Suyun Hafızası Üzerine
Mitolojilerde su, her zaman başlangıçtır. Hayat onun içinden doğar, sonra tekrar ona karışır. İnsanlar doğar, büyür, unutulur; oysa nehir aynı nehir olarak kalır. Akan şeyse sudan çok zamandır.
Su berraktır çünkü saklayacak bir şeyi yoktur sanırız. Oysa belki de bunun tam tersidir. Berraklık, her şeyi taşıyabilme cesaretidir aslında. Üzerindeki gökyüzünü, kıyısına yaslanan şehirleri, üstüne yansıyan yüzleri su görür, duyar ve susar. Bu suskunluk, hafızasının çalışma biçimidir. Konuşmamak, sanılanın aksine unuttuğu anlamına gelmez; bu, her şeyi olduğu gibi kabul ettiğini gösterir.
Mitolojilerde su, her zaman başlangıçtır. Dünyadan önce vardır; dünyaya rağmen kalır. Karanlıktan ilk ayrılan, biçimsizliğe ilk sınırı çizen odur. Hayat onun içinden doğar, sonra tekrar ona karışır. Bu yüzden su, hayatın ağabeyi gibidir: Herkesten önce gelir, herkesi geride bırakır. İnsanlar doğar, büyür, unutulur; oysa nehir aynı nehir olarak kalır. Akan şeyse sudan çok zamandır.
Hamburg’da Elbe kıyısında yürürken bunu daha net hissedersiniz. Elbe, sadece bir nehir değildir; şehrin omurgasıdır. Limana yanaşan gemiler, kıyıda bekleyen vinçler, rüzgarla birlikte gelen tuzlu hava… Hepsi Elbe’nin etrafında anlam kazanır. Nehir, şehri ikiye ayırmaz; aksine, onu bir arada tutar. İnsanların sabah işe giderken üzerinden geçtiği köprüler, akşam eve dönerken durup baktıkları korkuluklar hep Elbe’ye açılır.
Kıyıya yaklaştığınızda, demir parmaklıklarda asılı kilitleri fark edersiniz. Bazıları yeni, bazıları pas tutmuş; isimler silinmiş, tarihler okunmaz hale gelmiştir ama her şeye karşın kilit oradadır. Bir zamanlar iki kişinin elinde kapanmış, anahtarı suya bırakılmıştır. Anahtar Elbe’nin içine düşerken bir ses çıkarmamıştır belki ama nehir bunu fark etmiştir çünkü su, en sessiz anların bile tanığıdır.
Avrupa şehirlerinde, özellikle nehir ve köprü kenarlarında kilit takma geleneği boşuna doğmamıştır. Köprüler geçiştir; nehirler süreklilik. İki insan, ilişkilerinin tam ortasında, geçici olanla kalıcı olanın kesiştiği yerde durur. Kilidi kapatır, anahtarı suya atar. Bu, “geri dönüş yok” demekten çok, “bu söz artık bize ait değil” demektir. Söz, suya teslim edilir. Sonsuzluk fikri de tam burada başlar.
Öte yandan Elbe’nin kıyısında zaman farklı akar. Nehir, şehrin gürültüsünü yumuşatır. İnsanlar banklara oturur, konuşmadan yan yana durur. Bazen iki yabancı bazen yıllardır birlikte olan çiftler… Su, birliktelik duygusunu dayatmaz ama mümkün kılar. İnsanlara yan yana olmayı öğretir. Tıpkı akıntı gibi: Her damla ayrı yerden gelir ve aynı yöne doğru ilerler.
Su arındırır derler; evet. Ama arındırmak, silmek değildir. Su kiri alır, özü bırakır. Bu yüzden berraktır. Pamuk gibi yumuşak bir gücü vardır; sert değildir ama vazgeçmez de. Elbe, yüzyıllardır aynı yatakta akarken, kıyısındaki her şeyi değiştirir. Taşı, metali hatta hatıraları ama yok etmez; dönüştürür.
Belki de insanlar, suyun yanında dururken bunu sezgisel olarak bilir. En derin düşünceler insanın aklına su kenarında gelir, en zor sözler suya bakarken söylenir çünkü su, zamandan daha büyük bir şeye işaret eder: Geçici olan biziz; tanık olan odur. Kilitler paslanır, şehir değişir, insanlar gider ama Elbe akmaya devam eder. Belki de bu yüzden, sonsuzluğu hayal etmek isteyen herkes, önce bir nehrin kıyısına gider.
İnsan, Elbe’nin kıyısında dururken şunu fark eder: Sonsuzluk, korkutucu bir boşluk değil; geniş bir imkandır. Su, hiçbir şeyi aceleye getirmez. Bekler, taşır, dönüştürür. Kilitlerin anahtarı suya atıldığında, aslında bir kapanış değil, bir açılış, başlangıç yaşanır. Bilinir ki su, yük olmak için değil, taşımak için vardır. İnsanlar gider, şehirler yenilenir, zaman kendi yoluna devam eder ama nehir, her yeni güne aynı sabırla uyanır. Aşk da belki böyle bir şeydir: Kendini bir akıntıya bırakmak, karşı kıyıyı zorla fethetmek yerine suyla birlikte ilerlemek. Ve su, her seferinde, sessizce ama kararlılıkla fısıldar: Devam etmek mümkündür.
- 12.01.2026
- Süre : 2 dk
- 472 kez okundu