Site İçi Arama

dinfelsefe

Gurbet Hepimizin İçinde Bir Yaradır

Gurbeti içinde yaşamaksa, onu yaşayan insanların kendileriyle baş başa kalmalarıyla başlar. Onlar ya kendilerini çevreden ya da çevreyi kendilerinden soyutlarlar.

İnsanın konuşmasından gülmesine, bakışından jestlerine, duruşundan yürüyüşüne kadar neredeyse her durumda komik olan anlar vardır. Kendi doğallığının dışındaki birçok uyumsuz durum insana gülünesi bir şey gelir. Bazı şeyler birileri için can sıkıcı veya trajik olurken başkaları için kahkaha atmaya sebep olabiliyor. Dolayısıyla mizah için kesin bir tanım yapmak mümkün değildir. 

Bir şeyi komik bulup gülmek, insanları birbirine yaklaştıran, öfkeyi dağıtan, sıkıntıların ve stresin hafiflemesine yardımcı olan çok güçlü bir araçtır. Belki de bu yüzden Anadolu toprakları eğlenceli insanlarla doludur. Üzerinde biraz düşününce her durumun ardındaki kurnazlığı, pratik zekâyı, stresten kurtulma yöntemlerini ve zorluklarla dolu hayatın nasıl yaşanılır hale geldiğini hep birlikte görüyoruz ve başka bir ülkede yaşayamam diyoruz. En azından ben böyle diyorum. 

Türk insanının hayatında en kaba davranıştan en ince espriye kadar, hatta birbiri ile uyum içindeymiş gibi görünen olaylardaki çelişkilerin birdenbire ortaya çıkması ile eğlenceli durumlar meydana gelir. Bizim insanlarımızın halleri biraz benim baktığım bakış açısından böyle gözüküyor. O yüzdendir ülkemin insanını severim. 

Bu arada gurbet duygusunun insanı nasıl etkilediğini çok iyi biliyorum. Gurbet, sözlük anlamı olarak yerinden, yurdundan ayrılmak, anadan, babadan, yardan, dostlardan uzakta kalmak manalarına geliyor. Gurbet; sevdiklerimizin, tanıdıklarımızın, derdimizi anlayanların, duygularımızı paylaşanların, dilimizi konuşanların yanından zorunlu bir ayrılışı ifade ediyor. Oysa öyle midir gurbet? Sadece araya giren maddi mesafelerle mi ölçülür? Onu yaşamanın bir başka şekli yok mudur, başka şekillerde de tarif edilemez mi? 

Örneğin gurbet hasrettir, aynı zamanda; evinde de yurdunda da gurbette olmaktır belki. Evinde, yurdunda gurbette olmaksa, herhalde kişinin yalnız başına kalıp, kendi iç aleminde duyulan yalnızlık, kendi kendine çekilen, kafa yorulan, düşündükçe de acı veren bir hasrettir. Yalnızlıkta çekilen acıdır. Bir de gurbeti içinde yaşamak vardır. Gurbeti içinde yaşamaksa, onu yaşayan insanların kendileriyle baş başa kalmalarıyla başlar. Onlar ya kendilerini çevreden ya da çevreyi kendilerinden soyutlarlar. 

Gurbeti içinde yaşayanlar için bu hayat biraz ızdırap biraz da tek başınalığın getirdiği saadet kaynağı olabilir. Yine de genel manada gurbet yüreğinde acı çekmektir, kaybedilenleri düşünmektir, onlardan ayrı kalışı, geçmişte beraber geçirdiğiniz hoş vakitleri bir film şeridi gibi gözlerinin önünde yaşamaktır. Gurbet biraz da gözlerin dolmasıdır. Önce göğsünün daraldığını hisseder, kalbi burulur, burnunun direği sızlar. Göz kapakları arasında biriken yaş, gönül kırıklığı gibi, kırık cam parçaları parlaklığındadır. O yaşlar mercek olur, gezer mazi üzerinde, ümit verir, oradan bakar geleceğe, yakınlaştırır insanı kendi geleceğine. 

Geçmişle geleceğin birbirine bu kadar yakın ama bir o kadar da uzak oluşu vuslatın çok zor olacağını insana ister istemez düşündürür. İşte kalbin bu hüznü, onu geçmişine ve bazen de geleceğine gurbet kalmasına yol açmıştır. Gurbet artık onun içindedir. İşte gurbet bu acı, bu bekleyiş, bu yalnızlıktır. Gurbeti dışarda aramaya gerek yok, o hep bizimledir, içimizdedir. 

Saygı ve sevgiyle

Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Araştırmacı Yazar Mustafa Orhan ACU
Tüm Makaleler

  • 31.01.2024
  • Süre : 3 dk
  • 650 kez okundu

Google Ads