçmişi ve geleceği de gözden kaçırmamalıyız. Ben geçmişiyle barışık bir insan olarak, geçmişimizle barışmak, yaşadıklarımızı kabullenip bağ kurmaya odaklanmak istiyorum. Benim yazılarımı okuyanlar bilirler, yazılarımın çoğunun temeli insanı koyuyorum. Zaten yazıların bir amacı de birbirimizle ve iç dünyamızla iletişim kurmak değil midir? 

İnsanın iç dünyasında iyiliğe ve kötülüğe dair ne varsa aralarında köprüler kurulur. Bu köprüler, geçmişle barışmak için gereklidir. Geçmişimizle barışık bir şekilde bir bütün olarak hayatımızı yaşamaya devam etmek, geçmişimizle bağımızı koparmadan yaşamaktır aslında. 

Sürekli geçmişimizi hatırlamak veya özlemek, geçmişi aklımızda sürekli yeniden canlandırma sarmalıyla boğuşmamıza neden olur. Kafamızın içinde aynı kısa filmi döndürüp duran youtube uygulaması gibi bizi yorar, aynı yere takılıp kalmamıza neden olur. Geçmişte yapılan hataları düşünmek çoğu zaman beraberinde pişmanlıkları, keşkeleri getirir. Geçmişe takılıp kalınırsa, içinde bulunulan an kaçar. Kaçırılan anlar anlar da bir gün geçmiş olur. Onlar için de aynı şeyler yaşanmaya devam edilir. Böyle bir döngü içerisine girildiğinde, geçmişle barışmadan geleceğe adım atmak neredeyse imkânsız hale gelir. Geçmişle barışmadan hakiki bir gelecek inşa edilemez.

Geçmişi yazan olarak algıladığımız tarih, bir bakıma geride değildir. Tarih bizimle devam eden, yaşam denen şeyin içerisinde her ne yaşıyorsak onları not eden bir bizler için bir yol arkadaşıdır. Yol arkadaşımızın yazacakları, yaşananlar ve yaşanacaklarla bağlantılıdır. Zamanın akışını tam manasıyla henüz çözemeyen insanoğlu, yaşadıklarını geçip gitmiş gibi değerlendirmemelidir. Zamanı bir düz çizgi görmek, çizgisel ilerleme sanmak, ancak bir yanılgıdan ibarettir. Evrende lafı bile edilmeyecek küçüklükte hayatlarımız var, hayat akışlarımız geçmiş, bugün ve gelecek olarak devam etmektedir. Gerçekten de kâinatta çok kısa bir ömrümüz olduğunu her birimiz fark ediyoruz, kabullenmek durumunda kalıyoruz. 

Geçmiş ve gelecek olgularına baktığımızda, bizler yaşam yolculuğuna devam ederken, geçmiş biterken gelecek başlamaktadır. Gelecek dediğimiz şey anında geçmiş olmakta ve yeni gelen geleceğe yer açmaktadır. Bu devinimi anlamak önemlidir. Aslında geçmiş ve gelecek aynı şeydir, hatta ikisi birlikte sadece bir andır, yaşadıklarımız ise anılarımız. Bizim geçmişimize bağlıyız, tıpkı geçmiş ve geleceğin birbirine bağlı olması gibi bağlıyız. 

Yaşamda gelecek geçmişten temelini alır. Geleceği görmek geçmişin tahliliyle mümkün olabilir. İyi bir tahlil için de öncelikle geçmişi her şekliyle, günah ve sevaplarıyla kabul etmeliyiz. Ancak modern zamanların çarpık tarih anlayışıyla, geçmişlerimizden bizleri koparmak isteyen tüketim kültürüyle bunu yapamayız. Çünkü küreselleşme bizlerin bütünü görmesinin önünde adeta doğal bir engeldir. Modern hayatın göz bağlarını çözmek için uğraşmak gerekir. Parasal düzenin arkasındakini, gerçekte yaşananları görmeliyiz. Bu da bireysel hayatların önyargısız şekilde kabulü ve daha sonra korkusuz bir tarih anlayışıyla geleceğin yaşanmasıyla mümkün olabilir. 

Şurası muhakkaktır ki hatalarınızdan ders almadıkça aynı hatayı yapmaya devam ederiz. Bu durum insan için geçerli olduğu kadar insanlık için de geçerlidir. Şöyle bir tarihe baktığımızda hata görmek zordur. Çünkü başarıları yazmış, hataları göz ardı etmişizdir. Sadece mağlup devletlerin hataları kaydedilmiştir. Hatalar hep başkasına ait olunca insan kendisi için gerekli olan dersi çıkaramamıştır. Bir açıdan ders alınmadığı için tarihin tekrardan ibaret olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlık tarihinin bir yok ediş ve yok oluş tarihi olduğunu düşünürsek geçmişi unutmaya çalışmak, ya da sadece bir kısmını dağarcığımıza alıp gerisini bırakmak bizler için gelecekte acı sonuçlar doğurabilir. 

O nedenle, şimdiki aklım olsa demeden yaşamanın yolunu bulmak her insan için önemlidir. Buraya kadar yazdıklarım benim kendi yaşam akışımdan çıkarımlarımdır. Yazdıklarım ve size ilettiklerim, hayatın bana gösterdikleridir. Yazma isteğimin kaynağı ise sizlerden aldığım güzel yorumlar, cesaretlendirici sözlerdir.

Geçmişte yapılan hatalardan duyulan pişmanlık için ‘şimdiki aklım olsa…’ diye bir cümle kurulur. Geçmişte olan olmuştur ve biz veya bir diğeri hata yapmıştır. Bizim o hataları tekrar tekrar hatırlamamız, bize geçmişte yapılan o hatayı düzeltme şansı vermez. Yapılacak en güzel şey geçmişimizi kabul etmek, kendimizi ve bize karşı hata yapanları zor da olsa affedebilmektir. Bunu her şeyden önce kendi ruh sağlığımız için yapmamız gerekir. Bunu yapmak o kadar da kolay değildir. Profesyonel destek almak, bir psikoloğa gitmek gerekebilir. Ruh sağlığı uzmanları bizleri geçmişimizde kendimizin yarattığı ama bir türlü içinden çıkamadığımız bataklığımızı kurutmak için vardır. Bu bataklığı işin uzmanıyla birlikte ancak yine kendimizin gayretiyle kurutabileceğimizi bilelim. Geçmişimizin olumlu tecrübeleri haricindekileri bataklıkta bırakıp, yolumuza devam edelim derim. Heybelerimiz mazinin ağırlık yapan kaba taşlarıyla değil, gelecek için umut olarak taşıdığımız elmaslarla, yakutlarla dolu olsun ki kendimize değer vererek yaşamaya devam edebilelim, bize değer verildiğini hissedebilelim.

Saygı dolu sevgiyle kalın. 

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 23.10.2022
  • Süre : 4 dk
  • 1735 kez okundu

Google Ads